„ Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm! Bismillâhirrahmânirrahîm! “.
„ Sığınırım Allâh’a, şeytanın ‘şerrinden’ ki, taşlanmıştır (merhametinden uzaklaştırılmıştır)!*
>7:200, 15:34, 16:98<
Allâh adına… Ki, sonsuz şefkatle merhamet edendir; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir! “.
24:1 Sûratun enzelnâhâ ve faradnâhâ ve enzelnâ fîhâ âyâtin beyyinâtin leallekum tezekkerûn (tezekkerûne).
‘Bu bir’ sûredir ki, Biz indirdik onu ve artık farz ettik onun ‘hükümlerini’! Ve indirdiğimiz ondaki ayan beyan âyetleri ‘hakikat bilgisini’,* belki hatırda tutarsınız!
>2:2, 7:52, 10:38, 10:57, 16:102, 17:82, 17:106, 26:192, 26:193, 26:194, 26:195<
24:2 Ez zâniyetu vez zânî feclidû kulle vâhıdin min humâ miete celdetin ve lâ te’huzkum bi himâ ra’fetun fî dînillâhi in kuntum tu’minûne billâhi vel yevmil âhır (âhırı), vel yeşhed azâbehumâ tâifetun minel mu’minîn (mu’minîne).
Zina yapan kadın ve zina yapan erkeği (evli bekar) öyle ki, kırbaçlayın her birini onlardan yüz (deriye tesir eden) celde ‘ile’! Ve almasın sizleri, onlara ‘karşı’ merhamet ki, dînini ‘İlâhî esaslarını’ Allâh’ın, ‘uygulamaktan’! Eğer ‘samimi’ inanıyorsanız Allâh’a ve âhir ‘son’ güne. Ve şahit olsunlar azaplarına, inançlılardan bir tayfa!
24:3 Ez zânî lâ yenkihu illâ zâniyeten ev muşriketen vez zâniyetu lâ yenkihuhâ illâ zânin ev muşrik (muşrikun), ve hurrime zâlike alel mu’minîn (mu’minîne).
Zina yapan erkek, nikâhlayamaz zina yapan kadın dışında! Veya ‘Allâhû Teâlâ’ya’ ortak yakıştıran kadından! Ve zina yapan kadın, nikâhlayamaz zina yapan erkek dışında! Veya ‘Allâhû Teâlâ’ya’ ortak yakıştıran erkekten! Ve haram ‘caiz olmaz’ bu ‘samimi’ inananlara!*
>4:15, 4:16, 4:17, 16:90, 24:2, 24:3, 24:4, 24:5, 29:45<
24:4 Vellezîne yermûnel muhsanâti summe lem ye’tû bi erbeati şuhedâe feclidûhum semânîne celdeten ve lâ takbelû lehum şehâdeten ebedâ (ebeden), ve ulâike humul fâsikûn (fâsikûne).
Ve o kimseler ki, ‘zina suçu’ atanlar (tanınan, bilinen) iffetli bayanlara,* sonra da getiremezler dört şahitler;* öyle ki, kırbaçlayın onları 80 (deriye tesir eden) celde ‘ile’! Ve kabul etmeyin onların şahitliklerini ebedîyen! Ve işte onlar… Onlar, fesatlardır.
>4:24, 4:25, 24:23, 33:59<
>4:15, 17:36, 24:4, 24:11, 24:12, 24:13, 33:58, 49:6, 49:12<
24:5 İllellezîne tâbû min ba’di zâlike ve aslehû, fe innallâhe gafûrun rahîm (rahîmun).
Müstesnadır o kimseler ki, tövbe ettiler işte bunun ardından ve ‘gidişatı’ düzelttiler. O hâlde şüphesiz ki Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır;* inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!
>4:48, 5:39, 15:49, 17:25, 20:82, 25:71, 28:16, 39:53<
24:6 Vellezîne yermûne ezvâcehum ve lem yekun lehum şuhedâu illâ enfusuhum fe şehâdetu ehadihim erbeû şehâdâtin billâhi innehû le mines sâdıkîn (sâdıkîne).
Ve o kimseler ki, ‘zina suçu’ atanlar eşlerine; ve olmadı onların şahitleri, kendilerinden başka. Ki o hâlde şahitliği, onlardan ‘her’ birinin, dört şahitlikler ‘adına, yemin etmesidir’ Allâh’a ki, doğrusu o, mutlaka samimilerdendir!
24:7 Vel hâmisetu enne la’netallâhi aleyhi in kâne minel kâzibîn (kâzibîne).
Ve ‘yeminin’ beşincisi, Allâh’ın lâneti, kendi üzerine olmasıdır ki, eğer olduysa yalancılardan!
24:8 Ve yedraû anhel azâbe en teşhede erbea şehâdâtin billâhi innehu le minel kâzibîn (kâzibîne).
Ve savar ondan ‘kadından’ azabı ki, şahitliğe dört şahitlikler ‘adına, yemin etmesiyle’ Allâh’a ki, doğrusu o ‘koca’, mutlaka yalancılardandır!
24:9 Vel hâmisete enne gadaballâhi aleyhâ in kâne mines sâdikîn (sâdikîne).
Ve ‘yeminin’ beşincisi, Allâh’ın gazabının, kendi üzerine olmasıdır ki, eğer olduysa ‘kocası’, samimilerden!
24:10 Ve lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu ve ennellâhe tevvâbun hakîm (hakîmun).
Ve ‘birde’ olmasaydı Allâh’ın liyakati, üzerlerinize ve bahşetmesi, bağışlaması, merhametle esirgemesi! Ve ‘bilin’ Allâh’ın, itaate dönenin tövbesini kabul eyleyen, cezadan vazgeçen;* âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmeden; olduğunu!
>4:48, 5:39, 15:49, 17:25, 20:82, 25:71, 28:16, 39:53<
24:11 İnnellezîne câû bil ifki usbetun minkum, lâ tahsebûhu şerren lekum, bel huve hayrun lekum, li kullimriin minhum mektesebe minel ism (ismi), vellezî tevellâ kibrehu minhum lehu azâbun azîm (azîmun).
Muhakkak o kimseler ki, geldiler iftirayla, sizlerden bir ekip. Sanmayın onu ki, şerdir sizlere; yok o, en hayırlısıdır sizlere! Onlardan her bir kişinin kazandığı şey ‘vardır’ günahtan. Ve o ki, döndürene onlardan, onun büyüğünü… Onadır, büyük azap!
