52. TÛR:

 

„ Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm! Bismillâhirrahmânirrahîm! “.

 

„ Sığınırım Allâh’a, şeytanın (âsilerin) ‘şerrinden’ ki, recmedilmiş (merhametinden uzaklaştırılmıştır)!*

 

>7:200, 15:34, 16:98<

 

Allâh adına… Ki, sonsuz şefkatle merhamet edendir; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir! “.*

 

>33:43<

 

 

52:1    Vet turi.

 

Ve Tûr’a (Sînâ’daki Tûr dağına)

 

52:2    Ve kitâbin mesturin.

 

Ve satır satır yazılı ‘bu’ Kitaba (Kur’ân-ı Kerîm’e)…*

 

>17:58, 33:6, 52:2<

 

52:3    Fî rakkın menşûrin.

 

Ki, serilmiş parşömen üzerine.

 

52:4    Vel beytil ma’mûri.

 

Ve bayındır, umre ‘edilen’ Ev’e (Kâbe’ye)…*

 

>2:125, 2:126, 3:96, 3:97, 14:37, 27:91, 28:57, 29:67<

 

52:5    Ves sakfil merfûi.

 

Ve yükseltilmiş tavana…

 

52:6    Vel bahril mescûri.

 

Ve hapsedilen deryaya…

 

52:7    İnne azâbe rabbike levâkı’ (levâkıun).

 

Muhakkak ki Rabbinin azabı, elbette vuku bulur!*

 

>1:3, 17:57, 25:65, 51:6, 52:7, 70:28<

 

52:8    Mâ lehu min dâfiin.

 

Ki, yoktur onu defedecek.

 

52:9    Yevme temûrus semâu mevren.

 

‘Kıyâmet’ günü* sallanır gök, çalkalanarak.

 

>10:53, 10:54, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 16:111, 18:47, 20:15, 21:104, 24:24, 29:55, 30:14, 40:16, 40:18, 40:59, 44:10, 44:11, 51:22, 52:9, 53:57, 70:8, 73:14, 73:18, 101:105<

 

52:10  Ve tesîrul cibâlu seyrâ (seyren).

 

Ve tesir eder dağlara ki, seyir eder.

 

>10:53, 10:54, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 16:111, 18:47, 20:15, 21:104, 24:24, 29:55, 30:14, 40:16, 40:18, 40:59, 44:10, 44:11, 51:22, 52:9, 53:57, 70:8, 73:14, 73:18, 101:105<

 

52:11  Fe veylun yevme izin lil mukezzibîne.

 

Bu yüzden vay haline, izin günü (Allâh’ın izniyle gerçekleşecek kıyâmet günü),* ‘hakikat bilgisini’ yalanlayanların!*

 

>10:53, 10:54, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 16:111, 18:47, 20:15, 21:104, 24:24, 29:55, 30:14, 40:16, 40:18, 40:59, 44:10, 44:11, 51:22, 52:9, 53:57, 70:8, 73:14, 73:18, 101:105<

 

>7:94, 7:95, 11:117, 12:109, 14:4, 15:4, 17:58, 23:76, 26:208<

 

52:12  Ellezîne hum fî havdın yel’abûn (yel’abûne).

 

Ki onlar, daldıkları içinde ‘oyalanıp’ oynayan kimselerdir!*

 

>10:7, 10:8, 19:38, 21:1, 21:2, 21:97, 23:63, 27:66, 32:12, 43:61, 50:22, 51:11<

 

52:13  Yevme yude’ûne ilâ nâri cehenneme de’â (de’an).

 

O gün, itilirler cehennem ateşine, sürüklenerek…*

 

>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 21:98, 36:63, 39:8, 40:6, 40:17, 43:39<

 

52:14  Hâzihin nârulletî kuntum bihâ tukezzibûn (tukezzibûne).

