17. İSRÂ:

 

„ Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm! Bismillâhirrahmânirrahîm! “.

 

„ Sığınırım Allâh’a, şeytanın ‘şerrinden’ ki, taşlanmış ‘rahmetinden kovulmuştur’!*

 

>7:200, 15:34, 16:98<

 

Allâh adına… Ki, sonsuz şefkatle merhamet edendir; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir! “.

 

 

17:1    Noksanlık, kusur, âcizlikten ötedir ‘Allâhû Teâlâ’!* Ki, geceleyin esaret aldı kulunu ‘Muhammed aleyhisselâm’ı’ hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethaneden (Kâbe) en uzak ibadethaneye ki, onun etrafını bereket kaynağı kıldık;* göstermemiz için ona ‘Muhammed aleyhisselâm’a’, âyetlerimizden ‘alâmetlerimizden’! Şüphesiz ki O… O’dur ki, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet eden; her hâliyle gören!

 

>7:52, 7:185, 10:101, 18:109, 23:71, 27:93, 31:27, 41:53, 51:20, 51:21, 51:22, 51:23<

 

>17:60<

 

17:2    Ve verdik Mûsâ’ya kitap (Tevrât). Ve kıldık onu, İsrâîloğullarına yönlendirilmeye ‘vesile’ ki, edinmeyin ‘kutsallaştırılan zât’tan, puttan’ ki, Bana ilişiksizdirler; ‘savunan’ yetkili!

 

17:3    ‘Ey’ Nûh ile beraber ‘gemilerde’ taşıdığımız kimselerin soyu! (Ey İsrâîloğulları!) Muhakkak ki o, çok şükreden bir kul oldu!

 

Hz. Nûh aleyhisselâm soyundan gelen tek nesil İsrailoğulları – ÎKRA.vision

 

 

17:4    Ve icra ettik İsrâîloğullarına, kitapta ‘bildirdik ki’: „ Mutlaka bozgun çıkaracaksınız yeryüzünde, iki defa! Ve mutlak galip geleceksiniz, büyük bir üstünlükle! “.*

 

>5:64, 7:34, 7:167, 14:7, 16:61, 17:5, 17:6, 17:7, 17:8, 17:104<

 

İsrailoğullarının, muhtemelen 2163 senesinde sonları – ÎKRA.vision

 

17:5    Artık geldiği zaman vaadi, onlardan birincisinin ‘çıkaracağınız bozgunun’, çıkardık karşınıza kullarımızı ki, baskı altına almaya ehil, şiddetli. Öyle ki, aradılar yurtların aralarına ‘kadar’ girip. Ve oldu, vadedilenin uygulanması.

 

17:6    Sonra döndürdük sizleri, tekrar ‘işgalcilerin’ aleyhlerine. Ve imdada yetiştik sizlere, mallarla ve oğullarla. Ve kıldık sizleri ekseriyetle cengâver kesit.

 

17:7    Eğer iyi davranırsanız, kendi benliğiniz için iyi olur. Ve eğer kötü olursanız, ancak onadır ‘o da, kendi benliğinizedir’. Artık geldiği zaman vaadi, sonraki ‘çıkaracağınız bozgunun’ yüzünüzü karartsınlar ki, ‘insanların yüzüne bakamaz olun’! Ve girsinler Mâbed’e (Mescid-i Aksâ’ya) ki, girdikleri gibi evvelki defasında. Ve dumura uğratmaları için, üstünlük sağladıkları şeyleri, tüketerek.*

 

>5:64, 7:34, 7:167, 14:7, 16:61, 17:5, 17:6, 17:7, 17:8, 17:104<

 

17:8    ‘Önceki yaşamınızdan vazgeçerseniz’, olur ki, Rabbiniz, sizleri bahşedip, bağışlar, merhametle esirger! Ve eğer ki, ‘geçmişe’ dönerseniz, Biz de ‘cezalandırmaya’ döneriz! Ve var ettik cehennemi, ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlar için ‘bir’ hasır.*

 

>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 36:63, 39:8, 40:6<

 

17:9    Muhakkak ki, bu Kur’ân, ‘Allâhû Teâlâ’nın razı olduğu yola’ yönlendirir ki, o… O, daha sağlamdır!* Ve müjdeliyor ‘samimiyetle’ inanan kimseleri ki, gayretleri erdemlidir; ki, olduğunu onlara, ‘âhirette’ büyük ecir!

 

>2:2, 2:97, 7:52, 10:37, 10:38, 16:102, 17:9, 17:105, 17:106, 18:2, 25:32, 26:192, 26:193, 26:194, 26:195, 32:2<

 

17:10  Ve muhakkak o kimseler ki, inanmazlar âhirete;* hazırladık onlara, elem azap!*

 

>2:6, 6:12, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 8:55, 10:39, 10:40, 10:97, 17:10, 26:201, 26:202, 26:203<

 

>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 36:63, 39:8, 40:6<

 

17:11  Davet ‘dua’ eder ‘inkârcı’ insan, şerre, daveti ‘duası’ hayırmışçasına. Ve oldum olası insan, ‘neticesini düşünmeyen’, acelecidir!*

 

>17:11, 17:67, 17:100, 18:54, 25:55<

 

17:12  Ve kıldık geceyi ve gündüzü iki âyet ‘alâmet’. Ancak, sildik gecenin âyetini ‘alâmetini’ ve kıldık gündüzün âyetini ‘alâmetini’ görünür ki, gaye edinmeniz içindir liyakat, Rabbinizden. Ve bilmeniz için, adedini senelerin ve hesabını. Ve her tür şeyi detaylandırdık detaylı.*

 

>7:52, 7:185, 10:101, 18:109, 23:71, 27:93, 31:27, 41:53, 51:20, 51:21, 51:22, 51:23<

 

17:13  Ve her bir insanın talih kuşunu ‘gayretlerinin neticesini’, bağladık boynuna. Ve çıkarırız ona, kıyâmet günü bir kitap ki, koyulur ona ‘önüne’, yayılmış ‘olarak’.*

 

>7:131, 17:13, 25:23, 27:47, 36:18, 36:19, 52:3<

 

17:14  Oku! ‘Dünyadaki gidişat’ kitabını ki, kâfidir benliğin bugün aleyhine hesaplayan, saptayan ‘olarak’!*

 

>17:11, 17:71, 18:49, 23:62, 45:29<

 

17:15  Kim, ‘Allâhû Teâlâ’nın razı olduğu yola’ yönelmişse, artık sadece benliği için yönelmiştir. Ve kim saptıysa, artık sadece aleyhine şaşırmıştır.* Ve yüklenemez ‘bir günah’ yüklüsü, bir başkasının yükünü ‘günahını’.* Ve değildik azap edici, ta ki, çıkarırız ‘bir’ elçi.

