2. BAKARA:

 

„ Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm! Bismillâhirrahmânirrahîm! “.

 

„ Sığınırım Allâh’a, şeytanın ‘şerrinden’ ki, taşlanmış ‘rahmetinden kovulmuştur’!*

 

>7:200, 15:34, 16:98<

 

Allâh adına… Ki, sonsuz şefkatle merhamet edendir; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir! “.

 

 

2:1      Elif, Lâm, Mîm…

 

Kur’ân’ın şifresi, anahtarı Hurûf-ı Mukattaa – ÎKRA.vision

 

2:2      İşte bu kitap (Kur’ân-ı Kerîm) ki, kuşku yoktur onda!* Yönlendirilmeye ‘vesiledir, günahlardan’ korunanlara!

 

>2:2, 2:97, 7:52, 10:37, 10:38, 16:102, 17:9, 17:105, 17:106, 18:2, 25:32, 26:192, 26:193, 26:194, 26:195, 32:2<

 

2:3      O kimseler ki, inananlardır gıyaben ve uygularlar ‘titizlikle, gereğince’ ibadeti ‘namazı’!* Ve rızıklandırdığımız şeylerden onları, ‘Allâhû Teâlâ’nın rızası için’ bağış yaparlar!

 

>2:43, 2:238, 4:103, 11:114, 14:40, 17:78, 17:110, 19:31, 19:55, 20:130, 20:132, 21:73, 22:78, 25:64, 30:17, 30:18, 39:9, 50:39, 51:17, 51:18, 52:49, 73:2, 73:3, 73:4, 76:16<

 

2:4      ‘Yâ Muhammed!’, Ve o kimseler ki, inananlardır sana indirilen şeye (Kur’ân-ı Kerîm) ve senden önceki indirilen şeye ‘diğer mukaddes kitaplara’! Ve onlar âhirete kat’i inanırlar.

 

2:5      İşte onlar, yönlendirilme üzerindedirler Rablerinden. Ve işte onlar… Onlar, felâha erenlerdir!

 

2:6      Muhakkak o kimseler ki, ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlardır; eşittir uyardın onları, ya da uyarmadın onları, ‘Kur’ân-ı Kerîm’in bildirdiği neticesine’ inanmazlar!*

 

>2:6, 6:12, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 8:55, 10:39, 10:40, 10:97, 17:10, 26:201, 26:202, 26:203<

 

2:7      Mühürledi Allâh, kalplerinin üzerini ve duymalarının üzerini ve görmeleri ‘idrak kuvveleri de’ örtülüdür (anlamak istemedikleri için, idrak kuvveleri kilitlidir).* Ve onlaradır, büyük azap!*

 

>3:108, 6:104, 7:101, 8:22, 8:23, 22:46, 40:35, 64:11<

 

>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 36:63, 39:8, 40:6<

 

2:8      Ve insanlardan kimileri derler ki: „ ‘Samimiyetle’ inandık Allâh’a ve âhir ‘son’ güne! “. Ve onlar inanmış değillerdir!

 

2:9      ‘Zanlarınca’ kandırırlar Allâh’ı ve ‘samimiyetle’ inanan kimseleri. Ve ‘aslında’ kandıramazlar benliklerinden başkasını.* Ve ‘bunun’ farkında ‘bile’ değillerdir.

 

>14:30<

 

2:10    Kalpleri ‘şüphe, inkâr’ hastalıklılara bu yüzden ki, artırdı onlara Allâh, hastalıklarını. Ve onlaradır, elem azap,* yalanlıyor olmaları sebebiyle.

 

>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 36:63, 39:8, 40:6<

 

2:11    Ve denildiği zaman onlara ‘inkâr edenlere’: „ Bozgun çıkarmayın yeryüzünde! “. Derler ki: „ Bizler sadece ‘gidişatı’ düzeltenleriz! “.

 

2:12    Değil mi ki, muhakkak ki onlar… Onlardır, bozgun çıkaranlar?! Ve lâkin, ‘gerçeğin’ farkına ‘bile’ varmazlar.

 

2:13    Ve denildiği zaman onlara ‘inkâr edenlere’: „ İnanın, insanların ‘samimiyetle’ inandığı gibi! “. Dediler ki: „ İnanalım mı? Akıl erdirmekten yoksunların inandığı gibi mi? “. Değil mi ki, muhakkak ki onlar… Onlardır, akıl erdirmekten yoksunlar?!* Ve lâkin ‘bunu’ bilmezler.

 

>2:170, 6:148, 7:173, 14:10, 16:35, 36:6, 98:5<

 

2:14    Ve buluştukları zaman, ‘samimiyetle’ inanan kimselerle, derler ki: „ İnandık! “. Ve baş başa kaldıkları zaman, ‘onları şaşırtan’ şeytanlarıyla, derler ki: „ Doğrusu bizler, sizlerle beraberiz. Bizler, ancak onlarla alay ediyoruz. “.

 

2:15    ‘Oysa ki’ Allâh, alay eder onlarla. Ve ‘süre’ ekler onlara ki, zalimlikleriyle körelsinler.

 

2:16    İşte onlar ‘ikiyüzlülük yapanlar’, o kimselerdir ki, pazarladılar sapkınlığı, yönlendirilme ‘karşılığında’.* Fakat kâr getirmedi ticaretleri. Ve ‘zaten’ değillerdi ‘Allâhû Teâlâ’nın razı olduğu yola’ yönlendirilmişler.

 

>3:157, 10:58, 17:18, 17:19, 17:20, 57:20<

 

2:17    Onların emsali ‘şu’ misal gibidir: O, ateş yakıp böylelikle etrafındaki şeyleri ışıttığında Allâh, giderdi onların aydınlığını ve onları karanlıklar içinde bıraktı. Artık onlar ‘idrak etmek istemediği için’ görmezler.

 

2:18    ‘Onlar, idrak etmek istemedikleri için’, sağır, dilsiz ve körlerdir.* Artık onlar dönmezler.

 

>2:171, 6:104, 7:179, 8:23, 10:100, 13:19, 17:72, 17:97, 21:45, 25:44, 67:10<

 

2:19    Veya sağanakta gibidirler gökten ‘inen’, zifiri karanlıklar içinde ve gök gürültüsü ve şimşekli. Kılarlar ‘tıkarlar’ parmaklarıyla kulaklarını yıldırımlardan, ölüm korkusuyla. Ve Allâh, inkâr edenleri kuşatan, kavrayandır!

 

2:20    Neredeyse şimşek, görme duyularını alır. Her defasında ışıttığında onları, yürürler onda ‘ışığında’. Ve karanlık çöktüğü zaman üzerlerine, dikilip kalırlar. Ve eğer dileseydi Allâh, elbette giderirdi duymalarını da, görmelerini de (anlamak istemedikleri için, idrak kuvvelerini kilitler)!* Şüphesiz ki Allâh, her şey üzerinde irade ettiğini, icraya kudretlidir!

 

>3:108, 6:104, 7:101, 8:22, 8:23, 22:46, 40:35, 64:11<

 

2:21    Ey insanlar! ‘Hizmetle, ibadetle’ kul olun Rabbinize!* Ki Zât’ı, oluşumunu yapılandırarak yarattı sizleri ve sizlerden önceki kimseleri de! Ki, belki ‘günahlardan’ korunursunuz!

 

>2:21, 2:153, 2:186, 6:102, 7:55, 7:56, 7:205, 15:98, 15:99, 17:110, 20:8, 59:24, 98:5<

 

2:22    Zât’ı, kıldı sizlere yeryüzünü döşek ve göğü bina! Ve indirdi gökten su; ki, böylelikle çıkardı onunla mahsullerden rızık, sizlere. Ve öyleyse kılmayın Allâh’a denkler ve bildiğiniz ‘hâlde’!

 

2:23    Ve eğer kuşkulanıyorsanız kulumuza indirdiğimiz şeyden (Kur’ân-ı Kerîm),* haydi getirin onun benzeri bir sûre!* Ve çağırın şahitlerinizi de; ki, Allâh’a ilişiksizdirler; eğer samimilerseniz!

 

>2:2, 2:97, 7:52, 10:37, 10:38, 16:102, 17:9, 17:105, 17:106, 18:2, 25:32, 26:192, 26:193, 26:194, 26:195, 32:2<

 

>2:23, 10:38, 11:13, 17:88, 52:34<

 

Kur’ân’ın taklit edilemeyecek kadar mucizevi oluşu – ÎKRA.vision

 

2:24    Ama eğer uygulamazsanız ve asla uygulayamazsınız! O hâlde korunun ateşten ki, onun yakıtı insanlar ve taşlardır (lavlardır); ki, hazırlandı ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlar için.*

 

>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 36:63, 39:8, 40:6<

 

2:25    ‘Yâ Muhammed!’, Ve müjdele o kimseleri ki, ‘samimiyetle’ inananlardır ve gayretleri erdemlidir; ki, olduğunu onlara has bahçeler ‘cennetler’ ki, akar onun altından nehirler! Her defasında rızıklandırıldıklarında oradaki meyvelerden ve mahsullerden bir rızıkla, derler ki: „ İşte bu daha önce de rızıklandırıldığımız şey. “. Ve verildi ona, ‘öncekinin’ benzeri. Ve onlaradır, orada ak pak eşler; ve onlar, orada sonsuza ‘dek’ kalıcılardır.

 

2:26    Muhakkak ki Allâh, çekinmez vurgularla emsal şeyler vermekten! Öyle ki, dişi sivrisineği ‘ve sanat inceliğinde’, onun üstündeki şeyi ‘daha değersizini de’. Fakat o kimseler ise, bilirler onun, ‘hakikat bilgisinin, ancak’ bir gerçek olduğunu Rablerinden. Ve o kimseler ise ki, ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlardır; böylelikle derler ki: „ Ne murad etti Allâh, bu misalle? “. Ki, onunla birçoğunu şaşırtır ve birçoğunu da ‘ilhamla, idrak ettirerek’ yönlendirir. Ve şaşırtmaz onunla fesatlardan başkasını.

 

Sivrisineğin bulaşıcı hastalıklara yol açan virüs taşıdığı – ÎKRA.vision

 

2:27    ‘Onlar’, o kimseler ki, bozarlar taahhüdü Allâh’ın ‘adına’, kesin sözlerinin ardından. Ve keserler Allâh’ın, onunla vasıl olmasını emrettiği şeyi (iyiliği, sevap kazanmayı). Ve bozgun çıkarırlar yeryüzünde. İşte onlar… Onlar, hüsrandalardır!*

 

>4:48, 6:88, 7:146, 8:23, 8:51, 9:80, 16:107, 16:108, 40:12, 47:28<

 

2:28    Nasıl inkâr edersiniz Allâh’ı? Ve sizler ölülerdiniz, öyle ki, ‘yeniden türeterek’ yaşattı sizleri.* Sonra öldürecek sizleri, sonra da yaşatacak sizleri.* Sonra Zât’ına döndürüleceksiniz!

 

>2:28, 2:243, 4:66<

 

>2:28, 2:56, 22:66, 39:42, 40:11<

 

İki defa ölüm, iki defa diriltilme – ÎKRA.vision

 

2:29    O’dur ki Zât’ı, oluşumunu yapılandırarak yarattı sizlere, yeryüzündeki şeyleri topluca! Sonra teşrif etti göğe; öyle ki, onları biçimlendirdi yedi gökler ‘olarak’.* Ve O’dur, her tür şeyi en iyi bilen!

 

>2:29, 17:44, 23:17, 23:86, 41:12, 65:12, 71:15<

 

Göklerin 7 katmandan oluşumu – ÎKRA.vision

 

 

2:30    Ve demişti ki, Rabbin, meleklere: „ Mutlaka Ben, ‘vâris’ kılacağım yeryüzüne bir halef (medeniyette yerine geçen)! “. ‘Melekler’ dediler ki: „ ‘Vâris’ mi kılacaksın orada, bozgun çıkaracak ve kan dökecek kimseyi?! Ve bizler, noksanlık, kusur, âcizlikten öte sayıyoruz, yücelterek övüyoruz Seni ve mübarek kılıp, hürmet ediyoruz Sana! “. ‘Allâhû Teâlâ’ dedi ki: „ Muhakkak ki Ben, bilmediğiniz şeyleri en iyi bilenim! “.

 

2:31    Ve öğretti Âdem’e, isimlerin hepsini. Sonra onları arz edip meleklere dedi ki: „ Haydi bildirin Bana, şunların isimlerini, eğer samimilerseniz! “.

 

Hz. Âdem a.s’a veya insana, dil öğrenme yeteneği verilmesi – ÎKRA.vision

 

2:32    ‘Melekler’ dediler ki: „ Noksanlık, kusur, âcizlikten ötesin! ‘Hiçbir’ bilgimiz yok, Senin bizlere öğrettiğin şey dışında! Şüphesiz ki Sen… Sen’sin, en iyi bilen; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmeden! “.

 

2:33    ‘Allâhû Teâlâ’ dedi ki: „ Yâ Âdem! Bildir onlara isimlerini! “. Bildirince onlara isimlerini dedi ki: „ Dememiş miydim sizlere? Muhakkak ki Ben, bilirim algılanamayanını göklerin ve yerin!* Ve bilirim açıkladığınız şeyleri ve ‘sır olarak’ gizliyor olduğunuz şeyleri! “.

 

>2:255, 6:59, 11:123, 13:9, 15:24, 16:19, 67:13, 67:14<

 

2:34    Ve dediğimiz zaman meleklere ki: „ ‘Saygı ile’ yere kapanın, Âdem’e! “. Hemen ‘her biri, saygı ile’ yere kapandılar ki, İblis hariç; ‘o’ karşı çıktı ve büyüklendi ve nankörlerden oldu.

 

2:35    Ve dedik ki: „ Yâ Âdem! İskân ol, sen ve eşin has bahçe ‘cennete’* (Âyetlerden anlaşıldığı üzere, bu yer dünyada olamaz)! Ve ‘isterseniz’ yiyin ondan ‘imkânlarından’, bol bol dilediğiniz yerden ve yaklaşmayın bu ağaca! Yoksa olursunuz, ‘benliklerinize, günaha sebebiyet vererek’ zalimlerden! “.

 

>55:54, 69:23, 76:13<

 

2:36    Fakat dengelerini yitirtti, şeytan ondan ‘bildikleri hükümlerden’.* Böylelikle çıkardı onları içinde bulundukları yerden. Ve dedik ki: „ İnin, birbirinize düşmanca! Ve sizleredir, yeryüzünde karar kılınan ‘yer’ ve menfaat, belli bir süre! “.*

 

>2:208, 2:268, 4:120, 5:91, 6:121, 8:48, 14:22, 16:99, 17:62, 17:63, 17:64, 17:65, 24:21, 35:6<

 

>3:157, 10:58, 17:18, 17:19, 17:20, 57:20<

 

2:37    Ne var ki, kabul etti Âdem, Rabbinden kelimeler ‘hükümler’. Bunun üzerine tövbesini kabul eyledi ‘Rabbi’.* Şüphesiz ki O… O’dur ki, itaate dönenin tövbesini kabul eyleyen, cezadan vazgeçen; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşeden!