 

‘Denir ki’: „ Burada ateş, o ki, onu yalanlamıştınız!*

 

>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 21:98, 36:63, 39:8, 40:6, 40:17, 43:39<

 

52:15  E fe sihrun hâzâ em entum lâ tubsirûn (tubsirûne).

 

Hâlâ sihir mi? Ya da ‘bunu da mı’ görmezsiniz!?**

 

(Gördüğünüz alâmetlere inanmıyordunuz ki, şimdi görün!)

 

>9:68, 19:70, 19:71, 21:98, 21:101, 27:89, 39:60, 39:61, 92:14, 92:15, 92:16, 92:17<

 

52:16  Islevhâ fasbirû ev lâ tasbirû sevâun aleykum, innemâ tuczevne mâ kuntum ta’melûn (ta’melûne).

 

Maruz kalın ‘azaba’! Sabredin veya sabretmeyin eşittir sizlere ki, sadece cezalandırılırsınız gayret ediyor olduğunuz şeylerden! “.*

 

>6:27, 6:28, 25:26, 25:27, 25:28, 32:12, 32:13, 33:66, 33:67, 34:52, 34:53, 39:71, 40:6, 41:25, 46:18, 89:23<

 

52:17  İnnel muttekîne fî cennâtin ve naîmin.

 

Muhakkak ki ‘günahlardan’ korunanlar, has bahçeler (cennetlerde) ve Naîm (nimet)…*

 

>7:43, 18:31, 52:20, 76:13, 76:14, 76:15, 76:19, 76:20, 76:21, 76:22<

 

52:18  Fâkihîne bimâ âtâhum rabbuhum, ve vekâhum rabbuhum azâbel cahîm (cahîmi).

 

Hazlardadırlar;* verdiği şeylerle Rablerinin. Ve korudu onları Rableri, ‘cehennemin’ alev azabından!*

 

>15:48, 35:35, 36:55, 36:56, 36:57, 36:58, 88:9<

 

>2:101, 3:16, 3:191, 40:7, 40:8, 40:9, 44:56, 52:18, 52:27, 76:11<

 

52:19  Kulû veşrebû henîen bimâ kuntum ta’melûn (ta’melûne).

 

Yiyin ve için afiyetle; gayret ediyor olduğunuz şeylerden!

 

52:20  Muttekiîne alâ sururin masfûfeh (masfûfetin), ve zevvecnâhum bi hûrin în (înin).

 

Kurulmuşlardır uzanarak, dizilmiş tahtlar üzerinde. Ve eşleştirdik onları iri gözlü Hûrilerle.

 

52:21  Vellezîne âmenû vettebeathum zurriyyetuhum bi îmânin elhaknâ bihim zurriyyetehum ve mâ eletnâhum min amelihim min şey’in, kullumriin bimâ kesebe rehînun.

 

Ve îmân etmiş kimselerin ve onların soylarından da îmânda onlara uyanları ki, onun soyunu da ilhak ettik onlara. Ve esirgemeyiz onlara gayretlerinden ‘hiçbir’ şeyi. Her biri kazandığı şeylere rehinedir.*

 

>6:70, 20:15, 32:17, 40:17, 45:22, 52:21<

 

52:22  Ve emdednâhum bi fâkihetin ve lahmin mimmâ yeştehûn (yeştehûne).

 

Ve iane ettik onlara, hazlarla ve ‘hem de’ etlerle ki, imrendikleri.

 

>15:48, 35:35, 36:55, 36:56, 36:57, 36:58, 88:9<

 

52:23  Yetenâzeûne fîhâ ke’sen lâ lagvun fîhâ ve lâ te’sîmun.

 

Kapışırlar orada (cennetlerde) kâse ki, boş sözler yoktur orada ve ne de günah.

 

52:24  Ve yetûfu aleyhim gılmânun lehum ke ennehum lû’luun meknûnun.

 

Ve etraflarında dolaşır kendilerine genç oğlanlar. Ki, onlar sanki saklanmış ‘değerli’ inciler gibi olurlar.

