„ Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm! Bismillâhirrahmânirrahîm! “.
„ Sığınırım Allâh’a, şeytanın (âsilerin) ‘şerrinden’ ki, recmedilmiş (merhametinden uzaklaştırılmıştır)!*
>7:200, 15:34, 16:98<
Allâh adına… Ki, sonsuz şefkatle merhamet edendir; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir! “.*
>33:43<
48:1 İnnâ fetahnâ leke fethan mubînâ (mubînen).
‘Yâ Muhammed!’ Muhakkak ki biz, açtık sana, apaçık zafer ‘yolunu’!*
>8:19, 14:15, 26:118, 32:28, 32:29, 40:84, 40:85, 48:1, 110:1, 110:2<
48:2 Li yagfire lekallâhu mâ tekaddeme min zenbike ve mâ teahhare ve yutimme ni’metehu aleyke ve yehdiyeke sırâtan mustekîmâ (mustekîmen).
Ki bağışlaması için seni Allâh, sunduğun şeyden günahlarının ve ertelediğin şey ‘için’!* Ve tamamlamak ‘için’ lütfunu üzerindeki!* Ve yönlendirir seni, ‘razı olduğu’ yol istikâmetine.*
>9:43, 47:19, 48:2, 80:9, 80:10, 93:3, 93:10, 110:3<
>5:6, 33:33<
>2:256, 5:16, 5:48, 7:178, 9:126, 16:9, 18:29, 31:22, 39:41, 64:11<
48:3 Ve yansurekallâhu nasran azîzâ (azîzen).
Ve yardım eder Allâh… Büyük bir yardım!
48:4 Huvellezî enzeles sekînete fî kulûbil mu’minîne li yezdâdû îmânen mea îmânihim, ve lillâhi cunûdus semâvâti vel ard (ardı), ve kânallâhu alîmen hakîmâ (hakîmen).
O’dur Zât’ı ki, sükûnet indirdi yüreklerine ‘samimi’ inananların ki, artırmaları için îmânlarını, îmân ile.* Ve Allâh’ındır, orduları göklerin ve yerin!* Ve Allâh, en iyi biliyor olandır; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!
>3:151, 8:10, 8:11, 8:12, 8:44, 8:48, 8:66, 36:28, 48:26<
>17:44, 26:23, 26:24, 42:11, 59:22, 59:23, 59:24, 112:4<
48:5 Li yudhilel mu’minîne vel mu’minâti cennâtin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ ve yukeffire anhum seyyiâtihim, ve kâne zâlike indallâhi fevzen azîmâ (azîmen).
Ki, dâhil etmesi için ‘samimi’ inanan erkekleri ve ‘samimi’ inanan kadınları has bahçelere ‘cennetlere’ ki, akar ‘ayaklarının’ altından nehirler; ki kalıcılardır orada.* Ve kefaret etmesi ‘örtmesi için’, onlardan kötülüklerini (günahları, ölçülendirmez).* Ve işte bu, Allâh nezdinde büyük başarıdır!
>7:43, 18:31, 52:20, 76:13, 76:14, 76:15, 76:19, 76:20, 76:21, 76:22<
>2:271, 3:193, 3:194, 3:195, 5:12, 8:29, 9:111, 25:70, 29:7, 39:35, 40:9, 46:16, 47:2, 48:5, 57:19, 64:9, 66:8<
48:6 Ve yuazzibel munâfikîne vel munâfikâti vel muşrikîne vel muşrikâtiz zânnîne billâhi zannes sev’i aleyhim dâiretussev’ (dâiretussev’i), ve gadiballâhu aleyhim ve leanehum ve eadde lehum cehennem (cehenneme), ve sâet masîrâ (masîren).
Ve azap etmesi ‘için’, ikiyüzlülük yapan erkeklere ve ikiyüzlülük yapan kadınlara ve ‘Allâh’a’ ortak yakıştıran erkeklere ve ortak yakıştıran kadınlara ki, Allâh’a zanda bulunan.* ‘Ki, bekledikleri’ kötü devran aleyhlerinedir.* Ve Allâh’ın gazabı üzerlerinedir;* ve lânetlemiştir onları. Ve hazırlar onlara, cehennemi.* Ve ne kötü bir varış!