 

>4:17, 4:18, 7:23, 20:122, 25:71<

 

2:38    Dedik ki: „ İnin, oradan topluca! Buna rağmen, geldiğinde Benden, yönlendirilme sizlere ki, artık kim uyduysa razı olduğum yola, o zaman korku yoktur onlara ve ne de hüzünlenirler! “.

 

2:39    Ve o kimseler ki, ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlardır; ve yalanladılar âyetlerimizi,* işte onlar, ateş ‘cehennem’ sahabeleridir; onlar, orada sonsuza ‘dek’ kalıcılardır.

 

>6:42, 6:43, 6:44, 6:45, 7:95, 7:96, 7:97, 7:98, 11:117, 15:4, 19:74, 19:75, 21:6, 23:64, 23:76<

 

2:40    Ey İsrâîloğulları! Hatırlayın lütfumu ki o, üzerlerinize bağışladığım! Ve vefa edin ki, taahhüdüme vefa edeyim, taahhüdünüze ‘itaatinize karşılık’! Ve yalnızca Benden irkilin o hâlde!

 

2:41    Ve inanın, indirdiğim şeye (Kur’ân-ı Kerîm)!* Ki, onaylayandır beraberinizdeki sebebi (Tevrât). Ve olmayın öncüsü, onu inkâr edenlerin! Ve pazarlamayın âyetlerimi az bir bedele!* Ve yalnızca Benden ki, ancak Bana ‘karşı gelmekten’ korunun!

 

>2:41, 2:89, 2:91, 2:101, 4:47, 5:48, 6:91, 9:30, 9:31, 21:50, 35:31, 46:12, 98:5<

 

>2:75, 2:159, 5:13, 9:9, 9:10, 14:28, 41:40<

 

2:42    Ve karıştırmayın gerçeği, asılsızla! Ve ‘sır olarak’ gizliyorsunuz gerçeği ve bildiğiniz ‘hâlde’!

 

2:43    Ve uygulayın ‘titizlikle, gereğince’ ibadeti ‘namazı’!* Ve verin zekâtı! Ve ‘Allâhû Teâlâ’nın huzurunda’ eğilin, eğilenlerle beraber!

 

>2:43, 2:238, 4:103, 11:114, 14:40, 17:78, 17:110, 19:31, 19:55, 20:130, 20:132, 21:73, 22:78, 25:64, 30:17, 30:18, 39:9, 50:39, 51:17, 51:18, 52:49, 73:2, 73:3, 73:4, 76:16<

 

2:44    Tembihliyorsunuz insanlara razı olunan niteliği ve unutuyor musunuz benliğinizi? Ve okuduğunuz hâlde kitabı (Tevrât), hâlâ akıl yürütmez misiniz!?

 

2:45    Ve medet umun,* sabırla ve ibadetle ‘namazla’!* Ve muhakkak ki o, elbette büyük ‘zor iştir’ üzerlerine ki, müstesnadır ‘Allâhû Teâlâ’dan’ haşyet duyanlar.

 

>1:4, 2:186, 3:195, 8:9, 21:112<

 

>2:43, 2:238, 4:103, 11:114, 14:40, 17:78, 17:110, 19:31, 19:55, 20:130, 20:132, 21:73, 22:78, 25:64, 30:17, 30:18, 39:9, 50:39, 51:17, 51:18, 52:49, 73:2, 73:3, 73:4, 76:16<

 

2:46    Ki ‘onlar’ uman kimselerdir, kendilerinin, mutlaka kavuşacak olduklarını Rablerine! Ve ‘bilincindedirler’ mutlaka, Zât’ına dönecek olduklarının!

 

2:47    Ey İsrâîloğulları! Hatırlayın lütfumu ki o, üzerlerinize bağışladığım! Ve doğrusu sizleri liyakatli kıldım, cümle âlemlere!

 

İsrailoğullarının liyakatli kılınmış olmaları – ÎKRA.vision

 

2:48    Ve korunun o günden ‘kıyâmet sonrası âhiretten’* ki, karşılayamaz ‘bir’ can, ‘bir’ cana bir şeyi! Ve ondan şefaat kabul edilmez ve ondan ‘kurtulması için’ denklik alınmaz. Ve onlara yardım olmaz.

 

>1:3, 7:8, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 20:108, 24:25, 75:30<

 

2:49    Ve kurtardığımız zaman sizleri, Firavun hanedanından ki, çektiriyorlardı sizlere azabın en kötüsünü. Oğullarınızın boğazını kesiyorlar ve kadınlarınızı ‘kızlarınızı faydalanmak için’ sağ bırakıyorlardı. Ve işte bu sınav, Rabbinizdendir ki, ‘çok’ büyüktür!

 

2:50    Ve denizi kesimlere böldüğümüz zaman sizler için, hemen kurtardık sizleri* ve boğduk Firavun hanedanını ve sizler görüyorken.

 

>10:103, 21:88, 30:47, 40:51<

 

2:51    Ve vadettiğimiz zaman Mûsâ’ya kırk gece. Sonra edindiniz buzağıyı ardından ‘ilâh’! Ve sizler zalimlersiniz!

 

2:52    Sonra affettik sizlerden ‘günahlarınızı’ işte bunun ardından. Ki, belki şükredersiniz!

 

2:53    Ve vermiştik Mûsâ’ya kitap (Tevrât). Ve gerçeği itibarsızdan ayıran ‘olarak’. Ki, belki ‘Allâhû Teâlâ’nın razı olduğu yola’ yönlenirsiniz!

 

2:54    Ve demişti ki Mûsâ, halkına: „ Ey halkım! Doğrusu zulmettiniz benliklerinize, edinmenizle buzağıyı ‘ilâh’! Bu yüzden tövbe edin, ne yapacağını önceden tasarlayıp bilen, ahenkle kusursuz türler yaratanınıza! Ki, böylelikle nefslerinizle ‘kötü huylarınızla’ savaşın!* İşte bu en hayırlısıdır sizlere ki, ne yapacağını önceden tasarlayıp bilen, ahenkle kusursuz türler yaratanınız; katında! “. Bu yüzden ki, ‘Allâhû Teâlâ’, tövbelerinizi kabul eyledi. Şüphesiz ki O… O’dur ki, itaate dönenin tövbesini kabul eyleyen, cezadan vazgeçen; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşeden!

 

>2:160, 4:26, 5:74, 11:3<

 

2:55    Ve demiştiniz ki: „ Yâ Mûsâ! Bizler, asla inanmayız sana Allâh’ı açıkça görmedikçe! “. Bunun üzerine sizleri aldı bir çarpılma ve sizler bakınırken.

 

2:56    Sonra çıkardık ‘yeniden türeterek’ sizleri, ölümünüzün ardından. Ki, belki şükredersiniz!

 

2:57    Ve gölgeledik üzerlerinize bulutu! Ve indirdik üzerlerinize kudret helvası ve bıldırcın! Ki, yiyin temizlerinden, rızıklandırdığımız şeylerden sizleri! Ve ‘onlar’ Bize zulmetmediler; ve lâkin ‘günaha sebebiyet vererek’, benliklerine zulmediyorlardı.

 

2:58    Ve bir zaman (Tîh sahrasından çıktıktan sonra) demiştik ki: „ Girin bu şehre! O hâlde ‘isterseniz’ yiyin ondan ‘imkânlarından’, dilediğiniz yerden bol bol! Ve girin kapıdan ‘Allâhû Teâlâ’nın huzurunda’ yere kapanarak! Ve deyin ki: „Hıtta! (İstiğfar etmek)“. Ki, bağışlayalım sizlere hatalarınızı. “. Ve ‘mükâfatlarını’ daha da artıracağız ‘kendisini’ koruyan, iyilere.

 

2:59    Ne var ki, değiştirdiler zulmeden kimseler ‘hıtta (istiğfar etmek)’ sözünü ki o, onlara söylenenden başkasıyla (buğday manasındaki hınta ile).* Bu yüzden indirdik üzerlerine ‘benliklerine’ zulmeden kimselerin, gökten murdarlık ki, fesat olmaları sebebiyle.

 

>2:75, 2:159, 5:13, 9:9, 9:10, 14:28, 41:40<

 

2:60    Ve su istediği zaman Mûsâ, halkı için. Bunun üzerine dedik ki: „ Vur asanla taşa! “. Hemen fışkırdı ondan on iki göze olarak. Bilmişti insanların her biri kendi içeceği yeri. Ki: „ ‘İsterseniz’ yiyin ve için rızkından Allâh’ın! Ve karışıklık çıkarmayın yeryüzünde bozgunculuk yaparak! “.

 

2:61    Ve demiştiniz ki: „ Yâ Mûsâ! Asla sabredemeyiz bir yemekle! Artık davet ‘dua’ et bizler için Rabbine ki, çıkarsın bizlere yerin yetiştirdiği şeylerden, baklasından ve acurundan ve sarımsağından ve mercimeğinden ve soğanından! “. ‘Mûsâ aleyhisselâm’ dedi ki: „ Değişiyor musunuz ki o, daha az olanla o ki, ‘özgürlüğü’ en hayırlısı olanı?! İnin ‘Mısır’ şehrine o hâlde, muhakkak ki, ‘orada var’ gereksindiğiniz şeyler! “. Ve vuruldu üzerlerine zillet ve meskensizlik; ve uğradılar gazaba Allâh’tan. İşte bu, inkâr ediyor olmalarındandır âyetlerini ‘hakikat bilgisini’ Allâh’ın. Ve savaşıyorlar bildiricilerle (peygamber) hak dışı. İşte bu, âsilik sebebiyledir ve aşırılık ediyor olmalarındandır.

 

2:62    Muhakkak o kimseler ki, ‘samimiyetle’ inananlardır; ve Yahudi kimseler ve Hristiyanlar ve Sâbiîlerden kim, ‘samimiyetle’ inanır Allâh’a ve âhir ‘son’ güne ve gayretleri erdemliyse, artık onlara ecirleri, Rablerinin katındadır! Ve korku yoktur onlara ve ne de hüzünlenirler!

 

SÂBİÎLİK – TDV İslâm Ansiklopedisi (islamansiklopedisi.org.tr)

 

2:63    Ve aldığı zaman kesin sözünüzü ve yükselttik üstünüze Tur’u (Sînâ’daki Tur dağının düşen parçalarının mağara oluşturup, gölgelik olması)* Ki, alın ‘uygulayın’ sizlere verdiğimiz şeyleri (Tevrât) kuvvetle! Ve yâd edin içindeki şeyleri! Ki, belki ‘günahlardan’ korunursunuz!

 

>7:143, 7:171, 16:81<

 

Sînâ’daki Tur dağının mağara olması – ÎKRA.vision

 

2:64    Sonra ‘geçmişe’ döndünüz işte bunun ardından. Ancak oysa ki, olmasaydı liyakati Allâh’ın, üzerlerinize ve bahşetmesi, bağışlaması, merhametle esirgemesi, elbette olurdunuz hüsrana uğrayanlardan!

 

2:65    Ve andolsun ki, biliyorsunuz o kimseleri ki, sizlerden, çiğneyenleri Cumartesi’leri (kutsal şabat tatili) ‘ihlâl ederek’.* Bunun üzerine dedik ki onlara: „ Olun ‘soytarı’ alçak maymunlar! “.*

 

>2:65, 4:154, 16:124<

 

2:66    Artık kıldık onu ‘ibretlik’ yaptırım ki, önlerindeki kimseler için ve ‘gelecek olan’ arkasındakilere; ve nasihattir ‘günahlardan’ korunanlara!

 

2:67    Ve demişti ki Mûsâ, halkına: „ Muhakkak ki Allâh, emrediyor sizlere ki, bir ineği boğazını kesmenizi! “. Dediler ki: „ Alay mı ediyorsun bizlerle? “. ‘Mûsâ aleyhisselâm’ dedi ki: „ Sığınırım Allâh’a, cahillerden ‘düşüncesizlerden’ olmamdan. “.

 

2:68    Dediler ki: „ Davet ‘dua’ et bizler için Rabbine ki, beyan etsin bizlere, onun ne ‘cins olduğunu’! “. ‘Mûsâ aleyhisselâm’ dedi ki: „ Muhakkak ki O, diyor ki, mutlaka o, bir inektir ki, ne yaşlı ve ne de genç, orta yaşta işte bunların ‘ikisinin’ arasında. Artık uygulayın emredildiğiniz şeyi! “.

 

2:69    Dediler ki: „ Davet ‘dua’ et bizler için Rabbine ki, beyan etsin bizlere, onun rengi nedir! “. ‘Mûsâ aleyhisselâm’ dedi ki: „ Muhakkak ki O, diyor ki, mutlaka o, bir inektir ki, sarı, ışıldar renkli, bakanların beğendiği! “.

 

2:70    Dediler ki: „ Davet ‘dua’ et bizler için Rabbine ki, ‘daha açık’ beyan etsin bizlere, onun ne ‘cins olduğunu’! Doğrusu o inek, diğerlerine benziyor bizlerce. Ve muhakkak ki, eğer dilerse Allâh, yönlendiriliriz! “.

 

2:71    ‘Mûsâ aleyhisselâm’ dedi ki: „ Muhakkak ki O, diyor ki, mutlaka o, bir inektir ki, boyunduruk altına alınmamış, toprak süren ve ekin sulayan da değildir; muaftır ‘başıboştur’, leke yoktur onda. “. Dediler ki: „ Şimdi gerçek ‘tarifini’ getirdin! “. Böylelikle onu ‘tanımlanan düveyi bulup’ boğazını kestiler. Ve neredeyse uygulamayacaklardı.

 

2:72    Ve katletmiştiniz bir cana ‘kıyıp’, ne var ki ondaki ‘suça’ çekiştiniz. Ve Allâh, ‘ortaya’ çıkarandır; ‘sır olarak’ gizliyor olduğunuz şeyleri!

 

2:73    Bunun üzerine dedik ki: „ Ona ‘maktule’ vurun, onun ‘ineğin’ bir parçasıyla! “.* İşte böyle Allâh, canlandırır ölüleri ve sizlere gösterir âyetlerini ‘alâmetlerini’! Ki, belki akıl yürütürsünüz!

 

 (Faili meçhul cinayetleri çözmek için uygulanan bir yöntemdi. Buna göre, kim gelir de düvenin üzerinde elini yıkarsa o cinayeti işlememiş kabul edilirdi. Tesniye 21: 6-7 “Ve o şehrin bütün ihtiyarları, öldürülmüş adama en yakın olanlar, vadide kurban edilmiş olan düvenin üzerinde ellerini yıkayacaklar ve cevap verip diyecekler ki: ellerimiz bu kanı dökmedi ve gözlerimiz onu görmedi.”)

 

2:74    Sonra katılaştı kalpleriniz işte bunun ardından, öyle ki, o taşlar gibi veya daha şiddetlice katılıkta. Ve muhakkak taşlardan öylelerinden ki, fışkırır ondan nehirler ve muhakkak ki onlardan öylelerinden de, yarılır bu yüzden çıkar içinden su. Ve muhakkak ki öyleleri de aşağı yuvarlanır iner, Allâh korkusuyla. Ve değildir Allâh bihaber, gayret ettiğiniz şeylerden!

