56. VÂKI’A:

 

„ Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm! Bismillâhirrahmânirrahîm! “.

 

„ Sığınırım Allâh’a, şeytanın (âsilerin) ‘şerrinden’ ki, recmedilmiş (merhametinden uzaklaştırılmıştır)!*

 

>7:200, 15:34, 16:98<

 

Allâh adına… Ki, sonsuz şefkatle merhamet edendir; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir! “.*

 

>33:43<

 

 

56:1    İzâ ve kaatil vâkıah (vâkıatu).

 

‘O’ zaman ve kesinleştiğinde vaka (kıyâmet)

 

>10:53, 10:54, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 16:111, 18:47, 20:15, 21:104, 24:24, 29:55, 30:14, 40:16, 40:18, 40:59, 44:10, 44:11, 51:22, 52:9, 53:57, 70:8, 73:14, 73:18, 101:105<

 

56:2    Leyse li vak’atihâ kâzibeh (kâzibetun).

 

Olmaz vuku bulmasını yalanlayacak ‘kimse’.

 

56:3    Hâfidatun râfiah (râfiatun).

 

Ki, alçaltıp yükselttiği…

 

56:4    İzâ ruccetil ardu reccâ (reccen).

 

Zaman, yeryüzünü sarsan ki, feci bir sarsıntıyla…

 

56:5    Ve bussetil cibâlu bessâ (bessen).

 

Ve ufalanır dağlar, serpiştirilerek.

 

56:6    Fe kânet hebâen mun bessâ (bessen).

 

Böylece dağılmış toz zerresi olup serpiştirilmiştir.

 

56:7    Ve kuntum ezvâcen selâseh (selâseten).

 

Ve sizler, üç ‘sınıfa’ eşleşmişsinizdir.

 

56:8    Fe ashâbul meymeneti mâ ashâbul meymeneti.

 

Artık meymene yâranı ki, sağ taraf (hayır, uğur) sahabeleridir.

 

56:9    Ve ashâbul meş’emeti mâ ashâbul meş’emeti.

 

Ve meşeme yâranı ki, sol taraf (hayırsızlık, uğursuzluk) sahabeleridir.

 

56:10  Ves sâbikûnes sâbikûn (sâbikûne).

 

Ve yarışanlar, ‘hayırlarda’ yarışanlardır.*

 

>2:48, 3:114, 21:73, 35:32, 56:10<

 

56:11  Ulâikel mukarrebûn (mukarrebûne).

 

İşte onlardır ‘Allâh’a’ yakınlaştırılanlar…*

 

>3:45, 4:172, 56:10, 56:11, 56:12, 56:13, 56:14, 56:88, 56:89, 83:21, 83:28<

 

56:12  Fî cennâtin naîm (naîmi).

 

Naîm (nimetlerde) has bahçelerdedirler (cennetlerinde).*

 

>2:25, 8:4, 16:30, 16:41, 16:96, 16:97, 18:88, 20:15, 22:50, 32:17, 33:31, 34:4, 39:10<

 

56:13  Sulletun minel evvelîn (evvelîne).

 

Bir grup evvelki ‘nesillerden’…

 

56:14  Ve kalîlun minel âhirîn (âhirîne).

 

Ve birazı da sonraki ‘nesillerden’.

 

56:15  Alâ sururin mevdûnetin.

 

Altın örgülü, mücevherat işlemeli kanepeler üzerine…*

 

>15:47, 37:44, 43:34, 52:20, 56:15, 88:13<

 

56:16  Muttekiîne aleyhâ mutekâbilîn (mutekâbilîne).

 

Yaslanırlar, onun üzerinde karşılıklı.*

 

>15:47, 37:44, 43:34, 52:20, 56:15, 88:13<

 

56:17  Yetûfu aleyhim vildânun muhalledûn (muhalledûne).

 

Ve dolaşırlar kendilerine kalıcı ‘olarak, hizmetkâr’ çocuklar…

 

56:18  Bi ekvâbin ve ebârîka ve ke’sin min maîn (maînin).

 

Kadehlerle ve ibriklerle ve kâseler sulaklardan.

