20. TÂ-HÂ:

 

„ Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm! Bismillâhirrahmânirrahîm! “.

 

„ Sığınırım Allâh’a, şeytanın ‘şerrinden’ ki, taşlanmış ‘rahmetinden kovulmuştur’!*

 

>7:200, 15:34, 16:98<

 

Allâh adına… Ki, sonsuz şefkatle merhamet edendir; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir! “.

 

 

20:1    Tâ, Hâ…

 

Kur’ân’ın şifresi, anahtarı Hurûf-ı Mukattaa – ÎKRA.vision

 

20:2    ‘Yâ Muhammed!’, Ve indirmedik Kur’ân’ı sana ki, bedbaht ‘olman’ için!

 

20:3    Ancak ‘hakikat bilgisini’ hatırlatmadır ‘o’ kişi için ki, huşû duyar.*

 

>16:16, 17:107, 17:109, 20:3, 25:73<

 

20:4    Peyderpey ‘bir’ indirilişle; Zât’ından ki, oluşumunu yapılandırarak yarattı yeri ve ulu gökleri!*

 

>2:2, 2:97, 7:52, 10:37, 10:38, 16:102, 17:9, 17:105, 17:106, 18:2, 25:32, 26:192, 26:193, 26:194, 26:195, 32:2<

 

20:5    Sonsuz şefkatle merhamet eden; teşrif etti, Arş’a (cennet ve cehennemi de içinde barındıran, zamansız, mekânsız, evren).

 

20:6    Zât’ının dır, ne varsa göklerde ve ne varsa yerde ve aralarındaki şeyler ve toprağın altındaki şeyler!

 

20:7    Ve eğer haykırsan da sözü, artık muhakkak ki O, bilir, sırları ve saklıyı!*

 

>2:255, 6:59, 11:123, 13:9, 15:24, 16:19, 67:13, 67:14<

 

20:8    Allâh ki, ilâh olamaz O’ndan başka! Zât’ının dır, ‘tüm’ güzel isimler!

 

20:9    ‘Yâ Muhammed!’, Ve geldi mi sana, Mûsâ hadisesi?

 

20:10  Ki, gördüğü zaman* ‘bir’ ateş, hemen dedi ki ‘ev’ ahalisine: „ Bekleyin! Muhakkak ki ben, ‘bir’ ateş fark ettim; belki getiririm size ondan ‘bir’ köz veya bulurum ateşin yanında yönlendirilmeye ‘vesile’! “.

 

>28:27, 28:29<

 

20:11  Artık geldiğinde oraya, nidâ edildi: „ Yâ Mûsâ! “.

 

20:12  „ Muhakkak ki Ben… Ben, Rabbinim! Haydi çıkar iskarpinlerini; muhakkak ki sen, mukaddes vadi Tuvâ’dasın!

 

20:13  Ve seni seçtim! O hâlde dinle, vahyolunan şeyi ‘İlâhî esasları’!

 

20:14  Muhakkak ki Ben… Ben, Allâh’ım! Ki, ilâh olamaz Benden başka! Artık ‘hizmetle, ibadetle’ kul olun Bana!* Ve uygula ‘titizlikle, gereğince’ ibadeti ‘namazı’ ki, yâd etmek için ‘Beni’!

 

>2:21, 2:153, 2:186, 6:102, 7:55, 7:56, 7:205, 15:98, 15:99, 17:110, 20:8, 59:24, 98:5<

 

Âdem aleyhisselâm’dan beri Allâhû Teâlâ’nın inananlara emri – ÎKRA.vision

 

20:15  Muhakkak ki, o saat (kıyâmet) gelecek!* Neredeyse gizleyeceğim onu ki, ödüllendirilmesi için her nefs, koşuşturduğu şeylere.*

 

>6:31, 6:47, 6:134, 10:53, 10:54, 20:15, 22:55, 29:53, 40:59, 51:14, 67:25, 67:27<

 

>6:70, 20:15, 40:17, 45:22, 74:38<

 

20:16  Artık alıkoymasın seni ondan ‘namazdan’, ona ‘Kur’ân-ı Kerîm’in bildirdiği neticesine’* inanmayan kimseler; ve peşine düştü emellerinin ki,* ancak değerin düşer!

 

>2:6, 6:12, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 8:55, 10:39, 10:40, 10:97, 17:10, 26:201, 26:202, 26:203<

 

>18:28, 19:59, 20:16, 47:25<

 

20:17  Ve bu nedir sağ elindeki, yâ Mûsâ?! “.

 

20:18  Dedi ki: „ O asamdır; dayanırım ona, ve yaprak silkelerim onunla koyunlarıma! Ve benim için o, diğer amaçlara da ‘gereklidir’! “.

 

20:19  ‘Allâhû Teâlâ, vahiyle’ dedi ki*: „ Bırak onu, yâ Mûsâ! “.

 

>2:253, 4:164, 7:62, 7:117, 7:143, 19:9, 21:45, 42:51<

(42:51’den bilindiği gibi, Allâhû Teâlâ’nın, hiçbir insanla konuşması olmamıştır! Kelâmıyla olsa da, yine vahiyledir veya melekler aracılığıyla.)