 

2:75    Umuyor musunuz ki, onların, inanmalarını sizlere? Ve olmuştu bir kısmı onlardan ki, duyarlardı kelâmını ‘hakikat bilgisini’ Allâh’ın, sonra da tahrif ederlerdi ‘yönlendirilmenin’ ardından o şeyi ki, akıl edip ‘anlayıp’ ve bildikleri ‘hâlde’.*

 

>2:75, 2:159, 5:13, 9:9, 9:10, 14:28, 41:40<

 

2:76    Ve buluştukları zaman, ‘samimiyetle’ inanan kimselerle, dediler ki: „ ‘Samimiyetle’ inandık! “. Ve yalnız kaldıkları zaman ve birbirlerine, dediler ki: „ Anlatıyor musunuz onlara, açtığı şeyleri ‘Tevrât bilgilerini’ Allâh’ın, sizlere? Ki, aleyhinize kanıtlarla tartışırlar onunla Rabbinizin huzurunda.* Hâlâ akıl yürütmez misiniz!? “.

 

>2:76, 3:73, 42:13, 42:14, 42:15, 42:16<

 

2:77    Ve bilmezler mi ki, Allâh’ın biliyor olduğunu, sırlarını ve açıkladıkları şeyleri?!*

 

>2:255, 6:59, 11:123, 13:9, 15:24, 16:19, 67:13, 67:14<

 

2:78    Ve onlardan ‘İlâhî esaslar adına bir şey’ bilmeyenler, kitabı ‘hakikat bilgisini’ bilmezler. ‘Bildikleri’ hayallerden başka ‘bir şey’ değildir. Ve onlar ancak zanna uyarlar!

 

2:79    Bu yüzden vay hallerine onların ki, yazarlar kitabı ‘hakikat bilgisini’ elleriyle, sonra da diyorlar ki: „ Bu katındandır Allâh’ın! “. Pazarlamak için onu, az bir bedele.* Bu yüzden vay hallerine onların ki, elleriyle yazdıkları şeylerden ‘cezalandırılacak olmalarına’. Ve vay hallerine onların ki, kazandıkları şeylerden ‘cezalandırılacak olmalarına’.

 

>2:75, 2:159, 5:13, 9:9, 9:10, 14:28, 41:40<

 

2:80    Ve ‘Yahudiler’ dediler ki: „ Asla dokunmaz bizlere ateş, adedi ‘vadeli’ günler dışında! “. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Edindiniz mi bir taahhüt, katından Allâh’ın? O hâlde asla ihtilâf etmez Allâh, taahhüdüne! Yoksa söylüyorsunuz musunuz, Allâh ‘adına’ bilmediğiniz şeyleri? “.*

 

>2:168, 2:169, 7:33, 16:116<

 

2:81    Yok kim, kazandıysa kötülük ‘vebal’ ve kuşattı onun hataları onunla ‘günahla kendisini’; o hâlde işte onlar, ateş ‘cehennem’ sahabeleridir; onlar, orada sonsuza ‘dek’ kalıcılardır.

 

2:82    Ve o kimseler ki, ‘samimiyetle’ inananlardır ve gayretleri erdemlidir; işte onlar ki, has bahçe ‘cennet’ sahabeleridir; onlar, orada sonsuza ‘dek’ kalıcılardır.

 

2:83    Ve ‘bir’ zaman aldık kesin söz, İsrâîloğullarından ki, ‘hizmetle, ibadetle’ kul olmayın, Allâh’tan başka ‘kutsallaştırılan zât’a, puta’!* Ve ebeveynlere iyi davranın ve yakınlık sahiplerine ‘akrabalara’ ve yetimlere ve meskensizlere ‘yoksullara’!* Ve söyleyin insanlara ‘konuşunca’ güzellikle! Ve uygulayın ‘titizlikle, gereğince’ ibadeti ‘namazı’!* Ve verin zekâtı! Sonra ‘geçmişe’ döndünüz, sizlerden birazı dışında. Ve sizler, ‘hakikat bilgisine’ aldırış etmeyenlersiniz!

 

>3:151, 4:117, 6:100, 10:18, 23:117, 39:3, 42:21, 46:5<

 

>4:36, 6:151, 16:90, 17:23, 28:77, 55:60<

 

>2:43, 2:238, 4:103, 11:114, 14:40, 17:78, 17:110, 19:31, 19:55, 20:130, 20:132, 21:73, 22:78, 25:64, 30:17, 30:18, 39:9, 50:39, 51:17, 51:18, 52:49, 73:2, 73:3, 73:4, 76:16<

 

Âdem aleyhisselâm’dan beri Allâhû Teâlâ’nın inananlara emri – ÎKRA.vision

 

2:84    Ve aldığı zaman kesin sözünüzü, dökmeyin kanlarınızı ve çıkarmayın canlarınıza ‘kıyıp’ yurdunuzdan! Ki, sonra tasdiklediniz! Ve sizler ‘buna Tevrât ile’ şahitlerken!

 

2:85    Sonra ‘işte’ sizler busunuz! Ki, ‘hem’ nefslerinizle ‘kötü huylarınızla’ savaşıyorsunuz;* ve ‘buna rağmen’ çıkarıyorsunuz sizlerden bir kısmını yurtlarından ve dayanışıyorsunuz aleyhlerine, günah ve düşmanlıkta!* Ve sizlere geldiklerinde ise esir olarak, onları fidyeyle değiştirirsiniz ve o, haram ‘caiz olmaz’ olduğu hâlde üzerlerinize onların çıkarılmaları ‘yurtlarından’! Yoksa kitabın (Tevrât) ‘fidye’ kısmına inanıyor ve ‘kötülükte dayanışmama’ kısmını inkâr mı ediyorsunuz!? Artık cezası, kim ifa ederse işte böyle, sizlerden, rüsva’lıktan başka ‘bir şey’ değildir dünya hayatında. Ve kıyâmet günü döndürülürler azabın en şiddetlisine!* Ve değildir Allâh bihaber, gayret ettiğiniz şeylerden!

 

>2:54, 4:66<

 

>2:28, 2:243, 4:66<

 

>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 36:63, 39:8, 40:6<

 

2:86    İşte onlar, ‘hakikat bilgisini örtenler’, o kimselerdir ki, satın aldılar dünya hayatının ‘geçici menfaatini’, âhiret ‘karşılığında’.* Artık hafifletilmez onlardan azap. Ve onlara yardım olmaz.

 

>3:157, 10:58, 17:18, 17:19, 17:20, 57:20<

 

2:87    Ve andolsun ki, verdik Mûsâ’ya kitap (Tevrât). Ve art arda yolladık ardından ‘nice’ elçileri.* Ve verdik Meryem oğlu Îsâ’ya ayan beyan ‘deliller’. Ve destekledik onu, Ruh’ûl Kudüs (Kutsal Ruh; Melek) ile.* Öyle ki, her defasında geldiğinde sizlere ‘bir’ elçi, canlarınız ‘istemeyip’ emellerinize uymayan şeylerle, büyüklendiniz! Bu yüzden bir kısmını yalanladınız ve bir kısmıyla da savaşıyorsunuz!

 

>2:38, 5:70, 14:4, 16:36, 2:121, 16:84, 28:59, 28:75, 39:71, 62:2<

 

>5:110, 16:2, 16:102, 42:51<

 

2:88    Ve derler ki: „ Kalplerimiz katmanlı ‘lâzım değil’! “. Ki lânetledi onları Allâh, ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmaları sebebiyle. Bu yüzden, ‘Kur’ân-ı Kerîm’in bildirdiği neticesine’ ne az inanırlar!*

 

>2:6, 6:12, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 8:55, 10:39, 10:40, 10:97, 17:10, 26:201, 26:202, 26:203<

 

2:89    Ve ‘kabullenmediler’ geldiğinde onlara ‘Yahudilere’ bir kitap (Kur’ân-ı Kerîm), katından Allâh’ın; ki, onaylayandır beraberlerindeki sebebi (Tevrât).* Ve öncesinden ‘Allâhû Teâlâ’dan, gönderilecek elçi vesilesiyle’ zafer istiyorlardı, ‘hakikat bilgisini’ inkâr eden kimselere karşı.* Ne var ki, tanıdıkları şey ‘Kur’ân-ı Kerîm ve elçi’ geldiğinde onlara, onu inkâr ettiler. Bu yüzden, lâneti Allâh’ın, üzerlerinedir ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışların.*

 

>2:41, 2:89, 2:91, 2:101, 4:47, 5:48, 6:91, 9:30, 9:31, 21:50, 35:31, 46:12, 98:5<

 

>2:246, 8:19<

 

>2159, 2:161, 3:85, 3:86<

 

2:90    Ne kötü, satın aldıkları şey onunla, canlarına ‘karşı’ ki, inkâr etmekle indirdiği şeyi (Kur’ân-ı Kerîm) Allâh’ın, zalimce. Ki indirmesine Allâh’ın, liyakatlinden, kullarından dilediği ‘rızasına uyan’ kişiye.* Bu yüzden uğradılar gazap üstüne gazaba. Ve ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlar içindir, alçaltıcı azap.*

 

>2:256, 5:16, 7:178, 13:27, 16:9, 18:29, 31:22, 39:41, 57:20, 64:11<

 

>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 36:63, 39:8, 40:6<

 

2:91    Ve denildiği zaman onlara ‘hakikati örtmeye şartlanmışlara’: „ İnanın, indirdiği şeye (Kur’ân-ı Kerîm) Allâh’ın! “. Derler ki: „ İnanıyoruz, bizlere indirilen şeye! “. Ve onun ardındaki şeyi ‘diğer mukaddes kitapları’ inkâr ediyorlar.* Ve o, gerçektir ve onaylayandır beraberlerindeki sebebi (Tevrât)! ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Öyleyse neden savaşıyordunuz bildiricileriyle (peygamber) Allâh’ın, daha önceden, eğer ‘samimiyetle’ inananlarsanız?! “.

 

>2:41, 2:89, 2:91, 2:101, 4:47, 5:48, 6:91, 9:30, 9:31, 21:50, 35:31, 46:12, 98:5<

 

2:92    Ve andolsun ki, Mûsâ geldi sizlere ayan beyan ‘delillerle’. Sonra edindiniz buzağıyı ardından ‘ilâh’! Ve sizler zalimlersiniz!

 

2:93    Ve aldığı zaman kesin sözünüzü ve yükselttik üstünüze Tur’u (Sînâ’daki Tur dağının düşen parçalarının mağara oluşturup, gölgelik olması).* Ki, alın ‘uygulayın’ sizlere verdiğimiz şeyleri (Tevrât) kuvvetle ve ‘uyarılarını’ dinleyin! Dediler ki: „ İşittik ve âsiyiz! “. Ve sindirildi kalplerine buzağı ‘sevgisi’, nankörlükleri sebebiyle. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Ne kötü şey emrediyor onunla inancınız ki, eğer ‘samimiyetle’ inananlarsanız! “.

 

>7:143, 7:171, 16:81<

 

Sînâ’daki Tur dağının mağara olması – ÎKRA.vision

 

2:94    ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Ki, ‘yalnızca’ sizlere olduysa katındaki Allâh’ın, âhiret yurdu ki, insanlardan başkalarına ‘değil de’, o hâlde temenni edin ölümü, eğer samimilerseniz! “.

 

2:95    Ve asla onu temenni etmezler ebedîyen, elleriyle sundukları şeylerden ‘günahlardan’. Ve Allâh, en iyi bilendir; zalimleri!

 

2:96    Ve mutlaka bulursun onları ki, en hırslısı insanlardan hayata karşı ve ‘Allâhû Teâlâ’ya’ ortak yakıştıran kimselerden bile ‘daha çok’. Arzularlar ki, ‘yaşamayı’ onlardan ‘her’ biri eğer ömürlendirilseler bin sene. Ve o, değildir onu azabı iteleyecek ki, ömürlendirilse de. Ve Allâh, her hâliyle görendir; gayret ettikleri şeyleri!

 

2:97    ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ ‘Allâhû Teâlâ diyor ki:’ Kim olduysa düşman, Cebrâîl’e, artık ‘bilsin ki’, muhakkak ki o ‘Cebrâîl aleyhisselâm’, onu (Kur’ân-ı Kerîm) indirdi kalbine ki, izniyle Allâh’ın! “.* Ki, onaylayandır ellerindeki şeyi ‘diğer mukaddes kitapları’;* ve yönlendirilmeye ‘vesiledir’ ve müjdedir, ‘samimiyetle’ inananlara!

 

>2:2, 2:97, 7:52, 10:37, 10:38, 16:102, 17:9, 17:105, 17:106, 18:2, 25:32, 26:192, 26:193, 26:194, 26:195, 32:2<

 

>2:41, 2:89, 2:91, 2:101, 4:47, 5:48, 6:91, 9:30, 9:31, 21:50, 35:31, 46:12, 98:5<

 

2:98    Kim olduysa düşman, Allâh’a ve meleklerine ve elçilerine ve Cebrâîl’e ve Mîkâîl’e, o hâlde muhakkak ki Allâh, ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlar için, düşmandır!

 

2:99    ‘Yâ Muhammed!’, Ve andolsun ki, Biz indirdik sana, ayan beyan âyetleri!* Ve inkâr etmezler onu fesatlardan başkası.

 

>2:2, 2:97, 7:52, 10:37, 10:38, 16:102, 17:9, 17:105, 17:106, 18:2, 25:32, 26:192, 26:193, 26:194, 26:195, 32:2<

 

2:100  Ve her defasında taahhüt ettiler de, taahhüdü atmadılar mı onlardan bir kısmı? Yok onların birçoğu, inanmazlar!*

 

>4:153, 6:109, 7:146, 10:97, 14:11, 14:47, 23:71, 29:51<

 

2:101  Ve geldiğinde onlara ‘bir’ elçi katından, Allâh’ın ki, onaylayandır beraberlerindeki sebebi (Tevrât); attı o kimseler, kitap ‘hakikat bilgisi’ verilen, ‘Yahudilerden’ bir kısmı, kitabını Allâh’ın, artlarına ki, sırtlarını ‘çevirerek’ onun olduğunu bilmezlermiş gibi.*

 

>2:41, 2:89, 2:91, 2:101, 4:47, 5:48, 6:91, 9:30, 9:31, 21:50, 35:31, 46:12, 98:5<

 

2:102  Ve uydular şeytanların okuduğu şeylere ki, Süleymân saltanatı, hükümdarlığını ‘büyü yaparak kazanıyor diye’. Ve Süleymân ‘büyü yapıp, hakikati’ inkâr etmedi. Ve lâkin şeytanlar nankörlük ettiler, büyüyü insanlara öğretmekle ve indirilen şeyle Babil’deki iki Melek, Hârût ve Mârût’a. Ve o ikisi de öğretmezlerdi ‘hiç’ bir ‘kimseye’ demedikçe ki: „ Biz ancak bir sınanma ‘vesilesiyiz’;* öyleyse ‘hakikat bilgisini’ inkâr etmeyin! “. Buna rağmen öğreniyorlardı onlardan, onunla ‘büyüyle’ arasını açacak şeyleri, bir adam ve eşinin. Ve zarar verebilecekte değillerdi onunla ‘hiç’ birine ki, izni olmaksızın Allâh’ın. Ve öğreniyorlardı ‘büyüyü ki, hiçbir’ zarar vermez şeyler onlara ve ne de fayda sağlar onlara. Ve andolsun ki, bildiler ‘öğrendiler’ elbette ‘o’ kişiler ki, pazarlayanlar onu ‘büyüyü’ ki, yoktur ona âhirette, payına düşen.* Ve elbette ne kötü, pazarladıkları şey canlarına ‘karşı’! Keşke biliyor olsalardı!