24:12 Lev lâ iz semi’tumûhu zannel mu’minûne vel mu’minâtu bi enfusihim hayran ve kâlû hâzâ ifkun mubîn (mubînun).
Oysa ki, işittiğiniz zaman onu, zan etselerdi inançlı erkekler ve inançlı kadınlar* nefslerinde en hayırlısını ve deselerdi ki: „ Bu apaçık iftiradır! “.
>4:15, 17:36, 24:4, 24:11, 24:12, 24:13, 33:58, 49:6, 49:12<
24:13 Lev lâ câû aleyhi bi erbeati şuhedâ (şuhedâe), fe iz lem ye’tû biş şuhedâi fe ulâike indellâhi humul kâzibûn (kâzibûne).
Oysa ki, gelmelilerdi ya ona dört şahitlerle. Ne var ki, getiremedikleri zaman şahitler ki, bu yüzden işte onlar Allâh’ın katında, yalancılardır!*
>4:15, 17:36, 24:4, 24:11, 24:12, 24:13, 33:58, 49:6, 49:12<
24:14 Ve lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu fîd dunyâ vel âhırati le messekum fî mâ efadtum fîhi azâbun azîm (azîmun).
Ve olmasaydı Allâh’ın liyakati, üzerlerinize ve bahşetmesi, bağışlaması, merhametle esirgemesi, dünyada ve âhirette de, mutlaka dokunurdu sizlere, ondan ‘bu konuda’ içine daldığınız şeyde büyük azap!
24:15 İz telâkkavnehu bi elsinetikum ve tekûlûne bi efvâhikum mâ leyse lekum bihî ilmun ve tahsebûnehu heyyinen ve huve indallâhi azîm (azîmun).
Kaydettiğinizde ‘bu iftirayı’, dillerinizle ve söylüyordunuz ‘dilden dile’ ağızlarınıza ‘alıp’ ki, hakkında bilginiz olmayan bir şeyi!* Ve sanıyorsunuz ki, basit ‘bir mesele’! Ve o, Allâh’ın katında, ‘önemi, vebali’ büyüktür!
>4:15, 17:36, 24:4, 24:11, 24:12, 24:13, 33:58, 49:6, 49:12<
24:16 Ve lev lâ iz semi’tumûhu kultum mâ yekûnu lenâ en netekelleme bi hâzâ subhâneke hâzâ buhtânun azîm (azîmun).
Ve oysa ki, işittiğiniz zaman onu deseydiniz ki: „ Olmaz bizim konuşmamız bunu ki, noksanlık, kusur, âcizlikten ötesin! Bu büyük bühtandır! “.
24:17 Yeızukumullâhu en teûdû li mislihî ebeden in kuntum mu’minîn (mu’minîne).
Nasihat eder sizlere Allâh ki, geri dönmeyin benzerine onun, ebedîyen! Eğer ‘samimi’ inananlarsanız!
24:18 Ve yubeyyinullâhu lekumul âyât (âyâti), vallâhu alîmun hakîm (hakîmun).
Beyan eder Allâh, sizlere âyetleri ‘hakikat bilgisini’! Ve Allâh, en iyi bilendir; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!
24:19 İnnellezîne yuhıbbûne en teşîal fâhışetu fîllezîne âmenû lehum azâbun elîmun fîd dunyâ vel âhırah (âhırati), vallâhu ya’lemu ve entum lâ ta’lemûn (ta’lemûne).
Muhakkak o kimseler ki, severler yaygınlaşmasını müstehcenliğin (kolay kazanca, kötü arzuların esiri olmaya ve günaha teşvik eder),* inançlı kimselerin içinde ki, onlaradır, elem azap dünyada ve âhirette de.* Ve Allâh bilir ve sizler bilmezsiniz ‘sırları ve açıklanan şeyleri’!*
>16:90, 24:21, 29:45<
>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 36:63, 39:8, 40:6<
>2:255, 6:59, 11:123, 13:9, 15:24, 16:19, 67:13, 67:14<
24:20 Ve lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu ve ennallâhe raûfun rahîm (rahîmun).
Ve ‘birde’ olmasaydı Allâh’ın liyakati, üzerlerinize ve bahşetmesi, bağışlaması, merhametle esirgemesi! Ve ‘bilin’ Allâh’ın, insaf eden; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşeden; olduğunu!
24:21 Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tettebiû hutuvâtiş şeytân (şeytâni), ve men yettebi’ hutuvâtiş şeytâni fe innehu ye’muru bil fahşâi vel munker (munkeri) ve lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu mâ zekâ minkum min ehadin ebeden ve lâkinnallâhe yuzekkî men yeşâu, vallâhu semî’un alîm (alîmun).
Ey inançlı kimseler! Uymayın adımlarına şeytanın!* Ve kim uyarsa adımlarına şeytanın, öyle ki mutlaka o ‘şeytan’, emreder müstehcenliği ve fenalığı (kolay kazanca, kötü arzuların esiri olmaya ve günaha teşvik eder).* Ve olmasaydı Allâh’ın liyakati, üzerlerinize ve bahşetmesi, bağışlaması, merhametle esirgemesi, arınamazdı ‘cehaletten, günahlardan, hiç’ biriniz ebedîyen. Ve lâkin Allâh, arındırır dilediği ‘rızasına uyan’ kişiyi ‘cehaletten, günahlardan’.* Ve Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir; en iyi bilendir!
>2:208, 2:268, 4:120, 5:91, 6:121, 8:48, 14:22, 16:99, 17:62, 17:63, 17:64, 17:65, 24:21, 35:6<
>16:90, 24:21, 29:45<
>2:256, 5:16, 5:48, 7:178, 9:126, 16:9, 18:29, 31:22, 39:41, 64:11<
24:22 Ve lâ ye’teli ulul fadlı minkum ves seati en yu’tû ulil kurbâ vel mesâkîne vel muhâcirîne fî sebîlillâh (sebîlillâhi), vel ya’fû vel yasfehû, e lâ tuhıbbûne en yagfirallâhu lekum, vallâhu gafûrun rahîm (rahîmun).