 

56:19  Lâ yusaddeûne anhâ ve lâ yunzifûn (yunzifûne).

 

Ki, ne baş ağrısı olur ondan ve ne de kanarlar (doymazlar).

 

56:20  Ve fâkihetin mimmâ yetehayyerûn (yetehayyerûne).

 

Ve hazlara-meyvelere* ki, yeğledikleri şeylerden.

 

>15:48, 35:35, 36:55, 36:56, 36:57, 36:58, 88:9<

 

56:21  Ve lahmi tayrin mimmâ yeştehûn (yeştehûne).

 

Ve kuş etleri ki, iştahlandıkları şeylerdir.

 

56:22  Ve hûrun înun.

 

Ve iri gözlü Hûriler.*

 

>37:48, 38:52, 44:54, 52:20, 55:56, 55:72, 56:22, 56:23, 56:36, 56:37, 66:5<

 

56:23  Ke emsâlil lu’luil meknûn (meknûni).

 

Ki, saklanmış ‘değerli’ inciler emsali gibidirler.

 

56:24  Cezâen bimâ kânû ya’melûn (ya’melûne).

 

Ödül olarak (cennet sahabelerine) ki, gayret ettikleri şeylere.*

 

>2:25, 8:4, 16:30, 16:41, 16:96, 16:97, 18:88, 20:15, 22:50, 32:17, 33:31, 34:4, 39:10<

 

56:25  Lâ yesmeûne fîhâ lagven ve lâ te’sîmâ (te’sîmen).

 

‘Cennetlikler’ duymazlar orada boş söz ve ne de günaha sokan ‘sözler’.

 

56:26  İllâ kîlen selâmen selâmâ (selâmen).

 

Selâma ‘karşılık’: „ Selâm! “ denmesi dışında.

 

56:27  Ve ashâbul yemîni mâ ashâbul yemîn (yemîni).

 

Ve sağ taraf yâranı ki, meymene (hayır, uğur) sahabeleridir.

 

56:28  Fî sidrin mahdûd (mahdûdin).

 

İyi sulanmış, dalbastı sidre ağaçları (kirazlar) içindedirler.

 

56:29  Ve talhın mendûd (mendûdin).

 

Ve dizili talhlar (meyvesi muza benzeyen) ağaçlar…

 

56:30  Ve zıllin memdûd (memdûdin).

 

Ve dizili gölgelik…

 

56:31  Ve mâin meskûb (meskûbin).

 

Ve çağlayan sular…

 

56:32  Ve fâkihetin kesîrah (kesîretin).

 

Ve birçok hazlar-meyveler…*

 

>15:48, 35:35, 36:55, 36:56, 36:57, 36:58, 88:9<

 

56:33  Lâ maktûatin ve lâ memnûah (memnûatin).

 

Ki, ne kesintiye uğrar ve ne de yasaklanır.

 

56:34  Ve furuşin merfûah (merfûatin).

 

Ve yükseltilmiş şiltelerdedirler.

 

56:35  İnnâ enşe’nâ hunne inşââ (inşâen).

 

Muhakkak Biz, inşa ettik onları ‘mükemmel, yeni bir’ inşayla.**

 

Samimiyetle inanmışların yeniden yapılandırılması: – https://ikra.vision

 

>57:12, 57:13, 57:19, 57:28, 66:8<

 

56:36  Fe cealnâ hunne ebkârân (ebkâren).

 

Böylelikle kıldık onları, bâkireler.*

 

>56:22<

 

56:37 Uruben etrâbâ (etrâben).

 

Sevgi dolu, sadık akranlar…*

 

>37:48, 38:52, 44:54, 52:20, 55:56, 55:72, 56:22, 56:23, 56:36, 56:37, 66:5<

 

56:38  Li ashâbil yemîn (yemîni).

 

Ki, sağ taraf (hayır, uğur) sahabeleri için.

 

56:39  Sulletun minel evvelîn (evvelîne).

 

Bir grup evvelki ‘nesillerden’…

 

56:40  Ve sulletun minel âhırîn (âhırîne).

 

Ve bir grup da sonraki ‘nesillerden’.

 

56:41  Ve ashâbuş şimâli mâ ashâbuş şimâl (şimâli).