 

>8:25, 9:126, 21:35, 29:2<

 

>2:200, 10:7, 10:8, 11:15, 11:16, 17:18, 17:19, 17:20, 42:20<

 

2:103  Ve eğer olsaydı onlar da, ‘samimiyetle’ inananlar ve ‘günahlardan’ korunanlar, elbette musibet ‘ödülü’ ki, katında Allâh’ın, en hayırlısıdır. Keşke biliyor olsalardı!

 

2:104  Ey inançlı kimseler! Demeyin ki: „ ‘Râi-nâ’ gözet bizleri! “ (İbranicede: ahmak, davar gibi güdülmek). Ve deyin ki: „ ‘Unzur-nâ’ bak bizlere! “. Ve ‘uyarıları’ dinleyin! Ve ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlar içindir, elem azap!*

 

>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 36:63, 39:8, 40:6<

 

2:105  Arzulamazlar ne ‘diğer’ kitapların erbaplarından (Yahudiler ve Hristiyanlar) o kimseler ki, ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlardır; ve ne de ‘Allâhû Teâlâ’ya’ ortak yakıştıranlar, indirilmesini üzerlerinize hayırdan ki, Rabbinizden. Ve Allâh, tahsis eder bahşetmesini, bağışlamasını, merhametle esirgemesini, dilediği ‘rızasına uyan’ kişiye.* Ve Allâh, büyük liyakat sahibidir!

 

>2:256, 5:16, 7:178, 13:27, 16:9, 18:29, 31:22, 39:41, 57:20, 64:11<

 

2:106  Bir şeyi feshedersek âyetten ‘alâmetten’, veya onu unutturursak, getiririz ondan ‘daha’ hayırlısını veya onun benzerini.* Bilmez misin ki, Allâh’ın, her şey üzerinde irade ettiğini, icraya kudretli olduğunu!

 

>4:82, 6:35, 6:37, 7:203, 13:7, 13:38, 20:133, 23:71, 29:51<

 

(Bu konu, hakikati örtmeye şartlanmışların alâmet beklentisi üzerinedir; aksi hâlde 4:82’de bildirilen çelişki ortaya çıkacaktı!)

 

2:107  Bilmez misin ki Allâh’ın, Zât’ının olduğunu saltanatın, hükümranlığın göklerde ve yerde! Ve yoktur sizlere ki, Allâh’a ilişiksiz; himayeci ve ne de yardımcı!

 

2:108  Yoksa muradınız sorgulamak mı elçinizi? Mûsâ’ya sorulduğu gibi daha önceleri.* Ve kim değiştirirse inkârı, inanç ile, o hâlde sapmış olur düzgün yoldan.

 

>4:80, 4:153<

 

2:109  Arzularlar ki, ‘diğer’ kitapların erbaplarından (Yahudiler ve Hristiyanlar) birçoğu, döndürebilseler sizleri inancınızın ardından, inkâra. Ki, hasetten benliklerine belli olmasının ardından hakk ‘İlâhî esaslar’. Yine de affedin ve hoş görün, getirinceye kadar, emrini ‘hükmünü’ Allâh! Şüphesiz ki Allâh, her şey üzerinde irade ettiğini, icraya kudretlidir!

 

2:110  Ve uygulayın ‘titizlikle, gereğince’ ibadeti ‘namazı’!* Ve verin zekâtı! Ve ‘Allâhû Teâlâ’nın rızası için’ ne sunduysanız hayırdan benlikleriniz için, onu bulursunuz katında Allâh’ın. Şüphesiz ki Allâh, gayret ettiğiniz şeyleri her hâliyle görendir!

 

>2:43, 2:238, 4:103, 11:114, 14:40, 17:78, 17:110, 19:31, 19:55, 20:130, 20:132, 21:73, 22:78, 25:64, 30:17, 30:18, 39:9, 50:39, 51:17, 51:18, 52:49, 73:2, 73:3, 73:4, 76:16<

 

2:111  Ve derler ki: „ Asla giremez has bahçe ‘cennete’, Yahudi veya Hristiyan olan kimse dışında! “. Bunlar, onların hayalleridir. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Getirin delilinizi, eğer samimilerseniz! “.

 

2:112  Yok kim, teslim ettiyse yüzünü ‘benliğini’ Allâh’a ve o, ‘kendisini’ koruyan, iyilerdendir; artık ona ecri, Rabbinin katındadır. Ve korku yoktur onlara ve ne de hüzünlenirler!

 

2:113  Ve derler ki, Yahudiler: „ Hristiyanlar bir şey ‘tutarlı bir inanç’ üzerinde değiller! “. Ve derler ki, Hristiyanlar: „ Yahudiler bir şey ‘tutarlı bir inanç’ üzerinde değiller! “. Ve onlar, okuyorlar ‘ve biliyorlar’ kitabı ‘hakikat bilgisini’.* Bunun gibi söylemiştiler, ‘kitap erbabı olmayıp ta’ bilmeyen kimseler de, benzer sözleriyle.* Artık Allâh, hükmeder aralarında kıyâmet günü, hakkında ihtilâf ediyor oldukları şeyleri.*

 

>2:75, 2:159, 5:13, 9:9, 9:10, 14:28, 41:40<

 

>2:41, 2:89, 2:91, 2:101, 4:47, 5:48, 6:91, 9:30, 9:31, 21:50, 35:31, 46:12, 98:5<

 

>9:109, 9:110, 10:19<

 

2:114  Ve kimdir daha zalim o kimseden ki, mâni oldu ibadethanelerinde Allâh’ın, yâd edilmesini orada adını O’nun ve uğraştı onların yıkımı için?* İşte onlar ki, olamaz onlara, oraya girmeleri korkuları olmaksızın. Onlaradır, dünyada rüsva’lık ve onlaradır, âhirette de büyük azap.*

 

>2:214, 24:36, 24:37, 62:9<

 

>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 36:63, 39:8, 40:6<

 

2:115  Ve Allâh’ındır doğu ve batı. Öyle ki, her nereye dönerseniz artık oradadır yüzü (Zât’ı, rızası) Allâh’ın. Şüphesiz ki Allâh, ilmi, kudreti, lütufları geniş, her şeyi kapsayandır; en iyi bilendir!

 

2:116  Ve ‘hakikati örtenler’, derler ki: „ Edindi Allâh, evlât! “. Noksanlık, kusur, âcizlikten ötedir O!* Ki Zât’ının dır, ne varsa göklerde ve yerde! Hepsi de Zât’ına âmâdedirler.*

 

>2:116, 10:68, 18:4, 19:88, 19:89, 19:90, 19:91, 19:92<

 

>3:83, 13:15, 16:48, 16:49, 17:44, 17:107, 22:18, 32:15, 41:37, 53:62<

 

(Allâhû Teâlâ’nın yarattığı tüm ne varsa, Zât’ının koyduğu doğa yasalarına uyup, yaratılış amaçları gereği işlevlerine devam ederler; dolayısıyla, istekli veya isteksiz O’nun buyruğuna riayet etmiş ve kendi usullerince yüceliğini övüp, ibadet etmiş olurlar. Hür iradeyle Allâh’ın rızasını kazananlar ise, O’nun yüceliğini bilinçli bir şekilde över ve ibadet ederler.)

 

2:117  ‘Allâhû Teâlâ’, ilk başlatandır, örneksiz, yoktan var etmeye; gökleri ve yeri!* Ve olmasına ‘takdir ettiği’ zaman, emriyle ‘oluşan her şeye’, artık sadece diyor ki, ona: „ Ol! “; ‘o şey’, hemen ‘harekete geçer, vaktiyle de’ olur!

 

>2:117, 6:101, 21:104, 30:11, 30:27<

 

2:118  Ve derler ki, bilmeyen ‘anlamak istemeyen’ kimseler: „ Bizlerle konuşsa ya Allâh, veya bizlere de bir âyet gelse! “. Bunun gibi söylemiştiler onlardan önceki kimseler de, benzer sözleriyle.* Kalpleri birbirine benzedi. Belli ettik âyetleri ‘hakikat bilgisini’, kat’i inanan bir toplum için!

 

>4:153, 6:109, 7:146, 10:97, 14:11, 14:47, 23:71, 29:51<

 

Ayna nöronlar – ÎKRA.vision

 

2:119  ‘Yâ Muhammed!’, Muhakkak ki, gönderdik seni hak ile ‘gayeyle, hakikat bilgisi ve cennetle’ müjdeleyici ve ‘kıyâmetle’ uyaran ‘olarak’!* Ve sana mesuliyet yoktur, ‘cehennemin’ alevli ateşi sahabelerinden!

 

>2:151, 3:164, 3:184, 4:41, 4:166, 6:42, 14:44, 16:44, 16:89, 17:77, 28:47, 62:2<

 

2:120  Ve asla hoşnut olmazlar senden, ne Yahudiler ve ne de Hristiyanlar ki, sen onların milletine ‘aynı inancı paylaşanlara’ uymadıkça!* De ki: „ Muhakkak ki, ‘razı olduğu yola’ yönlendirmesi Allâh’ın, o, ‘tek, gerçek’ yönlendirilmedir! “. Ve elbette eğer uyarsan emellerine onların, ardından ki, sana ne geldiyse ilimden ‘hakikat bilgisinden’, yoktur sana Allâh’tan ‘gelecek azaba karşı’ himayeci ve ne de yardımcı!

 

>5:48, 5:49, 11:12, 11:112, 11:113, 17:74, 28:87<

 

2:121  O kimseler ki, kitap ‘hakikat bilgisi’ verdiklerimiz onlara ‘Yahudiler ve Hristiyanlardan bazıları’, okurlar onu, gerçekleriyle okunmasını. İşte onlar, ona ‘bunlara’ inananlardır. Ve kim örterse onu, o hâlde işte onlar… Onlar, hüsrandalardır!*

 

>4:48, 6:88, 7:146, 8:23, 8:51, 9:80, 16:107, 16:108, 40:12, 47:28<

 

2:122  Ey İsrâîloğulları! Hatırlayın lütfumu ki o, üzerlerinize bağışladığım! Ve doğrusu sizleri liyakatli kıldım, cümle âlemlere!

 

İsrailoğullarının liyakatli kılınmış olmaları – ÎKRA.vision

 

2:123  Ve korunun o günden ‘kıyâmet sonrası âhiretten’* ki, karşılayamaz ‘bir’ can, ‘bir’ cana bir şeyi! Ve ondan ‘kurtulması için’ denklik kabul edilmez ve ona, şefaat fayda sağlamaz. Ve onlara yardım olmaz.

 

>1:3, 7:8, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 20:108, 24:25, 75:30<

 

2:124  Ve yoklamıştı İbrâhîm’i Rabbi, kelimelerle ‘hükümlerle, o’ nihayet onları tamamladı da; ‘Rabbi de ona’ dedi ki: „ Mutlaka Ben, seni, kılacağım insanlara rehber! “. ‘İbrâhîm aleyhisselâm da’ dedi ki: „ Ve benim soyumdan da! “. ‘Rabbi’ dedi ki: „ Eremezler taahhüdüme zalimler! “.*

 

>2:253, 4:164, 7:62, 7:117, 7:143, 19:9, 21:45, 42:51<

(42:51’den bilindiği gibi, Allâhû Teâlâ’nın, hiçbir insanla konuşması olmamıştır! Kelâmıyla olsa da, yine vahiyledir veya melekler aracılığıyla.)

 

2:125  Ve kıldık Ev’i (Kâbe), sevap kazanılan toplanma yeri, insanlar için ve emniyetli; ve edinin mahallînden İbrâhîm’in, bir ibadet yeri!* Ve ‘görevi üstlenmeyi’ taahhüt ettik İbrâhîm’e ve İsmâîl’e ki, temizlemeyi evimi, tavaf (etrafında dolaşarak yerine getirilen ibadet) edenler için ve ‘kendini’ ibadete verenlere ve ‘Allâhû Teâlâ’nın huzurunda’ eğilenlere ve yere kapananlara!

 

>2:126, 2:127, 3:96, 3:97<

 

2:126  Ve demişti ki, İbrâhîm: „ Rabbim… Kıl bu beldeyi (Mekke) emniyetli!* Ve rızıklandır mahsullerle ahalisini! Kim ‘samimiyetle’ inanırsa onlardan, Allâh’a ve âhir ‘son’ güne! “. ‘Allâhû Teâlâ, vahiyle’ dedi ki*: „ Ve kim, ‘hakikat bilgisini’ inkâr ederse, artık onu menfaatlendiririz biraz ‘dünya yaşamı boyunca’* sonra zorda bırakırım onu, ateş azabında! “.* Ve ne kötü varış!

 

>3:96, 3:97<

 

>2:253, 4:164, 7:62, 7:117, 7:143, 19:9, 21:45, 42:51<

(42:51’den bilindiği gibi, Allâhû Teâlâ’nın, hiçbir insanla konuşması olmamıştır! Kelâmıyla olsa da, yine vahiyledir veya melekler aracılığıyla.)

 

>3:157, 10:58, 17:18, 17:19, 17:20, 57:20<

 

>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 36:63, 39:8, 40:6<

 

2:127  Ve yükselttikleri zaman İbrâhîm, Ev’in (Kâbe)* temellerini ve İsmâîl: „ Rabbimiz… Bizden kabul buyur! Şüphesiz ki Sen… Sen’sin, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet eden; en iyi bilen!

 

>2:126, 2:127, 3:96, 3:97<

 

2:128  Rabbimiz… Ve kıl bizi, Sana iki Müslümanlar (Allâhû Teâlâ’ya teslimiyeti benimseyen)! Ve soyumuzdan da, Sana teslimiyeti benimsemiş bir ümmet! Ve bizlere göster ayinlerimizi ve tövbemizi kabul eyle!* Şüphesiz ki Sen… Sen’sin, itaate dönenin tövbesini kabul eyleyen, cezadan vazgeçen; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşeden!

 

>5:39, 15:49, 17:25, 20:82, 25:71, 28:16, 39:53<

 

2:129  Rabbimiz… Ve çıkar onların içlerinden ‘bir’ elçi! Ki, onlara okuyacak âyetlerini. Ve öğretir kitabı ‘hakikat bilgisini’ ve hükümleri. Ve arındırsın onları ‘cehaletten, günahlardan’.* Şüphesiz ki Sen… Sen’sin, mutlak yüce, eşsiz, benzersiz; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmeden! “.