 

>2:256, 4:170, 6:104, 7:146, 10:108, 11:120, 17:107, 18:29, 39:41, 90:10<

 

>35:18<

 

17:16  Ve dilediğimiz zaman ‘halkının inkârları sebebiyle’ yok etmeyi bir şehri, emrettik onun refahta olanlarına da, artık orada bozgun çıkardılar.* Nihayet söz gerçekleşti üzerlerine.* Böylelikle, harap ettik onu ‘kendini değiştirmeyen şehir halkını’, kırıp geçirerek.*

 

>6:123, 17:16, 34:34, 43:23<

 

>7:94, 7:95, 7:96<

 

>6:42, 6:43, 6:44, 6:45, 7:95, 7:96, 7:97, 7:98, 11:117, 15:4, 19:74, 19:75, 21:6, 23:64, 23:76<

 

17:17  Ve nicelerini yok ettik ‘uyarılan inkârcı’ uygarlıklardan, Nûh’un ardından.* Ve kâfidir Rabbin, kullarının suçlarından haberdar, üstün bilgi sahibi; her hâliyle gören ‘olarak’!

 

>6:42, 6:43, 6:44, 6:45, 7:95, 7:96, 7:97, 7:98, 11:117, 15:4, 19:74, 19:75, 21:6, 23:64, 23:76<

 

17:18  Kimin muradı, olduysa çar çabuk ‘dünya kazancı’, acele ettik ona orada, dilediğimiz şeyi, murad ettiğimiz kişi için.* Sonra var ettik ona, ‘âhiret mükâfatına değer vermeyip şeytana uyduğu sebebiyle’* cehennemi ki, maruz bırakılır ona, hor görülmüş, ‘Allâhû Teâlâ’nın merhametinden’ kovulmuş ‘olarak’.*

 

>2:200, 10:7, 10:8, 11:15, 11:16, 17:18, 17:19, 17:20, 42:20<

 

>7:16, 7:17, 7:18, 14:22, 34:20, 34:21, 72:6<

 

>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 36:63, 39:8, 40:6<

 

17:19  Ve kim âhireti murad etti ve çabası da ona, ‘âhiret mükâfatına lâyık’ çabaysa ve o, ‘samimiyetle’ inandı, o hâlde işte onların, çabaları şükre değer olmuştur.*

 

>3:157, 10:58, 17:18, 17:19, 17:20, 57:20<

 

17:20  Her birine iane ederiz şunlara ve bunlara ‘dünya kazancı veya âhiret mükâfatı’. Ki, Rabbinin vergisidir ‘lütfudur’. Ve Rabbinin vergisi, sakıncasızdır.

 

17:21  Bak nasıl, liyakatli kıldık onların ‘insanların’, bazılarını bazılarının üzerine.* Ve elbette âhiret, daha büyüktür mertebelerce ve daha büyüktür tercihen.

 

>4:34, 6:165, 17:21, 17:70, 43:32<

 

17:22  ‘Ey insanoğlu!’, Kılma, Allâh ile beraber başka ilâh! Bu yüzden kalırsın hor görülmüş, ayıplanmış ‘olarak’!*

 

>1:3, 7:8, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 20:108, 24:25, 75:30<

 

17:23  Ve olmasına ‘takdir etti’ Rabbin ki, ‘hizmetle, ibadetle’ kul olmayın, Allâh’tan başka ‘kutsallaştırılan zât’a, puta’!* Ve ebeveynlere iyi davranmayı!* Eğer ulaşırsalar yanında yaşlılığa, onlardan birisi veya her ikisi de, o zaman deme, onlara ki: „ Of! “ ‘bıktım’! Ve azarlama onları ve söyle onlara kıymetli söz!

 

>3:151, 4:117, 6:100, 10:18, 23:117, 39:3, 42:21, 46:5<

 

>4:36, 6:151, 16:90, 17:23, 28:77, 55:60<

 

17:24  Ve ger onlara ‘kol’ kanadını naçizane, merhametle esirgeyerek! Ve ‘duanda’ de ki: „ Rabbim… Bağışla, merhametle esirge onları! Nasıl ki, beni yetiştirdiler küçükken. “.

 

17:25  Rabbiniz bilir, içinizdeki şeyleri!* Eğer olursanız erdemlilerden, o hâlde şüphesiz ki O, tövbekâr olana, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır!*

 

>2:255, 6:59, 11:123, 13:9, 15:24, 16:19, 67:13, 67:14<

 

>5:39, 15:49, 17:25, 20:82, 25:71, 28:16, 39:53<

 

17:26  ‘Ey samimiyetle inanan!’, Ver akrabaya hakkını ‘bağış payını’ ve yoksullara ve (yolda mahsur kalana; çaresiz, imkânsız veya mekânsız kişi ve çocuklara mecazen) yol oğluna! Ve ‘mallarını’ savurganlıkla savurma!*

 

>2:219, 17:26, 17:27, 17:28, 17:29, 25:67, 30:38, 51:19, 70:24, 70:25<

 

17:27  Mutlaka savurganlar, olurlar (faydasız şeylere, haksızlığa ve bozgun çıkarmaya harcayarak), şeytanların kardeşleri (yandaşlar). Ve şeytan, Rabbine ‘karşı’ nankörleşendir.

 

17:28  Ve şayet ‘imkânsızlıklar yüzünden, bağış payı veremez de’ vazgeçersen onlardan ‘muhtaçlardan’; ki amaçlarken bahşedilme, bağışlanma, merhametle esirgenme Rabbinden, öyleyse söyle onlara yumuşak söz!*

 

>2:263<

 

17:29  Ve kılma elini boynuna bağlamış (Arapça eli sıkılık)! Ve tümüyle de eli açık ‘savurgan’!* Yoksa kalırsın kınanmış, pişman!