>7:35, 7:172, 7:173, 17:70, 20:115, 33:72, 33:73, 36:60, 36:61, 59:21<
>5:52, 9:98, 24:50, 48:6<
>1:6, 2:90, 4:93, 4:69, 5:60, 5:77, 16:106, 20:81, 43:55<
>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 21:98, 36:63, 39:8, 40:6, 40:17, 43:39<
48:7 Ve lillâhi cunûdus semâvâti vel ard (ardı), ve kânallâhu azîzen hakîmâ (hakîmen).
Ve Allâh’ındır, orduları göklerin ve yerin!* Ve Allâh, mutlak yüce, eşsiz, benzersiz olandır; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!
>17:44, 26:23, 26:24, 42:11, 59:22, 59:23, 59:24, 112:4<
48:8 İnnâ erselnâke şâhiden ve mubeşşiren ve nezîrâ (nezîren).
‘Yâ Muhammed!’ Muhakkak ki, gönderdik seni şahit;* ve ‘hakikat bilgisi ve cennetle’ müjdeleyici ve ‘kıyâmetle’ uyarıcı ‘olman için’!*
>4:41, 16:84, 16:89, 17:71, 22:78, 33:45<
>2:151, 3:184, 4:41, 4:79, 4:166, 6:42, 7:184, 11:17, 14:1, 16:89, 17:77, 23:70, 34:46, 47:14<
48:9 Li tu’minû billâhi ve resûlihî ve tuazzirûhu ve tuvakkırûh (tuvakkırûhu), ve tusebbihûhu bukreten ve asîlâ (asîlen).
Ki, ‘insanların, samimi’ inanmaları için Allâh’a ve elçisine! Ve onu ‘elçisini’, desteklemeleri ve hürmet etmeleri ‘için’. Ve noksanlık, kusur, âcizlikten öte saymaları ‘için, yalnızca’ O’nu, erkenden ve gün sonu!*
>3:83, 13:15, 16:48, 16:49, 17:44, 17:107, 22:18, 32:15, 41:37, 53:62<
48:10 İnnellezîne yubâyiûneke innemâ yubâyiûnallâh (yubâyiûnallâhe), yedullâhi fevka eydîhim, fe men nekese fe innemâ yenkusu alâ nefsih (nefsihî), ve men evfâ bi mâ âhede aleyhullâhe fe se yu’tîhi ecren azîmâ (azîmen).
Muhakkak ki sana bağlılık yemini edenler, sadece Allâh’a bağlılık yemini ederler! Allâh’ın eli, üstündedir ellerinin. Ne var ki, kim ‘yeminini’ bozarsa, artık sadece ‘kendi’ nefsi ‘aleyhine’ bozmuştur! Ve kimdir ki, taahhüdü muvaffak eder Allâh’a karşı, artık verilecek ona, büyük ecir.*
>2:25, 8:4, 16:30, 16:41, 16:96, 16:97, 18:88, 20:15, 22:50, 32:17, 33:31, 34:4, 39:10<
48:11 Se yekûlu lekel muhallefûne minel a’râbi şegaletnâ emvâlunâ ve ehlûnâ festagfir lenâ, yekûlûne bi elsinetihim mâ leyse fî kulûbihim, kul fe men yemliku lekum minallâhi şey’en in erâde bikum darren ev erâde bikum nef’â (nef’en), bel kânallâhu bi mâ ta’melûne habîrâ (habîren).
‘Yâ Muhammed!’ Diyecektir ki sana, muhalefet edenler göçebe Araplardan: „ Meşgul etti bizi mallarımız ve ‘ev’ ahalimiz! Artık istiğfar et bizler için! “. ‘Onların, îmâna ‘dair’ söyledikleri dilleriyle, yüreklerinde olmayan şeydir.* De ki: „ O hâlde, kim ehildir ‘önlemeye’ Allâh’tan ‘gelen’ bir şeyi ki, eğer muradı sizlere mağduriyet ‘vermekse’, veya fayda sağlamak?! “. Yok… Allâh, gayret ettiğiniz şeylerden haberdar, üstün bilgi sahibi olandır!*
>2:255, 6:59, 11:123, 13:9, 15:24, 16:19, 41:22, 67:13, 67:14<
48:12 Bel zanentum en len yenkaliber resûlu vel mû’minûne ilâ ehlîhim ebeden ve zuyyine zâlike fî kulûbikum ve zanentum zannes sev’i ve kuntum kavmen bûrâ (bûren).
