59. HAŞR:

 

„ Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm! Bismillâhirrahmânirrahîm! “.

 

„ Sığınırım Allâh’a, şeytanın (âsilerin) ‘şerrinden’ ki, recmedilmiş (merhametinden uzaklaştırılmıştır)!*

 

>7:200, 15:34, 16:98<

 

Allâh adına… Ki, sonsuz şefkatle merhamet edendir; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir! “.*

 

>33:43<

 

 

59:1    Sebbeha lillâhi mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard (ardı), ve huvel azîzul hakîm (hakîmu).

 

Noksanlık, kusur, âcizlikten öte sayarlar Allâh’ındır, göklerdeki şeyler ve yerdeki!* Ve O’dur, mutlak yüce, eşsiz, benzersiz; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmeden!

 

>3:83, 13:15, 16:48, 16:49, 17:44, 17:107, 22:18, 32:15, 41:37, 53:62<

 

(Allâh’ın yarattığı tüm ne varsa, Zât’ının koyduğu doğa yasalarına uyup, yaratılış amaçları gereği işlevlerine devam ederler; dolayısıyla, istekli veya isteksiz O’nun buyruğuna riayet etmiş ve kendi usullerince yüceliğini övüp, ibadet etmiş olurlar. Hür iradeyle kulluğunun bilincini yaşayan Allâh’ın rızasını kazanan kulları ise, O’nun yüceliğini, hamd, minnet ile överek bilinçli ibadet ederler!)

 

59:2    Huvellezî ahrecellezîne keferû min ehlil kitâbi min diyârihim li evvelil haşr (haşri), mâ zanentum en yahrucû ve zannû ennehum mâniatuhum husûnuhum minallâhi fe etâhumullâhu min haysu lem yahtesibû ve kazefe fî kulûbihimur ru’be yuhribûne buyûtehum bi eydîhim ve eydîl mû’minîne fa’tabirû yâ ulîl ebsâr (ebsâri).

 

O’dur Zât’ı ki, çıkardı ‘diğer’ kitapların erbaplarından (Yahudilerden, İlâhî esasları) inkâr eden kimseleri diyarlarından ki, evvelinde ‘savaşa’ toplanmaları için bir araya ‘geldiklerinde’.* Ki, zannetmezdiniz ‘kolay’ çıkacaklarını. ‘Onlar da’ zannettiler ki onları, hisarlarının Allâh’tan ‘gelene’ mani olduğunu. Öyle ki, geldi onlara Allâh’ın ‘azabı’ hesaba katmadıkları bir yerden.* Ve koydu yüreklerine irkilme ki, tahrip ediyorlardı evlerini ‘kendi’ elleriyle ve ‘samimi’ inananların elleriyle. Artık ibret alın ey ‘İlâhî esasları, basiretle’ görebilenler!*

 

>33:26, 59:2<

 

>7:94, 7:95, 11:117, 12:109, 14:4, 15:4, 17:58, 23:76, 26:208<

 

>3:13, 8:42, 8:44<

 

59:3    Ve lev lâ en keteballâhu aleyhimul celâe le azzebehum fîd dunyâ, ve lehum fîl âhıreti azâbun nâr (nâri).

 

Ve olmasaydı Allâh’ın kendilerine sürgün yazması, mutlaka azaplandırırdı onları dünyada* ve onlaradır, âhirette de ateş (cehennem) azabı.*

 

>3:21, 9:3, 9:14, 9:34, 9:39, 9:40, 9:74, 31:7, 42:21<

 

>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 21:98, 36:63, 39:8, 40:6, 40:17, 43:39<

 

59:4    Zâlike bi ennehum şâ akkûllâhe ve resûleh (resûlehu), ve men yuşâ akkıllâhe fe innallâhe şedîdul ikâb (ikâbi).

 

İşte bu onların, karşı çıkıyor olmalarındandır, Allâh’a ve O’nun elçisine.* Ve kim, karşı çıkarsa Allâh’a, o hâlde şüphesiz ki Allâh’ın, misillemesi şiddetlidir!

 

>3:179, 4:13, 4:14, 4:69, 8:13, 8:29, 9:63, 24:47, 33:36, 58:5, 58:20<

 

59:5    Mâ kata’tum min lînetin ev terektumûhâ kâimeten alâ usûlihâ fe bi iznillâhi ve li yuhziyel fâsikîn (fâsikîne).

 

(Yahudilere karşı) yumuşaklıktan onu (davranışınızı) kestiğiniz şey, veya onu asıllarına uygun ayakta tutmanız, ancak Allâh’ın izniyledir ve fesatların rezil edilmeleri içindir.