Ve ‘yeminlerini’ takip etmesinler sizlerden liyakat sahipleri ve geniş ‘imkânı olanlar’, vermeleri ‘hususunda’ akrabalara ve meskensizlere ‘yoksullara’ ve Mekke’den Medine’ye’ hicret ‘göç’ edenlere Allâh’ın yolunda! Ve affetsinler ve hoş görsünler! Sevmez misiniz Allâh’ın bağışlamasını sizleri?! Ve Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır;* inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!
>4:48, 5:39, 15:49, 17:25, 20:82, 25:71, 28:16, 39:53<
24:23 İnnellezîne yermûnel muhsanâtil gâfilâtil mu’minâti luınû fid dunyâ vel âhırati ve lehum azâbun azîm (azîmun).
Muhakkak o kimseler ki, ‘zina suçu’ atanlar (tanınan, bilinen) iffetli bayanlara* ki, ‘cinsi haysiyetsizlikten’ bihaber inançlı kadınlardır; lânetlendiler dünyada ve âhirette de.* Ve onlaradır, büyük azap!*
>4:24, 4:25, 24:23, 33:59<
>4:15, 17:36, 24:4, 24:11, 24:12, 24:13, 33:58, 49:6, 49:12<
>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 36:63, 39:8, 40:6<
24:24 Yevme teşhedu aleyhim elsinetuhum ve eydîhim ve erculuhum bimâ kânû ya’melûn (ya’melûne).
‘Kıyâmet’ günü şahitlerdir aleyhlerine, dilleri ve elleri ve ayakları, gayret ediyor oldukları şeylere.*
>19:84, 24:24, 27:82, 36:65<
24:25 Yevme izin yuveffîhimullâhu dînehumul hakka ve ya’lemûne ennallâhe huvel hakkul mubîn (mubînu).
İzin günü (Allâhû Teâlâ’nın izniyle gerçekleşecek kıyâmet günü),* vefa eder onlara Allâh, dînlerini ‘dîni algılarını’,* hakkıyla ‘titizlikle, gereğince’. Ve bilirler Allâh’ın… Ki O’nun, apaçık gerçek olduğunu!*
>11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 14:49, 21:103, 22:56, 24:24, 25:26, 28:66, 30:14<
>15:99, 24:25, 24:55, 32:24, 56:95, 69:51, 74:47, 102:5<
24:26 El habîsâtu lil habîsîne vel habîsûne lil habîsât (habîsâti), vet tayyibâtu lit tayyibîne vet tayyibûne lit tayyibât (tayyibâti), ulâike muberraûne mimmâ yekûlûn (yekûlûne), lehum magfiretun ve rızkun kerîm (kerîmun).
Kötü ‘ahlâksız’ kadınlar, kötü ‘ahlâksız’ erkeklere ve kötü ‘ahlâksız’ erkekler, kötü ‘ahlâksız’ kadınlaradır.* Ve temiz ‘ahlâklı’ kadınlar, temiz ‘ahlâklı’ erkeklere ve temiz ‘ahlâklı’ erkekler, temiz ‘ahlâklı’ kadınlaradır. Ki, işte onlar, alâkasızlardır söyledikleri şeylerden (söylentilerinden). Onlaradır, bağışlanma ve karşılıksız kıymetli rızık.*
>4:15, 4:16, 4:17, 16:90, 24:2, 24:3, 24:4, 24:5, 29:45<
>2:25, 8:4, 20:15, 22:50, 24:26, 32:17, 33:31, 34:4, 96:3<
24:27 Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tedhulû buyûten gayra buyûtikum hattâ teste’nisû ve tusellimû alâ ehlihâ, zâlikum hayrun lekum leallekum tezekkerûn (tezekkerûne).
Ey inançlı kimseler! Girmeyin, evleriniz olmayan evlere, ta ki, ‘kendinizi’ fark ettirip ve selâmlaşana kadar ‘ev’ ahalisine!* İşte bu en hayırlısıdır sizlere ki, belki hatırda tutarsınız!
>2:189, 24:27, 24:28, 24:29, 24:61, 33:53<
24:28 Fe in lem tecidû fîhâ ehaden fe lâ tedhulûhâ hattâ yu’zene lekum ve in kîle lekumurciû ferciû huve ezkâ lekum, vallâhu bimâ ta’melûne alîm (alîmun).
Fakat eğer bulamadıysanız orada birilerini, hemen girmeyin ona (eve) ta ki, izin verilene kadar size! Ve eğer denirse size ki: „ ‘Müsait değiliz!’ Rücu edin! “ hemen rücu edin! Ki o, ‘günahlardan’ daha çok arındırıcıdır sizleri! Ve Allâh, gayret ettiğiniz şeyleri en iyi bilendir!*
>2:255, 6:59, 11:123, 13:9, 15:24, 16:19, 67:13, 67:14<
24:29 Leyse aleykum cunâhun en tedhulû buyûten gayre meskûnetin fîhâ metâun lekum, vallâhu ya’lemu mâ tubdûne ve mâ tektumûn (tektumûne).
Değildir üzerlerinize vebal, girmenizde iskân edinilme (yatacak yeri) olmayan evlere ki, içinde ‘sadece’ menfaatlendirilme (yemek hizmeti verilen) sizlere!* Ve Allâh bilir, açıkladığınız şeyi ve ‘sır olarak’ gizlediğiniz şeyi!*
>2:189, 24:27, 24:28, 24:29, 24:61, 33:53<
>2:255, 6:59, 11:123, 13:9, 15:24, 16:19, 67:13, 67:14< , 16:19, 24:27
24:30 Kul lil mu’minîne yaguddû min ebsârihim ve yahfezû furûcehum, zâlike ezkâ lehum, innellâhe habîrun bimâ yasneûn (yasneûne).
‘Yâ Muhammed!’, Söyle! Erkek inançlılara ki, bakışlarını ‘cinsi haysiyete’ yumsunlar ve muhafaza etsinler mahrem yerlerini! İşte bu, ‘günahlardan’ daha çok arındırıcıdır sizleri! Şüphesiz ki Allâh, haberdar, üstün bilgi sahibidir; işledikleri şeylerden!