 

20:20  Bunun üzerine ‘Mûsâ aleyhisselâm’ attı onu ‘yere’; hemen o oluverdi, koşuşturan bir canlı.

 

20:21  ‘Allâhû Teâlâ, vahiyle’ dedi ki*: „ Al onu, ve korkma! İade edeceğiz ‘döndüreceğiz’ onu ilk suretine!

 

>2:253, 4:164, 7:62, 7:117, 7:143, 19:9, 21:45, 42:51<

(42:51’den bilindiği gibi, Allâhû Teâlâ’nın, hiçbir insanla konuşması olmamıştır! Kelâmıyla olsa da, yine vahiyledir veya melekler aracılığıyla.)

 

20:22  Ve sok elini ‘kol’ kanadına (koltuğunun altına) ki, çıkar saydam, berrak, kusursuz ki, ‘bu da’ başka bir âyet ‘alâmettir’.

 

20:23  Göstermemiz için sana, en büyük âyetlerimizden ‘alâmetlerimizden’!*

 

>2:60, 4:154, 4:164, 7:107, 7:108, 7:117, 7:133, 7:160, 20:18, 20:19, 20:20, 20:21, 20:22, 20:77, 26:32, 26:33, 26:63, 27:10, 27:12, 28:31<

 

20:24  Git Firavun’a! Muhakkak ki o, coştu!* “.

 

>28:38, 79:24<

 

20:25  ‘Mûsâ aleyhisselâm’ dedi ki: „ Rabbim, aç göğsümü ‘gönlümü ferahlat’!

 

20:26  Ve kolaylaştır ‘işimi, bu’ emir için!

 

20:27  Ve çöz bağı lisanımdan ‘dilimden’!*

 

>28:33, 28:34, 43:52<

 

20:28  Ki, derinden kavrarlar sözümü!

 

20:29  Ve kıl bana ‘ev’ ahalimden ‘bir’ yetkili!

 

20:30  Ağabeyim Hârûn’u!

 

20:31  Ki, pekiştir onunla arka ‘çıkan yapıp’!

 

20:32  Ve ortak et onu, ‘işime, bu’ emirde!

 

20:33  Ki, ‘birlikte’ çokça noksanlık, kusur, âcizlikten öte sayalım Seni!

 

20:34  Ve ‘birlikte’ çokça yâd edelim Seni!

 

20:35  Şüphesiz ki Sen’sin, bizi her hâliyle gören! “.

 

20:36  ‘Allâhû Teâlâ, vahiyle’ dedi ki*: „ Verilmiştir gereksinimin, yâ Mûsâ!

 

>2:253, 4:164, 7:62, 7:117, 7:143, 19:9, 21:45, 42:51<

(42:51’den bilindiği gibi, Allâhû Teâlâ’nın, hiçbir insanla konuşması olmamıştır! Kelâmıyla olsa da, yine vahiyledir veya melekler aracılığıyla.)

 

20:37  Ve andolsun ki, iyilikte bulunmuştuk sana, başka bir defa ‘daha’!

 

20:38  Vahyettiğimizde annene, vahyolunan şeyi ki…*

 

>2:253, 4:164, 7:62, 7:117, 7:143, 19:9, 21:45, 42:51<

(42:51’den bilindiği gibi, Allâhû Teâlâ’nın, hiçbir insanla konuşması olmamıştır! Kelâmıyla olsa da, yine vahiyledir veya melekler aracılığıyla.)

 

20:39  Koymasını onu (bebek Mûsâ’yı) sandığa; ‘dedik ki’: „artık koy onu deryaya ki, böylelikle atsın onu derya, sahile ‘kıyıya’. Ki, alır onu ‘sahip çıkar’ düşmanım ve ona düşman ‘olan biri’!“. Ve bıraktım üzerine tarafımdan bir sevimlilik ve seçkin yetiştirilmen için gözetimimde!*

 

>20:40<

 

20:40  Yürüyordu ablan ‘seni izleyerek, sarayda’, derken diyordu ki: „Size, ona kefil olup ‘emzirecek, bakımını üstlenecek’ kimseye delalet edeyim mi?“ Böylece seni, annene geri döndürdük ki, ona göz aydınlığı olsun diye ve hüzünlenmesin. Ve katletmiştin bir cana ‘kıyıp’; bunun üzerine kurtardık seni gamdan. Ve sınadık seni sınavlarla ki, böylece kaldın senelerce Medyen ahalisiyle. Sonra geldin takdir üzerine ‘buraya’ yâ Mûsâ!

 

20:41  Ve ‘peygamberliğe’ seçip yetiştirdim seni, Zât’ım için!

 

20:42  Gidin, sen ve ağabeyin, âyetlerimle ‘alâmetlerimle’!* ve üşenmeyin yâd edilmemde!

 

>2:60, 4:154, 4:164, 7:107, 7:108, 7:117, 7:133, 7:160, 20:18, 20:19, 20:20, 20:21, 20:22, 20:77, 26:32, 26:33, 26:63, 27:10, 27:12, 28:31<

 

20:43  Gidin, Firavun’a! Muhakkak ki o, coştu!*

 

>28:38, 79:24<

 

20:44  Ancak söyleyin ona, yumuşak ‘bir dille’! Ki, belki hatırda tutar veya huşû duyar. “.