 

Ve şeamet yâranı ki, sol taraf (hayırsızlık, uğursuzluk) sahabeleridir.

 

56:42  Fî semûmin ve hamîm (hamîmin).

 

Semûm’dadırlar (iliklere işleyen radyasyon, cehennemde) ve kaynamış ‘sıvıdadırlar’.*

 

>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 21:98, 36:63, 39:8, 40:6, 40:17, 43:39<

 

56:43  Ve zıllin min yahmûm (yahmûmin).

 

Ve kara dumandan gölgelik…

 

56:44  Lâ bâridin ve lâ kerîm (kerîmin).

 

Ne serinletici ve ne de kıymetli.

 

56:45  İnnehum kânû kable zâlike mutrefîn (mutrefîne).

 

Muhakkak ki onlar, işte bundan önce refahta olanlardı.*

 

>6:123, 7:86, 8:36, 11:19, 14:3, 16:88, 17:16, 34:34, 43:23<

 

56:46  Ve kânû yusirrûne alel hınsil azîm (azîmi).

 

Ve ısrar ediyorlardı büyük yalancı şahitlik üzerinde.***

 

>7:35, 7:172, 7:173, 17:70, 20:115, 33:72, 33:73, 36:60, 36:61, 59:21<

 

“Dünya’ya gelmem bana sorulmadı!”: – https://ikra.vision

 

>6:130, 7:14, 7:15, 7:16, 7:17, 7:18, 7:38, 7:179, 17:63, 17:64, 17:65, 41:28<

 

56:47  Ve kânû yekûlûne e izâ mitnâ ve kunnâ turâben ve izâmen e innâ le meb’ûsûn (meb’ûsûne).

 

Ve dediklerinde ki: „ Öldüğümüz zaman mı ve toprak ve kemik ‘yığını’ olduğumuzda, doğrusu bizler, elbette diriltiliriz mi?!*

 

>6:30, 36:81, 46:33, 50:15, 75:40, 83:4<

 

56:48  E ve âbâunel evvelûn (evvelûne).

 

Evvelki atalarımız da mı? “.

 

56:49  Kul innel evvelîne vel âhirîn (âhirîne).

 

‘Yâ Muhammed!’ De ki: „ Muhakkak ki hem evvelki ‘nesiller’ ve hem de sonraki ‘nesiller’!…

 

56:50  Le mecmûûne ilâ mîkâti yevmin ma’lûm (ma’lûmin).

 

Mutlaka toplanırlar belirlenen süre için, malûm gün! “.*

 

>10:53, 10:54, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 16:111, 18:47, 20:15, 21:104, 24:24, 29:55, 30:14, 40:16, 40:18, 40:59, 44:10, 44:11, 51:22, 52:9, 53:57, 70:8, 73:14, 73:18, 101:105<

 

56:51  Summe innekum eyyuhed dâllûnel mukezzibûn (mukezzibûne).

 

Sonra muhakkak sizler: „ Ey sapan ‘hakikat bilgisini’ yalanlayanlar! “.*

 

>7:94, 7:95, 11:117, 12:109, 14:4, 15:4, 17:58, 23:76, 26:208<

 

56:52  Le âkilûne min şecerin min zakkûmin.

 

Muhakkak ki yerler de zakkûm ağacından…*

 

>37:62, 37:63, 37:64, 44:43, 44:44, 56:52<

 

56:53  Fe mâ liûne minhâ butûn (butûne).

 

Artık karınlarını onunla doldururlar.

 

56:54  Fe şâribûne aleyhi minel hamîm (hamîmi).

 

Nihayet içerler üzerine de kaynamış ‘sıvıdan’.

 

56:55  Fe şâribûne şurbel hîm (hîmi).

 

Hem de içerler ki, susamış deve içişiyle.

 

56:56  Hâzâ nuzuluhum yevmed dîn (dîni).

 

Budur ağırlanmaları dîn ‘İlâhî esaslar’ günü!*

 

>10:53, 10:54, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 16:111, 18:47, 20:15, 21:104, 24:24, 29:55, 30:14, 40:16, 40:18, 40:59, 44:10, 44:11, 51:22, 52:9, 53:57, 70:8, 73:14, 73:18, 101:105<

 

56:57  Nahnu halaknâkum fe lev lâ tusaddikûn (tusaddikûne).