24:31 Ve kul lil mu’minâti yagdudne min ebsârihinne ve yahfazne furûcehunne, ve lâ yubdîne zînetehunneillâ mâ zahera minhâ, vel yadribne bi humurihinne alâ cuyûbihinne, ve lâ yubdîne zînetehunne illâ li buûletihinne ev âbâihinne ev âbâi buûletihinne ev ebnâihinne ev ebnâi buûletihinne ev ıhvânihinne ev benî ıhvânihinne ev benî ehavâtihinne ev nisâihinne ev mâ meleket eymânuhunne evit tâbiîne gayri ulîl irbeti miner ricâli evit tıflillezîne lem yazharû alâ avrâtin nisâi, ve lâ yadribne bi erculihinne li yu’leme mâ yuhfîne min zînetihinn (zînetihinne), ve tûbû ilâllâhi cemîan eyyuhel mu’minûne leallekum tuflihûn (tuflihûne).
‘Yâ Muhammed!’, Söyle! Kadın inançlılara ki, bakışlarını ‘cinsi haysiyete’ yumsunlar ve muhafaza etsinler mahrem yerlerini! Ve teşhir etmesinler ziynetlerini (cazip yerlerini) ki müstesnadır, ondan görünen (yüz, eller ve ayaklar)! Ve vurguyla ‘tuttursunlar’, başörtülerini yakalarının üzerine! Ve teşhir etmesinler ziynetlerini (cazip yerlerini)! Ki müstesnadır, kocaları veya babaları veya kocalarının babaları veya oğulları veya kocalarının oğulları veya erkek kardeşleri veya erkek kardeşlerinin oğulları veya kız kardeşlerinin oğulları veya kendi kadın ‘arkadaşları’ veya sahip çıkıp elleri altındaki beslemeleri veya erkek hizmetliler ki, kadına ihtiyaç duymayan. Veya çocuklar ki, onlardan farkında olmayanlar, avret ‘halinden’ kadının. Ve vurmasınlar ayaklarını ‘yürürken yere’ ki, bilinsin sakladıkları ziynetleri (memelerini fark ettirmek amaçlı)! Ve tövbe edin Allâh’a, topluca, ey inançlılar ki, belki felâha erersiniz!
24:32 Ve enkihûl eyâmâ minkum ves sâlihîne min ibâdikum ve imâikum, in yekûnû f ukarâe yugnihimullâhu min fadlih (fadlihî), vallâhu vâsiun alîm (alîmun).
Ve nikâhlayın, bekâr ‘ve dul’ erkeklerinizden; ve erdemli kullarınızdan (köle),ve bekâr cariyelerinizi!* Ve eğer fakirseler, gani eder onları, Allâh, liyakatinden. Ve Allâh, ilmi, kudreti, lütufları geniş, her şeyi kapsayandır; en iyi bilendir!
>2:221, 4:3, 4:23, 4:24, 4:25, 5:5, 17:32, 24:2, 24:3, 24:4, 24:26, 24:32, 24:33, 58:3, 60:10<
24:33 Velyesta’fifillezîne lâ yecidûne nikâhan hattâ yugniyehumullâhu min fadlih (fadlihi), vellezîne yebtegûnel kitâbe mimmâ meleket eymânukum fe kâtibûhum in alimtum fîhim hayren, ve âtûhum min mâlillâhillezî âtâkum, ve lâ tukrihû feteyâtikum alel bigâi in eradne tehassunen li tebtegû aradal hayâtid dunyâ ve men yukrıhhunne fe innellâhe min ba’di ikrâhihinne gafûrun rahîm (rahîmun).
Ve edepli olsunlar, nikâhlanmaya ‘imkân’ bulamayan kimseler! Ta ki, gani eder onları Allâh, liyakatinden. Ve o kimseler ki, gaye edinirler yazılı şeye (maaşlı çalışma sözleşmesi isteyen) sahip çıkıp eliniz altındaki beslemeniz.* Öyleyse yazılı ‘sözleşme’ yapın onlarla; ki, eğer bildinizse onlarda ‘yetkinlik ve kendilerine’ hayır! Ve verin onlara maldan ki, Allâh’ın size verdiği! Ve zorlamayın genç kızlarınızı fuhşa; ki, muradları ‘namuslarını’ korumaksa! Ki, geçici menfaatini amaçlayarak dünya hayatının. Ve kim zorlarsa, artık ‘bilsin ki’, şüphesiz ki Allâh, onlara, zorlanmalarının ardından, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır;* inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!
>4:3, 4:24, 4:25, 16:71, 23:6, 24:33, 24:58, 30:28, 33:50, 33:52<
>4:48, 5:39, 15:49, 17:25, 20:82, 25:71, 28:16, 39:53<
24:34 Ve lekad enzelnâ ileykum âyâtin mubeyyinâtin ve meselen minellezîne halev min kablikum ve mev’izaten lil muttekîn (muttekîne).
Ve andolsun ki, Biz indirdik sizlere, açıklanan âyetleri!* Ve emsaller ki, sizlerden önceki geçmiş kimselerin ‘başlarına gelenin’. Ve nasihattir ‘günahlardan’ korunanlara!
>2:2, 7:52, 10:38, 10:57, 16:102, 17:82, 17:106, 26:192, 26:193, 26:194, 26:195<
24:35 Allâhu nûrus semâvâti vel ard (ardı), meselu nûrihî ke mişkâtin fîhâ mısbâh (mısbâhun), el mısbâhu fî zucâceh (zucâcetin), ez zucâcetu ke ennehâ kevkebun durrîyyun, yûkadu min şeceratin mubâraketin zeytûnetin lâ şarkîyetin ve lâ garbiyyetin, yekâdu zeytuhâ yudîu ve lev lem temseshu nâr (nârun), nûrun alâ nûr (nûrin), yehdîllâhu li nûrihî men yeşâu, ve yadribullâhul emsâle lin nâs (nâsi), vallâhu bi kulli şey’in alîm (alîmun).
Allâh, aydınlığıdır göklerin ve yerin!* Misali O’nun aydınlığının, kandil gibidir ki, niş içinde. Kandil, cam şişe içindedir; ‘o’ cam şişe, sanki parlayan inci renkli bir gezegen gibidir. Bereketli bir zeytin ağacından yakılır ne doğuda ve ne de batıda bulunan ki, neredeyse yağı, ışıtır ve değmese bile ona ateş. Aydınlık üstüne aydınlıktır. Yönlendirir Allâh, aydınlığına, dilediği ‘rızasına uyan’ kişiyi.* Ve vurgular Allâh, emsallerle insanlara. Ve Allâh, her şeyi en iyi bilendir!