 

20:45  Dediler ki: „ Rabbimiz… Muhakkak ki, korkuyoruz abartılı davranmasından bizlere karşı veya taşkınlık etmesinden! “.

 

20:46  ‘Allâhû Teâlâ, vahiyle’ dedi ki*: „ Korkmayın! Muhakkak ki Ben, beraberim sizinle; duyarım ve görürüm!*

 

>2:253, 4:164, 7:62, 7:117, 7:143, 19:9, 21:45, 42:51<

(42:51’den bilindiği gibi, Allâhû Teâlâ’nın, hiçbir insanla konuşması olmamıştır! Kelâmıyla olsa da, yine vahiyledir veya melekler aracılığıyla.)

 

>2:255, 6:59, 11:123, 13:9, 15:24, 16:19, 67:13, 67:14<

 

20:47  Haydi varın ona artık, deyin ki: „Muhakkak ki, elçileriyiz Rabbinin! Haydi gönder bizimle beraber İsrâîloğullarını ve azap etme onlara! Geldik sana bir âyet ‘alâmet’ ile Rabbinden! Ve esenlik üzerinedir yönlendirilmeye uyanların…

 

20:48  Doğrusu vahyolunmuştur bize ki, azabın, ‘bu gerçeği’ yalanlayan kişi üzerine olması ve ‘bundan’ dönene!“ “.

 

20:49  ‘Firavun’ dedi ki: „ O hâlde Kimdir Rabbiniz, ey Mûsâ?! “.

 

20:50  ‘Mûsâ aleyhisselâm’ dedi ki: „ Rabbimiz… Ki Zât’ı, verir, ‘amacı gereği’ her tür şeye yaratılışını; sonra da yönlendirir ‘onları’! “.

 

20:51  ‘Firavun’ dedi ki: „ O hâlde nedir hâli ilk uygarlıkların? “.*

 

>6:42, 6:43, 6:44, 6:45, 7:95, 7:96, 7:97, 7:98, 11:117, 15:4, 19:74, 19:75, 21:6, 23:64, 23:76<

 

20:52  ‘Mûsâ aleyhisselâm’ dedi ki: „ İlmi onun, Rabbimin katındaki kitaptadır ‘Levh-i Mahfûz’ (Allâh’ın ilminin, saklanmış ve korunmuş kayıt levhası)!* Ki, şaşırmaz Rabbim ve unutmaz! “.

 

>6:59, 13:39, 36:12, 57:22, 85:21, 85:22<

 

20:53  Zât’ı, var etti sizlere yeryüzünü beşik; ve geçirir sizleri orada yollara. Ve indirdi gökten su; ki, böylelikle çıkardık onunla çifter çifter dağınık bitkisinden.

 

20:54  Ki, yiyin; ve otlatın ‘sağmal’ hayvanlarınızı. Muhakkak ki işte bu, elbette âyetlerdir ‘alâmetlerdir’, sağduyu sahipleri için!*

 

>7:52, 7:185, 10:101, 18:109, 23:71, 27:93, 31:27, 41:53, 51:20, 51:21, 51:22, 51:23<

 

20:55  Ondan (yer, su ve bitkiden),* oluşumunu yapılandırarak yarattık sizleri (özümlenme ile vücuda yarayışlı biçime sokularak, dokuların yapısında yer alışı)! Ve oraya iade edeceğiz ‘döndüreceğiz’ sizleri! Ve ondan çıkaracağız sizleri başka ‘bir’ defa ‘daha’!

 

>15:26, 20:55, 55:14, 71:17<

 

İnsanın tek hücrelilerden meydana geldiği – ÎKRA.vision

 

20:56  Ve andolsun ki, gösterdik ona ‘Firavun’a’,* tüm âyetlerimizi ‘alâmetlerimizi’.* Ne var ki, yalanladı ve karşı çıktı.

 

>20:56, 54:41, 54:42, 79:20, 79:21<

 

>2:60, 4:154, 4:164, 7:107, 7:108, 7:117, 7:133, 7:160, 20:18, 20:19, 20:20, 20:21, 20:22, 20:77, 26:32, 26:33, 26:63, 27:10, 27:12, 28:31<

 

20:57  ‘Firavun’ dedi ki: „ Geldin ki bizlere, çıkarmak için mi bizleri yerimizden, sihrinle ‘dalaverenle’ ey Mûsâ?!

 

20:58  Öyleyse elbet getireceğiz sana, onun benzeri bir sihir. Haydi belirle aramızda ve aranda vadedilen ‘süreç’ ki, ihtilâf etmeyelim onda, biz de ne de sen, uygun ‘açık alan bir’ yerde! “.

 

20:59  ‘Mûsâ aleyhisselâm’ dedi ki: „ Vaadleşmemiz süs ‘ihtişam, bayram’ günü ve toplanmasıyla insanların ‘kuşluk vakti’ aydınlığında ‘olsun’! “.