 

Haşr suresi 5. ayette bahsedilen kesilen hurma ağaçları

 

59:6    Ve mâ efâ allâhu alâ resûlihî minhum fe mâ evceftum aleyhi min haylin ve lâ rikâbin ve lâkinnallâhe yusallitu rusulehu alâ men yeşâu, vallâhu alâ kulli şey’in kadîr (kadîrun).

 

Ve Allâh’ın, O’nun elçisine fey ‘olarak verdiği’ onlardan ‘edinilen’ şey ‘için’ nitekim mahmuz sürmediniz atlara ve ne de binek develere! Ve lâkin ‘yalnızca’ Allâh, musallat eder O’nun elçilerini üzerine, dilediği kişiye. Ve Allâh, her şey üzerinde ‘irade ettiğini, icraya’ kudretlidir!

 

59:7    Mâ efâ allâhu alâ resûlihî min ehlil kurâ fe lillâhi ve lir resûli ve li zîl kurbâ vel yetâmâ vel mesâkîni vebnis sebîli key lâ yekûne dûleten beynel agniyâi minkum, ve mâ âtâkumur resûlu fe huzûhu ve mâ nehâkum anhu fentehû, vettekûllâh (vettekûllâhe), innallâhe şedîdul ikâb (ikâbi).

 

Allâh’ın, O’nun elçisine fey ‘olarak verdiği’ şehirler ahalisinden ‘edinilen’ şey, o hâlde ‘bilinmeli ki, yalnızca’ Allâh’ındır ve elçiye ve yakınlara ve yetimlere ve meskensizlere (yoksullara) ve (yolda mahsur kalana mecazen) yol oğlunadır! Ki olmaması için tekelleşmesi, sizlerin zenginleri arasında. Ve elçinin verdiği şeyleri sizlere, alın onu! Ve ondan nehyettiği şeyleri sizlere, vazgeçin! Ve korunun Allâh’a ‘karşı gelmekten’! Şüphesiz ki Allâh’ın, misillemesi şiddetlidir!

 

59:8    Lil fukarâil muhâcirînellezîne uhricû min diyârihim ve emvâlihim yebtegûne fadlen minallâhi ve rıdvânen ve yensurûnallâhe ve resûleh (resûlehu), ulâike humus sâdikûn (sâdikûne).

 

(Sadakalarınız ve bu fey) fakirler içindir ki, (Mekke’den Medine’ye) hicret ‘göç’ eden kimselerdir çıkarılarak diyarlarından ve mallarından ‘mahrum edilerek’. Ki, liyakat ve razı olunuş gaye edinenlerdir Allâh’tan. Ve yardım edenlerdir Allâh’a ve O’nun elçisine. İşte onlar… Onlardır, samimiler!

 

59:9    Vellezîne tebevveûd dâre vel îmâne min kablihim yuhıbbûne men hâcere ileyhim ve lâ yecidûne fî sudûrihim hâceten mimmâ ûtû ve yu’sirûne alâ enfusihim ve lev kâne bihim hasâsah (hasâsatun), ve men yûka şuhha nefsihî fe ulâike humul muflihûn (muflihûne).

 

Ve ‘o’ kimseleredir ki, ‘Medine’ diyarına yerleşmiş ve onlardan (yeni hicret edenlerden) önceki îmânlılardır. Ki, severler kendilerine hicret eden kişileri. Ve bulmazlar göğüslerinde ‘gönüllerinde’ bir hacet, verilen şeylere ve ‘onları’ nefslerine karşı yeğlerler. Ve şayet olsalar da onlara muhtaç. Ve kim nefsini bencillikten korursa, o hâlde işte onlar… Onlardır, felâha erenler!

 

59:10  Vellezîne câû min ba’dihim yekûlûne rabbenâgfir lenâ ve li ihvâninellezîne sebekûnâ bil îmâni ve lâ tec’al fî kulûbinâ gıllen lillezîne âmenû rabbenâ inneke raûfun rahîm (rahîmun).

 

Ve ‘o’ kimseleredir ki, onların ardından gelenler,* derler ki: „ Rabbimiz… Bağışla bizleri ve îmân ile geçmiş kardeşlerimizi! Ve kılma yüreklerimizde kin, îmân etmiş kimselere ‘karşı’! Rabbimiz… muhakkak ki sen, insaf eden; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedensin! “.*

 

>9:100<

 

>33:43<

 

59:11  E lem tere ilellezîne nâfekû yekûlûne li ihvânihimullezîe keferû min ehlil kitâbi le in uhrictum le nahrucenne me’akum ve lâ nutîu fî kum ehaden ebeden ve in kûtiltum le nensurennekum, vallâhu yeşhedu innehum le kâzibûn (kâzibûne).