Yok… Zannınız, asla geri dönmeyecekleri elçinin ve ‘samimi’ inananların ‘ev’ ahalisine ebedîyen! Ve süslendi ‘cazip gösterildi’ işte bu, yüreklerinizdeki ‘şüphe’. Zannınız ne kötü zan! Ve sonu gelmiş bir toplum oldunuz!*
>7:94, 7:95, 11:117, 12:109, 14:4, 15:4, 17:58, 23:76, 26:208<
48:13 Ve men lem yû’min billâhi ve resûlihî fe innâ a’tednâ lil kâfirîne saîrâ (saîren).
Ve kim, inanmazsa Allâh’a ve elçisine, o hâlde mutlaka Biz, hazırladık ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlar için, ‘cehennemde’ karıştırılan, kızgınlaştırılan çılgın ateşi.*
>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 21:98, 36:63, 39:8, 40:6, 40:17, 43:39<
48:14 Ve lillâhi mulkus semâvâti vel ard (ardı), yagfiru li men yeşâu ve yuazzibu men yeşâ’ (yeşâu), ve kânallâhu gafûren rahîmâ (rahîmen).
Ve Allâh’ındır, hükümranlık, göklerde ve yerde!* Bağışlar, dilediği ‘rızasına uyan’ kişiyi* ve azap eder dilediği ‘müstahik’ kişiye de!* Ve Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlıyor olandır; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!*
>17:44, 26:23, 26:24, 42:11, 59:22, 59:23, 59:24, 112:4<
>4:48, 5:39, 15:49, 17:25, 20:82, 25:71, 28:16, 39:53<
>4:48, 6:88, 7:146, 8:23, 8:51, 9:80, 16:107, 16:108, 40:12, 47:28<
>33:43<
48:15 Se yekûlul muhallefûne izentalaktum ilâ megânime li te’huzûhâ zerûnâ nettebi’kum, yurîdûne en yubeddilû kelâmallâh (kelâmallâhi), kul len tettebiûnâ kezâlikum kâlallâhu min kabl (kablu), fe se yekûlûne bel tahsudûnenâ, bel kânû lâ yefkahûne illâ kalîlâ (kalîlen).
‘Yâ Muhammed!’ Diyecektir ki, muhalefet edenler, ayrıldığınız zaman ganimetleri almak için: „ Bırakın bizi, uyalım size! “. Ki, muratları değiştirmek Allâh’ın kelâmını ‘hükmünü’. De ki: „ Asla, uyamazsınız bize! İşte bunu dedi Allâh, daha önceleri de! “.* Bunun üzerine diyecekler ki: „ Yok… Çekememezlik ediyorsunuz! “. Ki, yok… Derinden kavrayamazlar (anlamak istemedikleri için, idrak kuvveleri kilitlidir)* ki, birazı dışında!
>6:130, 7:14, 7:15, 7:16, 7:17, 7:18, 7:38, 7:179, 17:63, 17:64, 17:65, 41:28<
>2:171, 3:108, 6:104, 7:101, 7:179, 8:22, 8:23, 10:100, 13:19, 17:72, 17:97, 21:45, 22:46, 25:44, 40:35, 64:11, 67:10<
48:16 Kul lil muhallefîne minel a’râbi setud’avne ilâ kavmin ulî be’sin şedîdin tukâtilûnehum ev yuslimûn (yuslimûne), fe in tutîû yû’tikumullâhu ecren hasenâ (hasenen), ve in tetevellev kemâ tevelleytum min kablu yuazzibkum azâben elîmâ (elîmen).
