58. MÜCÂDELE:

 

„ Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm! Bismillâhirrahmânirrahîm! “.

 

„ Allâh’a sığınırım şeytandan (âsilerin) ‘şerrinden’ ki, recmedilmiştir!* Allâh adına… Ki, sonsuz şefkatle merhamet eden; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir! “.*

 

>6:130, 7:14, 7:15, 7:16, 7:17, 7:18, 7:38, 7:179, 7:200, 15:33, 15:34, 16:98, 17:63, 17:64, 17:65, 41:29<

 

>33:43<

 

 

58:1    Kad semiallâhu kavlelletî tucâdiluke fî zevcihâ ve teştekî ilallâhi vallâhu yesmeu tehâvurekumâ, innallâhe semî’un basîr (basîrun).

 

Duymuştu Allâh sözünü, eşi hakkında seninle cebelleşen ve ‘eşini’ Allâh’a şikayet eden kimsenin (kadının). Ve Allâh, duyar ikinizin konuşmasını da. Şüphesiz ki Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir; her hâliyle görendir!*

 

>2:255, 6:59, 11:123, 13:9, 15:24, 16:19, 21:4, 41:22, 67:13, 67:14<

 

58:2    Ellezîne yuzâhirûne minkum min nisâihim mâ hunne ummehâtihim, in ummehâtuhum illellâî velednehum, ve innehum le yekûlûne munkeren minel kavli ve zûrâ (zûren), ve innallâhe le afuvvun gafûr (gafûrun).

 

Sizlerden kadınlarını (bana anam gibisin diye) dışlayan kimseler ki, değildir ‘eşleri’, onların anneleri! Ki, onların anneleri ise, onları (doğurmuş olan) onların da evlâdı (oldukları kadından) başkası değildir. Ve muhakkak ki onlar, elbette aykırı çarpıtılan söz söylüyorlar! Ve şüphesiz ki Allâh, elbette affedendir; fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır!*

 

>4:48, 5:39, 15:49, 17:25, 20:82, 25:71, 28:16, 39:53<

 

58:3    Vellezîne yuzâhirûne min nisâihim summe yeûdûne li mâ kâlû fe tahrîru rakabetin min kabli en yetemâssâ, zâlikum tûazûne bih (bihî), vallâhu bimâ ta’melûne habîr (habîrun).

 

Ve kadınlarını (bana anam gibisin diye) dışlayan kimseler ki, sonradan söyledikleri şeyden geri dönerlerse, o hâlde özgürleştirmelidir bir köleyi, dokunmadan önce ‘eşine’! İşte böyle nasihat ediliyor ‘bu hüküm’ hakkında. Ve Allâh, gayret ettiğiniz şeylerden haberdar, üstün bilgi sahibidir!*

 

>2:255, 6:59, 11:123, 13:9, 15:24, 16:19, 21:4, 41:22, 67:13, 67:14<

 

58:4    Fe men lem yecid fe siyâmu şehreyni mutetâbiayni min kabli en yetemâssâ, fe men lem yestetı’ fe ıt’amu sittîne miskînâ (miskînen), zâlike li tû’minû billâhi ve resûlih (resûlihî), ve tilke hudûdullâh (hudûdullâhi), ve lil kâfirîne azâbun elîm (elîmun).

 

Fakat kim ‘bunu’ bulamazsa, öyleyse oruç tutmalıdır iki ay artarda, dokunmadan önce ‘eşine’! Fakat kim ‘buna da’, mecal edemezse, artık doyursun atmış miskini (çalışamayacak durumdaki yoksulları)!* İşte bu, ‘samimi’ inanmanız içindir Allâh’a ve O’nun elçisine!* Ve bunlar, Allâh’ın sınırlarıdır! Ve ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlar içindir, elem azap.*

 

>2:184, 36:47, 69:34, 74:42, 74:44<

 

>2:38, 3:179, 4:13, 4:14, 6:130, 6:131, 14:4, 16:36, 24:47, 28:46, 33:36, 58:5<

 

>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 18:105, 21:39, 21:98, 39:8, 40:6, 40:17, 43:39<

 

58:5    İnnellezîne yuhâddûnallâhe ve resûlehu kubitû kemâ kubitellezîne min kablihim ve kad enzelnâ âyâtin beyyinât (beyyinâtin), ve lil kâfirîne azâbun muhîn (muhînun).