 

Biz (oluşumu yapılandırılarak) yarattık sizleri!* Ne var ki olsaydı ya ‘bunu’ tasdiklemeniz!*

 

>15:28, 17:61, 20:55, 23:12, 25:54, 30:20, 71:17<

 

>2:2, 7:52, 10:38, 10:57, 16:102, 17:82, 17:106, 26:192, 26:193, 26:194, 26:195, 36:69<

 

56:58  E fe reeytum mâ tumnûn (tumnûne).

 

Fakat bakar mısınız salınan şeye (meniye)?

 

56:59  E entum tahlukûnehû em nahnul hâlikûn (hâlikûne).

 

Sizler mi (oluşumu yapılandırılarak) yaratanlarsınız onu, yoksa Biz miyiz yaratan?!

 

56:60  Nahnu kaddernâ beynekumul mevte ve mâ nahnu bi mesbûkîn (mesbûkîne).

 

Biz taktir ettik, aranızda ölümü.* Ve Bizler, (engellenerek) önüne geçilmişte değiliz!

 

>2:28, 2:56, 6:60, 6:61, 22:66, 39:42, 40:11<

 

56:61  Alâ en nubeddile emsâlekum ve nunşiekum fî mâ lâ ta’lemûn (ta’lemûne).

 

Ki, değiştirmemiz üzere ‘sizleri’, emsalinizle. Ve inşa etmemiz sizleri ‘yeniden, daha nice’ bilmediğiniz şeylerde ‘olduğu gibi’!***

 

>6:133, 14:19, 35:16, 35:17, 47:38, 56:58, 56:59, 56:60, 56:61, 56:62, 70:39, 70:40, 70:41, 76:28<

 

İnsan neslinin değişimleri: – https://ikra.vision

 

56:62  Ve lekad alimtumunneş etel ûlâ fe lev lâ tezekkerûn (tezekkerûne).

 

Ve andolsun ki, bildiniz ilk inşayı (İnsan türünü)!* Ne var ki olsaydı ya ‘bunu’ hatırda tutmanız!?**

 

Kur’ân’da, evrim teorisi: – https://ikra.vision

 

>2:2, 7:52, 10:38, 10:57, 16:102, 17:82, 17:106, 26:192, 26:193, 26:194, 26:195, 36:69<

 

>20:55, 22:6, 29:20, 30:19, 35:9, 43:11, 50:11, 50:42, 53:47, 56:62, 70:41, 71:18<

 

56:63  E fe reeytum mâ tahrusûn (tahrusûne).

 

Fakat bakar mısınız serpiştirdiğiniz şeye (tohuma)?

 

56:64  E entum tezre ûnehû em nahnuz zâriûn (zâriûne).

 

Sizler mi ziraat ediyorsunuz onu, yoksa Biz miyiz ziraat eden?

 

56:65  Lev neşâu le cealnâhu hutâmen fe zaltum tefekkehûn (tefekkehûne).

 

Şayet dileseydik elbette, kılardık onu çer çöp de, artık şaşakalırdınız da…

 

56:66  İnnâ le mugremûn (mugremûne).

 

‘Dersiniz ki’: „ Doğrusu bizler, ziyandayız!..

 

56:67  Bel nahnu mahrûmûn (mahrûmûne).

 

Yok bizler, mahrumuz! “.*

 

>18:35, 18:36, 41:50, 56:64, 56:65, 56:66, 56:67, 67:15, 67:16, 67:17, 68:17, 68:19, 68:20<

 

56:68  E fe reeytumul mâellezî teşrebûn (teşrebûne).

 

Fakat bakar mısınız içtiğiniz ki o, suya?

 

56:69  E entum enzeltumûhu minel muzni em nahnul munzilûn (munzilûne).

 

Sizler mi indiriyorsunuz onu, yoksa Biz miyiz indirenler?

 

56:70  Lev neşâu cealnâhu ucâcen fe lev lâ teşkurûn (teşkurûne).