 

20:60  Bunun üzerine Firavun dönüp ‘gitti’. Derken, toplayıp ‘sihirbazlarını’ tuzak kurmasından sonra, vardı ‘buluşma zamanı’.

 

20:61  Dedi ki onlara, Mûsâ: „ Eyvahlar olsun size! Uydurmayın Allâh ‘adına’ yalanla, yoksa kökten kurutur sizi azapla! “. Ve heba oldu kim, uydurduysa.

 

20:62  Artık kapıştılar işlerini aralarında ve saklayarak fısıldaşmalarını.

 

20:63  (Mûsâ aleyhisselâm ve Hârûn aleyhisselâm’ı kastederek, Yahudi halkına)* Dediler ki: „ Bunlar olsa olsa mutlaka sihirbazlardır; ki muradları, çıkarmak sizleri yurdunuzdan, ‘dalavere’ sihirleriyle! Ve gidermek, ‘örnek’ yolunuzu! “.

 

>2:61<

 

20:64  ‘Mûsâ aleyhisselâm’: „ Haydi toplanın tuzaklarınızla, sonra gelin dizilerek! “. Ve felâha ermiştir o gün ‘kıyâmet sonrası âhirette’;* üstün ‘gelen’ kimse.*

 

>1:3, 7:8, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 20:108, 24:25, 75:30<

 

>20:64, 23:1, 87:14, 91:9<

 

20:65  ‘Sihirbazlar’ dediler ki: „ Yâ Mûsâ! ‘Ortaya’ ya atarsın, ya da evvela bizler olalım atan kimseler! “.

 

20:66  ‘Mûsâ aleyhisselâm’ dedi ki: „ Yok, atın! “. Ne var ki, o zaman da, urganları ve asaları hayalinde ona; ki, sihirlerinden, onun koşuşturduğu ‘gibi’ olmasıydı.

 

20:67  Hemen korku düştü içine Mûsâ’nın.

 

20:68  Dedik ki „ Korkma! Muhakkak ki, Sen… Sen’sin, üstün ‘gelen’!

 

20:69  Ve at, sağ elindekini ki, ürettikleri şeyleri yutacaktır! “. Ürettikleri şeylerin ‘etkileri’ sadece sihirbaz tuzağıdır ‘hilesidir’. Ve ‘oysa ki’, felâha eremez sihirbaz, nereye varsa!

 

20:70  Hemen atıldılar ‘ikna olan’ sihirbazlar, ‘Allâhû Teâlâ’nın huzurunda’ yere kapanarak. Dediler ki: „ İnandık Hârûn ve Mûsâ’nın Rabbine! “.

 

20:71  ‘Firavun’ dedi ki: „ İnandınız ona ‘ha’? İzin vermemden önce sizlere! Muhakkak ki o, elbette büyüğünüz ‘ustanız’; ki o, öğretti sizlere sihri! Artık mutlaka keseceğim ellerinizi ve ayaklarınızı ki, karşı çıkmaktan! Ve mutlaka asacağım sizleri hurma ağacı kütüğüne! Ve elbet bileceksiniz hangimiz daha şiddetli ve bâki! “.

 

20:72  ‘Sihirbazlar’ dediler ki: „ Asla tercih etmeyeceğiz seni ki, ayan beyan ‘deliller’ gelmesine karşı, bizlere! Ve Zât’ı ki, örneksiz, sanat inceliğinde üstün yarattı bizleri! Artık yargıla neyle yargılarsan, ancak yargın bu dünya hayatındadır!

 

20:73  Muhakkak ki, ‘samimiyetle’ inandık Rabbimize! Ki, bağışlaması için bizleri, hatalarımızdan ve bizi sihir yapmaya mecbur ettiğin hoşlanılmayan şeylerden! “. Ve Allâh, en hayırlısıdır ve bâki!

 

20:74  Mutlaka o kim, gelirse Rabbine, ‘günah’ suçlusu olarak; öyleyse, onadır ‘âhiret mükâfatına değer vermeyip şeytana uyduğu sebebiyle’* cehennem ki, ne ölür orada ve ne de yaşar.

 

>7:16, 7:17, 7:18, 14:22, 34:20, 34:21, 72:6<

 

20:75  Ve kim, gelirse O’na, ‘samimiyetle’ inanan olarak, gayretleri erdemlerle; artık işte onlar ki, onlaradır, ulu mertebeler.

 

20:76  Adn has bahçeleri ‘cennetleri’ ki, akar onun altından nehirler. Sonsuza ‘dek’ kalıcılardır orada. Ve işte bu ödül, arınan kimseyedir.

 

20:77  Ve andolsun ki, vahyettik ki* Mûsâ’ya, yola koyulmasını kullarımla. ‘Derken, dedik ki’: „ Haydi vur, onlara, denizde kuru bir yol! Korkma yetişilmesinden ve endişelenme! “.

 

>2:253, 4:164, 7:62, 7:117, 7:143, 19:9, 21:45, 42:51<

(42:51’den bilindiği gibi, Allâhû Teâlâ’nın, hiçbir insanla konuşması olmamıştır! Kelâmıyla olsa da, yine vahiyledir veya melekler aracılığıyla.)