 

Muhakkak ki haddi aşan kimseler Allâh’a ve O’nun elçisine,* baskı altına alınırlar, onlardan önceki kimselerden de ‘bazılarının’ (ilk çağdaki putlara tapanlardan sonraki atalarının) baskı altına alındıkları gibi.* Ve Biz, ‘onlara da’ indirmiştik ayan beyan âyetleri !* Ve ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlar içindir, alçaltıcı azap.*

 

>2:38, 3:179, 4:13, 4:14, 6:130, 6:131, 14:4, 16:36, 24:47, 28:46, 33:36, 58:5<

 

>7:94, 7:95, 11:117, 12:109, 14:4, 15:4, 17:58, 23:76, 26:208, 65:8, 65:9, 65:10<

 

>3:58, 7:52, 10:57, 11:1, 15:9, 16:44, 16:102, 22:52, 26:192, 26:195, 36:69, 41:42<

 

>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 18:105, 21:39, 21:98, 39:8, 40:6, 40:17, 43:39<

 

58:6    Yevme yeb’asuhumullâhu cemîan fe yunebbiuhum bimâ amilû, ahsâhullâhu ve nesûh (nesûhu), vallâhu alâ kulli şey’in şehîd (şehîdun).

 

‘Kıyâmet’ günü* diriltir onları Allâh, topluca.* Artık bildirir onlara, gayret ettikleri şeyleri.* Allâh saptadı ve ‘önemsemeyip’ unuttuklarını.** Ve Allâh, her şey üzerinde her daim hazır, her şeyin iç yüzünün farkında, şahittir!

 

>10:53, 10:54, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 16:111, 18:47, 20:15, 21:104, 24:24, 29:55, 30:14, 40:16, 40:18, 40:59, 44:10, 44:11, 51:22, 52:9, 53:57, 70:8, 73:14, 73:18, 101:105<

 

>20:55, 22:6, 29:20, 30:19, 35:9, 43:11, 50:11, 50:42, 53:47, 56:62, 70:41, 71:18<

 

>6:60, 9:94, 10:19, 11:103, 24:64, 27:83, 27:84, 27:85<

 

>19:84, 19:94, 45:29<

 

>5:13, 5:14, 6:44, 7:51, 7:53, 9:67, 20:126, 23:110, 32:14, 38:26, 58:6, 59:19<

 

58:7    E lem tere ennallâhe ya’lemu mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard (ardı), mâ yekûnu min necvâ selâsetin illâ huve râbiuhum ve lâ hamsetin illâ huve sâdisuhum ve lâ ednâ min zâlike ve lâ eksere illâ huve me’ahum eyne mâ kânû, summe yunebbiuhum bimâ amilû yevmel kıyâmeh (kıyâmeti), innallâhe bi kulli şey’in alîm (alîmun).

 

Görmez misin Allâh’ın biliyor olduğunu,* göklerdeki şeyleri ve yerdeki şeyleri!* Olmaz üçünün baş başa gizli konuşmaları ki, olmasın O, onların dördüncüsü. Ve ne de beşinin ki, olmasın O, onların altıncısı.* Ve ne işte bundan daha azı ve ne de daha çoğu ki, olmasın O, onlarla beraber, ki nerede olurlarsa olsun. Sonra bildirir onlara, gayret ettikleri şeyleri, kıyâmet günü.* Şüphesiz ki Allâh, her şeyi en iyi bilendir!