 

Bakar mısın ‘o’ kimselere ki, nifak ‘ikiyüzlülük’ yapan! Diyorlar ki, kardeşlerine ‘diğer’ kitapların erbaplarından (Yahudilerden, İlâhî esasları) inkâr eden kimselere ki: „ Mutlaka eğer çıkarılırsanız ‘buradan’, elbette çıkarız sizlerle beraber! Ve itaat etmeyiz sizlere ‘karşı olan’ birine ebedîyen! Ve eğer savaşılırsa sizlerle, elbette yardım ederiz sizlere! “. Ve Allâh şahittir; muhakkak ki onlar, elbette yalancılardır!*

 

>18:49, 22:76, 23:105, 29:3, 29:68, 41:20, 43:80, 50:16, 50:17, 50:18, 69:49<

 

59:12  Le in uhricû lâ yahrucûne me’ahum ve le in kûtılû lâ yensurûnehum ve le in nesarûhum le yuvellunnel edbâr (edbâre), summe lâ yunsarûn (yunsarûne).

 

Elbette eğer çıkarılsalar ‘kardeşleri’, çıkmazlar ‘ikiyüzlülük yapanlar’ onlarla beraber! Ve mutlaka eğer savaşsalar ‘kardeşleri’, yardım etmezler onlara! Ve muhakkak eğer yardım etseler de, elbette dönerlerdi onlara artlarını da (kaçarlardı).* Sonra ‘onlara’ yardım olunmaz.

 

>2:216, 4:77, 4:78, 8:6, 9:56, 9:74, 9:96, 33:16, 58:14, 62:8, 63:7<

 

59:13  Le entum eşeddu rehbeten fî sudûrihim minallâhi, zâlike bi ennehum kavmun lâ yefkahûn (yefkahûne).

 

Elbette sizler, daha şiddetlisiniz göğüslerinde ‘gönüllerinde’, Allâh’tan ‘ziyade’ irkilmeye! İşte bu onların, derinden kavramayan toplum olmalarındandır.*

 

>2:6, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 10:96, 10:97, 14:11, 23:71, 45:32, 50:5<

 

59:14  Lâ yukâtilûnekum cemîan illâ fî kuren muhassanetin ev min verâi cudur (cudurin), be’suhum beynehum şedîd (şedîdun), tahsebuhum cemîan ve kulûbuhum şettâ, zâlike bi ennehum kavmun lâ ya’kılûn (ya’kılûne).

 

Savaşmazlar sizlerle şehirler içinde topluca ki, müstahkem olmadıkça veya duvarların arkasından. Baskıları, bunların arasında şiddetlidir. Sanırsın ki onlar, ‘bir’ cemaattir ve ‘aslında’ yürekleri dağınıktır. İşte bu onların, akıl yürütmeyen bir toplum olmalarındandır.*

 

>9:29, 9:123, 60:7, 60:8, 60:9<

 

>2:164, 6:99, 10:101, 12:105, 13:4, 18:109, 21:37, 27:93, 30:20, 30:24, 30:25, 30:26, 31:27, 31:31, 40:13, 41:39, 41:53, 42:29, 51:20, 51:21, 51:22<

 

59:15  Ke meselillezîne min kablihim karîben zâkû vebâle emrihim ve lehum azâbun elîm (elîmun).

 

(Yahudiler, hakikati örtmeye şartlanmışlar) emsali gibidir, yakında ‘yaptığı’ işin vebalini tadan, onlardan önceki kimselerden de ‘bazılarının’.** Ve onlaradır, elem azap.*

 

>59:15, 64:5, 65:8, 65:9<

 

>7:94, 7:95, 11:117, 12:109, 14:4, 15:4, 17:58, 23:76, 26:208<

 

>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 21:98, 36:63, 39:8, 40:6, 40:17, 43:39<

 

59:16  Ke meseliş şeytâni iz kâle lil insânikfur, fe lemmâ kefere kâle innî berîun minke innî ehâfullâhe rabbel âlemîn (âlemîne).