 

>17:27, 25:67<

 

17:30  Şüphesiz ki Rabbin, ‘adaleti gereği’ rızkı yayar, uzatır ‘genişletir’ dilediği ‘rızasına uyan’ kişi için ve ‘dilediğine de’ değersizleştirir!* Şüphesiz ki O, kullarından haberdar, üstün bilgi sahibi olandır; her hâliyle görendir!

 

>11:52, 13:12, 13:13, 13:26, 17:30, 24:43, 28:82, 71:11, 71:12<

 

17:31  Ve katletmeyin evlâtlarınızı yokluk korkusuyla! Ki, yalnızca Biz rızıklandırırız onları ve sizleri de! Muhakkak ki, ‘kasıtlı’ katledilmeleri büyük suçtur.*

 

>6:137, 6:151, 17:31, 81:8, 81:9<

 

17:32  Ve yaklaşmayın zinaya!* Muhakkak ki o, müstehcenlik olur; ve kötü bir yoldur!

 

>4:15, 4:16, 4:17, 16:90, 24:2, 24:3, 24:4, 24:5, 29:45<

 

17:33  Ve katletmeyin ‘hiçbir’ cana ‘kıyıp’ ki onu, Allâh haram ‘caiz olmaz’ kıldığı; ki, müstesnadır haklı olmak!* Ve kim, katledilirse mazlum ‘haksız yere’, artık kıldık himayecisini salahiyetli! Ne var ki, israf ‘aşırılık’ etmesin katletmekte (misilleme diye de dayatmasın)!* Mutlaka o, ‘maktul, zaten’ yardım görmüş olandır (yardıma lâyık görülmüştür).

 

>6:151, 17:31, 17:33, 25:68<

 

>2:178, 2:179, 4:92, 5:32, 5:45, 17:33, 25:68<

 

17:34  Ve yaklaşmayın yetimin malına, onunla ki o, iyi ‘niyetle’ olmaksızın ki, erişkinliğine ulaşıncaya kadar! Ve vefa edin taahhüde! Muhakkak ki, taahhüt mesuliyettir.

 

17:35  Artık vefa edin ölçeğe, ölçtüğünüz zaman teraziyle, hakkaniyet istikâmetinde! İşte bu en hayırlısıdır ve neticede ‘daha’ iyidir.

 

17:36  Ve ardına düşme ‘dedikodunun’ ki, hakkında bir bilgin olmayan şeyin! Mutlaka duyma ve görme duyuları ve gönül ‘idrak kuvveleri’, her biri işte onların, ondan mesuldür.

 

17:37  Ve yürüme yeryüzünde kasılarak! Doğrusu ki sen, ‘çalımlı baskınla’ yeryüzünü asla delemezsin! Ve asla ulaşamazsın dağlara boyca!*

 

>11:10, 17:37, 31:18, 31:19, 39:49<

 

17:38  Tümden işte bunlar, kötülüğüdür onun ‘yapanın’. Rabbinin katında nahoştur.

 

17:39  ‘Yâ Muhammed!’, İşte bunlar, vahyettiği şeylerdir Rabbinin, sana idrak ‘verenden’! ‘Ey insanoğlu!’, Ve kılma, Allâh ile beraber başka ilâh! Bu yüzden atılırsın cehenneme, kınanmış ‘Allâhû Teâlâ’nın merhametinden’ kovulmuş ‘olarak’!*

 

>1:3, 7:8, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 20:108, 24:25, 75:30<

 

17:40  Ayırdı mı ki Rabbiniz sizlere, oğulları ve edindi meleklerden kız evlâtlar? Muhakkak ki sizler, elbette büyük söz söylüyorsunuz!*

 

>2:168, 2:169, 7:33, 16:116<

 

17:41  Ve andolsun ki, sarf ettik bu Kur’ân’da, ‘tüm misalleri’ ki, yâd etsinler!* Ve artırmadı ‘bu açıklamalar’ onlara, nefretten başka bir şeyi.*

 

>7:52, 7:185, 10:101, 18:109, 23:71, 27:93, 31:27, 41:53, 51:20, 51:21, 51:22, 51:23<

 

>4:153, 6:109, 7:146, 10:97, 14:11, 14:47, 23:71, 29:51<

 

17:42  ‘Yâ Muhammed! Allâh’a ortak yakıştıranlara’, de ki: „ Eğer olsaydı O’nunla beraber ‘başka’ ilâhlar, söyledikleri gibi, o zaman mutlaka ‘onların da’ amaçları, Arş’ın (cennet ve cehennemi de içinde barındıran, zamansız, mekânsız, evren) sahibinin yolu ‘rızasına erişmek olurdu’! “.*

 

>10:18, 17:42, 21:22, 23:91<

 

17:43  Noksanlık, kusur, âcizlikten ötedir O!* Ve yücedir, söyledikleri şeylerden! Ulvidir; sınırsız büyüktür!

 

>2:116, 10:68, 18:4, 19:88, 19:89, 19:90, 19:91, 19:92<

 

17:44  Noksanlık, kusur, âcizlikten öte sayar ‘yalnızca’ Zât’ını, yedi gökler* ve yeryüzü ve onlardaki kimseler.* Ve ‘hiçbir’ şey ise olmaz ki, noksanlık, kusur, âcizlikten öte saymasınlar, yüceltip överek O’nu! Ve lâkin derinden kavrayamazsınız noksanlık, kusur, âcizlikten öte saymalarını!* Şüphesiz ki O, hemen cezalandırmayan, ılımlı davranıyor olandır; fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır!*

 

>2:29, 17:44, 23:17, 23:86, 41:12, 65:12, 71:15<

 

Göklerin 7 katmandan oluşumu – ÎKRA.vision

 

>2:255, 3:83, 6:59, 13:15, 16:49, 17:44, 22:18, 67:14<

 

Dünya dışı başka varlıkların yaşadığı – ÎKRA.vision

 

>3:83, 13:15, 16:48, 16:49, 17:44, 17:107, 22:18, 32:15, 41:37, 53:62<

 

(Allâhû Teâlâ’nın yarattığı tüm ne varsa, Zât’ının koyduğu doğa yasalarına uyup, yaratılış amaçları gereği işlevlerine devam ederler; dolayısıyla, istekli veya isteksiz O’nun buyruğuna riayet etmiş ve kendi usullerince yüceliğini övüp, ibadet etmiş olurlar. Hür iradeyle Allâh’ın rızasını kazananlar ise, O’nun yüceliğini bilinçli bir şekilde över ve ibadet ederler.)