 

>2:129, 9:99, 9:103<

 

2:130  Ve kimdir ki, rağbet etmez İbrâhîm’in milletini ‘İslâm inancı paylaşanların dînini’ nefsini akıl erdirmekten yoksun ‘kılan’ kimseden başka? Ve andolsun ki, seçkin kıldık onu, dünyada; ve muhakkak ki o, âhirette de elbette erdemlilerdendir.

 

2:131  Demişti ki ona, Rabbi: „ Teslimiyeti benimse! “. ‘İbrâhîm aleyhisselâm’ dedi ki: „ Teslimim, var olan her şeyin Rabbine! “.

 

2:132  Ve vasiyet etti İbrâhîm onu oğullarına. Ve (torunu) Yâkub da: „ Ey oğullarım! Muhakkak ki Allâh, seçkin kıldık sizlere bu dîni ‘İslâm’ı’!* Öyleyse ölmeyin ve sizler, Müslümanlar (Allâhû Teâlâ’ya teslimiyeti benimseyen) olmadıkça! “.

 

>3:19, 3:83, 3:84, 3:85, 5:3, 6:161, 10:105, 21:25<

 

2:133  Yoksa oldunuz mu şahitler ki, hazır olduğu zaman Yâkub’a, ölüm; demişti ki, oğullarına: „ Neye ‘hizmetle, ibadetle’ kul olacaksınız sonradan? “. Dediler ki: „ Senin İlâhına kul olacağız ve ataların İbrâhîm ve İsmâîl ve İshâk’ın ilâhı, tek İlâha!* Ve bizler, Zât’ına Müslümanlarız (Allâhû Teâlâ’ya teslimiyeti benimseyen)! “.

 

>2:21, 2:153, 2:186, 6:102, 7:55, 7:56, 7:205, 15:98, 15:99, 17:110, 20:8, 59:24, 98:5<

 

2:134  Bunlar, bir ümmetti ki, gelip geçmiş. Ki, kazandıkları şeyler ‘kendilerine’ ve sizlerin kazandıklarınız şeyler de ‘sizleredir’! Ve yoktur sizlere mesuliyet, gayret ediyor oldukları şeylerden!

 

2:135  Ve derler ki: „ Yahudi veya Hristiyan olun ki, ‘Allâhû Teâlâ’nın razı olduğu yola’ yönlenirsiniz! “. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Ki İbrâhîm’in milleti ‘aynı inancı paylaşanların dîni’, Hanif’tir (yegâne İlâh’a inanan) ‘ki, bizde aynı inancı paylaşırız’! “.* Ve olmadı ‘İbrâhîm aleyhisselâm , Allâhû Teâlâ’ya’ ortak yakıştıranlardan.*

 

>3:19, 3:83, 3:84, 3:85, 5:3, 6:161, 10:105, 21:25<

 

>6:79, 60:4<

 

2:136  ‘Onlara’ deyin ki: „ ‘Samimiyetle’ inandık Allâh’a ve bizlere indirilen şeye (Kur’ân-ı Kerîm) ve indirilen şeye ‘diğer mukaddes kitaplara’, İbrâhîm’e ve İsmâîl’e ve İshâk’a ve Yâkub’a (İbrâhîm aleyhisselâm’ın torunu) ve ‘onun’ torunlarına ve verilen şeye Mûsâ’ya ve Îsâ’ya (Tevrât ve İncîl) ve verilen şeye ‘hükümler içeren, parça parça sayfalar, kitap ve vahiylere, diğer’ bildiricilere (peygamber), Rablerinden. Ayırmayız ‘hiç’ birini onlardan! Ve bizler, Zât’ına Müslümanlarız (Allâhû Teâlâ’ya teslimiyeti benimseyen)! “.

 

2:137  Ancak eğer inanırlarsa sizlerin, ona ‘samimiyetle’ inandığınız kadar ki, o hâlde yönlenmiş olurlar. Ve eğer ki, ‘geçmişe’ dönerlerse, onlar, artık sadece bir kopukluk içindedirler. ‘Yâ Muhammed!’, O hâlde Allâh, onlara karşı sana kâfidir! Ve O’dur, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet eden; en iyi bilen!

 

2:138  ‘Deyin ki’: „ Boyası (yaratılış gereği, tıynetle kapsaması) Allâh’ın… Ve kimdir ki, Allâh’tan ‘daha’ iyi boyayan?!* Ve bizler, Zât’ına ‘hizmetle, ibadetle’ kul olanlarız! “.*

>2:138, 17:84, 30:30<

 

>2:21, 2:153, 2:186, 6:102, 7:55, 7:56, 7:205, 15:98, 15:99, 17:110, 20:8, 59:24, 98:5<

 

2:139  ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Tartışıyorsunuz musunuz bizimle, Allâh hakkında?! Ve O’dur, Rabbimiz ve sizlerin de Rabbi! Ve bizim gayretlerimiz ‘bizleredir’ ve sizlerin gayretleriniz ‘sizleredir’. Ve bizler, Zât’ına samimileriz! “.

 

2:140  Yoksa diyor musunuz ki: „ Muhakkak ki, İbrâhîm ve İsmâîl ve İshâk ve Yâkub (İbrâhîm aleyhisselâm’ın torunu) ve ‘onun’ torunları Yahudi veya Hristiyan idiler? “. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Sizler mi daha iyi bilirsiniz yoksa Allâh mı? “. Ve kimdir daha zalim o kimseden ki, ‘sır olarak’ gizledi, Allâh‘tan ‘gelen’ yanındaki şahitliği ‘gerçeği’? Ve değildir Allâh bihaber, gayret ettiğiniz şeylerden!

 

2:141  Bunlar, bir ümmetti ki, gelip geçmiş. Ki, kazandıkları şeyler ‘kendilerine’ ve sizlerin kazandıklarınız şeyler de ‘sizleredir’! Ve yoktur sizlere mesuliyet, gayret ediyor oldukları şeylerden!

 

2:142  Diyecekler ki, insanlardan akıl erdirmekten yoksunlar: „ Onları döndüren nedir kıblelerinden (Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’dan, Mescid-i Harâm’a; Kâbe’ye) ki o, üzerinde oldukları? “. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Allâh’ındır, doğu ve batı! “. Ki, yönlendirir dilediği ‘rızasına uyan’ kişiyi ‘razı olduğu’ yol istikâmetine.*

 

>2:256, 5:16, 7:178, 13:27, 16:9, 18:29, 31:22, 39:41, 57:20, 64:11<

 

2:143  Ve işte bunun gibi, kıldık sizleri orta ‘mütevazi, kıymetli olan’ bir ümmet ki, olmanız için insanlara ‘İlâhî esasların’ şahitleri! Ve olsun elçi de üzerlerinize ‘inancınıza tanıklık eden’ şahit! Ve belirlemedik üzerinde olduğun kıbleyi bilmemiz dışında ki, kim elçiye uyar, kim de geri döner topukları üzerinde. Ve eğer olsa da, elbette büyük ‘zor iş’ üzerlerine ki, müstesnadır yönlendirdikleri kimseler, Allâh’ın. Ve değildir Allâh, zayi edecek inancınızı (Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’ya yönelip, kıldığınız namazları). Şüphesiz ki Allâh, elbette insanlara insaf edendir; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!

 

2:144  ‘Yâ Muhammed!’, Görüyoruz ki, ‘vahiy bekleyerek’ gezeliyor yüzün göğe! Öyleyse elbette seni döndüreceğiz hoşnut olacağın bir kıbleye. Artık dönün yüzünü ‘namazda’ hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethane (Kâbe) tarafına!* Ve nerede olursanız artık döndürün ‘namazda’ yüzlerinizi o tarafa! Ve muhakkak o kimseler ki, kitap ‘hakikat bilgisi’ verilen ‘Yahudiler ve Hristiyanlardan bazıları’, elbette bilirler onun, Rablerinden bir gerçek olduğunu. Ve değildir Allâh bihaber, gayret ettikleri şeylerden!

 

>2:126, 2:127, 3:96, 3:97<

 

2:145  ‘Yâ Muhammed!’, Ve elbette eğer getirsen o kimselere ki, kitap ‘hakikat bilgisi’ verilen ‘Yahudiler ve Hristiyanlardan bazılarına’ âyetlerin ‘alâmetlerin’ hepsini, senin kıblene uymazlar! Ve sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Ve ‘zaten’ birbirlerinin de kıblesine uymazlar. Ve elbette eğer uyarsan emellerine onların, ardından ki, sana ne geldiyse ilimden ‘hakikat bilgisinden’; doğrusu o zaman, elbette zalimlerdensin!

 

2:146  O kimseler ki, kitap ‘hakikat bilgisi’ verdiklerimiz onlara ‘Yahudiler ve Hristiyanlardan bazıları’, tanırlar onu ‘Muhammed aleyhisselâm’ı, kendi’ oğullarını tanıdıkları gibi. Ve muhakkak ki onlardan bir kısmı, elbette ‘sır olarak’ gizliyorlar gerçeği ve bildikleri ‘hâlde’.*

 

>2:75, 2:159, 5:13, 9:9, 9:10, 14:28, 41:40<

 

2:147  ‘Yâ Muhammed!’, Hak ‘İlâhî esaslar’, Rabbindendir! O hâlde ‘ne yapsan inanmazlar’, olma kuruntu edenlerden!*

 

>4:153, 6:109, 7:146, 10:97, 14:11, 14:47, 23:71, 29:51<

 

2:148  Ve her ‘ümmet’ için vardır bir yön o, ona dönülen.* Öyleyse yarışın ‘Allâhû Teâlâ’nın rızası için’ hayır işlerinde! Nerede olursanız da, sizleri getirir Allâh toplayıp. Şüphesiz ki Allâh, her şey üzerinde irade ettiğini, icraya kudretlidir!

 

>2:148, 22:67, 29:46, 42:15<

 

2:149  Ve nereden çıkarsan da, artık dön yüzünü ‘namazda’ hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethane (Kâbe) tarafına!* Ve muhakkak ki o ‘emir’, elbette ‘gelen’ gerçektir Rabbinden! Ve değildir Allâh bihaber, gayret ettiğiniz şeylerden!

 

>2:126, 2:127, 3:96, 3:97<

 

2:150  Ve nereden çıkarsan da, artık dön yüzünü ‘namazda’ hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethane (Kâbe) tarafına!* Ve nerede olursanız da, yüzlerinizi ‘namazda’ yöneltin o tarafa! Ki, olmaması için insanların, aleyhinize ‘kullanabilecekleri’ kanıt. İllaki onlardan zulmeden kimseler ‘olacaktır’. Artık ürpermeyin onlardan ve Benden ürperin! Ve tamamlamam için lütfumu üzerlerinizdeki. Ve belki ‘Allâhû Teâlâ’nın razı olduğu yola’ yönlenirsiniz!

 

>2:126, 2:127, 3:96, 3:97<

 

2:151  Nasıl ki, gönderdik içinizde, ‘görevlendirilmek üzere’ sizlerden ‘bir’ elçi. Sizlere okur âyetlerimizi. Ve arındırır sizleri ‘cehaletten, günahlardan’.* Ve sizlere öğretir kitabı ‘hakikat bilgisini’ ve hükümleri ve sizlere öğretir biliyor olmadığınız şeyleri.

 

>2:129, 9:99, 9:103<

 

2:152  ‘Ey samimiyetle inanan kimseler!’, O hâlde Beni yâd edin! Ben de sizleri ‘lütuflarımla’ yâd edeyim! Ve Bana şükredin! Ve Bana nankörlük etmeyin!

 

2:153  Ey ‘samimiyetle’ inanan kimseler! Medet umun,* sabırla ve ibadetle ‘namazla’!* Muhakkak ki Allâh, beraberdir sabredenlerle!

 

>1:4, 2:186, 3:195, 8:9, 21:112<

 

>2:43, 2:238, 4:103, 11:114, 14:40, 17:78, 17:110, 19:31, 19:55, 20:130, 20:132, 21:73, 22:78, 25:64, 30:17, 30:18, 39:9, 50:39, 51:17, 51:18, 52:49, 73:2, 73:3, 73:4, 76:16<

 

2:154  Ve demeyin ki, katledilen kişi için, yolunda Allâh’ın; „ ölüler! “! Yok, yaşıyorlar ve lâkin sizler, ‘bunun’ farkına varmazsınız!*

 

>2:154, 3:169, 3:195, 9:111, 22:58, 47:4<

 

2:155  Ve elbette deneriz sizleri ‘dünyada’ bir şeylerle, korku ve açlık ve eksilterek mallardan ve canlardan ve mahsullerden.* ‘Yâ Muhammed!’, Ve ‘cennetle’ müjdele sabredenleri!

 

>8:25, 9:126, 21:35, 29:2<

 

2:156  O kimselerdir ki, ‘sabredenler’, bir musibet isabet ettiği zaman onlara, derler ki: „ Mutlaka bizler, Allâh içiniz (yazgısını ve teslimiyeti benimsemiş kullarıyız)! Ve muhakkak ki, Zât’ına döneceğiz! “.

 

2:157  İşte onlar ki, üzerlerinedir Rablerinden, ibadetlere icabet ve bahşedilme, bağışlanma, merhametle esirgenme.* Ve işte onlar… Onlar, ‘Allâhû Teâlâ’nın razı olduğu yola’ yönlendirilmişlerdir!

 

>1:4, 2:186, 3:195, 8:9, 21:112<

 

2:158  Muhakkak ki, Safâ ve Merve (Mekke’de hac ve umre ibadeti tepeleri), şeriatlarıdır (yaşam ortamı ve şartlarına göre kurallar) Allâh’ın! Artık kim, Ev’i (Kâbe), hacceder veya ziyaret (umre) ederse, artık olmaz vebal üzerine, ikisini tavaf (etrafında dolaşarak yerine getirilen ibadet) etmesinde.* Ve kim, gönülden bir hayır ‘işleyerek fazlasını yaparsa’, o hâlde şüphesiz ki Allâh, şükrün karşılığını cömertçe verendir; en iyi bilendir!

 

>2:126, 2:127, 3:96, 3:97<

 

2:159  Muhakkak o kimseler ki, ‘sır olarak’ gizlerler indirdiğimiz ayan beyan şeyi ‘delilleri’ ve yönlendirilmeyi ki, beyan ettiğimiz şeyin ardından kitapta ‘hakikat bilgisinde’ insanlara.* İşte onlar ki, lânet eder onlara Allâh. Ve lânet eden (bilgilendirilme şansı olmadığı için sapan ve neticelerine katlanan herkes) lânet ederler onlara.

 

>2:75, 2:159, 5:13, 9:9, 9:10, 14:28, 41:40<

 

2:160  Müstesnadır tövbe eden kimseler ki, ve ‘gidişatı’ düzelttiler ve ‘gerçeği’ beyan ettiler. O hâlde işte onlar ki, tövbelerini kabul eylerim üzerlerinden! Ve Ben, itaate dönenin tövbesini kabul eyleyen, cezadan vazgeçenim; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedenim!