 

(Bunlardan, ikiyüzlülük yapanlar) şeytan (âsiler)* emsali gibidir, Demişti ki, insana: „ İnkâr et! “. Ne var ki, ‘hakikat bilgisini’ inkâr edince de, dedi ki: „ Muhakkak ki ben, alâkasızım senden! Doğrusu ben, korkarım Allâh’tan* ki, var olan her şeyin Rabbidir! “.**

 

>2:168, 2:169, 2:208, 2:268, 4:120, 5:91, 6:121, 7:33, 8:48, 14:22, 16:116, 17:62, 17:63, 17:64, 17:65, 24:21, 35:6<

 

>5:28, 8:48, 59:16<

 

>17:44, 26:23, 26:24, 42:11, 59:22, 59:23, 59:24, 112:4<

 

>2:163, 13:2, 16:60, 20:98, 24:35, 27:26, 57:3<

 

59:17  Fe kâne âkıbetehumâ ennehumâ fîn nâri hâlideyni fîhâ, ve zâlike cezâûz zâlimîn (zâlimîne).

 

Ne var ki, (ikiyüzlülük yapanların ve âsilerin) âkıbetleri, ikisinin de ateş (cehennem) içinde olmaları oldu; ki, kalacaklardır orada. Ve işte budur ceza, zalimlere.*

 

>7:94, 7:95, 11:117, 12:109, 14:4, 15:4, 17:58, 23:76, 26:208<

 

>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 21:98, 36:63, 39:8, 40:6, 40:17, 43:39<

 

59:18  Yâ eyyuhellezîne âmenûttekullâhe vel tenzur nefsun mâ kaddemet ligad (ligadin), vettekûllah (vettekûllahe), innallâhe habîrun bimâ ta’melûn (ta’melûne).

 

Ey îmân etmiş kimseler… Korunun Allâh’a ‘karşı gelmekten’! Ve bakınsın nefs, yarın ‘âhiret’ için sunduğu şeylere!* Ve korunun Allâh’a ‘karşı gelmekten’! Şüphesiz ki Allâh, haberdar, üstün bilgi sahibidir; gayret ettiğiniz şeylerden!*

 

>6:70, 20:15, 32:17, 40:17, 45:22, 52:21<

 

>2:255, 6:59, 11:123, 13:9, 15:24, 16:19, 21:4, 41:22, 67:13, 67:14<

 

59:19  Ve lâ tekûnû kellezîne nesûllâhe fe ensâhum enfusehum, ulâike humul fâsikûn (fâsikûne).

 

Ve olmayın ‘o’ kimseler (Yahudilerden bazıları, Hristiyanlardan bazıları ve inkâr edenler) gibi ki, Allâh’ı ‘önemsemeyip’ unuttular da bu yüzden nefslerine ‘bakmayı’ unutturdu onlara.* İşte onlar… Onlardır, fesatlar!

 

>5:13, 5:14, 6:44, 7:51, 7:53, 9:67, 20:126, 23:110, 32:14, 38:26, 58:6, 59:19<

 

59:20  Lâ yestevî ashâbun nâri ve ashâbul cenneh (cenneti), ashâbul cenneti humul fâizûn (fâizûne).

 

Eşit olmazlar* ateş (cehennem) sahabeleri** ve has bahçe (cennet) sahabeleri.* Ki, has bahçe (cennet) sahabeleri…* Onlardır, kazananlar!

 

>32:18, 38:28, 45:21, 57:10, 59:20<

 

>2:6, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 10:96, 10:97, 14:11, 23:71, 45:32, 50:5<

 

>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 21:98, 36:63, 39:8, 40:6, 40:17, 43:39<

 

>4:57, 7:43, 18:31, 52:20, 76:13, 76:14, 76:15, 76:19, 76:20, 76:21, 76:22<

 

>2:25, 8:4, 16:30, 16:41, 16:96, 16:97, 18:88, 20:15, 22:50, 32:17, 33:31, 34:4, 39:10<

 

59:21  Lev enzelnâ hâzel kur’âne alâ cebelin le reeytehu hâşian mutesaddian min haşyetillâh (haşyetillâhi), ve tilkel emsâlu nadribuhâ lin nâsi leallehum yetefekkerûn (yetefekkerûne).