 

20:78  Hemen peşlerine düştü Firavun, ordusuyla. Fakat bürüyüp örttü onları, deryadan ‘afet’, ne ‘biçim’ bir bürüyüp örtmeyle onları.

 

20:79  Ve daha da saptırdı Firavun, halkını ve yönlendirdiği şeyde.

 

20:80  Ey İsrâîloğulları! Kurtarmıştık sizleri düşmanlarınızdan. Ve vadettik sizlere, Tur’un (Sînâ’daki Tur dağı) sağ yanından! Ve indirdik üzerlerinize kudret helvası ve bıldırcın!

 

20:81  Ki, yiyin temizlerinden, rızıklandırdığımız şeylerden sizleri; ve taşkınlık etmeyin onda! Yoksa siner üzerlerinize gazabım! Ve kime sinerse gazabım, artık ‘o’ batmıştır!

 

20:82  Muhakkak ki Ben, elbette tekrar tekrar bağışlayanım!* ‘O’ kişi için ki, tövbe eder ve ‘samimiyetle’ inanır da ve gayretleri erdemlidir; sonra ‘Allâhû Teâlâ’nın razı olduğu yola’ yönelmişse.

 

>5:39, 15:49, 17:25, 20:82, 25:71, 28:16, 39:53<

 

20:83  ‘Allâhû Teâlâ’: „ Ve nedir acele ettiren seni, halkından ‘uzaklaşıp, onları bilinçlendirmeden’, yâ Mûsâ?! “.

 

20:84  ‘Mûsâ aleyhisselâm’ dedi ki: „ Onlar ki… Onlar, izimdeler!* Ve acele etmem Sana ki Rabbim, hoşnutluğun için! “.

 

>2:51, 20:84, 20:85, 20:96<

 

20:85  ‘Allâhû Teâlâ, vahiyle’ dedi ki*: „ Ne var ki, muhakkak ki Biz, sınamıştık halkını, senin ardından. Ve daha da saptırdı onları, Sâmirî! “.

 

>2:253, 4:164, 7:62, 7:117, 7:143, 19:9, 21:45, 42:51<

(42:51’den bilindiği gibi, Allâhû Teâlâ’nın, hiçbir insanla konuşması olmamıştır! Kelâmıyla olsa da, yine vahiyledir veya melekler aracılığıyla.)

 

20:86  Hemen döndü Mûsâ, ‘saptığı bildirilen’ halkına, hiddetle ve esefle;* dedi ki: „

Ey halkım! Vadetmedi mi sizlere Rabbiniz, iyi ‘bir’ vaat? Bu yüzden midir ki, uzadı da üzerlerinize taahhüt; veya muradınız, sinmesi ‘midir’ gazabın Rabbinizden? Ki, bu sebeple ‘bana’ vadedilenden caydınız!? “.

 

>2:51, 20:84, 20:85, 20:96<

 

20:87  Dediler ki: „ Caymadık vadedilenden sana ki, ‘akli’ melekelerimizle! Ve lâkin taşımamızla ‘çalınan’ ziynetler yükünü ‘Firavun’ halkının, ‘günahtan korktuk’! Bu yüzden attık onları ki, artık işte böyle attı Sâmirî de (onları ateşe)! “.

 

20:88  Böylelikle çıkardı onlara, bir buzağı cismi ki, böğürme sesi olan. Bunun üzerine dediler ki: „ Budur ilâhınız ve ilâhı Mûsâ’nın! Ne var ki ‘o, geçmişini’ unuttu! “.

 

20:89  Hâlâ görmezler mi ki, dönmediğini kendilerine sözün? Ve sahip değil onlara, zararı ‘önlemeye’ ve ne de fayda ‘sağlamaya’.

 

20:90  Ve andolsun, demişti ki onlara, Hârûn öncesinden: „ Ey halkım! Sadece sınandınız onunla;* ve muhakkak ki, Rabbiniz, sonsuz şefkatle merhamet edendir! Ve itaat edin emrime! “.*

 

>8:25, 9:126, 21:35, 29:2<

 

>3:179, 4:13, 4:14, 4:69, 8:13, 8:29, 9:63, 24:47, 33:36, 58:5, 58:20<

 

20:91  Dediler ki: „ Asla direnmekten ‘vazgeçmeyiz’ ona, ‘kendimizi’ ibadete vermeyi ki, ‘geri’ dönünceye kadar bize Mûsâ! “.

 

20:92  ‘Tur’dan dönen, Mûsâ aleyhisselâm’, dedi ki: „ Yâ Hârûn! Nedir sana mâni olan şey, gördüğün zaman onların saptıklarını?!

 

20:93  Uymadın da bana, artık isyan mı ettin emrime? “.

 

20:94  ‘Hârûn aleyhisselâm’ dedi ki: „ Anam oğlu, alma ‘tutma’ sakalımı ne de başımı! Doğrusu, ‘zaten’ endişelendim demenden ki, ayrılık çıkardın İsrâîloğulları arasında. Ve gözetmedin sözümü. “.

 

20:95  ‘Mûsâ aleyhisselâm’ dedi ki: „ Öyleyse nedir maksadın, ey Sâmirî?! “.