‘Yâ Muhammed!’ De ki, muhalefet eden göçebe Araplara: „ Çağrılacaksınız bir topluma karşı ‘savaşmaya’ ki, baskı altına almaya ehil! Ya savaşırsınız onlarla veya ‘savaşmayıp’ teslimiyeti benimserler! Ancak eğer itaat ederseniz, verir size Allâh, iyi bir ecir! “.* Ve eğer dönerseniz, daha önceden döndüğünüz gibi azap edilir sizlere, elem azap ile!**
>7:43, 18:31, 52:20, 76:13, 76:14, 76:15, 76:19, 76:20, 76:21, 76:22<
>3:21, 9:3, 9:14, 9:34, 9:39, 9:40, 9:74, 31:7, 42:21<
>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 21:98, 36:63, 39:8, 40:6, 40:17, 43:39<
48:17 Leyse alel a’mâ haracun ve lâ alel a’reci haracun ve lâ alel marîdı harac (haracun), ve men yutiıllâhe ve resûlehu yudhılhu cennâtin tecrî min tahtihel enhâr (enhâru), ve men yetevelle yuazzibhu azâben elîmâ (elîmen).
(Savaşa katılmama konusunda) Olmaz körün üzerine güçlük ‘vebal’ ve ne de topalın üzerine güçlük ve ne de hastanın üzerine güçlük! Ve kim, itaat ederse Allâh’a ve elçisine,* dâhil eder onu has bahçelere ‘cennetlere’ ki, akar ‘ayaklarının’ altından nehirler. Ve kim de dönerse, azaplandırır onu, elem azap ile.*
>3:179, 4:13, 4:14, 4:69, 8:13, 8:29, 9:63, 24:47, 33:36, 58:5, 58:20<
>7:43, 18:31, 52:20, 76:13, 76:14, 76:15, 76:19, 76:20, 76:21, 76:22<
>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 21:98, 36:63, 39:8, 40:6, 40:17, 43:39<
48:18 Lekad radiyallâhu anil mu’minîne iz yubâyiûneke tahteş şecereti fe alime mâ fî kulûbihim fe enzeles sekînete aleyhim ve esâbehum fethan karîbâ (karîben).
Andolsun ki, razı oldu Allâh ‘samimi’ inananlardan, sana bağlılık yemini ettikleri zaman ağacın altında. Öyle ki, biliyordu yüreklerindeki şeyi* ki, sükûnet indirdi üzerlerine.* Ve isabet ettirdi onlara yakın bir zafer…*
>2:255, 6:59, 11:123, 13:9, 15:24, 16:19, 41:22, 67:13, 67:14<
>3:151, 8:10, 8:11, 8:12, 8:44, 8:48, 8:66, 36:28, 48:26<
>8:19, 14:15, 26:118, 32:28, 32:29, 40:84, 40:85, 48:1, 110:1, 110:2<
48:19 Ve megânime kesîreten ye’huzûnehâ, ve kânallâhu azîzen hakîmâ (hakîmen).
Ve onu alacakları birçok ganimetler ‘daha’. Ve Allâh, mutlak yüce, eşsiz, benzersiz olandır; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!
48:20 Vaadekumullâhu megânime kesîreten te’huzûnehâ fe accele lekum hâzihî ve keffe eydiyen nâsi ankum, ve li tekûne âyeten lil mu’minîne ve yehdiyekum sırâtan mustekîmâ (mustekîmen).
Vadetti Allâh ki, onu alacağınız birçok ganimetler ‘daha’. Bunun üzerine acele etti sizlere burada ki, çekti insanların ellerini sizden. Ve âyet ‘alâmet’ olması için ‘samimi’ inananlara. Ve yönlendirir sizleri, ‘razı olduğu’ yol istikâmetine.*
>2:256, 5:16, 5:48, 7:178, 9:126, 16:9, 18:29, 31:22, 39:41, 64:11<
48:21 Ve uhrâ lem takdirû aleyhâ kad ehâtallâhu bihâ, ve kânallâhu alâ kulli şey’in kadîrâ (kadîren).
Ve diğerini de (tövbe eden kimseyi de razı olduğu yola yönlendirir) ki, ele geçirmenizden önce onu! Ki kuşatmıştır Allâh, onunla (inkârcıların sonlandırılacağını zaten belirlemiştir).* Ve Allâh, her şey üzerinde ‘irade ettiğini, icraya’ kudretli olandır!
>5:34, 33:27, 48:21<
48:22 Ve lev kâtelekumullezîne keferû le vellevûl edbâre summe lâ yecidûne velîyyen ve lâ nasîrâ (nasîren).