 

52:25  Ve akbele ba’duhum alâ ba’dın yetesâelûn (yetesâelûne).

 

Ve ‘cennette, orada’ bulunanlar, onların bazıları bazılarına sorarlar.

 

52:26  Kâlû innâ kunnâ kablu fî ehlinâ muşfikîn (muşfikîne).

 

Dediler ki: „ Doğrusu bizler, önceden ‘ev’ ahalimize tir tir titrerdik…

 

52:27  Fe mennallâhu aleynâ ve vekânâ azâbes semûm (semûmi).

 

Ne var ki, ‘lâyık görüp’ minnettar etti Allâh, bizleri ve korudu bizi, semûm (iliklere işleyen radyasyon, cehennem) azabından!*

 

>2:101, 3:16, 3:191, 40:7, 40:8, 40:9, 44:56, 52:18, 52:27, 76:11<

 

52:28  İnnâ kunnâ min kablu ned’ûh (ned’ûhu), innehu huvel berrur rahîm (rahîmu).

 

Doğrusu bizler, ondan önce de davet ‘dua’ ederdik O’na! “. Şüphesiz ki O… O’dur, iyilik kaynağı, iyilik eden; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşeden!*

 

>27:81, 28:52, 28:53, 30:53<

 

>33:43<

 

52:29  Fe zekkir fe mâ ente bi ni’meti rabbike bi kâhinin ve lâ mecnûn (mecnûnin).

 

‘Yâ Muhammed!’ Ne var ki, hatırlat (İlâhî esaslar gününü)! Çünkü sen, Rabbinin lütfuyla bir kâhin değilsin ve ne de, delirmiş!*

 

>15:6, 37:36, 51:52, 52:29, 52:33, 68:2, 68:51, 69:40, 69:41, 69:42, 69:43, 69:44, 69:45, 69:46, 81:22<

 

52:30  Em yekûlûne şâirun neterabbesu bihî reybel menûni.

 

Yoksa ‘sana’ bir şair mi diyorlar?* Ki: „Gözetliyoruz onu kuşkuyla, feleğin cilvesini!“ ‘diyerek’!

 

>15:6, 37:36, 51:52, 52:29, 52:33, 68:2, 68:51, 69:40, 69:41, 69:42, 69:43, 69:44, 69:45, 69:46, 81:22<

 

52:31  Kul terabbesû fe innî meakum minel muterabbisîn (muterabbisîne).

 

‘Yâ Muhammed!’ De ki: „ Gözetleyin ‘bekleyin bakalım’! Artık doğrusu ben de sizlerle beraber gözetleyenlerdenim ‘bekleyenim’! “.*

 

>2:6, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 10:96, 10:97, 14:11, 23:71, 45:32, 50:5<

 

52:32  Em te’muruhum ahlâmuhum bi hâzâ em hum kavmun tâgûn (tâgûne).

 

Yoksa bunu ‘yapmalarını’ emreden şey düşleri ‘hayalleri’ mi? Yoksa onlar da mı haddi aşan bir toplum?!*

 

>1:6, 2:256, 2:257, 4:51, 4:60, 4:76, 5:60, 5:77, 51:53, 52:32, 68:31<

 

52:33  Em yekûlûne tekavveleh (tekavvelehu), bel lâ yû’minûn (yû’minûne).

 

Yoksa onu atfediyor mu diyorlar? Yok… İnanmazlar!*

 

>2:6, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 10:96, 10:97, 14:11, 23:71, 45:32, 50:5<

 

52:34  Fel ye’tû bi hadîsin mislihî in kânû sâdikîn (sâdikîne).