 

20:96  ‘Sâmirî’ dedi ki: „ Baktım ki, görmedikleri şeyler (ziynetler); onu hemen ele geçirdim elde edip ki, elçinin izinde ‘olmayıp’ artık teptim onu!* Ve işte böyle, nefsim sevk ettiği için ‘yaptım’! “.

 

>2:51, 20:84, 20:85, 20:96<

 

20:97  ‘Mûsâ aleyhisselâm’ dedi ki: „ Öyleyse git! Artık senin, hayatta demen ki: „dokunmayın!“ ve muhakkak ki sana, asla cayılmaz, vadedilen ‘bir süreçtir’ o! Ve bak ilâhına, ki o ısrar ettiğine, ibadete çekilip! Mutlaka tutuşturacağız onu, sonra da mutlaka savuracağız onu, deryaya savurarak! “.

 

20:98  Ancak İlâhınız Allâh’tır! O ki, ilâh olamaz O’ndan başka! Kapsamıştır, her şeyi ilimle!

 

20:99  ‘Yâ Muhammed!’, İşte böyle, kıssa ediyoruz ‘bahsediyoruz’ sana havadisleri geçmiş olan şeylerden! Ve verdik sana katımızdan ‘hakikat bilgisini’ hatırlatan (Kur’ân-ı Kerîm)!

 

20:100 Kim vazgeçerse ondan ‘bildikleri hükümlerden’, artık doğrusu o, taşır kıyâmet günü yük.

 

20:101 Sonsuza ‘dek’ kalıcılardır orada. Ve kötü bir kıyâmet günüdür onlara, taşınan ‘sebebiyle’!

 

20:102 O gün üfürülür Sûr’a*. Ve toplatırız ‘günah’ suçlularını izin günü (Allâhû Teâlâ’nın izniyle gerçekleşecek kıyâmet günü),* mosmor ‘kesilmiş’.

 

>1:3, 7:8, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 20:108, 24:25, 75:30<

 

>18:94, 18:99, 21:96, 21:97, 23:100, 23:101, 78:16, 78:17, 78:18<

 

20:103 Gizlice konuşarak aralarında ‘derler ki’: „ Kaldınız ‘Dünyada’ ise, ancak 10 ‘gün’! “.

 

20:104 En iyi Biz biliriz, dedikleri şeyleri ki, dedikleri zaman, emsal ‘olan’ onlara, ‘örnek’ yol ‘ile’ (evrim sürecinin, Allâhû Teâlâ’nın eseri olmadığını savunanların): „ Kaldınız ‘Dünyada’ ise, ancak bir gün! “.*

 

>7:57, 10:45, 17:52, 20:102, 20:103, 20:104, 23:112, 23:113, 23:114, 23:115, 30:55, 30:56, 46:35, 79:46<

 

Kur’ân’da, evrim teorisi – ÎKRA.vision

 

20:105 ‘Yâ Muhammed!’, Soruyorlar sana, ‘son saatte’ dağlardan! Öyleyse, de ki: „ Savurur onu Rabbim, savurarak. “.*

 

>6:31, 6:47, 6:134, 10:53, 10:54, 20:15, 22:55, 29:53, 40:59, 51:14, 67:25, 67:27<

 

20:106 Artık bırakacak onu ^yeryüzünü’ düpedüz bomboş.

 

20:107 Göremezsin onda bir eğrilik ve ne de çukur-tümsek.

 

20:108 İzin günü (Allâhû Teâlâ’nın izniyle gerçekleşecek kıyâmet günü)* uyarlar davetçiye. Yoktur bir eğrilik onda. Ve kısılır sesler, sonsuz şefkatle merhamet edene. Öyle ki, duymazsın gizli ses dışında.

 

>1:3, 7:8, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 20:108, 24:25, 75:30<

 

>11:105, 20:108, 78:38<

 

20:109 İzin günü (Allâhû Teâlâ’nın izniyle gerçekleşecek kıyâmet günü)* fayda sağlamaz şefaat,* ‘o’ kimse dışında ki, ona izin verdiği, sonsuz şefkatle merhamet edenin; ve razı olduğu sözünden!

 

>1:3, 7:8, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 20:108, 24:25, 75:30<

 

>19:87, 21:28, 39:43, 39:44, 53:26, 78:38<

 

20:110 Ki bilir, onların ‘yarattıklarının’, önlerindekileri ve arkalarındakileri (geçmiş ve geleceklerini)!* Ve ‘onlar ise’, kavrayamazlar onu ‘nasıl bilinebilirliğini’, ilimle.

 

>6:61, 13:11, 17:13, 17:71, 18:49, 21:28, 43:80, 50:17, 50:18, 69:19, 69:25, 82:10, 82:11, 82:12, 84:7, 84:8, 86:4<

 

20:111 Ve ‘izin günü’ eğilmiştir yüzler ki, evvelî ve ebedî diriye; var olan her şeyin kaynağı, dayanağına! Ve heba oldu kim, ‘haksız yere’ zulüm taşıdıysa.

 

20:112 Ve kim, gayretleri erdemlidir ve o, ‘samimiyetle’ inandıysa, o hâlde korkmaz, ‘haksız yere’ zulümden ve ne de ‘hakkının’ çiğnenmesinden.