 

>5:39, 15:49, 17:25, 20:82, 25:71, 28:16, 39:53<

 

17:45  ‘Yâ Muhammed!’, Ve okuduğun zaman Kur’ân, kıldık seninle aralarına o kimselerin ki, inanmazlar âhirete;* gizli bir örtü!

 

>2:6, 6:12, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 8:55, 10:39, 10:40, 10:97, 17:10, 26:201, 26:202, 26:203<

 

17:46  Ve kıldık kalplerine kılıflar ki, anlamalarına ‘karşı’ onu (Kur’ân-ı Kerîm). Ve kulaklarında sağırlık vardır (anlamak istemedikleri için, idrak kuvveleri kilitlidir).* ‘Yâ Muhammed!’, Ve yâd ettiğin zaman Rabbini, Kur’ân’da, ‘O’nun’ tekliğini, arkalarını döner ‘giderler’ nefretle!

 

>3:108, 6:104, 7:101, 8:22, 8:23, 22:46, 40:35, 64:11<

 

17:47  ‘Yâ Muhammed!’, En iyi Biz biliriz, seni dinledikleri şeyleri ki, onu senden ‘ne’ sebeple dinlediklerini! Ve fısıldaşırlarken diyorlardı ki, zalimler: „ Peşine düştüğünüz ise, illâki büyülenmiş ‘bir’ adam! “.*

 

>2:77, 9:78, 11:103, 17:47, 21:3, 43:80, 58:7, 58:8<

 

17:48  ‘Yâ Muhammed!’, Bak nasıl da, vurguladılar sana emsalleri! Ne var ki, ‘hakikati örtmeye şartlandıkları için’ saptılar da, artık mecal edemezler ‘varmaya, Allâh’ın razı olduğu’ yola.*

 

>11:20, 17:48, 18:101, 68:43, 89:23, 89:24<

 

17:49  Ve ‘hakikat bilgisini örtmeye şartlanmışlar’ derler ki: „ Olduğumuz zaman mı, kemik yığını ve kalıntı; mutlak, elbet, çıkarılacağız, yeniden yaratılışla ‘ha’!? “.*

 

>6:30, 36:81, 46:33, 50:15, 75:40, 83:4<

 

17:50  ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Olunsa da, taş veya demir!

 

17:51  Veya ‘başka bir’ yaratılış ki, büyür göğsünüzde ‘gönlünüzde, hayal ettiğiniz abartılı bir yaratık gibi’ şeylerden! “. Bunun üzerine diyecekler ki: „ Kimmiş, bizi iade edip ‘hayata geri döndürecek’? “. De ki: „ O!… ‘Nasıl ki’ evvelki defasında sizleri, örneksiz, sanat inceliğinde üstün yarattı! “. ‘Yâ Muhammed!’, Bunun üzerine ‘alaycı tavırla’ sana başlarını sallayarak ve diyorlar ki: „ Ne zamanmış o ‘hayata geri döndürülme’? “. De ki: „ Ola ki, olması yakındır! “.*

 

>6:31, 6:47, 6:134, 10:53, 10:54, 20:15, 22:55, 29:53, 40:59, 51:14, 67:25, 67:27<

 

Fosil dinozorlar – ÎKRA.vision

 

17:52  O gün ‘kıyâmet sonrası âhirette, Allâhû Teâlâ’, sizleri davet eder de, hemen icabet edersiniz yücelterek, överek O’nu!* Ve zannedersiniz ki, kaldınız ‘dünyada’ ise, ancak biraz!*

 

>1:3, 7:8, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 20:108, 24:25, 75:30<

 

>7:57, 10:45, 17:52, 20:102, 20:103, 20:104, 23:112, 23:113, 23:114, 23:115, 30:55, 30:56, 46:35, 79:46<

 

Kur’ân’da, evrim teorisi – ÎKRA.vision

 

17:53  ‘Yâ Muhammed!’, Ve de kullarıma ki, söylesinler ‘konuşunca’ onunla ki o, iyi ‘niyetle, yoksa’ mutlaka şeytan kışkırtır, ‘bozar’ aralarını! Muhakkak ki şeytan, insana apaçık düşman oldu.*

 

>2:208, 2:268, 4:120, 5:91, 6:121, 8:48, 14:22, 16:99, 17:62, 17:63, 17:64, 17:65, 24:21, 35:6<

 

17:54  Rabbiniz bilir, ‘reva gördüğünü’ sizlere!* Eğer dilerse, bahşedip, bağışlar, merhametle esirger sizleri veya eğer dilerse azap eder sizlere! ‘Yâ Muhammed!’, Ve göndermedik seni, üzerlerine ‘savunan’ yetkili!*

 

>17:54, 28:85<

 

>6:66, 6:104, 6:107, 7:2, 10:108, 11:120, 20:100, 20:124, 39:41, 90:10<

 

17:55  Ve Rabbin bilir, göklerdeki kimseleri ve yeryüzündeki!* Ve andolsun ki, liyakatli kıldık bazı bildiricileri (peygamber) bazılarının üzerine. Ve verdik Dâvûd’a, hükümler içeren, parça parça sayfalar.

 

>2:255, 3:83, 6:59, 13:15, 16:49, 17:44, 22:18, 67:14<

 

Dünya dışı başka varlıkların yaşadığı – ÎKRA.vision

 

17:56  ‘Yâ Muhammed! Allâh’a ortak yakıştıranlara’, de ki: „ Davet ‘dua’ edin, zannettiğiniz ‘kutsallaştırılan her türlü zât’a, puta’ ki, O’ndan ‘Allâhû Teâlâ’dan’ ilişiksizdirler! Ne var ki, ehil değillerdir kaldırmaya ‘bir’ mağduriyeti sizlerden ve ne de değiştirmeye! “.*

 

>3:151, 4:117, 6:100, 10:18, 23:117, 39:3, 42:21, 46:5<

 

17:57  İşte onlar, o kimseler ki, davet ‘dua’ ettikleri ‘kutsallaştırılan her türlü zât, put’, gaye edinirler bir yakınlık vesilesine Rablerine ki, onların hangisi ‘rızasını kazanır’. Ve umarlar bahşedilip, bağışlanmaya, merhametle esirgenmeye ve korkarlar azabından. Şüphesiz ki azabı Rabbinin, sakıncalı olandır!