 

>17:60, 18:49, 65:12, 72:28<

 

>2:255, 6:59, 11:123, 13:9, 15:24, 16:19, 21:4, 41:22, 67:13, 67:14<

 

>3:168, 9:68, 4:114, 9:78, 16:23, 20:62, 17:47, 21:3, 43:80, 58:7, 58:8, 58:9, 58:10<

 

>6:60, 9:94, 10:19, 11:103, 24:64, 27:83, 27:84, 27:85<

 

58:8    E lem tere ilellezîne nuhû aninnecvâ summe yeûdûne li mâ nuhû anhu ve yetenâcevne bil ismi vel udvâni ve ma’siyetir resûl (resûli), ve izâ câûke hayyevke bimâ lem yuhayyike bihillâhu, ve yekûlûne fî enfusihim lev lâ yuazzibunâllâhu bimâ nekûl (nekûlu), hasbuhum cehennem (cehennemu), yaslevnehâ, fe bi’sel masîr (masîru).

 

Bakar mısın ‘o’ kimselere ki, nehyedildiler baş başa gizli konuşmaya; sonra da geri dönüyorlar ondan nehyedildikleri şeye! Ve günah ve düşmanlık ve isyanda fısıldaşıyorlar elçiye ‘karşı’. Ve sana geldikleri zaman esenlik diliyorlar sana ki, Allâh’ın sana esenlik dilemediği şekilde. Ve diyorlar ki, nefslerinde: „ Olsaydı ya Allâh’ın azabı, söylediğimiz şeylerden! “. Yeter onlara cehennem. Ki, maruz bırakılırlar ona ‘inkârları sebebiyle’.* Fakat ne kötü bir varış ‘yeri’!*

 

>9:68, 19:70, 19:71, 21:98, 21:101, 27:89, 39:60, 39:61, 92:14, 92:15, 92:16, 92:17<

 

>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 18:105, 21:39, 21:98, 39:8, 40:6, 40:17, 43:39<

 

58:9    Yâ eyyuhellezîne âmenû iza tenâceytum fe lâ tetenâcev bil ismi vel udvâni ve ma’siyetir resûli ve tenâcev bil birri vet takvâ, vettekûllâhellezî ileyhi tuhşerûn (tuhşerûne).

 

Ey îmân etmiş kimseler… Baş başa gizli konuştuğunuz zaman, günah ve düşmanlık ve isyanda fısıldaşmayın elçiye ‘karşı’! Ve baş başa gizli konuştuğunuzda razı olunan niteliği ve ‘günahlardan’ korunmayı ‘destekleyin’! Ve korunun Allâh’a ‘karşı gelmekten’!* O ki… Zât’ı ‘huzuruna’ bir araya toplanırsınız!*

 

>2:21, 2:152, 2:153, 2:186, 7:55, 7:56, 7:180, 7:205, 15:98, 15:99, 17:110, 20:7, 59:24, 98:5<

 

>10:53, 10:54, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 16:111, 18:47, 20:15, 21:104, 24:24, 29:55, 30:14, 40:16, 40:18, 40:59, 44:10, 44:11, 51:22, 52:9, 53:57, 70:8, 73:14, 73:18, 101:105<

 

58:10  İnnemâ necvâ mineş şeytâni li yahzunellezîne âmenû ve leyse bi dârrihim şey’en illâ bi iznillâh (iznillâhî), ve alâllâhi fel yetevekkelil mu’minûn (mu’minûne).

 

Muhakkak ki fısıldaşma şeytandandır (âsilerden) ki, hüzünlendirmesi için îmân etmiş kimseleri.* Ve mağdur edecek değildir onları, Allâh’ın izni dışında. Ve ancak Allâh’a itimat etsinler, ‘samimi’ inananlar!

 

>3:168, 9:68, 4:114, 9:78, 16:23, 20:62, 17:47, 21:3, 43:80, 58:7, 58:8, 58:9, 58:10<

 

58:11  Yâ eyyuhellezîne âmenû izâ kîle lekum tefessehû fîl mecâlisi fefsehû yefsehıllâhu lekum, ve izâ kîlenşuzû fenşuzû yerfeillahullezîne âmenû minkum vellezîne ûtûl ilme derecât (derecâtin), vallâhu bimâ ta’melûne habîr (habîrun).