 

Şayet dileseydik, kılardık onu acı! Ne var ki olsaydı ya ‘buna’ şükretmeniz!?*

 

>23:53, 35:12, 55:19, 55:20<

 

56:71  E fe reeytumun nârelletî tûrûn (tûrûne).

 

Fakat bakar mısınız ateşe ki, yaktığınız?*

 

Tohum hücresinin genetik şifreleri: – https://ikra.vision

 

56:72  E entum enşe’tum şeceretehâ em nahnul munşiûn (munşiûne).

 

Sizler mi inşa ediyorsunuz onun ağacını, yoksa Biz miyiz inşa eden?

 

56:73  Nahnu cealnâhâ tezkireten ve metâan lil mukvîn (mukvîne).

 

Biz kıldık onu ki, ‘hakikat bilgisini’ hatırlatmadır* ve menfaatlendirilme, muhtaçlar için!

 

>16:16, 17:107, 17:109, 20:3, 25:73<

 

56:74  Fe sebbih bismi rabbikel azîm (azîmi).

 

O hâlde noksanlık, kusur, âcizlikten öte say, ihtişamlı, ölçüsüz büyük; Rabbinin adını!*

 

>3:83, 13:15, 16:48, 16:49, 17:44, 17:107, 22:18, 32:15, 41:37, 53:62<

 

56:75  Fe lâ uksimu bi mevâkiin nucûm (nucûmi).

 

Oysa ki, hayır yemin olsun ki, yıldızların konumlarına…*

 

Yıldızların mesafeleri: – https://ikra.vision

 

56:76  Ve innehu le kasemun lev ta’lemûne azîm (azîmun).

 

Ve muhakkak ki o, yemin elbette keşke bir bilseniz ‘ne’ büyüktür!

 

56:77  İnnehu le kur’ânun kerîm (kerîmun).

 

Muhakkak ki o, elbette kıymetli Kur’ân’dır.

 

56:78  Fî kitâbin meknûn (meknûnin).

 

‘İlâhî esasları açıklayan’ saklanmış Kitaptadır (Levh-i Mahfûz; Allâh’ın ilminin, saklanmış ve korunmuş kayıt levhası)!*

 

>6:59, 10:61, 11:6, 13:39, 15:1, 18:27, 20:52, 27:1, 27:75, 34:3, 35:11, 36:12, 43:4, 50:4, 57:21, 85:21, 85:22<

 

56:79  Lâ yemessuhû illel mutahherûn (mutahherûne).

 

Ki, dokunamaz ona (Levh-i Mahfûz’a), arındırılmışlardan başkası.*

 

>18:27, 26:2, 27:1, 43:3, 43:4, 56:77, 56:78, 56:79, 80:11, 80:12, 80:13, 80:14, 80:15, 80:16, 85:21, 85:22<

 

56:80  Tenzîlun min rabbil âlemîn (âlemîne).

 

Peyderpey indirilişi (Kur’ân-ı Kerîm’in),* var olan her şeyin Rabbindendir!*

 

>2:2, 7:52, 10:38, 10:57, 16:102, 17:82, 17:106, 26:192, 26:193, 26:194, 26:195, 36:69<

 

>17:44, 26:23, 26:24, 42:11, 59:22, 59:23, 59:24, 112:4<

 

56:81  E fe bi hâzel hadîsi entum mudhinûn (mudhinûne).

 

Buna rağmen, bu hadis’e (hakikat bilgisine)*** mi, sizlerin yağcılığınız?*

 

>2:2, 7:52, 10:38, 10:57, 16:102, 17:82, 17:106, 26:192, 26:193, 26:194, 26:195, 36:69<

 

>2:23, 10:38, 11:13, 17:88, 52:34<

 

Kur’ân’ın taklit edilemeyecek kadar mucizevi oluşu: – https://ikra.vision

 

>10:7, 10:8, 19:38, 21:1, 21:2, 21:97, 23:63, 27:66, 32:12, 43:61, 50:22, 51:11<

 

56:82  Ve tec’alûne rızkakum ennekum tukezzibûn (tukezzibûne).