 

Haydi getirsinler onun bir benzeri hadis (hakikat bilgisi),** eğer samimilerse!*

 

>2:2, 7:52, 10:38, 10:57, 16:102, 17:82, 17:106, 26:192, 26:193, 26:194, 26:195, 36:69<

 

>2:23, 10:38, 11:13, 17:88, 52:34<

 

Kur’ân’ın taklit edilemeyecek kadar mucizevi oluşu: – https://ikra.vision

 

52:35  Em hulikû min gayri şey’in em humul hâlikûn (hâlikûne).

 

Yoksa onlar ‘insanlar’, bir şey olmadan mı (oluşumu yapılandırılarak) yaratıldılar? Yoksa onlar mı (oluşumu yapılandırılarak) yaratan?!*

 

>1:1, 6:1, 6:73, 7:54, 14:19, 17:111, 18:1, 30:27, 34:1, 35:1, 36:81, 45:4, 46:33<

 

52:36  Em halakûs semâvâti vel ard (arda), bel lâ yûkınûn (yûkınûne).

 

Yoksa onlar mı (oluşumu yapılandırılarak) yarattılar gökleri ve yeri? Yok… Kat’i inanmazlar*

 

>2:6, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 10:96, 10:97, 14:11, 23:71, 45:32, 50:5<

 

52:37  Em inde hum hazâinu rabbike em humul musaytırûn (musaytırûne).

 

Yoksa yanlarında mı Rabbinin ‘bilgi’ hazineleri?* Veya onlar mı denetleyicileri?

 

>6:50, 11:31, 38:9, 40:83, 52:37, 52:41, 68:47<

 

52:38  Em lehum sullemun yestemiûne fîh (fîhî), fel ye’ti mustemiuhum bi sultânin mubîn (mubînin).

 

Yoksa onların ‘tırmanacağı’ bir merdiveni mi ‘var’ ki, dinlerler orada (vahyedileni)? Haydi getirsin onları dinleyenler apaçık bir delil!

 

52:39  Em lehul benâtu ve lekumul benûn (benûne).

 

Yoksa kız çocukları Zât’ının da** ve oğullar sizin mi?

 

>6:100, 16:57, 16:58, 16:59, 17:40, 34:40, 34:41, 37:153, 42:49, 42:50,  43:16, 43:17, 52:39<

 

(Kız çocuğunu eksik gördükleri halde, melekleri dişi olarak nitelendirdikleri için onları Zât’ına evlât yakıştırıyorlar ve üstün tutup imrendikleri erkek çocukları da kendilerine lâyık görüyorlar!)

 

52:40  Em tes’eluhum ecren fe hum min magremin muskalûn (muskalûne).

 

‘Yâ Muhammed!’ Yoksa sual mi ediyorsun onlardan, ‘tebliğin için bir’ ücret? Ki bunun üzerine onlar, borcun ağır yükümlülüğünden ‘çekiniyorlar’?!

 

52:41  Em inde humul gaybu fe hum yektubûn (yektubûne).

 

Yoksa onların nezdinde ‘hâkimiyeti’ de algılanamayanın, onlar mı yazıyorlar?

 

>6:50, 11:31, 38:9, 40:83, 52:37, 52:41, 68:47<

 

52:42  Em yurîdûne keydâ (keyden), fellezîne keferû humul mekîdûn (mekîdûne).

 

Yoksa muratları tuzak mı kurmak? Ne var ki ‘hakikat bilgisini’ inkâr eden kimseler, ‘asıl’ onlardır tuzaktakiler (yaptıklarının devamına müsaadesiyle, aleyhlerine oluşturur)!

 

52:43  Em lehum ilâhun gayrullâh (gayrullâhi), subhânallâhi ammâ yuşrikûn (yuşrikûne).

 

Yoksa onların ilâhı mı var ki, Allâh’tan gayrı?* Noksanlık, kusur, âcizlikten ötedir Allâh!* Ki ortak yakıştırdıkları şeylerden de!*

 

>10:18, 17:42, 21:22, 23:91<

 

>3:83, 13:15, 16:48, 16:49, 17:44, 17:107, 22:18, 32:15, 41:37, 53:62<

 

>2:255, 6:59, 11:123, 13:9, 15:24, 16:19, 41:22, 67:13, 67:14<

 

52:44  Ve in yerev kisfen mines semâi sâkıtan yekûlû sehâbun merkûm (merkûmun).