 

17:58  Ve ‘hiç’ bir şehir ise olmaz ki, Biz, onun yok edicisi ‘olmayalım’,* kıyâmet gününden önce veya onun ‘halkını’ şiddetli azapla azaplandırıcıları.* İşte bu, kitapta ‘Levh-i Mahfûz’da’ (Allâh’ın ilminin, saklanmış ve korunmuş kayıt levhası)* satır satır yazılıdır!

 

>7:94, 12:109, 14:4, 15:4, 17:58, 26:208<

 

>6:130, 7:14, 7:15, 7:16, 7:17, 7:18, 7:38, 7:179, 17:63, 17:64, 17:65, 41:28<

 

>6:59, 13:39, 36:12, 57:22, 85:21, 85:22<

 

Kıyâmetin başlaması – ÎKRA.vision

 

17:59  Ve mâni olan şey, âyetleri ‘alâmetleri’ göndermemize, ancak ki, evvelkilerin onu ‘alâmetleri’ yalanlamalarıdır.* Ve verdik Semûd’a, (Sâlih aleyhisselâm’ın halkı) dişi deve ‘alâmeti ki, gözle’ görülür. Ne var ki, zulmettiler ona.* Ve göndermeyiz ki âyetleri ‘alâmetleri’, korkutmak ‘amaçlı’ olmaksızın.

 

>6:37, 7:146, 29:50, 29:51<

 

>7:73, 7:77<

 

17:60  ‘Yâ Muhammed!’, Ve demiştik ki sana, şüphesiz ki Rabbin, ‘ilmen’ kuşattı insanları!* Ve kılmadık o gösterdiğimiz rüyayı sana, insanlara sınanma ‘vesilesi’ dışında!* Ve ‘zakkum’ ağacını ki, lânetlenmiştir Kur’ân’da!* Ve korkutuyoruz onları; fakat ‘bu açıklamalar’ onlara, artırmadı büyük zalimlikten başka bir şeyi.*

 

>17:60, 18:49, 65:12, 72:28<

 

>8:25, 9:126, 21:35, 29:2<

 

>37:62, 37:63, 37:64, 44:43, 44:44, 56:52<

 

>4:153, 6:109, 7:146, 10:97, 14:11, 14:47, 23:71, 29:51<

 

17:61  Ve dediğimiz zaman meleklere ki: „ ‘Saygı ile’ yere kapanın, Âdem için! “. Hemen ‘her biri, saygı ile’ yere kapandılar ki, İblis hariç; ‘o’ dedi ki: „ ‘Saygı ile’ yere mi kapanayım? O kişi için ki, oluşumunu yapılandırarak yarattın, kilden (özümlenme ile vücuda yarayışlı biçime sokularak, dokuların yapısında yer alışı)! “.*

 

>15:26, 20:55, 55:14, 71:17<

 

17:62  Dedi ki: „ Bakar mısın şuna; ki o, üzerime onurlu kıldığına? Mutlaka eğer beni ertelersen kıyâmet gününde, elbette gemleyeceğim onun soyunu ki, birazı dışında! “.

 

17:63  ‘Allâhû Teâlâ’: „ Git! “ dedi; „ Öyleyse kim uyduysa sana, onlardan ‘insanlardan’, artık mutlaka cehennemdir cezanız ki, noksansız ‘bir’ ceza!

 

17:64  Ve ayart onlardan ‘insanlardan’, kime mecal edebilirsen, sesinle ’vesvesenle’! Ve yaygarayla üzerlerine ‘aban’, atlılarınla ve yayalarınla. Ve ortak ol onlara, mallarda ve evlâtlarda. Ve ‘yalan yere’ vadet onlara! Ve vadettiği şeyler onlara, şeytanın, aldanıştan başka değildir.*

 

>2:208, 2:268, 4:120, 5:91, 6:121, 8:48, 14:22, 16:99, 17:62, 17:63, 17:64, 17:65, 24:21, 35:6<

 

17:65  Doğrusu kullarım üzerinde sana ‘hiç’ bir salahiyet yoktur! “.* Ve kâfidir Rabbin, her hususta tanık, idareyi üstlenen, itimat edilen ‘olarak’!

 

>2:208, 2:268, 4:120, 5:91, 6:121, 8:48, 14:22, 16:99, 17:62, 17:63, 17:64, 17:65, 24:21, 35:6<

 

17:66  Rabbiniz, ki Zât’ı, sevk ettirendir sizlere gemileri denizde! Ki, gaye edinmeniz içindir, liyakatinden. Şüphesiz ki O, sizlerden inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşediyor olandır!

 

17:67  Ve dokunduğu zaman sizlere bir darlık denizde, saptı (hatırdan, gönülden çıkarıldı) davet ‘dua’ ettiğiniz kimseler!* Ki, müstesnadır yalnızca O ‘Allâhû Teâlâ’! Fakat kurtardığımızda sizleri karaya ‘çıkarıp’, vazgeçersiniz! Ve oldum olası insan, nankördür!**

 

>2:166, 4:117, 6:100, 10:28, 10:29, 14:36, 16:86, 18:52, 19:82, 21:65, 25:17, 28:63, 29:25, 34:40, 34:41, 35:14, 46:5, 46:6<

 

>6:63, 6:64, 10:12, 10:22, 10:23, 16:54, 30:33, 31:32, 41:49, 41:50, 41:51<

 

>17:11, 17:67, 17:100, 18:54, 25:55<

 

17:68  Öyleyse emin misiniz ‘Allâhû Teâlâ’nın’, çökertmeyeceğinden sizleri, karanın yanında?!* Veya gönderir de üzerlerinize hortum? Sonra da bulamazsınız sizleri, ‘savunan’ yetkili!