 

2:161  Muhakkak o kimseler ki, ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlardır; ve ‘bu günahla’ ölenler; ve onlar inkârcılardır ‘öldüklerinde de’.* İşte onlar ki, üzerlerinedir lâneti Allâh’ın ve meleklerin de; ve insanların da (bilgilendirilme şansı olmadığı için sapan ve neticelerine katlanan herkes) topluca.

 

>2:161, 3:90, 9:84, 9:113<

 

2:162  Sonsuza ‘dek’ kalıcılardır orada. Hafifletilmez onlardan azap; ve onlara göz açtırılmaz ‘süre verilmez’.*

 

>2:167, 6:27, 6:30, 6:111, 7:44, 7:53, 8:50, 10:52, 15:2, 16:85, 39:71, 67:8, 69:25, 78:40, 89:23<

 

2:163  Ve İlâhınız tek İlâhtır! Ki, ilâh olamaz O’ndan başka! Ki, sonsuz şefkatle merhamet edendir; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!

 

2:164  Muhakkak ki, oluşumu yapılandırılarak yaratılışı, göklerin ve yerin; ihtilâfı ‘zıtlığı’ gece ve gündüzün ve gemiler ki o, yüzer denizde, insanlara fayda verir. Ve indirdiği şeyde Allâh’ın, gökten; ki su, böylelikle yaşattı onunla yeryüzünü, ölümünün ardından. Ve ‘türetip’ yaydı içine, her türden mahlûkatlar. Ve ‘yönden yöne’ çekimi rüzgârın ve riayet ettirilen bulutlar gök ve yeryüzü arasında, elbette âyetlerdir ‘alâmetlerdir’, akıl yürüten bir toplum için!*

 

>7:52, 7:185, 10:101, 18:109, 23:71, 27:93, 31:27, 41:53, 51:20, 51:21, 51:22, 51:23<

 

Rüzgârın oluşumu – ÎKRA.vision

 

2:165  Ve insanlardan kimileri edinirler ki, Allâh’a ilişiksizdirler; denk ‘ilâhlar’ ki, severler onları, sever gibi Allâh’ı.* Ve ‘samimiyetle’ inanan kimselerin daha şiddetlidir Allâh’a ‘olan’ sevgileri.* Ve keşke görebilselerdi zalim kimseler, azabı gördükleri zaman, kuvvetin tamamen Allâh’ın olduğunu.* Ve azabının Allâh’ın, şiddetli olduğunu.

 

>3:151, 4:117, 6:100, 10:18, 23:117, 39:3, 42:21, 46:5<

 

>2:165, 3:31, 19:96, 42:23, 49:7<

 

>2:167, 6:27, 6:30, 6:111, 7:44, 7:53, 8:50, 10:52, 15:2, 16:85, 39:71, 67:8, 69:25, 78:40, 89:23<

 

2:166  O zaman alâkasızlaştılar uyulanlar, uyanlardan. Ve gördüler ‘âhirette’ azabı. Kesildi onlarla bağlar (hatırdan, gönülden çıkarıldı, kutsallaştırılan zât, put).*

 

>2:166, 4:117, 6:100, 10:28, 10:29, 14:36, 16:86, 18:52, 19:82, 21:65, 25:17, 28:63, 29:25, 34:40, 34:41, 35:14, 46:5, 46:6<

 

2:167  Ve derler ki, uyan kimseler (Allâhû Teâlâ’ya ortak yakıştıranlar): „ Keşke olsa bizim için ‘dünyaya, bir’ defa ‘daha dönüş. Hemen alâkasızlaşırdık onlardan ki, bizlerden alâkasızlaştıkları gibi. “.* Böylelikle gösterecek onlara Allâh, gayretlerinin hüsrana uğradığını. Ve onlar çıkacak değiller ateşten.

 

>2:166, 4:117, 6:100, 10:28, 10:29, 14:36, 16:86, 18:52, 19:82, 21:65, 25:17, 28:63, 29:25, 34:40, 34:41, 35:14, 46:5, 46:6<

 

2:168  Ey insanlar! Yiyin yeryüzündeki şeylerden, ki ‘sadece’ helâl ‘caiz’, temizinden! Ve ‘yasaklanmayanı yemeyerek’ uymayın adımlarına şeytanın! Muhakkak ki o ‘şeytan’, sizlere apaçık düşmandır!*

 

>2:208, 2:268, 4:120, 5:91, 6:121, 8:48, 14:22, 16:99, 17:62, 17:63, 17:64, 17:65, 24:21, 35:6<

 

2:169  Ancak ki, emreder sizlere fenalıkla ve müstehcenliği (kolay kazanca, kötü arzuların esiri olmaya ve günaha teşvik eder)!* Ve söylemenizi, Allâh ‘adına’ bilmediğiniz şeyleri!*

 

>2:208, 2:268, 4:120, 5:91, 6:121, 8:48, 14:22, 16:99, 17:62, 17:63, 17:64, 17:65, 24:21, 35:6<

 

>2:168, 2:169, 7:33, 16:116<

 

2:170  Ve denildiği zaman onlara ‘hakikati örtmeye şartlanmışlara’: „ Uyun, indirdiği şeye (Kur’ân-ı Kerîm) Allâh’ın! “. Derler ki: „ Yok bizler, uyarız atalarımızın üzerinde ‘onlardan gördüğümüz’ karşımıza çıkan şeye! “.* Ve olsa da mı, ataları ‘gerçeklere ait’ bir şey akıl yürütmez ve ‘inkâra şartlandıkları için, Allâhû Teâlâ’nın razı olduğu yola’ yönlendirilmediyseler?*

 

>2:170, 6:148, 7:173, 14:10, 16:35, 36:6, 98:5<

 

>3:151, 4:117, 6:100, 10:18, 23:117, 39:3, 42:21, 46:5<

 

2:171  Ve emsali, o kimselerin ki, ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlardır, ‘şu’ misal gibidir: Ki o, ‘çobanın’ haykırış sebebini işitmeyen ‘hayvan sürüsü gibi’ bağırıp çağrıdan başkasını ‘anlamaz. Onlar, idrak etmek istemedikleri için’, sağır, dilsiz ve körlerdir.* Bu yüzden, onlar akıl yürütmezler.

 

>2:171, 6:104, 7:179, 8:23, 10:100, 13:19, 17:72, 17:97, 21:45, 25:44, 67:10<

 

2:172  Ey ‘samimiyetle’ inanan kimseler! ‘İsterseniz’ yiyin temizlerinden, rızıklandırdığımız şeylerden sizleri! Ve şükredin Allâh’a! Eğer yalnızca O’na ‘hizmetle, ibadetle’ kul olduysanız!*

 

>2:21, 2:153, 2:186, 6:102, 7:55, 7:56, 7:205, 15:98, 15:99, 17:110, 20:8, 59:24, 98:5<

 

2:173  Sadece haram ‘caiz olmaz kıldı’ üzerlerinize ki: Leşi ve kanı ve domuz etini! Ve helâl ‘caiz’ değil ‘kıldı’ onu, Allâh’tan başkası için ‘adlandırmayı’! Ancak kim darda kalırsa, ‘başkasının hakkına’ saldırmaksızın ve aşırı gitmeksizin ‘yiyebilir’, buna rağmen günah yoktur üzerine! Şüphesiz ki Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır;* inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!

 

>5:39, 15:49, 17:25, 20:82, 25:71, 28:16, 39:53<

 

2:174  Muhakkak o kimseler ki, ‘sır olarak’ gizlerler, indirdiği şeyleri Allâh’ın, kitaptan ve pazarlıyorlar onu, az bir bedele.* İşte onların yedikleri şey, karınlarına ateşten başka ‘bir şey değildir’! Ve onlarla konuşmayacak Allâh, kıyâmet günü; ve onları ‘günahlardan’ arındırmayacak. Ve onlaradır, elem azap!*

 

>2:75, 2:159, 5:13, 9:9, 9:10, 14:28, 41:40<

 

>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 36:63, 39:8, 40:6<

 

2:175  İşte onlar ‘hakikat bilgisini örtenler’, o kimselerdir ki, satın aldılar sapkınlığı, yönlendirilme ‘karşılığında’.* Ve ‘âhirette’ de azabı, bağışlanma ‘karşılığında’. Buna rağmen ne de sabırlılar ‘cesurlar’ ateşe karşı?

 

>3:157, 10:58, 17:18, 17:19, 17:20, 57:20<

 

2:176  İşte bu ‘azap’, Allâh’ın, indirmiş olması kitabı (Kur’ân-ı Kerîm) hak ile ‘gayeyle ve onların da bunu inkârındandır’. Ve muhakkak o kimseler ki, ihtilâf ettiler, kitapta ‘onlar’ elbette uzak bir kopukluk içindedirler.

 

2:177  Değildir razı olunan nitelik, yüzlerinizi yöneltmeniz doğu ve batıya doğru. Ve lâkin razı olunan nitelik, kişinin, ‘samimiyetle’ inanmasıdır Allâh’a ve âhir ‘son’ güne ve meleklere ve kitaba (Kur’ân-ı Kerîm) ve bildiricilere (peygamber);* ve vermesi sevdiği maldan, akrabalara ve yetimlere ve meskensizlere ‘yoksullara’ ve (yolda mahsur kalana; çaresiz, imkânsız veya mekânsız kişi ve çocuklara mecazen) yol oğluna ve gereksinenlere ‘ihtiyacı olana’ ve kölelerde ‘hürriyete kavuşturmada’! Ve uygulamasıdır ‘titizlikle, gereğince’ ibadeti ‘namazı’,* vermesidir zekâtı! Ve vefa edenlerdir taahhüt ettikleri zaman taahhütlerine. Ve sabredenlerdir baskı altında ve darlıkta ve baskın esnasında. İşte onlar, o kimselerdir ki, samimilerdir. İşte onlar… Onlar, ‘günahlardan’ korunanlardır!*

 

>4:136<

 

>2:43, 2:238, 4:103, 11:114, 14:40, 17:78, 17:110, 19:31, 19:55, 20:130, 20:132, 21:73, 22:78, 25:64, 30:17, 30:18, 39:9, 50:39, 51:17, 51:18, 52:49, 73:2, 73:3, 73:4, 76:16<

 

2:178  Ey ‘samimiyetle’ inanan kimseler! Üzerlerinize yazıldı ‘zorunlu kılındı’ katledilme hakkında misilleme! Hür ile hür ve kul ile kul (köle ile köle) ve kadınlar ile kadınlar.* Fakat kim, affedilir de onun ‘maktulün ebeveyni yoksa’ kardeşi tarafından bir şeyle ki, o hâlde yaraşan, makul olarak ve ‘diyeti’ eda etmelidir ona, iyi davranarak! İşte bu, bir hafifletme Rabbinizden ve bahşedilme, bağışlanma, merhametle esirgenmedir. Artık kim, aşırılık ederse işte bunun ardından, o hâlde onadır elem azap!*

 

>2:178, 2:179, 4:92, 5:32, 5:45, 17:33, 25:68<

 

>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 36:63, 39:8, 40:6<

 

2:179  Ve sizlere hayat vardır misillemede;* ey, aklı ve gönlü işleyen, derin kavrayış sahipleri! Ki, belki ‘günahlardan’ korunursunuz!

 

>2:178, 2:179, 4:92, 5:32, 5:45, 17:33, 25:68<

 

2:180  Üzerlerinize yazıldı ‘zorunlu kılındı’ ki, hazır olduğu zaman sizlerden birinize, ölüm; eğer bırakırsa bir hayır ‘miras’, vasiyet ‘etmesi’ ebeveynlere ve akrabalara meşru olarak! ‘Bu’ hakkaniyettir ‘günahlardan’ korunanlara!

 

2:181  Artık kim, onu ‘vasiyeti’ değiştirirse duyduktan sonra, artık sadece onun günahı, onu değiştiren kimselerin üzerlerinedir. Şüphesiz ki Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir; en iyi bilendir!

 

2:182  Ne var ki kim, korkar da vasiyet edenin hataya meyletmesinden veya günaha gireceğinden, bu yüzden onların ‘tarafların’ aralarındaki ‘gidişatı’ düzeltirse, o hâlde günah yoktur üzerine! Şüphesiz ki Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır;* inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!

 

>5:39, 15:49, 17:25, 20:82, 25:71, 28:16, 39:53<

 

2:183  Ey ‘samimiyetle’ inanan kimseler! Üzerlerinize yazıldı ‘zorunlu kılındı’ oruç! Ki yazıldığı gibi üzerlerine, sizlerden önceki kimselerin de. Ki, belki ‘günahlardan’ korunursunuz!

 

Âdem aleyhisselâm’dan beri Allâhû Teâlâ’nın inananlara emri – ÎKRA.vision

 

2:184  Adedi ‘vadeli’ günlerdir ‘oruç’. Fakat kim olursa, sizlerden hasta veya yolculuk üzere, o hâlde ‘tutamadığı günlerin’ adedini, diğer günlerde tamamlar! Ve o kimselere ki, ona ‘güçlükle’ derman yetirenlere ‘sağlığı elvermeyenlere’, besin fidyedir bir yoksula! Artık kim, gönülden bir hayır ‘işleyerek fazlasını yaparsa’, o hâlde o’dur, en hayırlısı ona! Ve oruç tutmanız en hayırlısıdır sizlere ki, bir bilmiş olsanız!

 

2:185  Ramazan ayı ki, onda indirildi Kur’ân, yönlendirilmeye ‘vesiledir’ insanlar için. Ki, Yönlendirendendir; ve ayan beyan ‘delillerle’ ve gerçeği itibarsızdan ayıran ‘olarak’. Artık kim, şahit olduysa sizlerden bu aya, o hâlde onu oruçlu geçirsin! Ve kim olursa, hasta veya yolculuk üzere, o hâlde ‘tutamadığı günlerin’ adedini, diğer günlerde tamamlar! Muradı Allâh’ın, sizlere kolaylıktır ve murad etmez sizlere zorluk! Ve tamamlamanız için adedini ‘vadeli, günleri’ ve yüceltmeniz için Allâh’ı ki, sizleri yönlendirdiği şey üzerine. Ve belki şükredersiniz!

 

2:186  ‘Yâ Muhammed!’, Ve sorduğunda sana, kullarım Benden, öyle ki muhakkak ‘onlara’ yakınım! İcabet ederim davet edenin davetine ‘duasına’, beni davet ettiği zaman ‘Bana, dua edince’.* O hâlde onlar da Bana ‘davetime’, icabet etsinler! Ve Bana ‘samimiyetle’ inansınlar! Ki, belki ‘razı olduğum yola’ erişirler!