Ve şayet savaşsalardı sizlerle ‘hakikat bilgisini’ inkâr eden kimseler, elbet dönerlerdi artlarına. Sonra bulamazlar ‘kendilerine’, himayeciler ve ne de yardımcı!
48:23 Sunnetellâhilletî kad halet min kabl (kablu), ve len tecide li sunnetillâhi tebdîlâ (tebdîlen).
‘Bu’, usulüdür Allâh’ın, (İlâhî hüküm)* ki o, gelip geçmiştir önce de. Ve asla bulamazsın usulünde Allâh’ın, değişiklik.
>3:137, 8:38, 15:13, 17:77, 18:55, 33:38, 33:62, 35:43, 40:85, 48:23<
48:24 Ve huvellezî keffe eydiyehum ankum ve eydiyekum anhum bi batni mekkete min ba’di en azferekum aleyhim ve kânallâhu bimâ ta’melûne basîrâ (basîran).
Ve O’dur Zât’ı ki, çekti onların ellerini sizden ve sizin ellerinizi de onlardan ki, Mekke’nin göbeğinde sizleri muzaffer kılmasının ardından. Ve Allâh, gayret ettiğiniz şeyleri her hâliyle görüyor olandır!*
>2:255, 6:59, 11:123, 13:9, 15:24, 16:19, 41:22, 67:13, 67:14<
48:25 Humullezîne keferû ve saddûkum anil mescidil harâmi vel hedye ma’kûfen en yebluga mahıllehu, ve lev lâ ricâlun mu’minûne ve nisâun mû’minâtun lem ta’lemûhum en tetaûhum fe tusîbekum minhum maarratun bi gayri ilm (ilmin), li yudhılallâhu fî rahmetihî men yeşâu, lev tezeyyelû le azzebnellezîne keferû minhum azâben elîmâ (elîmen).
Onlar ki, ‘hakikat bilgisini’ inkâr eden kimselerdir ve alıkoydular sizleri hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethaneden (Kâbe’den).** Ve bekletilen hediyelik ‘kurbanlıkları, kesim’ mahalline ulaştırmaktan.* Ve olmasaydı ‘orada’, onları ‘henüz’ bilmediğiniz, ‘samimi’ inanan adamlar ve ‘samimi’ inanan kadınlar ki, işgal edip ezip geçmeniz onları bilgisizce ki, bu yüzden isabet etmesi sizlere onlardan meşakkat, (Allâh, Mekke’ye girmenize müsaade ederdi)! ‘Bunu yaptı ki’, dâhil etmesi için Allâh’ın, bahşedilme, bağışlanma, merhametle esirgemesine. dilediği ‘rızasına uyan’ kişiyi.* Şayet birbirinden ayrılsalardı, mutlaka azaplandırdık onlardan ‘hakikat bilgisini’ inkâr eden kimseleri, elem azap ile.*
>2:125, 2:126, 3:96, 3:97, 14:37, 27:91, 28:57, 29:67<
>8:34, 9:17, 9:18, 9:19, 48:25<
>2:196, 22:37<
>2:256, 5:16, 5:48, 7:178, 9:126, 16:9, 18:29, 31:22, 39:41, 64:11<
>3:21, 9:3, 9:14, 9:34, 9:39, 9:40, 9:74, 31:7, 42:21<
48:26 İz cealellezîne keferû fî kulûbihimul hamiyyete hamiyyetel câhiliyyeti fe enzelallâhu sekînetehu alâ resûlihî ve alel mû’minîne ve elzemehum kelimetet takvâ ve kânû e hakka bihâ ve ehlehâ ve kânallâhu bi kulli şey’in alîmâ (alîmen).
Kıldıkları zaman ‘hakikat bilgisini’ inkâr eden kimseler, yüreklerine coşku ki, cahiliyet coşkusu; böylelikle indirdi Allâh, sükûnetini elçisinin üzerine ve ‘samimi’ inananlar üzerine* ve tutmalarını sağladı onların, ‘günahlardan’ korunma kelâmını. Ve ‘herkesten’ daha müstahaktılar ona (verdikleri söze) ve onun erbabıydılar. Ve Allâh, her şeyi en iyi biliyor olandır!