 

>6:42, 6:43, 6:44, 6:45, 7:95, 7:96, 7:97, 7:98, 11:117, 15:4, 19:74, 19:75, 21:6, 23:64, 23:76<

 

17:69  Emin misiniz ‘Allâhû Teâlâ’nın’, geri döndürmeyeceğinden sizleri oraya ‘denize’, başka ‘bir’ defa ‘daha’?! Böylece gönderir de üzerlerinize, kasırgayı eserek ki, hemen sizleri nankörlüğünüze ‘karşılık, suda’ boğar. Sonra da bulamazsınız sizleri, aleyhimize ‘müdafaa eden, davanın’ peşine düşen!

 

17:70  Ve andolsun ki, onurlu kıldık Âdemoğullarını. Ve taşıdık onları karada ve denizde. Ve rızıklandırdık onları, temizinden. Ve liyakatli kıldık onları; kimi yarattıklarımızdan birçoğunun üzerine, tercihen.*

 

>4:34, 6:165, 17:21, 17:70, 43:32<

 

17:71  O gün ‘kıyâmet sonrası âhirette’;* davet ederiz tüm insanları rehberleriyle. Artık kime verilirse ‘dünyadaki gidişat’ kitabı sağından, hemen onlar, okurlar kitaplarını.* Ve ‘âhirette’ zulmedilmezler, hurma çekirdeğinin ince lifi ‘kadar bile’.

 

>1:3, 7:8, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 20:108, 24:25, 75:30<

 

>17:11, 17:71, 18:49, 23:62, 45:29<

 

>7:8, 7:9, 23:102, 23:103, 99:7, 99:8, 101:6, 101:7, 101:8, 101:9<

 

17:72  Ve burada ‘dünyada, idrak etmeyip’ kör olan kimse, artık o, âhirette de kördür.* Ve yoldan daha da sapmıştır.

 

>2:171, 6:104, 7:179, 8:23, 10:100, 13:19, 17:72, 17:97, 21:45, 25:44, 67:10<

 

17:73  ‘Yâ Muhammed!’, Ve eğer ‘Allâhû Teâlâ’ya ortak yakıştıranların isteklerine uysaydın’, mutlaka fitneye ‘sapmaya’ düşürürlerdi seni ondan ki, sana vahyettiğimizden* başkasıyla, uydurman için, Aleyhimize! Ve o zaman, elbette edinirlerdi seni dost.*

 

>2:253, 4:164, 7:62, 7:117, 7:143, 19:9, 21:45, 42:51<

(42:51’den bilindiği gibi, Allâhû Teâlâ’nın, hiçbir insanla konuşması olmamıştır! Kelâmıyla olsa da, yine vahiyledir veya melekler aracılığıyla.)

 

>17:76<

 

17:74  ‘Yâ Muhammed!’, Ve olmasaydı sabitlemememiz seni, andolsun ki, neredeyse meyledecektin onlara az bir şey!*

 

>5:48, 5:49, 11:12, 11:112, 11:113, 17:74, 28:87<

 

17:75  ‘Yâ Muhammed!’, O zaman, elbette tattırırdık sana iki kat, hayatın zayıflığını ‘âcizliğini’; ve iki kat da ölümün zayıflığını ‘âcizliğini! Sonra bulamazsın kendine, aleyhimize ‘müdafaa eden’ yardımcı!

 

17:76  ‘Yâ Muhammed!’, Ve eğer neredeyse ‘ikna olmayınca da’, elbette kovuyorlardı ‘o’ yerden ki, oradan ‘Mekke’den’ çıkarmak için seni!* Ve o zaman da, ‘orada’ kalamazlar ardından biraz dışında.

 

>17:73<

 

17:77  ‘Yâ Muhammed! Uygulanan’ sünnet (İlâhî hüküm), ‘aynı’ oldu, kimi gönderdiysek senden önce de elçilerimizden! Ve bulamazsın sünnetimizde bir değişme.

 

17:78  ‘Yâ Muhammed!’, Uygula ‘titizlikle, gereğince’ ibadeti ‘namazı’!* Güneşin aşağı sarkmasından (ikindi), gecenin kararmasına kadar (akşam)! Ve Kur’ân ‘oku’ şafakta (sabah), mutlaka ki Kur’ân, şafakta şahit olunandır!

 

>2:43, 2:238, 4:103, 11:114, 14:40, 17:78, 17:110, 19:31, 19:55, 20:130, 20:132, 21:73, 22:78, 25:64, 30:17, 30:18, 39:9, 50:39, 51:17, 51:18, 52:49, 73:2, 73:3, 73:4, 76:16<

 

17:79  ‘Yâ Muhammed!’, Ve gecenin bir kısmında ‘ibadet et’; ve o zaman ara ver onunla, sana ‘hibe edilen, Kur’ân-ı Kerîm ile’ ilâveten (yatsı ve isteğe bağlı gece namazı)!* Olur ki, çıkarır seni Rabbin, övülen bir makama!

 

>17:79, 73:20<

 

17:80  ‘Yâ Muhammed!’, Ve de ki: „ Rabbim… Dâhil et beni, selâmet bir girdirişle ve çıkar beni, selâmet bir çıkarışla! Ve ‘nasip’ kıl bana katından, salahiyet ‘belirtisi’ yardımcı ‘olarak’! “.

 

17:81  ‘Yâ Muhammed!’, Ve de ki: „ Geldi hak ‘İlâhî esaslar’; ve sona erdi asılsız! “.* Mutlaka ki asılsız, sona ermiş olandır!

 

>8:8, 9:32, 9:33, 10:82, 17:81, 40:14, 61:8, 61:9<

 

17:82  Ve indiriyoruz Kur’ân’dan ‘hakikat bilgisini’ ki o, ‘gönüllere’ şifadır!* Ve bahşedilme, bağışlanma, esirgenme ‘vesilesidir, samimiyetle’ inananlara!* Ve artırmaz zalimlere hüsrandan başka ‘bir şey’.

 

>10:57, 17:82<

 

>2:2, 2:97, 7:52, 10:37, 10:38, 16:102, 17:9, 17:105, 17:106, 18:2, 25:32, 26:192, 26:193, 26:194, 26:195, 32:2<

 

17:83  Ve imkânlandırdığımız zaman insanı, ‘hakikat bilgisine’ aldırış etmez ve kenara çekilir yanına ‘yan çizer’. Ve ona, bir şer dokunduğu zaman, umudu kesik olur.*

 

>12:87, 15:56, 17:83, 29:23, 30:36, 39:53, 41:49<

 

17:84  ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Her türün, şekline ‘yaratılış gereği, tıynetinin’ üzeredir gayreti! “.* Öyleyse Rabbiniz, en iyi bilendir; o kimseyi ki, daha doğru bir yola yönlenmiştir!