 

Ey îmân etmiş kimseler… Denildiği zaman sizlere toplantılarda ki: „ Yer açın, ‘yeni gelenlere’! “; hemen yer açın ki, Allâh da sizlere yer açsın (işinizi kolaylaştırsın)! Ve denildiği zaman: „ Ayağa kalkın! “; hemen ayağa kalkın ki, yükseltsin Allâh, sizlerden îmân etmiş kimseleri ve ‘ilhamla’ ilim verilen kimseleri derecelerle.* Ve Allâh, gayret ettiğiniz şeylerden haberdar, üstün bilgi sahibidir!*

 

>3:163, 4:96, 6:83, 6:132, 6:165, 8:4, 12:76, 17:70, 20:75, 35:10, 40:15, 43:32, 46:19, 58:11<

 

>2:255, 6:59, 11:123, 13:9, 15:24, 16:19, 21:4, 41:22, 67:13, 67:14<

 

58:12  Yâ eyyuhellezîne âmenû izâ nâceytumur resûle fe kaddimû beyne yedey necvâkum sadakah (sadakaten), zâlike hayrun lekum ve athar (atharu), fe in lem tecidû fe innallâhe gafûrun rahîm (rahîmun).

 

Ey îmân etmiş kimseler… Baş başa gizli konuştuğunuz zaman elçiye, baş başa gizli konuşmanızın önünden bir sadaka sunun!** İşte bu en hayırlısıdır sizlere ve için daha temizdir.* Fakat eğer bulamadıysanız, o hâlde şüphesiz ki Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır;* inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!*

 

>2:189, 24:27, 24:28, 24:29, 24:61, 33:53, 58:12<

 

(3:53’te bildirilen yemek sohbetlerine katkı olması için olmalı!)

 

>33:4, 33:53, 34:23<

 

>4:48, 5:39, 15:49, 17:25, 20:82, 25:71, 28:16, 39:53<

 

>33:43<

 

58:13  E eşfaktum en tukaddimû beyne yedey necvâkum sadekât (sadekâtin), fe iz lem tef’alû ve tâballâhu aleykum, fe ekîmûs salâte ve âtûz zekâte ve atîûllâhe ve resûleh (resûlehu), vallâhu habîrun bimâ ta’melûn (ta’melûne).

 

Çekindiniz mi baş başa gizli konuşmanızın önünden sadakalar sunmaktan? Ne var ki, yapmadığınıza ve Allâh’ın, tövbelerinizi kabul eylediğine ‘göre’ sizlerden, artık uygulayın takdisi (Allâh’ı kutsamak, hürmet ve hamd etmek için namaz)* ve verin zekâtı! Ve itaat edin Allâh’a ve O’nun elçisine!* Ve Allâh, haberdar, üstün bilgi sahibidir gayret ettiğiniz şeylerden!*

 

>2:43, 2:238, 4:103, 11:114, 14:40, 17:78, 17:110, 19:31, 19:55, 20:130, 20:132, 21:73, 22:78, 25:64, 30:17, 30:18, 39:9, 50:39, 51:17, 51:18, 52:49, 73:2, 73:3, 73:4, 76:16<

 

>2:119, 2:151, 3:184, 4:41, 4:166, 7:158, 7:184, 11:17, 14:1, 16:44, 16:89, 17:77, 21:107, 34:28, 34:46, 35:24, 63:1<

 

>2:255, 6:59, 11:123, 13:9, 15:24, 16:19, 21:4, 41:22, 67:13, 67:14<

 

58:14  E lem tere ilellezîne tevellev kavmen gadıballâhu aleyhim, mâ hum minkum ve lâ minhum ve yahlifûne alel kezibi ve hum ya’lemûn (ya’lemûne).