 

20:113 İşte böyle, Biz indirdik onu ki, Arapçadır Kur’ân!* Ve sarf ettik ‘tüm’ vaatlerden ki, belki ‘günahlardan’ korunurlar!* Veya hasıl olur onlara, hatırlatmaya.*

 

>2:2, 2:97, 7:52, 10:37, 10:38, 16:102, 17:9, 17:105, 17:106, 18:2, 25:32, 26:192, 26:193, 26:194, 26:195, 32:2<

 

>7:52, 7:185, 10:101, 18:109, 23:71, 27:93, 31:27, 41:53, 51:20, 51:21, 51:22, 51:23<

 

>4:153, 6:109, 7:146, 10:97, 14:11, 14:47, 23:71, 29:51<

 

20:114 Öyle ki, yücedir Allâh; mutlak, gerçek hükümdardır; varlığı gerçek, sabittir! ‘Yâ Muhammed!’, Ve acele etme Kur’ân’a ki, olmasına ‘takdir edilmesinden’ önce sana, vahyinin! Ve de ki: „ Rabbim… Artır bana, ilim ‘bilgelik’! “.

 

20:115 Ve andolsun ki, ‘görevi üstlenebilmeyi’ taahhüt ettik Âdem’e, öncesinden. Ne var ki unuttu; ve bulmadık onu azimkâr.*

 

>7:172, 20:115, 33:72, 36:60, 36:61<

 

20:116 Ve dediğimiz zaman meleklere ki: „ ‘Saygı ile’ yere kapanın, Âdem’e! “. Hemen ‘her biri, saygı ile’ yere kapandılar ki, İblis hariç; ‘o’ karşı çıktı.

 

20:117 Oysa dedik ki: „ Yâ Âdem! Muhakkak ki bu ‘şeytan’, düşmandır sana ve eşine!* Öyle ki, çıkarmasın ikinizi has bahçe ‘cennetten’; bu yüzden bedbaht ‘olmayın’!

 

>2:208, 2:268, 4:120, 5:91, 6:121, 8:48, 14:22, 16:99, 17:62, 17:63, 17:64, 17:65, 24:21, 35:6<

 

20:118 Muhakkak ki, senin acıkman olmaz orada ve ne de çıplak kalman!

 

20:119 Doğrusu, susamazsın da orada ve ne de hararetten bunalman! “.

 

20:120 Fakat vesveseyle, şeytan ona, dedi ki: „ Ey Âdem! Delalet edeyim mi sana, sonsuz ‘ölümsüzlük’ ağacını ve bir saltanatı ki, niceliğini yitirmez?! “.

 

20:121 Fakat yediklerinde ondan ‘ağacın meyvesini’, hemen belirdi onlara, cinsel organları ve başladılar üzerlerine yapıştırmaya has bahçe ‘cennet’ yapraklarından. Ve âsi oldu Âdem Rabbine, derken ‘cennetten’ mahrum oldu!

 

20:122 Sonra seçti onu, Rabbi; derken tövbesini kabul eyledi* ve yönlendirdi.

 

>4:17, 4:18, 7:23, 20:122, 25:71<

 

20:123 ‘Allâhû Teâlâ’ dedi ki: „ İnin, oradan topluca; birbirinize düşmanca! Buna rağmen, geldiğinde Benden, yönlendirilme sizlere ki, artık kim uyduysa razı olduğum yola, o zaman şaşırmaz ve ne de bedbahttır! “.

 

>3:157, 10:58, 17:18, 17:19, 17:20, 57:20<

 

20:124 Ve kim aldırış etmezse ‘hakikat bilgisini’ hatırlatan (Kur’ân-ı Kerîm’e), artık mutlaka onadır, kasvetli geçim. Ve toplatırız onları, kıyâmet günü kör ‘olarak’.*

 

>2:171, 6:104, 7:179, 8:23, 10:100, 13:19, 17:72, 17:97, 21:45, 25:44, 67:10<

 

20:125 ‘Bu kişi, kıyâmet sonrası âhirette’ der ki: „ Rabbim… Neden topladın beni kör ‘olarak’? Ve olmasına ‘şaştım’ ki, ben gören ‘idrak edendim’! “.*

 

>2:171, 6:104, 7:179, 8:23, 10:100, 13:19, 17:72, 17:97, 21:45, 25:44, 67:10<

 

20:126 ‘Melekler’ dediler ki*: „ İşte böyledir! Geldiğinde sana âyetlerimiz, o zaman unuttun onu ve işte böyle o gün ‘kıyâmet sonrası âhirette de,* sen’ unutulursun! “.*

 

>3:40, 3:77, 16:85, 37:88<

 

>1:3, 7:8, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 20:108, 24:25, 75:30<

 

>7:51, 9:67, 20:126, 32:14, 38:26, 45:34, 58:19, 59:19<

 

20:127 İşte böyle cezalandırırız, israf ‘aşırılık’ eden kimseyi! Ve inanmayanı âyetlerine Rabbinin! Ve mutlak ki, âhiret azabı daha şiddetlidir ve bâki.*

 