 

>2:138, 17:84, 30:30<

 

17:85  ‘Yâ Muhammed!’, Ve soruyorlar sana, ruhtan; de ki: „ Ruh, Rabbimin emrindendir ‘hükmündendir’! “. Ve verilmedi sizlere, ilimden ‘hakikat bilgisinde’, birazı dışında.

 

17:86  ‘Yâ Muhammed!’, Ve mutlaka eğer dileseydik, elbette giderirdik ‘âyetleri’ ki, vahyettik* onu sana!* Sonra bulamazsın, onunla aleyhimize ‘savunan’ yetkili!

 

>2:253, 4:164, 7:62, 7:117, 7:143, 19:9, 21:45, 42:51<

(42:51’den bilindiği gibi, Allâhû Teâlâ’nın, hiçbir insanla konuşması olmamıştır! Kelâmıyla olsa da, yine vahiyledir veya melekler aracılığıyla.)

 

>2:106, 3:44, 3:179, 4:163, 6:19, 6:145, 11:12, 11:49, 12:3, 12:102, 16:123, 17:39<

 

17:87  ‘Yâ Muhammed! Vahyedilenleri unutmaman’ illâki bahşedilme, bağışlanma, merhametle esirgenmedir Rabbinden. Muhakkak ki liyakati, üzerinde büyük oldu!

 

17:88  ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Elbette eğer toplansalar, ins (tüm insan türleri) ve cin (görünmeyen varlıklar), getirmek üzere benzerini bu Kur’ân’ın, getiremezler onun bir benzerini ve olsalar da onların bazıları, bazılarına arka çıkan! “.*

 

>2:23, 10:38, 11:13, 17:88, 52:34<

 

İnsan neslinin değişimleri – ÎKRA.vision

 

17:89  Ve andolsun ki, sarf ettik insanlara bu Kur’ân’da, tüm misalleri.* Buna rağmen karşı çıktı insanların birçoğu, illâda nankörlükte.*

 

>7:52, 7:185, 10:101, 18:109, 23:71, 27:93, 31:27, 41:53, 51:20, 51:21, 51:22, 51:23<

 

>4:153, 6:109, 7:146, 10:97, 14:11, 14:47, 23:71, 29:51<

 

17:90  Ve dediler ki: „ Asla inanmayız sana, fışkırtmadıkça bizlere yerden bir pınar kaynağı!

 

17:91  Veya olsun senin bir bahçen, hurmalıktan ve üzümlükten, öyle ki, arasından nehirler fışkıran!

 

17:92  Veya göğü düşüresin zannettiğin ‘zanda bulunduğun’ gibi üzerimize ‘dolu’ parçaları!* Veya getirirsin Allâh’ı ve melekleri karşıya!*

 

>2:266, 17:92, 18:40, 18:41, 18:42, 34:9<

 

>4:153, 6:109, 7:146, 10:97, 14:11, 14:47, 23:71, 29:51<

 

17:93  Veya olsun senin, sana ait bir evin, mücevherden! Veya yükselirsin göğe; ve asla inanmayız senin ‘bu’ çıkışına da, ta ki, indiresin üzerimize okuyacağımız bir kitap! “.* ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Noksanlık, kusur, âcizlikten ötedir Rabbim… Ben, ‘görünen’ ölümlü varlık (İnsan) elçi olmaktan başkası mıyım ki, ‘yapabileyim’!? “.

 

>4:153, 6:109, 7:146, 10:97, 14:11, 14:47, 23:71, 29:51<

 

17:94  Ve mâni olan şey, insanların inanmalarına, onlara geldiği zaman ‘Allâhû Teâlâ’nın razı olduğu yola’ yönlendirilme, ancak demeleridir ki: „ Allâh, ‘görünen’ ölümlü varlık (İnsan) elçi mi çıkardı!? “.

 

17:95  ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ ‘Bana vahyolunan şu ki’, eğer olsaydı yeryüzünde olanlar, melekler ki, kanaat olmuş gezinen; elbette indirirdik üzerlerine gökten melek elçi! “.*

 

>4:153, 6:109, 7:146, 10:97, 14:11, 14:47, 23:71, 29:51<

 

17:96  ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Kâfidir Allâh, şahittir; benim ve sizlerin arasında! “. Şüphesiz ki O, kullarından haberdar, üstün bilgi sahibi olandır; her hâliyle görendir!

 

17:97  Ve ‘rızasına uyan’ kimi yönlendirirse Allâh, artık o’dur, ‘razı olduğu yola’ yönlendirilmiş.* Ve ‘müstahik’ kimi şaşırtırsa, artık bulamazsın onlara himayeciler ki, O’ndan ‘Allâhû Teâlâ’dan’ ilişiksiz.* Ve toplatırız onları ‘idrak etmek istemeyenleri’, kıyâmet günü yüzüstü, kör olarak ve dilsiz ve sağır.* Ki, varacakları yer cehennemdir.* Her defasında sönmeye yüz tutunca artırırız onlara, karıştırılan, kızgınlaştırılan çılgın ateşi.

 

>2:256, 5:16, 7:178, 13:27, 16:9, 18:29, 31:22, 39:41, 57:20, 64:11<

 

>4:48, 6:88, 7:146, 8:23, 8:51, 9:80, 16:107, 16:108, 40:12, 47:28<

 

>2:171, 6:104, 7:179, 8:23, 10:100, 13:19, 17:72, 17:97, 21:45, 25:44, 67:10<

 

>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 36:63, 39:8, 40:6<

 

17:98  İşte bu, cezalarıdır ki, inkâr ettikleri sebebiyledir âyetlerimizi. Ve ‘hakikat bilgisini örtmeye şartlanmışlar’ derler ki: „ Olduğumuz zaman mı, kemik yığını ve kalıntı; mutlak, elbet çıkarılacağız, yeniden yaratılışla ‘ha’!? “.*

 

>6:30, 36:81, 46:33, 50:15, 75:40, 83:4<

 

17:99  Ve görmüyorlar mı olduğunu Allâh’ın ki, Zât’ı, oluşumunu yapılandırarak yarattı, gökleri ve yeri. Ki irade ettiğini, icraya kudretlidir, yaratmaya da bir mislini daha onların! Ve belirledi onlara ‘bir’ vade ki, kuşku yoktur onda!* Buna rağmen dayattılar zalimler, ancak ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanarak.