 

>1:4, 2:186, 3:195, 8:9, 21:112<

 

2:187  Sizlere helâl ‘caiz’ kılındı, oruç gecesi kadınlarınıza ‘cinsel arzu ile’ yaklaşmak! Onlar, ‘gayrı meşru ilişkiden koruyan’ örtüdür sizlere ve sizler de, ‘gayrı meşru ilişkiden koruyan’ örtüsüsünüz onlara! Allâh bildi ki, mutlaka ihanet ediyor olduğunuzu nefslerinize. Bunun üzerine ‘oruç gecesi kadınlarınıza yaklaşmanın yasak olduğu zannınızı’ affetti, tövbelerinizi kabul eyledi! Öyleyse şimdi girişin ‘isterseniz’ onlarla ‘ilişkiye’! Ve gaye edinin onu, yazdığı ‘zorunlu kıldığını’ sizlere, Allâh’ın! Ve yiyin ve için; sizlere, belli oluncaya kadar beyaz iplik ‘ışıltı’, siyah iplikten ‘karanlıktan’ şafak vaktinde. Sonra tamamlayın orucu geceye kadar! Girişmeyin onlarla ‘kadınlarla ilişkiye’ ve siz, ibadete çekilmişseniz ibadethanelerde! Bunlar, sınırlarıdır Allâh’ın, artık yaklaşmayın ona! İşte böyle beyan eder Allâh, âyetlerini ‘hakikat bilgisini’ insanlara. Ki, belki ‘günahlardan’ korunurlar.

 

2:188  Ve yemeyin mallarınızı aranızda asılsız ‘sebeplerle’! Ve ‘rüşvet olarak’ aktarmayın onu hâkimlere! Ki, yemeniz için bir kısmını insanların mallarından, günahla ve bildiğiniz ‘hâlde’.

 

2:189  ‘Yâ Muhammed!’, Soruyorlar sana, hilâllerden (ay takviminden). De ki: „ O, vakit ölçüsüdür insanlar için ve haccın! “. Ve değildir razı olunan nitelik, girmeniz evlere ‘asılsız inançlara uyarak’ arkasından.* Ve lâkin razı olunan nitelik, kişinin ‘günahlardan’ korunmasıdır! Ve girin evlere kapılarından! Ve korunun ‘karşı gelmekten’ Allâh’a! Ki, belki felâha erersiniz!

 

>2:189, 24:27, 24:28, 24:29, 24:61, 33:53<

 

2:190  Ve savaşın, yolunda Allâh’ın, sizlerle savaşanlarla ve aşırılık etmeyin!* Muhakkak ki Allâh, sevmez aşırılık edenleri!

 

>2:190, 2:191, 2:192, 2:193, 2:194, 2:256, 4:90, 4:91, 8:39, 8:58, 8:59, 8:60, 8:61, 9:12, 9:29, 9:36, 9:123, 33:60, 33:61, 60:7, 60:8, 60:9<

 

2:191  Ve öldürün onları ‘sizlerle savaşanları’ bulduğunuz yerde ve çıkarın onları, sizleri çıkardıkları yerden (Mekke’den) sizler de! Ve fitne ‘ara bozuculuk’, daha şiddetlidir katletmekten! Ve hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethane (Kâbe) yanında, onlar sizlerle savaşmadıkça sizler de onlarla orada savaşmayın! Fakat eğer sizlerle savaşırlarsa, o hâlde katledin onları! İşte böyledir cezası ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışların.

 

2:192  Artık eğer ‘savaşı ve inkârı’ sonlandırırlarsa, o hâlde şüphesiz ki Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır;* inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!

 

>5:39, 15:49, 17:25, 20:82, 25:71, 28:16, 39:53<

 

2:193  Ve savaşın onlarla ta ki, fitne ‘sapkınlık’ olmasın ve olsun dîn ‘dîni algılar’ Allâh için!* Artık eğer ‘savaşı ve inkârı’ sonlandırırlarsa, o hâlde düşmanlık yoktur zalimlerden başkası üzerine!

 

>2:190, 2:191, 2:192, 2:193, 2:194, 2:256, 4:90, 4:91, 8:39, 8:58, 8:59, 8:60, 8:61, 9:12, 9:29, 9:36, 9:123, 33:60, 33:61, 60:7, 60:8, 60:9<

 

2:194  Haram ay (saldırmanın yasak olduğu aylar; Recep, Zul-kade, Zul-hicce ve Muharrem), haram ay ile ve hürmetler ‘saygı gösterilmesi gerekenler’ misillemeyledir. Ne var ki kim, aşırılık eder ‘saldırırsa’ sizlere, o hâlde, aşırılık edip ‘saldırın’ ona ki, aşırılık edip ‘saldırdığı’ kadar üzerlerinize! Ve korunun ‘karşı gelmekten’ Allâh’a! Ve bilin ki Allâh’ın, ‘günahlardan’ korunanlarla beraber olduğunu!

 

2:195  Ve ‘rızası için’ bağış yapın, yolunda Allâh’ın!* Ve atmayın kendi ellerinizle ‘kendinizi’ tehlikeye! Ve ‘daima’ iyi davranın!* Muhakkak ki Allâh, sever iyileri!

 

>2:195, 28:77<

 

>4:36, 6:151, 16:90, 17:23, 28:77, 55:60<

 

2:196  Ve ta­mam­layın hac ve ziyareti (umre) Allâh için! Fakat eğer sıkışırsanız, o hâlde kolayınıza gelen şeyi kurban edin! Ve tıraş etmeyin başlarınızı ki, kurban, mahalline ulaşıncaya kadar! Fakat kim, sizlerden hasta oldu veya başından rahatsızlığı ‘sebebiyle kurban mahalline ulaşmadan tıraş olduysa’ o hâlde, fidye ‘vermelidir’ oruçtan, sadakadan veya kurbandan! Nihayet emniyette olduğunuz zaman, artık kim, menfaatlenirse ziyaret (umre) ile hacca kadar, o hâlde kolayına gelen kurbandan ‘kesmelidir’! Fakat kim ‘bunu’ bulamazsa, öyleyse oruç tutmalıdır üç gün hacda, geri döndüğünüz zaman da yedi ‘gün’ ki, bunların tamamı on ‘gündür’! İşte bu, ahalisi hazır ‘yerleşik’ olmayan kişi içindir hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethanede (Kâbe).* Ve korunun ‘karşı gelmekten’ Allâh’a! Ve bilin ki Allâh’ın, ezasının şiddetli olduğunu!

 

>2:126, 2:127, 3:96, 3:97<

 

2:197  Hac, bilinen aylardır. O hâlde kim, onlarda haccı ‘kendisine’ zorunlu kılarsa, artık ‘kadına’ yanaşmak olmaz! Ve fesat ‘çıkarmak’ olmaz! Ve kavga etmek olmaz hacda! ‘Rızası için’ ne ifa ederseniz hayırdan, bilir onu Allâh! Ve azık hazırlayın ‘hayırlarla kendinize’! Fakat azığın hayırlısı, muhakkak ki, ‘günahlardan’ korunmaktır. Ve korunun Bana, ‘karşı gelmekten’ ey, aklı ve gönlü işleyen, derin kavrayış sahipleri!

 

2:198  Değildir üzerlerinize vebal, ‘hacda ticaret yaparak’ gaye edinmeniz bir liyakat, Rabbinizden. Artık ‘akın akın’ daldığınız zaman Arafat’tan, Allâh’ı yâd edin! Ve Meş’ar-i Harâm; hürmetli, şuur, alâmet yeri (Müzdelife, Arafat ile Mina arası) yanında da! Ve ‘içtenlikle’ yâd edin O’nu ki, yönlendirdiği gibi sizleri! Ve sizler, ondan önce elbette sapmışlardan idiniz.

 

2:199  Sonra akın akın gelin. İnsanların akın akın geldikleri yerden (Arafat’tan). Ve istiğfar edin Allâh’a! Şüphesiz ki Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır;* inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!

 

>5:39, 15:49, 17:25, 20:82, 25:71, 28:16, 39:53<

 

2:200  Nihayet icra ettiğinizde ayinlerinizi, artık yâd edin Allâh’ı! Atalarınızı yâd ettiğiniz gibi, hem de daha şiddetli bir yâd etmeyle. Fakat insanlardan kimileri derler ki: „ Rabbimiz… Ver bizlere dünyada! “. Ve yoktur ona ‘bununla yetinene’, âhirette, payına düşen.*

 

>2:200, 10:7, 10:8, 11:15, 11:16, 17:18, 17:19, 17:20, 42:20<

 

2:201  Ve onlardan kimileri derler ki: „ Rabbimiz… Ver bizlere dünyada, iyilikler ve âhirette de iyilikler; ve koru bizleri ateş azabından! “.

 

2:202  İşte onlar ki, onlaradır bir nasip, kazandıkları şeyden. Ve Allâh, tez, noksansız hesaplayan, saptayandır!

 

2:203  Ve yâd edin Allâh’ı ‘tekbirlerle’, adedi ‘vadeli’ günlerde (Teşrik günleri)! Fakat kim, acele ederse iki gün içinde (Mina’dan dönmek için) bu yüzden günah yoktur üzerine! Ve kim ertelerse, o hâlde günah yoktur onun da üzerine; ki, ‘günahlardan’ korunan kişi için! Ve korunun ‘karşı gelmekten’ Allâh’a! Ve bilin ki, Zât’ının ‘huzuruna’ toplatılacak olduğunuzu!*

 

>1:3, 7:8, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 20:108, 24:25, 75:30<

 

2:204  Ve insanlardan kimilerinin sözü hoşuna gider, dünya hayatında. Ve şahit edinir Allâh’ı, ki, üzerine ‘yemin ederek’, kalbinde olan şeye. Ve o, husumette en amansızıdır!

 

2:205  Ve dönüp ‘gittiği’ zaman, çalışır yeryüzünde bozgun çıkarmak için orada. Ve mahvetmeyi ekinleri ve nesli.* Ve Allâh, sevmez bozgunculuğu!

 

>2:205, 4:119<

 

Klonlama, ürünlerin genlerini değiştirme – ÎKRA.vision

 

2:206  Ve denildiği zaman ona: „ Korun ‘karşı gelmekten’ Allâh’a! “. Onu alır kibir ‘sürükler’ günaha. Artık yeter ona, cehennem; ve elbette ne kötü ‘bir’ döşek!*

 

>9:68, 19:70, 19:71, 21:98, 21:101, 27:89, 39:60, 39:61, 92:14, 92:15, 92:16, 92:17<

 

2:207  Ve insanlardan kimileri satın alır canına ‘karşı’ ki, amaçlayarak hoşnutluğunu Allâh’ın. Ve Allâh, insaf edendir; kullarına!

 

2:208  Ey inançlı kimseler! Girin esenliğe ‘İslâm’a, Allâh’a teslimiyete’ topyekûn! Ve uymayın adımlarına şeytanın! Muhakkak ki o ‘şeytan’, sizlere apaçık düşmandır!*

 

>2:208, 2:268, 4:120, 5:91, 6:121, 8:48, 14:22, 16:99, 17:62, 17:63, 17:64, 17:65, 24:21, 35:6<

 

2:209  Artık eğer tökezlerseniz, sizlere gelen ayan beyan şeyin ‘hakikat bilgisinin’ ardından, o hâlde bilin ki Allâh’ın, mutlak yüce, eşsiz, benzersiz; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmeden; olduğunu!

 

2:210  ‘Hakikati örtmeye şartlanmışlar, neyi’ gözlerler ki? İllâki gelmesini mi onlara, Allâh ‘azabı’, bulutlardan gölgeler içinde ve melekler de (Azrâîl aleyhisselâm ve yardımcıları); ve bitirilmesini emrin ‘kıyâmet hükmünün yerine getirilmesini’. (Mesele kapanır, peygambere ihtiyaç kalmaz, işleri Allâhû Teâlâ’ya kalır).* Ve Allâh’adır ‘kalmıştır’ ki, döndürülür emirleriyle ‘oluşan her şey’!

 

>2:210, 5:109, 6:57, 6:58, 10:11, 10:50, 10:51, 13:6, 14:42, 15:8, 16:1, 16:33, 16:61, 17:11, 18:58, 18:59, 25:25, 25:26, 35:45, 39:69, 47:18<

 

2:211  ‘Yâ Muhammed! İstersen’ sor İsrâîloğullarına! Ki verdik onlara, ‘yönlendirilmeye vesile’ nice ayan beyan âyetler ‘ibretler’! Ve kim, değiştirirse lütfunu ‘hakikat bilgisini’ Allâh’ın, ona gelen şeyin ‘yönlendirilmenin’ ardından, o hâlde şüphesiz ki Allâh’ın, ezası şiddetlidir!*

 

>2:75, 2:159, 5:13, 9:9, 9:10, 14:28, 41:40<

 

2:212  Süslendi ‘cazip gösterildi, o kimselere ki, ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlardır; dünya hayatı. Ve eğleniyorlar ‘samimiyetle’ inanan kimselerle. Ve o kimseler ki, ‘onlar, günahlardan’ korunanlardır; kıyâmet günü onlardan üstünlerdir. Ve Allâh, rızıklandırır dilediği ‘rızasına uyan’ kişiyi hesapsızca!

 

2:213  İnsanlar, ‘ayrılana kadar, aynı inançtan’ bir ümmettiler. Nihayet Allâh, çıkardı bildiricileri (peygamber), ‘hakikat bilgisi ve cennetle’ müjdeleyiciler ve ‘kıyâmetle’ uyaranlar ‘olarak’.* Ve indirdi beraberlerinde kitap hak ile ‘gayeyle’! Ki, hükmetmek için insanların aralarında ve ihtilâf ettikleri şeyde. Ve onda (Kur’ân-ı Kerîm) ihtilâf eden kimseler, onlara ayan beyan ‘deliller’ gelmesinin ardından, ‘hakikat bilgisi’ verilen, aralarındaki zalim ‘Yahudiler ve Hristiyanlardan’ başkası değildir.* Bu yüzden yönlendirdi Allâh, ‘samimiyetle’ inanan kimseleri ki, Hak’tan ‘inen İlâhî esaslardan yana’ ihtilâf ettikleri şeyde ‘doğruya yönelsinler’, O’nun izniyle. Ve Allâh, yönlendirir dilediği ‘rızasına uyan’ kişiyi ‘razı olduğu’ yol istikâmetine.*

 

>2:38, 5:70, 14:4, 16:36, 2:121, 16:84, 28:59, 28:75, 39:71, 62:2<

 

>2:213, 6:159, 9:105, 10:19, 21:92, 21:93, 23:51, 23:52<

 

>2:256, 5:16, 7:178, 13:27, 16:9, 18:29, 31:22, 39:41, 57:20, 64:11<

 

2:214  Yoksa hesapladınız ‘sandınız’ mı ki, has bahçe ‘cennete’ dâhil edileceğinizi ve olmadıkça sizlere de emsali, sizlerden önceki geçmiş kimselerin ‘başlarına gelenin’?! Onlara dokundu ‘öyle’ baskı ve darlık ve sarsıldılar, elçi ve beraberindeki ‘samimiyetle’ inanan kimseler ki, diyecek kadar: „ Ne zaman yardımı Allâh’ın? “. Değil mi ki, muhakkak ki yardımı Allâh’ın, yakındır?!