 

Ve ediniyorsunuz rızkınız ki o, sizlerin yalanladıklarınızı!*

 

>6:91, 53:29, 53:30, 56:81, 56:82, 56:83<

 

56:83  Fe lev lâ izâ belegatil hulkûme (hulkûme).

 

Ne var ki olsaydı ya, yürekler gırtlağa dayandığı zaman…

 

56:84  Ve entum hîne izin tenzurûn (tenzurûne).

 

Ve sizler, izinle (Allâh’ın izniyle gerçekleşecek kıyâmet günü),* bakakaldığınız vakit…

 

>10:53, 10:54, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 16:111, 18:47, 20:15, 21:104, 24:24, 29:55, 30:14, 40:16, 40:18, 40:59, 44:10, 44:11, 51:22, 52:9, 53:57, 70:8, 73:14, 73:18, 101:105<

 

56:85  Ve nahnu akrebu ileyhi minkum ve lâkin lâ tubsirûn (tubsirûne).

 

Ve Biz, ona (kıyâmet gününe), sizden daha yakınız ve lâkin göremezsiniz!

 

56:86  Fe lev lâ in kuntum gayre medînîn (medînîne).

 

Ne var ki olsaydı ya, ki eğer hesaba çekilmeyecekseniz…

 

56:87  Terciûnehâ in kuntum sâdikîn (sâdikîne).

 

Rücu etmeniz onu ki, eğer samimilerseniz!***

 

>2:28, 2:56, 6:60, 6:61, 22:66, 39:42, 40:11<

 

>37:59, 44:56, 56:35, 56:83, 56:84, 56:85, 56:86, 56:87, 58:6<

 

İki defa ölüm, iki defa diriltilme: – https://ikra.vision

 

56:88  Fe emmâ in kâne minel mukarrebîne (mukarrebîne).

 

Ancak, eğer ‘Allâh’a’ yakınlaştırılanlardan ise…*

 

>3:45, 4:172, 56:10, 56:11, 56:12, 56:13, 56:14, 56:88, 56:89, 83:21, 83:28<

 

56:89  Fe revhun ve reyhânun ve cennetu naîm (naîmin).

 

Artık huzur-ferah ve hoş kokulu bitkiler ve Naîm (nimetlerde) has bahçeler (onadır, cennette).*

 

>2:25, 8:4, 16:30, 16:41, 16:96, 16:97, 18:88, 20:15, 22:50, 32:17, 33:31, 34:4, 39:10<

 

56:90  Ve emmâ in kâne min ashâbil yemîn (yemîni).

 

Ve eğer sağ taraf (hayır, uğur) sahabelerinden ise…

 

56:91  Fe selâmun leke min ashâbil yemîn (yemîni).

 

Artık Selâm sanadır (esenlik üzerinize olsun!); sağ taraf (hayır, uğur) sahabeleri!

 

56:92  Ve emmâ in kâne minel mukezzibîned dâllîn (dâllîne).

 

Ve eğer ‘hakikat bilgisini’ yalanlayıp, sapmışlardan ise…*

 

>7:94, 7:95, 11:117, 12:109, 14:4, 15:4, 17:58, 23:76, 26:208<

 

56:93  Fe nuzulun min hamîm (hamîmin).

 

Artık ağırlanma, kaynamış ‘sıvıyla’…

 

56:94  Ve tasliyetu cahîm (cahîmin).

 

Ve yaslanma, ‘cehennemde’ alevedir.*

 

>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 21:98, 36:63, 39:8, 40:6, 40:17, 43:39<

 

56:95  İnne hâzâ le huve hakkul yakîn (yakîni).

 

Muhakkak ki bu, elbette o, nihai hakikattir!*

 

>15:99, 24:25, 24:55, 32:24, 56:95, 69:51, 74:47, 102:5<

 

56:96  Fe sebbih bismi rabbikel azîm (azîmi).

 

O hâlde noksanlık, kusur, âcizlikten öte say, ihtişamlı, ölçüsüz büyük; Rabbinin adını!*

 

>3:83, 13:15, 16:48, 16:49, 17:44, 17:107, 22:18, 32:15, 41:37, 53:62<