 

Bakar mısın ‘o’ kimselere ki, Allâh’ın gazabı üzerine ‘olan’ topluma* dönenlere ‘yönelenlere’! Ve değildir onlar sizlerden ve ne de onlardan! Ve yalandan (bağlılık sözleriyle) yemin ederler; ve onlar, ‘bu gerçeği’ bildikleri ‘hâlde’.*

 

>1:6, 2:256, 2:257, 4:51, 4:60, 4:76, 4:93, 5:60, 5:77, 48:6, 51:53, 52:32, 58:14, 60:13, 68:31<

 

>2:216, 4:77, 4:78, 8:6, 9:56, 9:74, 9:96, 33:16, 58:14, 62:8, 63:7<

 

58:15  Eaddallâhu lehum azâben şedîdâ (şedîden), innehum sâe mâ kânû ya’melûn (ya’melûne).

 

Hazırladı Allâh onlara şiddetli azap.* Muhakkak ki onların, gayret ettikleri kötü bir şeydir.

 

>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 18:105, 21:39, 21:98, 39:8, 40:6, 40:17, 43:39<

 

58:16  İttehazû eymânehum cunneten fe saddû an sebîlillâh (sebîlillâhi), fe lehum azâbun muhîn (muhînun).

 

Edindiler yeminlerini siper,* Öyle ki, ‘insanları’ Allâh’ın yolundan alıkoydular.* Artık onlaradır alçaltıcı azap.*

 

>2:224, 2:225, 2:284, 5:89, 33:5, 58:16, 66:2<

 

>6:123, 7:86, 8:36, 11:19, 14:3, 16:88, 17:16, 34:34, 43:23<

 

>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 18:105, 21:39, 21:98, 39:8, 40:6, 40:17, 43:39<

 

58:17  Len tugniye anhum emvâluhum ve lâ evlâduhum min allâhi şey’â (şey’en), ulâike ashâbun nâr (nâri), hum fîhâ hâlidûn (hâlidûne).

 

Asla yararı olmaz onlara, malları ve ne de evlâtları, ‘önlemeye’ Allâh’tan ‘gelen’ bir şeyi.* İşte onlar, ateş (cehennem) sahabeleridir;* onlar, orada kalıcılardır.*

 

>6:164, 17:15, 29:12, 31:33, 35:18, 39:7, 53:38<

 

>2:6, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 10:96, 10:97, 14:11, 14:47, 23:71, 29:51, 45:32, 50:5<

 

>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 18:105, 21:39, 21:98, 39:8, 40:6, 40:17, 43:39<

 

58:18  Yevme yeb’asuhumullâhu cemîan fe yahlifûne lehu kemâ yahlifûne lekum ve yahsebûne ennehum alâ şey’in, e lâ innehum humul kâzibûn (kâzibûne).

 

‘Kıyâmet’ günü* diriltir onları Allâh, topluca.* Artık (ikiyüzlülük yapanlar, bağlılık sözleriyle) yemin ederler O’na (Allâhû Teâlâ’ya) ki, sizlere (bağlılık sözleriyle) yemin ettikleri gibi.* Ve sanıyorlar ki, bir şey üzerinde (liyakat elde edebilecek) olduklarını.* Değil mi ki, muhakkak ki onlar… Onlardır, yalancılar?!*

 

>10:53, 10:54, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 16:111, 18:47, 20:15, 21:104, 24:24, 29:55, 30:14, 40:16, 40:18, 40:59, 44:10, 44:11, 51:22, 52:9, 53:57, 70:8, 73:14, 73:18, 101:105<

 

>20:55, 22:6, 29:20, 30:19, 35:9, 43:11, 50:11, 50:42, 53:47, 56:62, 70:41, 71:18<

 

>2:216, 4:77, 4:78, 8:6, 9:56, 9:74, 9:96, 33:16, 58:14, 62:8, 63:7<

 

>14:18, 18:103, 18:104, 18:105, 24:39, 25:23, 27:4, 45:23, 47:1<

 

>18:49, 22:76, 23:105, 29:3, 29:68, 41:20, 43:80, 50:16, 50:17, 50:18, 69:49<

 

58:19  İstahveze aleyhimuş şeytânu fe ensâhum zikrallâh (zikrallâhi), ulâike hizbuş şeytân (şeytâni), e lâ inne hizbeşşeytâni humul hâsirûn (hâsirûne).