>17:44, 26:23, 26:24, 42:11, 59:22, 59:23, 59:24, 112:4<
>2:256, 5:16, 5:48, 7:178, 9:126, 16:9, 18:29, 31:22, 39:41, 64:11<
24:36 Fî buyûtin ezinallâhu en turfea ve yuzkere fîhesmuhu yusebbihu lehu fîhâ bil guduvvi vel âsâl (âsâli).
‘Bu aydınlık’, Allâh’ın izin verdiği evlerdedir yüceltilmesine; ve yâd edilir orada adı O’nun!* Ki noksanlık, kusur, âcizlikten öte sayarlar ‘yalnızca’ Zât’ını orada, erkenden ve gün sonu!
>2:152, 2:239, 3:135, 3:191, 4:103, 6:118, 13:28, 20:14, 33:41<
24:37 Ricâlun lâ tulhîhim ticâratun ve lâ bey’un an zikrillâhi ve ikâmis salâti ve îtâiz zekâti yehâfûne yevmen tetekallebu fîhil kulûbu vel ebsâr (ebsâru).
‘O’ adamlar ki, onları oyalamaz ticaret ve ne de alış-veriş, Allâh’ı yâd etmekten* ve uygulamayı takdisi (Allâhû Teâlâ’yı kutsamak, hürmet ve hamd etmek için namaz)* ve vermeyi zekâtı! ‘Onlar’ korkarlar o günden ki, evrilip, çevrilir onda, yürekler ve görme duyuları (olan biteni anlamaya çalışır).***
>2:152, 2:239, 3:135, 3:191, 4:103, 6:118, 13:28, 20:14, 33:41<
>2:43, 2:238, 4:103, 11:114, 14:40, 17:78, 17:110, 19:31, 19:55, 20:130, 20:132, 21:73, 22:78, 25:64, 30:17, 30:18, 39:9, 50:39, 51:17, 51:18, 52:49, 73:2, 73:3, 73:4, 76:16<
>14:42, 14:43, 15:14, 15:15, 21:97, 24:37, 52:44, 52:45, 52:46, 52:47, 54:7, 54:8, 99:1, 99:2, 99:3, 99:4<
Dünyanın sonunun muhtemelen bir Meteorit felaketiyle olacağı: – https://ikra.vision
Dünya yaşamının nasıl sona ereceği, ardından yaşam savaşı verileceği: – https://ikra.vision
24:38 Li yecziyehumullâhu ahsene mâ amilû ve yezîdehum min fadlih (fadlihî), vallâhu yerzuku men yeşâu bi gayri hisâb (hisâbin).
Ki, Allâh’ın ödüllendirmesi için, daha iyiyle, gayretlerini. Ve ziyade eder onlara, liyakatinden. Ve Allâh, rızıklandırır dilediği ‘rızasına uyan’ kişiyi hesapsızca!*
>6:17, 10:107, 33:17, 39:38<
24:39 Vellezîne keferû a’mâluhum ke serâbin bi kîatin yahsebuhuz zam’ânu mâe (mâen), hattâ izâ câehu lem yecidhu şey’en ve vecedallâhe indehu fe veffâhu hisâbeh (hisâbehu), vallâhu serîul hısâb (hısâbi).
Ve inkâr eden kimselerin gayretleri serap gibidir ıssız çölde ki, sanır onu su; susayan. Ta ki, geldiği zaman ona, bulamadı onu bir şey ‘olarak’.* Ve Allâh’ı buldu yanında. Böylelikle ‘olanca’ vefa edildi ona, hesabı. Ve Allâh, tez, noksansız hesaplayan, saptayandır!
>2:264, 3:117, 14:18, 18:103, 18:104, 18:105, 24:39, 25:23, 33,19, 47:1<
24:40 Ev ke zulumâtin fî bahrin lucciyyin yagşâhu mevcun min fevkıhî mevcun min fevkıhî sehâb (sehâbun), zulumâtun ba’duhâ fevka ba’d (ba’dın), izâ ahrace yedehu lem yeked yerâhâ ve men lem yec’alillâhu lehu nûren fe mâ lehu min nûr (nûrin).
Veya ‘gayretleri’ karanlıklar gibidir* derin denizde ki, bürür onu dalga üstüne dalgalar. Onun da üstünde, birbiri üstüne karanlık bulutlar. Çıkardığı zaman elini, neredeyse göremez onu.* Ve ‘müstahik’ kime kılmadıysa Allâh, bir aydınlık, artık yoktur ona, aydınlıktan ‘bir nasip’.*
>4:48, 6:88, 7:146, 8:23, 8:51, 9:80, 16:107, 16:108, 40:12, 47:28<
Derin denizdeki karanlıklar ve dalga üstüne dalgalar: – https://ikra.vision
>2:257, 5:16, 6:59, 6:122, 14:5, 33:43, 57:9, 65:11<
24:41 E lem tera ennallâhe yusebbihu lehu men fîs semâvâti vel ardı vet tayru sâffât (sâffâtin), kullun kad alime salâtehu ve tesbîhah (tesbîhahu), vallâhu alîmun bimâ yef’alûn (yef’alûne).
Görmez misin Allâh’ı noksanlık, kusur, âcizlikten öte sayıyorlar olduğunu ki, ‘yalnızca’ Zât’ını; göklerdeki kimseler** ve yeryüzündeki! Ve dizilen kuşlar ki, her biri bilmişlerdir takdisi (Allâhû Teâlâ’yı kutsamak, hürmet ve hamd etmek) ve noksanlık, kusur, âcizlikten öte saymasını.** Ve Allâh, en iyi bilendir; ifa ettikleri şeyleri!
>2:255, 3:83, 6:59, 13:15, 16:49, 17:44, 22:18, 67:14<
Dünya dışı başka varlıkların yaşadığı: – https://ikra.vision
>3:83, 13:15, 16:48, 16:49, 17:44, 17:107, 22:18, 32:15, 41:37, 53:62<
(Allâhû Teâlâ’nın yarattığı tüm ne varsa, Zât’ının koyduğu doğa yasalarına uyup, yaratılış amaçları gereği işlevlerine devam ederler; dolayısıyla, istekli veya isteksiz O’nun buyruğuna riayet etmiş ve kendi usullerince yüceliğini övüp, ibadet etmiş olurlar. Hür iradeyle Allâh’ın rızasını kazananlar ise, O’nun yüceliğini bilinçli bir şekilde över ve ibadet ederler.)