 

Ve eğer görseler gökten düşen ‘kütle’ parçasını, diyorlar ki: „ Üst üste yığılmış bulutlardır! “.****

 

>14:43, 15:14, 15:15, 15:16, 21:97, 26:4, 34:2, 34:9, 36:41, 36:42, 36:43, 36:44, 36:45, 36:49, 36:50, 36:51, 36:53, 44:16, 52:44, 52:45, 52:46, 54:1, 54:7, 79:6, 79:7, 79:8, 79:9, 99:1, 99:2, 99:3, 99:4, 99:5, 99:6<

 

Dünyanın karşı karşıya kalacağı felaket: – https://ikra.vision

 

Dünyanın sonunun muhtemelen bir Meteorit felaketiyle olacağı: – https://ikra.vision

 

Dünya yaşamının nasıl sona ereceği, ardından yaşam savaşı verileceği: – https://ikra.vision

 

52:45  Fe zerhum hattâ yulâkû yevmehumullezî fîhî yus’akûne.

 

‘Yâ Muhammed!’ Artık bırak onları ki o,* (şok eden, bayıltan) çarpılmanın gününe kavuşana kadar!

 

>2:166, 3:151, 4:117, 6:100, 10:18, 18:52, 23:117, 35:14, 39:3, 42:21, 46:5<

 

52:46  Yevme lâ yugnî anhum keyduhum ‏şey’en ve lâ hum yunsarûn (yunsarûne).

 

O gün ‘âhirette’ yararı olmaz onlara tuzakları ‘hiçbir’ şeyle. Ve onlara yardım olunmaz.*

 

>6:27, 6:28, 25:26, 25:27, 25:28, 32:12, 32:13, 33:66, 33:67, 34:52, 34:53, 39:71, 40:6, 41:25, 46:18, 89:23<

 

52:47  Ve inne lillezîne zalemû azâben dûne zâlike ve lâkinne ekserehum lâ ya’lemûn (ya’lemûne).

 

Ve muhakkak ki zalim kimselere azap, işte bunun dışındaki şeyler ‘için de vardır’. Ve lâkin onların birçoğu, bilmezler (anlamak istemezler).*

 

>51:59, 52:47<

 

>2:171, 3:108, 6:104, 7:101, 7:179, 8:22, 8:23, 10:100, 13:19, 17:72, 17:97, 21:45, 22:46, 25:44, 40:35, 64:11, 67:10<

 

52:48  Vasbir li hukmi rabbike fe inneke bi a’yuninâ, ve sebbih bi hamdi rabbike hîne tekûmu.

 

‘Yâ Muhammed!’* Ve sabret rabbinin hükmüne!* Çünkü muhakkak ki sen, gözetimimizdesin! Ve noksanlık, kusur, âcizlikten öte say; minnet ederek Rabbine!* Ki ‘namaza’ durduğun esnada!

 

>15:97, 15:98, 15:99, 20:130, 25:58, 40:55, 50:39, 52:48, 110:1, 110:2, 110:3<

 

>1:4, 2:186, 3:195, 8:9, 21:112<

 

>3:83, 13:15, 16:48, 16:49, 17:44, 17:107, 22:18, 32:15, 41:37, 53:62<

 

52:49  Ve minel leyli fe sebbihhu ve idbâren nucûmi.

 

Ve gecenin bir kesiminde (yatsı ve isteğe bağlı gece namazı)!* Derken O’nu noksanlık, kusur, âcizlikten öte say, yıldızların ‘batmasının’ ardından!

 

>17:79, 50:40, 51:17, 52:49, 73:20, 76:26<