 

Ele geçirdi kendilerini şeytan (âsiler);* artık unutturdu onlara, Zikrini (Kur’ân-ı Kerîm’ini) Allâh’ın.* İşte onlar, şeytanın taraftarıdır. Değil mi ki, muhakkak ki şeytanın taraftarları… Onlardır, hüsranda olanlar!*

 

>2:168, 2:169, 2:208, 2:268, 4:120, 5:91, 6:121, 7:33, 8:48, 14:22, 16:116, 17:62, 17:63, 17:64, 17:65, 24:21, 35:6<

 

>3:58, 7:52, 10:57, 11:1, 15:9, 16:44, 16:102, 22:52, 26:192, 26:195, 36:69, 41:42<

 

>4:48, 6:88, 7:146, 8:23, 8:51, 9:80, 16:107, 16:108, 40:12, 47:28<

 

58:20  İnnellezîne yuhâddûnallâhe ve resûlehu ulâike fîl ezellîn (ezellîne).

 

Muhakkak ki haddi aşan kimseler Allâh’a ve O’nun elçisine; işte onlar, zelildirler.*

 

>2:38, 3:179, 4:13, 4:14, 6:130, 6:131, 14:4, 16:36, 24:47, 28:46, 33:36, 58:5<

 

58:21  Keteballâhu le aglibenne ene ve rusulî, innallâhe kaviyyun azîz (azîzun).

 

Allâh yazdı ki, elbet galip olacağım, Ben ve elçilerim!* Şüphesiz ki Allâh, gücüne, iktidarına güç yetirilemeyen, sağlam, kuvvetlidir; mutlak yüce, eşsiz, benzersizdir!

 

Müslüman toplumun gelecekte çoklukta olması: – https://ikra.vision

 

58:22  Lâ tecidu kavmen yu’minûne billâhi vel yevmil âhıri yuvâddûne men hâddallâhe ve resûlehu ve lev kânû âbâehum ve ebnâehum ve ihvânehum ev aşîretehum, ulâike ketebe fî kulûbihimul îmâne ve eyyedehum bi rûhin minh (minhu), ve yudhıluhum cennâtin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ, radıyallâhu anhum ve radû anh (anhu), ulâike hizbullâh (hizbullâhi), e lâ inne hizbullâhi humul muflihûn (muflihûne).

 

‘Allâh’a ve âhir ‘son’ güne ‘samimi’ inanan ‘hiçbir’ toplumu sevecenlik duyar bulamazsın haddi aşan kimseye Allâh’a ve O’nun elçisine .* Ve şayet olsa da,     babaları ve oğulları ve kardeşleri veya aşiretleri.* İşte onlara, ‘Allâh, kaide olarak’ yazdı yüreklerine îmânı ve destekledi onları ki, Kendisinden Ruh (Kutsal Ruh; Melek) ile.** Ve dâhil eder onları has bahçelere (cennetlere) ki, akar ‘ayaklarının’ altından nehirler; ki kalıcılardır orada.* Razı oldu Allâh onlardan ve razılardır onlar da, O’ndan. İşte onlar, Allâh taraftarıdır. Değil mi ki, muhakkak ki Allâh’ın taraftarları… Onlardır, felâha erenler!

 

>2:119, 2:151, 3:184, 4:41, 4:166, 7:158, 7:184, 11:17, 14:1, 16:44, 16:89, 17:77, 21:107, 34:28, 34:46, 35:24, 63:1<

 

>3:118, 4:89, 4:144, 5:51, 5:57, 9:16, 9:23, 58:22, 60:1, 60:8, 60:9<

 

>2:97, 19:17, 19:19, 26:193, 53:5, 81:19, 81:20, 81:21<

 

>2:87, 2:253, 4:171, 5:110, 16:2, 16:102, 17:85, 19:17, 32:9, 40:15, 58:22, 66:12<

 

>4:57, 7:43, 17:19, 18:31, 52:20, 76:13, 76:14, 76:15, 76:19, 76:20, 76:21, 76:22<