24:42 Ve lillâhi mulkus semâvâti vel ard (ardı), ve ilallâhil masîr (masîru).
Ve Allâh’ındır, saltanat, hükümranlık, göklerde ve yerde! Ve varış, Allâh’adır!
24:43 E lem tera ennallâhe yuzcî sehâben summe yuellifu beynehu summe yec´aluhu rukâmen fe teral vedka yahrucu min hılâlih (hılâlihî), ve yunezzilu mines semâi min cibâlin fîhâ min beredin fe yusîbu bihî men yeşâu ve yasrifuhu an men yeşâu, yekâdu senâ berkıhî yezhebu bil ebsâr (ebsâri).
Görmez misin Allâh olduğunu ki, sevk eder bulutları, sonra kaynaştırır onun arasını?! Sonra da kılar onu, küme küme. Böylece görürsün ki, çiseleyen yağmur çıkar ortasından. Ve indirir gökten, dağlar ‘kadar bulutların’, içinden doludan ki,* böylelikle isabet ettirir onu, ‘afet olarak’ dilediği kimseye; ve savuşturur dilediği kimseden.* Neredeyse şimşeğin parıltısı, görmeyi giderir (gözleri kamaştırır).
>2:266, 17:92, 18:40, 24:43, 30:48, 34:9<
>11:52, 13:12, 13:13, 13:26, 17:30, 24:43, 71:11, 71:12<
24:44 Yukallibullâhul leyle ven nehâr (nehâre), inne fî zâlike le ibreten li ulil ebsâr (ebsâri).
Evirip, çevirir Allâh, geceyi ve gündüzü. Muhakkak ki işte bunda, elbette ibret ‘vardır, kalp gözüyle’ görenlere!
24:45 Vallâhu halaka kulle dâbbetin min mâin, fe minhum men yemşî alâ batnih (batnihi) ve minhum men yemşî alâ ricleyn (ricleyni) ve minhum men yemşî alâ erba’ (erbain), yahlukullâhu mâ yeşâu, innellâhe alâ kulli şey’in kadîr (kadîrun).
Ve Allâh, oluşumunu yapılandırarak yarattı her tür mahlûkatı sudan.* Artık onlardan kimileri yürür karnı üzerinde ve onlardan kimileri yürür iki ayak üzerinde ve onlardan kimileri de yürür dört ayak üzerinde. Oluşumunu yapılandırarak yaratır Allâh, dilediği şeyi. Şüphesiz ki Allâh, her şey üzerinde irade ettiğini, icraya kudretlidir!
>21:30, 25:54, 31:10, 41:11, 79:27, 79:28, 79:29, 79:30<
24:46 Le kad enzelnâ âyâtin mubeyyinât (mubeyyinâtin), vallâhu yehdî men yeşâu ilâ sırâtın mustakîm (mustakîmin).
Ve andolsun ki, Biz indirdik, açıklanan âyetleri!* Ve Allâh, yönlendirir dilediği ‘rızasına uyan’ kişiyi ‘razı olduğu’ yol istikâmetine.*
>2:2, 7:52, 10:38, 10:57, 16:102, 17:82, 17:106, 26:192, 26:193, 26:194, 26:195<
>2:256, 5:16, 5:48, 7:178, 9:126, 16:9, 18:29, 31:22, 39:41, 64:11<
24:47 Ve yekûlûne âmennâ billâhi ve bir resûli ve ata’nâ summe yetevellâ ferîkun minhum min ba’di zâlik (zâlike) ve mâ ulâike bil mu’minîn (mu’minîne).
Ve diyorlar ki: „ ‘Samimi’ inandık Allâh’a ve elçisine ve itaat ettik! “.* Sonra döner ‘giderler’ onlardan bir kısmı, işte bunun ardından. Ve işte onlar, inançlı değiller!*
>3:179, 4:13, 4:14, 4:69, 8:13, 8:29, 9:63, 24:47, 33:36, 58:5, 58:20<
>2:108, 3:23, 24:47, 24:48, 24:49, 24:50, 24:51, 24:52<
24:48 Ve izâ duû ilallâhi ve resûlihî li yahkume beynehum izâ ferîkun minhum mu’ridûn (mu’ridûne).
Davet edildikleri zaman Allâh’a ve elçisine ki,* hükmetmek için onların aralarında; o zaman onlardan bir kısmı, ‘hakikat bilgisine’ aldırış etmeyenlerdir.
>3:179, 4:13, 4:14, 4:69, 8:13, 8:29, 9:63, 24:47, 33:36, 58:5, 58:20<
24:49 Ve in yekun lehumul hakku ye’tû ileyhi muz’ınîn (muz’ınîne).
Ve eğer olursa kendilerine hak, gelirler ona itaatkârca.
24:50 E fî kulûbihim maradun emirtâbû em yehâfûne en yehîfallâhu aleyhim ve resûluh (resûluhu), bel ulâike humuz zâlimûn (zâlimûne).
Kalplerinde ‘şüphe, inkâr’ hastalık mı var? Ya da vehim mi, yoksa korkuyorlar mı Allâh’ın taraf tutmasından, aleyhlerine ve elçisinin de. Yok işte onlar… Onlar, zalimlerdir.
>5:52, 9:98, 24:50, 48:6<
24:51 İnnemâ kâne kavlel mu’minîne izâ duû ilallâhi ve resûlihî li yahkume beynehum en yekûlû semi’nâ ve ata’nâ ve ulâike humul muflihûn (muflihûne).
Ancak ki, oldu sözü ‘samimi’ inananların, davet edildikleri zaman Allâh’a ve elçisine ki,* hükmetmek için onların aralarında; demeleri ki: „ İşittik ve itaat ettik! “.* Ve işte onlar… Onlar, felâha erenlerdir!
>3:179, 4:13, 4:14, 4:69, 8:13, 8:29, 9:63, 24:47, 33:36, 58:5, 58:20<
24:52 Ve men yutıillâhe ve resûlehu ve yahşallâhe ve yettakhi fe ulâike humul fâizûn (fâizûne).