>3:151, 8:10, 8:11, 8:12, 8:44, 8:48, 8:66, 36:28, 48:26<
48:27 Lekad sadakallâhu resûlehur ru’yâ bil hakk (hakkı), le tedhulunnel mescidel harâme in şâallâhu âminîne muhallikîne ruûsekum ve mukassırîne lâ tehâfûn (tehâfûne), fe alime mâ lem ta’lemû fe ceale min dûni zâlike fethan karîbâ (karîben).
Andolsun ki, samimiydi Allâh ki, haklı ‘çıkardı’ rüyasında elçisini.* Dâhil edileceksiniz ‘gireceksiniz’ hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethaneye (Kâbe’ye)* ki, dilerse Allâh, emniyetle ki, başlarınız traşlı ve (kiminizin de saçları) kısaltılmış ‘olarak’, korkusuzca! Öyle ki, biliyordu ‘Allâh, henüz’ bilmediğiniz şeyleri de* bu yüzden, kıldı işte bundan ziyade yakın bir zafer.*
İlham’ı Allâh’tan aldığımız: – https://ikra.vision
>2:125, 2:126, 3:96, 3:97, 14:37, 27:91, 28:57, 29:67<
>8:19, 14:15, 26:118, 32:28, 32:29, 40:84, 40:85, 48:1, 110:1, 110:2<
48:28 Huvellezî ersele resûlehu bil hudâ ve dînil hakkı li yuzhirehu aled dîni kullih (kullihî), ve kefâ billâhi şehîdâ (şehîden).
O’dur Zât’ı ki, gönderdi elçisini yönlendirilmeye ‘vesile’ ile ve hakiki dîni (İslâm), onu açığa çıkarması için tüm dînlerin üzerine!* Ve kâfidir; Allâh, her daim hazır, her şeyin iç yüzünün farkında, şahittir!
>3:19, 3:83, 3:84, 3:85, 5:3, 6:153, 6:161, 10:105, 12:108, 15:41, 16:9, 16:123, 21:25, 30:30<
48:29 Muhammedun resûlullâh (resûlullâhi), vellezîne meahû eşiddâu alel kuffâri ruhamâu beynehum terâhum rukkean succeden yebtegûne fadlen minallâhi ve rıdvânen sîmâhum fî vucûhihim min eseris sucûd (sucûdi), zâlike meseluhum fît tevrât (tevrâti), ve meseluhum fîl incîl (incîli), ke zer’in ahrece şat’ehu fe âzerehu festagleza festevâ alâ sûkıhî yu’cibuz zurrâa, li yagîza bihimul kuffâr (kuffâra), vaadallâhullezîne âmenû ve amilûs sâlihâti minhum magfireten ve ecren azîmâ (azîmen).
Muhammed, Allâh’ın elçisidir! Ve onunla beraber ‘olan’ kimseler, çok şiddetlidir ‘saldırgan, hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlara karşı; aralarında ‘ise’ merhametlilerdir!* Görürsün ki onlar, ‘Allâh’ın huzuruna’ eğilenler ve secde edenlerdir! Liyakat gaye edinenlerdir Allâh’tan, ve razı olunuş.* Yüzlerindeki secde izleri, görünümlerini (mizaçlarını oluşturur). İşte bu, Tevrât’ta onlara ‘benzer’ misallerdir ve İncîl’de de onlara ‘benzer’ misaller ‘vardır’.* (Gitgide güçlenen inançlılara istinaden), Filizini çıkaran ekin gibi, öyle ki, sağlamlaştırıp onu kabartmış, bacağı ‘gövdesi’ üzerine teşrif etmiştir ki, memnun eder tarımcıyı. Ki, öfkelendirmek için onunla ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışları. Vadetti Allâh, îmân etmiş kimselere ve onlardan gayretleri erdemlilere ki, bağışlanma ve büyük ecir.*
>5:54, 48:29<
>6:17, 10:107, 33:17, 39:38<
(Kutsal Kitap: Vahiy 14:1; Matta 13:31-32; Markos 4:26-27; Lukas 13:18)
>2:25, 8:4, 16:30, 16:41, 16:96, 16:97, 18:88, 20:15, 22:50, 32:17, 33:31, 34:4, 39:10<