>2:6, 6:12, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 8:55, 10:39, 10:40, 10:97, 17:10, 26:201, 26:202, 26:203<

 

20:128 Hâlâ yönlendirmedi mi onları, nicelerini yok etmemiz, onlardan önceki ‘uyarılan inkârcı’ uygarlıklardan?!* Ki, geziniyorlar orada, meskenlerinde. Muhakkak ki işte bu, elbette âyetlerdir ‘alâmetlerdir’, sağduyu sahipleri için!*

 

>6:42, 6:43, 6:44, 6:45, 7:95, 7:96, 7:97, 7:98, 11:117, 15:4, 19:74, 19:75, 21:6, 23:64, 23:76<

 

>7:52, 7:185, 10:101, 18:109, 23:71, 27:93, 31:27, 41:53, 51:20, 51:21, 51:22, 51:23<

 

20:129 Ve olmasaydı geçmiş bir kelime ‘vadettiği kıyâmet hükmü’ Rabbinden, elbette kaçınılmaz olurdu ‘kıyâmet’. Ve ‘bir’ vade ki, adlandırılmıştır ‘Levh-i Mahfûz’da’ (Allâh’ın ilminin, saklanmış ve korunmuş kayıt levhası)!*

 

>7:34, 10:19, 11:110, 20:129, 41:45, 42:14<

 

>6:59, 13:39, 36:12, 57:22, 85:21, 85:22<

 

20:130 ‘Yâ Muhammed!’, Artık sabret söyledikleri şeylere karşı! Ve noksanlık, kusur, âcizlikten öte say, yücelterek överek, Rabbini! Ki, güneşin doğuşundan önce (sabah), ve batışından önce (ikindi) ve gece vakitlerinde (yatsı ve isteğe bağlı gece namazı) derken yücelterek öv, ‘Rabbini’ günün etrafında da (öğlen)!* Ki, belki hoşnut olunursun!

 

>2:43, 2:238, 4:103, 11:114, 14:40, 17:78, 17:110, 19:31, 19:55, 20:130, 20:132, 21:73, 22:78, 25:64, 30:17, 30:18, 39:9, 50:39, 51:17, 51:18, 52:49, 73:2, 73:3, 73:4, 76:16<

 

20:131 ‘Yâ Muhammed!’, Sürekli ‘dikme’ gözlerini ki, menfaatlendirdiğimiz şeylere onunla, onlardan ‘bir kısmının, İlâhî adalet gereği sahip olduklarına’ çifter çifter! Ki, dünya hayatının süs motifleridir, sınama ‘vesilesi’ için onlara, ondan ‘bu konuda’. Ve rızkı Rabbinin, en hayırlısıdır ve bâki.

 

20:132 ‘Yâ Muhammed!’, Ve tembihle ahaline ibadeti ‘namazı’;* ve sabret ‘ısrarla’ üzerinde! Ki, sual etmiyoruz senden, rızık ‘kazanman için zaman ayırmanı’*; Yalnızca Biz rızıklandırırız seni! Ve ‘güzel’ âkıbet, ‘günahlardan’ korunanlaradır.*

 

>2:43, 2:238, 4:103, 11:114, 14:40, 17:78, 17:110, 19:31, 19:55, 20:130, 20:132, 21:73, 22:78, 25:64, 30:17, 30:18, 39:9, 50:39, 51:17, 51:18, 52:49, 73:2, 73:3, 73:4, 76:16<

 

>51:55, 51:56, 51:57, 51:58<

 

>6:135, 7:128, 11:49, 13:22, 13:24, 13:35<

 

20:133 Ve dediler ki ‘hakikati örtmeye şartlanmış kimseler’: „ Olmaz mıydı, gelseydi ya bizlere ‘Muhammed aleyhisselâm’, bir âyetle ‘alâmetle’ Rabbinden!* Ve gelmedi mi onlara ayan beyan ‘deliller’, ilk sayfalarda?! “.*

 

>4:153, 6:109, 7:146, 10:97, 14:11, 14:47, 23:71, 29:51<

 

>20:133, 53:36, 53:37, 74:52, 87:18, 87:19<

 

20:134 Ve eğer ki, yok etseydik onları, ondan ‘elçi göndermeden’ önce azap ile,* derlerdi ki: „ Rabbimiz… Olmaz mıydı, gönderseydin bizlere de bir elçi ki, hemen uyardık âyetlerine, alçaltılmamızdan önce ve rüsva’lığımızdan?! “.*

 

>6:42, 6:43, 6:44, 6:45, 7:95, 7:96, 7:97, 7:98, 11:117, 15:4, 19:74, 19:75, 21:6, 23:64, 23:76<

 

>4:163, 4:164, 4:165, 6:130, 6:131, 6:155, 6:156, 6:157, 7:172, 7:173, 17:15, 20:134, 26:208, 28:59, 35:24, 67:8, 67:9<

 

20:135 ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Hepsi gözetlerler; haydi gözetleyin ‘bakalım’, ki artık yakında ‘âhirette’ bileceksiniz; kim, düzgün yol sahabesi ve kim, ‘Allâhû Teâlâ’nın razı olduğu yola’ yönelmişse! “.