Ve kim, itaat ederse Allâh’a ve elçisine ve huşû duyar Allâh’a ve korunursa O’na ‘karşı gelmekten’, o hâlde işte onlar… Onlar, kazananlardır!
24:53 Ve aksemû billâhi cehde eymânihim le in emertehum le yahrucunn (yahrucunne), kul lâ tuksimû, tâatun ma’rûfeh (ma’rûfetun), innellâhe habîrun bimâ ta’melûn (ta’melûne).
Ve yemin ettiler Allâh’a, olanca yeminleriyle ‘ikiyüzlülük yapanlar’ ki, mutlaka eğer emretseydin onlara, elbette ‘yanında savaşa’ çıkacaklarına ‘dair. Yâ Muhammed!’, De ki: „ Yemin etmeyin! İtaat meşrudur. “. Şüphesiz ki Allâh, haberdar, üstün bilgi sahibidir; gayret ettiğiniz şeylerden!
24:54 Kul atîullâhe ve atîur resûl (resûle), fe in tevellev fe innemâ aleyhi mâ hummile ve aleykum mâ hummiltum, ve in tutîûhu tehtedû, ve mâ aler resûli illel belâgul mubîn (mubînu).
‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ İtaat edin Allâh’a ve elçiye! “!* Buna rağmen eğer ki, ‘geçmişe’ dönerlerse, artık sadece ona yüklenenler yalnızca ona aittir, size yüklenenler de size aittir! Ve eğer itaat ederseniz ona, ‘Allâhû Teâlâ’nın razı olduğu yola’ yönlenirsiniz! Ve yoktur elçinin üzerinde ‘sorumluluk, İlâhî esasları’ apaçık tebliğ etmekten başka.
>3:179, 4:13, 4:14, 4:69, 8:13, 8:29, 9:63, 24:47, 33:36, 58:5, 58:20<
24:55 Vaadallâhullezîne âmenû minkum ve amilûs sâlihâti leyestahlifennehum fil ardı kemestahlefellezîne min kablihim, ve leyumekkinenne lehum dînehumullezîrtedâ lehum ve le yubeddilennehum min ba’di havfihim emnâ (emnen), ya’budûnenî lâ yuşrikûne bî şey’â (şey’en), ve men kefere ba’de zâlike fe ulâike humul fâsikûn (fâsikûne).
Vadetti Allâh, o kimselere ki, sizlerden ‘samimi’ inananlardır ve gayretleri erdemlidir; ki, mutlaka halef eder onları yeryüzünde, halef ettiğimiz kimseler gibi onlardan önceki kimseleri.* Ve mutlaka imkânlandırır onları dînlerinde ki o, rızaya ermiş ‘İslâm dînini’ onlar için.* Ve mutlaka değiştirir onları, korkuların ardından emniyete; ki: „ ‘Hizmetle, ibadetle’, kulluk ederler Bana! Ortak yakıştırmazlar bir şeyi! “. Ve kim ‘hakikat bilgisini’ inkâr ederse, işte bunun ardından, o hâlde işte onlar… Onlar, fesatlardır.
>7:128, 7:129, 7:137, 14:14, 21:105, 24:55<
>3:19, 3:83, 3:84, 3:85, 5:3, 6:161, 10:105, 16:123, 21:25, 30:30<
24:56 Ve ekîmûs salâte ve âtûz zekâte ve atîûr resûle leallekum turhamûn (turhamûne).
Ve uygulayın takdisi (Allâhû Teâlâ’yı kutsamak, hürmet ve hamd etmek için namaz)* ve verin zekâtı! Ve itaat edin Allâh’a ve elçiye!* Ki, belki bahşedilip, bağışlanıp, merhametle esirgenirsiniz!
>2:43, 2:238, 4:103, 11:114, 14:40, 17:78, 17:110, 19:31, 19:55, 20:130, 20:132, 21:73, 22:78, 25:64, 30:17, 30:18, 39:9, 50:39, 51:17, 51:18, 52:49, 73:2, 73:3, 73:4, 76:16<
>3:179, 4:13, 4:14, 4:69, 8:13, 8:29, 9:63, 24:47, 33:36, 58:5, 58:20<
24:57 Lâ tahsebennellezîne keferû mu’cizîne fîl ard (ardı), ve me’vâhumun nâr (nâru), ve le bi’sel masîr (masîru).
Olduğunu sanma ki, o kimseler ki, ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlardır; ‘hükmün yerine getirilmesinde, Allâhû Teâlâ’yı’ âciz bırakanlar, yeryüzünde. Ve varış yerleri ateştir.* Elbette ne kötü, varış!
>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 36:63, 39:8, 40:6<
24:58 Yâ eyyuhellezîne âmenû li yeste’zinkumullezîne meleket eymânukum vellezîne lem yeblugûl hulume minkum selâse merrât (merrâtin), min kabli salâtil fecri, ve hînetedaûne siyâbekum minez zahîrat (zahîrati), ve min ba’di salâtil ışâi, selâsu avrâtin lekum, leyse aleykum ve lâ aleyhim cunâhun ba’de hunn (hunne), tavvâfûne aleykum ba’dukum alâ ba’d (ba’dın), kezâlike yubeyyinullâhu lekumul âyât (âyâti), vallâhu alîmun hakîm (hakîmun).
Ey inançlı kimseler! ‘Odanıza girmeden önce’ izin istesinler sizden o kimseler ki, sahip çıkıp eliniz altındaki beslemeniz ve sizlerden ‘olan’ o kimseler ki, henüz ergenliğe ulaşmamışlardır! Üç defa; sabah takdisi (Allâhû Teâlâ’yı kutsamak, hürmet ve hamd etmek için namaz) öncesinden ve kıyafetlerinizi çıkardığınızda öğleyin ve yatsı takdisi ardından! Ki, üç avret ‘halidir bunlar’ sizlere. Değildir üzerlerinize ve olmaz ‘onlarında’ üzerlerine vebal, ‘bunların’ ardından onlarla dolaşmanızda birbirinize! İşte böyle beyan eder Allâh, sizlere âyetleri ‘hakikat bilgisini’! Ve Allâh, en iyi bilendir; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!