 

>3:145, 6:2, 7:34, 11:104, 13:38, 15:4, 15:5, 17:13, 18:49<

 

17:100 ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Eğer siz sahip olsaydınız, Rabbimin bahşetmesi, bağışlaması, merhametle esirgemesi hazinelerine, o zaman mutlaka ‘sıkıca’ tutardınız harcanma korkusuyla! “. Ve oldum olası insan ‘eli’ sıkıdır!*

 

>17:11, 17:67, 17:100, 18:54, 25:55<

 

17:101 Ve andolsun ki, verdik Mûsâ’ya dokuz ayan beyan âyetler ‘alâmetler’.* Haydi ‘istersen’ sor İsrâîloğullarına! Ki geldiği zaman onlara, bunun üzerine dedi ki ona, Firavun: „ Doğrusu mutlaka zannediyorum ki, büyülenmişsin, yâ Musa! “.

 

>2:60, 4:154, 4:164, 7:107, 7:108, 7:117, 7:133, 7:160, 20:18, 20:19, 20:20, 20:21, 20:22, 20:77, 26:32, 26:33, 26:63, 27:10, 27:12, 28:31<

 

17:102 ‘Mûsâ aleyhisselâm’ dedi ki: „ Andolsun biliyorsun ki, indirmedi şunları ‘alâmetleri’ ki, Rabbidir göklerin ve yerin* dışında ‘kimse’ ki, görünür ‘ibretlik olsun’! Ve doğrusu mutlaka zannediyorum ki, yıkıma uğramışsın ey Firavun! “.

 

>17:44, 26:23, 26:24, 42:11, 59:22, 59:23, 59:24, 112:4<

 

17:103 Ne var ki murad etti ki, kovmayı ‘o’ yerden ‘çıkarmak için’ onları. Derken ‘suda’ boğduk onu ve beraberindekileri de topluca.

 

17:104 Ve dedik ardından, İsrâîloğullarına ki: „ İskân olun, yeryüzünde! Artık geldiği zaman vaadi, sonraki ‘çıkaracağınız bozgunun’, getiririz sizleri dürerek! “.*

 

>5:64, 7:34, 7:167, 14:7, 16:61, 17:5, 17:6, 17:7, 17:8, 17:104<

 

İsrailoğullarının, muhtemelen 2163 senesinde sonları – ÎKRA.vision

 

17:105 Ve hakkı ‘İlâhî esasları’ ki, Biz indirdik onu! Ve hak ile ‘gayeyle’ indi! ‘Yâ Muhammed!’, Ve göndermedik seni, ‘olman’ dışında ki, ‘cennetle’ müjdeleyici ve ‘kıyâmetle’ uyaran!*

 

>2:151, 3:164, 3:184, 4:41, 4:166, 6:42, 14:44, 16:44, 16:89, 17:77, 28:47, 62:2<

 

17:106 ‘Yâ Muhammed!’, Ve Kur’ân… Ki, kesimlere böldük onu, duraklayarak okuman için onu insanlara; ve indirdik onu, peyderpey ‘bir’ indirişle!*

 

>2:2, 2:97, 7:52, 10:37, 10:38, 16:102, 17:9, 17:105, 17:106, 18:2, 25:32, 26:192, 26:193, 26:194, 26:195, 32:2<

 

17:107 (Secde âyeti!)* ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ ‘İster’ inanın ona (Kur’ân-ı Kerîm’e), veya inanmayın!* Mutlaka o kimseler, ondan önce ‘ilhamla’ ilim verilenlerdir ki,* okunduğu zaman onlara (bu alâmetleri anlayana), ‘âyetleri Allâh’ın, huzurunda’ düşerler çenelerine, yere kapanarak!

 

>16:16, 17:107, 17:109, 20:3, 25:73<

 

>2:256, 4:170, 6:104, 7:146, 10:108, 11:120, 17:107, 18:29, 39:41, 90:10<

 

>3:7, 4:162, 17:107<

 

17:108 Ve diyorlar ki: „Noksanlık, kusur, âcizlikten ötedir Rabbimiz!* Eğer ki, vadettiyse Rabbimiz, mutlaka uygulanmış olur!“ “.*

 

>7:52, 7:185, 10:101, 18:109, 23:71, 27:93, 31:27, 41:53, 51:20, 51:21, 51:22, 51:23<

 

>17:108, 18:98, 19:61, 73:18<

 

17:109 Ve (bu alâmetleri anlayan) ‘Allâhû Teâlâ’nın huzurunda’ düşerler çenelerine, ağlayarak. Ve ‘bu’, artırır huşûlarını.*

 

>16:16, 17:107, 17:109, 20:3, 25:73<

 

17:110 ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Allâh ‘diye’ davet ‘dua’ edin veya sonsuz şefkatle merhamet eden ‘diye’ davet ‘dua’ edin! Hangisiyle davet ‘dua’ etseniz, ancak Zât’ının dır, ‘tüm’ güzel isimler! “. Ve haykırma ibadetinde ‘namazında’* ve onu ‘sesini’ kısma; ve gaye edin, işte bunların arasında bir yol!

 

>2:43, 2:238, 4:103, 11:114, 14:40, 17:78, 17:110, 19:31, 19:55, 20:130, 20:132, 21:73, 22:78, 25:64, 30:17, 30:18, 39:9, 50:39, 51:17, 51:18, 52:49, 73:2, 73:3, 73:4, 76:16<

 

17:111 Ve de ki: „ ‘Esas’ yüceltilme, övgü, ‘sırf’ Allâh’a ‘yaraşır’! Ki Zât’ı, edinmez evlât! Ve olmadı, Zât’ının bir ortağı saltanat, hükümranlıkta! Ve olmadı, Zât’ının ‘kurtaran’ bir himayecisi ki, zilletten ‘ötedir’! “. Ve O’nu yücelt tekbirle! ‘Allâhû Ekber!’