 

Şayet indirseydik bu Kur’ân’ı bir dağ üzerine, mutlaka görürsün ki onu, huşûyla çatırdayıp kırıldığını Allâh’a haşyetinden. Ve bunlar emsali vurguluyoruz onu, insanlara.** Ki, belki inceden inceye düşünürler!*

 

>7:35, 7:172, 7:173, 17:70, 20:115, 33:72, 33:73, 36:60, 36:61, 59:21<

 

>4:163, 4:164, 4:165, 6:130, 6:131, 6:155, 6:156, 6:157, 7:172, 7:173, 17:15, 20:134, 26:208, 28:59, 35:24, 67:8, 67:9<

 

>2:164, 6:99, 10:101, 12:105, 13:4, 18:109, 21:37, 27:93, 30:20, 30:24, 30:25, 30:26, 31:27, 31:31, 40:13, 41:39, 41:53, 42:29, 51:20, 51:21, 51:22<

 

59:22  Huvallâhullezî lâ ilâhe illâ huve, âlimul gaybi veş şehâdeh (şehâdeti), huver rahmânur rahîm (rahîmu).

 

O’dur, Allâh…* O ki, ‘diğer bir’ ilâh olamaz O’ndan başka!* ‘Zât’ı’, algılanamayanı bilendir ve şahit olunanı da ‘bilendir’!* Sonsuz şefkatle merhamet edendir; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!*

 

>2:163, 13:2, 16:60, 20:98, 24:35, 27:26, 57:3<

 

>17:44, 26:23, 26:24, 42:11, 59:22, 59:23, 59:24, 112:4<

 

>2:255, 6:59, 11:123, 13:9, 15:24, 16:19, 21:4, 41:22, 67:13, 67:14<

 

>33:43<

 

59:23  Huvallâhullezî lâ ilâhe illâ huve, elmelikul kuddûsus selâmul mû’minul muheyminul azîzul cebbârul mutekebbir (mutekebbiru), subhânallâhi ammâ yuşrikûn (yuşrikûne).

 

O’dur, Allâh…* O ki, ‘diğer bir’ ilâh olamaz O’ndan başka!* Mutlak, gerçek hükümdardır;* noksan sıfatlardan, kusurdan, eksiklikten uzak, mukaddestir; esenlik, güven kaynağıdır; güvene lâyık, emniyet verendir; gözleyen, denetleyendir; mutlak yüce, daima üstün gelen, eşsiz benzersizdir; her türlü perişanlıkları düzelten, kolaylaştıran, zorla yaptırabilendir; mümkün her şeyden büyüktür! Noksanlık, kusur, âcizlikten ötedir Allâh!* Ki ortak yakıştırdıkları şeylerden de!*

 

>2:163, 13:2, 16:60, 20:98, 24:35, 27:26, 57:3<

 

>17:44, 26:23, 26:24, 42:11, 59:22, 59:23, 59:24, 112:4<

 

>1:1, 6:1, 6:73, 7:54, 14:19, 17:111, 18:1, 30:27, 34:1, 35:1, 36:81, 45:4, 46:33<

 

>3:83, 13:15, 16:48, 16:49, 17:44, 17:107, 22:18, 32:15, 41:37, 53:62<

 

>2:255, 6:59, 11:123, 13:9, 15:24, 16:19, 21:4, 41:22, 67:13, 67:14<

 

59:24  Huvallâhul hâlikul bâriûl musavviru lehul esmâul husnâ, yusebbihu lehu mâ fîs semâvâti vel ard (ardı) ve huvel azîzul hakîm (hakîmu).

 

O’dur, Allâh… Ki, (oluşumu yapılandırılarak) yaratandır; ne yapacağını önceden tasarlayıp bilen, ahenkle kusursuz türler yaratandır; dilediği özelliklerde, farklı biçimlerde düzenleyendir; Zât’ının dır, ‘tüm’ güzel isimler!* Ki noksanlık, kusur, âcizlikten öte sayarlar Zât’ını göklerdekiler ve yerdekiler!** Ve O’dur, mutlak yüce, eşsiz, benzersiz; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmeden!

 

>2:21, 2:152, 2:153, 2:186, 7:55, 7:56, 7:180, 7:205, 15:98, 15:99, 17:110, 20:7, 59:24, 98:5<

 

>3:83, 13:15, 16:48, 16:49, 17:44, 17:107, 22:18, 32:15, 41:37, 53:62<

 

(Allâh’ın yarattığı tüm ne varsa, Zât’ının koyduğu doğa yasalarına uyup, yaratılış amaçları gereği işlevlerine devam ederler; dolayısıyla, istekli veya isteksiz O’nun buyruğuna riayet etmiş ve kendi usullerince yüceliğini övüp, ibadet etmiş olurlar. Hür iradeyle kulluğunun bilincini yaşayan Allâh’ın rızasını kazanan kulları ise, O’nun yüceliğini, hamd, minnet ile överek bilinçli ibadet ederler!)