24:59 Ve izâ belegal etfâlu minkumul hulume felyeste´zinû kemeste´zenellezîne min kablihim, kezâlike yubeyyinullâhu lekum âyâtih (âyâtihî), vallâhu alîmun hakîm (hakîmun).
Ve ulaştıkları zaman sizlerden ‘olan’ çocuklar ergenliğe, o zaman da ‘yine odanıza girmeden önce’ izin istesinler, daha önceden de ‘olduğu gibi’! İşte böyle beyan eder Allâh, sizlere âyetlerini ‘hakikat bilgisini’! Ve Allâh, en iyi bilendir; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!
24:60 Vel kavâıdu minen nisâillatî lâ yercûne nikâhan fe leyse aleyhinne cunâhun en yeda´ne siyâbehunne gayra muteberricâtin bi zîneh (zînetin), ve en yesta´fifne hayrun lehunn (lehunne), vallâhu semîun alîm (alîmun).
Ve yaşlı kadınlar ki, ummazlar bir nikâh; artık değildir üzerlerine vebal, çıkarmalarında kıyafetlerini ki, sergilemeksizin ziynetlerini (cazip yerlerini)! İffetli olmayı seçmeleri de, en hayırlısıdır onlara! Ve Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir; en iyi bilendir!
24:61 Leyse alel a´mâ haracun ve lâ alel a´raci haracun ve lâ alel marîdı haracun ve lâ alâ enfusikum en te´kulû min buyûtikum ev buyûti âbâikum ev buyûti ummehâtikum ev buyûti ihvânikum ev buyûti ehavâtikum ev buyûti a´mâmikum ev buyûti ammâtikum ev buyûti ahvâlikum ev buyûti hâlâtikum ev mâ melektum mefâtihahû ev sadîkıkum, leyse aleykum cunâhun en te´kulû cemîan ev eştâtâ (eştâten), fe izâ dahaltum buyûten fe sellimû alâ enfusikum tehıyyeten min indillâhi mubareketen tayyibeh (tayyibeten), kezâlike yubeyyinullâhu lekumul âyâti leallekum ta´kılûn (ta´kılûne).
(Kıyafetleri konusunda) olmaz körün üzerine güçlük ‘vebal’ ve ne de topalın üzerine güçlük ve ne de hastanın üzerine güçlük! Ve olmaz benliklerinize karşı ‘günah’, yemek yemenizde ‘diğer evliliklerinizle olan’ evlerinizde veya babalarınızın evlerinde veya annelerinizin evlerinde veya erkek kardeşlerinizin evlerinde veya kız kardeşlerinizin evlerinde veya amcalarınızın evlerinde ve halalarınızın evlerinde veya dayılarınızın evlerinde veya teyzelerinizin evlerinde veya kilit altındakileri sahiplendiğiniz evlerde veya yakın arkadaşlarınızın! Değildir üzerlerinize vebal, yemek yemenizde topluca veya dağınık. Ne var ki, ‘topluca yemek için’ girdiğiniz zaman evlere, hemen selâmlaşın hemcinslerinize karşı; esenlik ‘dileyerek’ Allâh’ın katından ki, bereketli, temiz ‘kazanç dileyerek’!* İşte böyle beyan eder Allâh, sizlere âyetleri ‘hakikat bilgisini’! Ki, belki akıl yürütürsünüz!
>2:189, 24:27, 24:28, 24:29, 24:61, 33:53<
24:62 İnnelmel mu’minûnellezîne âmenû billâhi ve resûlihî ve izâ kânû meahu alâ emrin câmiın lem yezhebû hattâ yeste’zinûh (yeste’zinûhu), innellezîne yeste’zinûneke ulâikellezîne yu’minûne billâhi ve resûlih (resûlihi), fe izeste’zenûke li ba’dı şe’nihim fe’zen li men şi’te minhum vestağfir lehumullâh (lehumullâhe), innallâhe gafûrun rahîm (rahîmun).
‘Yâ Muhammed!’, Ancak ‘samimi’ inananlar o kimselerdir ki, Allah’a ve elçisine; onunla ‘elçiyle’ beraber oldukları zaman toplanıp bir iş üzerine, gitmeyenlerdir izin istemedikçe senden. Muhakkak o kimselerdir izin isteyenler senden ki, işte onlar, ‘samimi’ inanan kimselerdir, Allah’a ve elçisine. Bu yüzden izin istedikleri zaman senden, bazı işleri için, artık izin ver o zaman onlardan dilediğin kişi için ve istiğfar et onlar için Allah’tan! Şüphesiz ki Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır;* inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!
>4:48, 5:39, 15:49, 17:25, 20:82, 25:71, 28:16, 39:53<
24:63 Lâ tec’alû duâer resûli beynekum ke duâi ba’dıkum ba’da (ba’den), kad ya’lemullâhullezîne yetesellelûne minkum livâzâ (livâzen), fel yahzerillezîne yuhâlifûne an emrihî en tusîbehum fitnetun ev yusîbehum azâbun elîm (elîmun).
‘Ey samimi inanan kimseler!’, Kılmayın davetini elçinin, aranızdaki çağırma gibi birbirinizi! Biliyordu Allâh, o kimseleri içinizden ki, sezdirmeden sıvışırlar.* O hâlde sakınsınlar muhalefet eden kimseler O’nun emrine ki, isabet etmesinden onlara, bir sınanma ‘vesilesi’, veya isabet etmesi onlara, elem azap.*
>3:179, 8:37, 36:59<
>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 36:63, 39:8, 40:6<
24:64 E lâ inne lillâhi mâ fis semâvâti vel ard (ardı), kad ya’lemu mâ entum aleyh (aleyhi), ve yevme yurceûne ileyhi fe yunebbiuhum bi mâ amilû, vallâhu bi kulli şey’in alîm (alîmun).
Değil mi ki, muhakkak ki Allâh’ındır, ne varsa göklerde ve yerde! Ki, biliyordu, üzerindeki bulunduğunuz şeyi.* Ve rücu edildikleri gün Zât’ına, artık bildirir onlara, gayretlerini.* Ve Allâh, her şeyi en iyi bilendir!
>3:179, 8:37, 36:59<
>6:60, 9:109, 9:110, 10:19, 24:64, 27:83, 27:84, 27:85<