 

2:215  ‘Yâ Muhammed!’, Soruyorlar sana, ‘Allâhû Teâlâ’nın rızası için’ ne bağış yapacaklarını. De ki: „ Hayırdan ne bağış yaparsanız işte o, ebeveynleredir ve akrabalara ve yetimlere ve meskensizlere ‘yoksullara’ ve (yolda mahsur kalana; çaresiz, imkânsız veya mekânsız kişi ve çocuklara mecazen) yol oğlunadır! “.* Ve ‘rızası için’ ne ifa ederseniz hayırdan, o hâlde şüphesiz ki Allâh, onu en iyi bilendir!

 

>2:219, 17:26, 17:27, 17:28, 17:29, 25:67, 30:38, 51:19, 70:24, 70:25<

 

2:216  Yazıldı ‘zorunlu kılındı’ üzerlerinize savaş! Ve o, sizlerce hoşlanılmasa da.* Ve olur ki, hoşlanmadığınız bir şey ve o, sizlere en hayırlısıdır! Ve sevdiğiniz bir şey ve o, sizlere şerdir! Ve Allâh bilir ve sizler bilmezsiniz ‘sırları ve açıklanan şeyleri’!*

 

>2:216, 4:77, 8:5<

 

>2:255, 6:59, 11:123, 13:9, 15:24, 16:19, 67:13, 67:14<

 

2:217  ‘Yâ Muhammed!’, Soruyorlar sana, haram aydan (saldırmanın yasak olduğu aylar; Recep, Zul-kade, Zul-hicce ve Muharrem) ve onda savaşmayı. De ki: „ Onda savaş büyük ‘vebal’! Ve alıkoymak, yolundan Allâh’ın ve inkâr etmek O’nu ve hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethane (Kâbe) ‘ziyaretini engellemek’ ve çıkarmak ahalisini oradan, katında Allâh’ın, daha büyük ‘günahtır’. Ve fitne ‘ara bozuculuk’, daha büyük ‘günahtır’ katletmekten! “. Ve ‘İslâm’ı inkâr edenler’ zail olmazlar savaşmaya sizlerle ki, döndürünceye kadar sizleri dîninizden, eğer mecal edebilseler. Ve kim döndüyse sizlerden, dîninden ‘İslâm’dan’* ve o, inkârcıdır artık öldüğünde de!* O hâlde işte onlar ki, boşa çıktı gayretleri dünyada ve âhirette de.* Ve işte onlar, ateş ‘cehennem’ sahabeleridir; onlar, orada sonsuza ‘dek’ kalıcılardır.

 

>3:19, 3:83, 3:84, 3:85, 5:3, 6:161, 10:105, 21:25<

 

>5:51, 5:52, 5:53<

 

>4:48, 6:88, 7:146, 8:23, 8:51, 9:80, 16:107, 16:108, 40:12, 47:28<

 

2:218  Muhakkak o kimseler ki, ‘samimiyetle’ inananlardır ve hicret ‘göç’ eden kimseler ve cihâd (kararlılıkla İslâm’ı yaşama mücâdelesi) edenler yolunda Allâh’ın; mallarıyla ve canlarıyla ki, işte onlar, umarlar bahşetmesini, bağışlamasını, merhametle esirgemesini Allâh’ın.* Ve Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır;* inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!

 

>3:142, 9:16, 9:20, 9:41, 9:73, 22:78, 29:69<

 

>5:39, 15:49, 17:25, 20:82, 25:71, 28:16, 39:53<

 

2:219  ‘Yâ Muhammed!’, Soruyorlar sana, şaraptan* ve kumardan. De ki: „ O ikisinde, büyük günah ve insanlar için faydalar ‘vardır’. Onların günahları, menfaatlerinden daha büyüktür! “. Ve soruyorlar sana, ‘Allâhû Teâlâ’nın rızası için’ ne bağış yapacaklarını. De ki: „ Affedileni ‘gönüllü vazgeçileni’! “.* İşte böyle beyan eder Allâh, sizlere âyetleri ‘hakikat bilgisini’! Ki, belki inceden inceye düşünürsünüz!

 

>2:219, 16:67, 37:45, 47:15<

 

>2:219, 17:26, 17:27, 17:28, 17:29, 25:67, 30:38, 51:19, 70:24, 70:25<

 

2:220  ‘Yâ Muhammed!’, Ki dünyadan ve âhiretten de ve soruyorlar sana, yetimlerden. De ki: „ Onların ‘gidişatını’ düzeltmek en hayırlısıdır ve eğer onları ‘aranıza’ katarsanız, artık onlar kardeşlerinizdir (yandaşlar)! “. Ve Allâh bilir, bozgun çıkaranları da ‘gidişatı’ düzeltenleri de!* Ve eğer dileseydi Allâh, elbette sıkıntı verirdi sizlere. Şüphesiz ki Allâh, mutlak yüce, eşsiz, benzersizdir; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!

 

>1:3, 7:8, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 20:108, 24:25, 75:30<

 

>2:255, 6:59, 11:123, 13:9, 15:24, 16:19, 67:13, 67:14<

 

2:221  Ve nikâhlamayın ‘Allâhû Teâlâ’ya’ ortak yakıştıran kadınları ki, ‘samimiyetle’ inanıncaya kadar! Ve elbette köle kadın ki, ‘samimiyetle’ inanan, en hayırlısıdır ‘Allâhû Teâlâ’ya’ ortak yakıştıran bir kadından; ve sizleri imrendirse bile. Ve nikâhlamayın kadınlarınızı ‘Allâhû Teâlâ’ya’ ortak yakıştıran erkeklerle ki, ‘samimiyetle’ inanıncaya kadar! Ve elbette ‘samimiyetle’ inanan kul (köle), en hayırlısıdır ‘Allâhû Teâlâ’ya’ ortak yakıştıran bir erkekten; ve sizleri imrendirse bile.* İşte onlar, davet ederler ateşe. Ve Allâh, davet eder has bahçe ‘cennete’ ve bağışlamaya izniyle. Ve beyan eder âyetlerini ‘hakikat bilgisini’ insanlara ki, belki hatırda tutarlar!*

 

>2:221, 4:3, 4:23, 4:24, 4:25, 5:5, 17:32, 24:2, 24:3, 24:4, 24:26, 24:32, 24:33, 58:3, 60:10<

 

>2:2, 2:97, 7:52, 10:37, 10:38, 16:102, 17:9, 17:105, 17:106, 18:2, 25:32, 26:192, 26:193, 26:194, 26:195, 32:2<

 

2:222  ‘Yâ Muhammed!’, Ve soruyorlar sana, ‘kadınların’ hayz hâlinden. De ki: „ O, rahatsızlıktır. Bu yüzden soyutlanın kadınlardan, hayzlıyken! Ve onlara yaklaşmayın temizleninceye kadar! Artık temizlendikleri zaman nihayet, ‘isterseniz’ varın onlara emrettiği yerden Allâh’ın! “. Muhakkak ki Allâh, sever tövbe edenleri ve sever temizlenenleri!

 

2:223  Kadınlarınız, ‘döllenen-döl veren’ tarladır sizlere. O hâlde ‘isterseniz’ yaklaşın ‘ilişkiye girin’, tarlanıza nasıl dilerseniz! Ve sunun benlikleriniz için ‘ahlâklı davranışlar’! Ve korunun ‘karşı gelmekten’ Allâh’a! Ve bilin ki, kavuşacak olduğunuzu O’na! ‘Yâ Muhammed!’, Ve ‘cennetle’ müjdele ‘samimiyetle’ inananları!

 

2:224  Ve kılmayın ‘bahaneyle’ Allâh’ı yeminlerinize siper! Hayırlı olmanız ve ‘günahlardan’ korunmanız ve insanların arasını düzeltmenizde. Ve Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir; en iyi bilendir!

 

2:225  Sorumlu tutmaz sizleri Allâh, boş sözlerle ‘edilmiş, gayesiz’ yeminlerinizden. Ve lâkin sorumlu tutar sizleri, kazandığı şeylerden kalplerinizin (bilinçli yeminlerinizden)!* Ve Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır;* hemen cezalandırmayan, ılımlı davranandır!

 

>2:225, 2:284, 5:89, 33:5, 66:2<

 

>5:39, 15:49, 17:25, 20:82, 25:71, 28:16, 39:53<

 

2:226  ‘Boşanma amaçlı ilişkiden uzaklaşmaya’ söz veren kimseler, kadınlarından ‘ayrı’ dört ay dururlar! Ancak eğer ‘süre dolmadan’ vazgeçerlerse, o hâlde şüphesiz ki Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır;* inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!

 

>5:39, 15:49, 17:25, 20:82, 25:71, 28:16, 39:53<

 

2:227  Ve eğer boşamaya karar verirlerse, o hâlde şüphesiz ki Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir; en iyi bilendir!

 

2:228  Ve boşanmış kadınlar, kendi başına gözetlerler ‘beklerler’, üç dönem ‘hayz hâlini’ (ki, olası bir gebelik belli olsun)! Ve helâl ‘caiz’ değildir onlara gizlemek, oluşumunu yapılandırarak yarattığı şeyi Allâh’ın, rahimlerinde! Ki eğer onlar, ‘samimiyetle’ inanıyorlarsa Allâh’a ve âhir ‘son’ güne. Ve kocalarına haktır ‘münasiptir’ geri dönmeye onlara ki, işte bu ‘süre’ içinde, eğer murad ederlerse uzlaşmayı. Ve onların ‘kadınların hakkı’, onların ‘kocalarının’ üzerinde, onun makul ‘hakkı’ kadardır. Erkekler ki, ‘kadınların’ üzerinde bir mertebe ‘daha önceliklidir’! Ve Allâh, mutlak yüce, eşsiz, benzersizdir; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!

 

2:229  ‘Dönüşü mümkün’ boşama iki defadır! Öyleyse ‘kadını ya’ makul olarak tutmak veya iyi davranarak serbest bırakmalıdır. Ve helâl ‘caiz’ değildir sizlere, onlara verdiğiniz şeyden bir şey almanız! Ki müstesnadır, korkmaları ‘karı-kocanın’, uygulayamamayı sınırlarını Allâh’ın. Fakat eğer korkarsanız, ‘karı-kocanın’ uygulamamalarından sınırlarını Allâh’ın, artık olmaz vebal üzerlerine, ‘kadının aldığı evlilik bağışını, boşanmak isteğiyle iade etmesi’ ona, verdiği bedelde. Bunlar, sınırlarıdır Allâh’ın; artık aşırılık etmeyin ona! Ve kim, aşırılık ederse sınırlarına Allâh’ın, o hâlde işte onlar… Onlar, zalimlerdir.

 

2:230  Buna rağmen ‘kocanın ikinci boşamasının’ ardından eğer onu ‘karısını, üçüncü kez de’ boşarsa, artık helâl ‘caiz’ değildir ona! Nikâhlanmadıkça ondan başka bir eşle! Ne var ki, eğer ‘ikinci eş de’ onu boşarsa, artık vebal olmaz üzerlerine, ‘ilk karı-kocanın birbirine’ dönmelerinde. Eğer ki zannederlerse, uygulayabilmeyi sınırlarını Allâh’ın! Ve bunlar, sınırlarıdır Allâh’ın! Allâh onu, ‘hakikat bilgisini’ beyan eder ‘anlaya’ bilen bir toplum için!

 

2:231  Ve boşadığınız zaman kadınları, nihayet vadelerine ulaştıklarında, artık tutun onları meşru olarak veya serbest bırakın onları makul olarak. Ve onları tutmayın, zarar vererek, aşırılık ederek! Ve kim, ifa ederse işte bunu ‘yasaklananı’, ancak benliğine zulmetmiş olur. Ve edinmeyin âyetlerini Allâh’ın, alay ‘konusu’! Ve hatırlayın, üzerlerinizdeki lütfunu Allâh’ın! Ve indirdiği şeyi ‘hakikat bilgisini’ sizlere kitaptan ‘Levh-i Mahfûz’dan’ (Allâh’ın ilminin, saklanmış ve korunmuş kayıt levhası)!* Ve hükümleri ki, onunla sizlere, nasihat olması için. Ve korunun ‘karşı gelmekten’ Allâh’a! Ve bilin ki Allâh’ın, her tür şeyi en iyi bilen; olduğunu!

 

>6:59, 13:39, 36:12, 57:22, 85:21, 85:22<

 

2:232  Ve boşadığınız zaman kadınları, nihayet vadelerine ulaştıklarında, artık onları sıkıştırmayın ‘engel olmayın, yeni’ eşleriyle nikâhlarına; ki, murad ettikleri zaman meşru olarak aralarında! İşte bununla nasihat veriliyor ona, sizlerden ki, kim olduysa ‘samimiyetle’ inanan Allâh’a ve âhir ‘son’ güne de. İşte bu, ‘günahlardan’ daha çok arındırıcıdır sizleri ve ‘şartlanmalardan’ daha temizdir. Ve Allâh bilir ve sizler bilmezsiniz ‘sırları ve açıklanan şeyleri’!*

 

>2:255, 6:59, 11:123, 13:9, 15:24, 16:19, 67:13, 67:14<

 

2:233  Ve ‘bebek sahibi’ anneler, emzirirler evlâtlarını tam olarak iki yıl ki, emzirmeyi tamamlamayı murad eden kişi içindir. Ve üzerinedir ‘temin etmek’ kendisi için doğurulmuş olan ‘babanın’, onların ‘annelerin’ rızıkları ve giyimleri makul olarak! Yükümlü tutulmasın ‘hiçbir’ can, yetisinin dışında ne bir anne evlâdıyla ve ne de kendisi için doğurulmuş olan ‘baba’ evlâdıyla! Ve vâris üzerindeki ‘sorumluluk, görev de’ işte bunun benzeridir. Artık eğer ‘boşanmış anne ve baba’ murad ederlerse rızalarıyla ve danışarak sütten kesmeyi, artık olmaz vebal üzerlerine. Ve eğer muradınız, evlâtlarınıza ‘sütanne tutup’ emzirtmekse, artık olmaz vebal üzerlerinize, makul olarak verdiğiniz şeyi ‘kararlaştırdığınız ücreti’ teslim ettiğiniz zaman! Ve korunun ‘karşı gelmekten’ Allâh’a! Ve bilin ki Allâh’ın, gayret ettiğiniz şeyleri, her hâliyle gören; olduğunu!

 

2:234  Ve o kimseler ki, sizlerden vefat ettirilirler. Ve ‘onların geriye’ bıraktığı eşleri kendi başına gözetlerler ‘beklerler’, dört ay ve on gün (ki, olası bir gebelik belli olsun)! Nihayet vadelerine ulaştıkları zaman, artık olmaz vebal üzerlerinize, ifa ettikleri şeylerden kendilerince meşru olarak! Ve Allâh, gayret ettiğiniz şeylerden haberdar, üstün bilgi sahibidir!

 

2:235  Ve olmaz vebal üzerlerinize, ‘kocaları ölen’ kadınlara, evlenme teklifinizi ima etmenizde veya nefsinizde saklamanızda! Allâh bildi ki, mutlaka hatırlayacak olduğunuzu onları. Ve lâkin onlarla sözleşmeyin sırlarda! Ki, müstesnadır söylemeniz makul söz. Ve azmetmeyin nikâh bağına ki, ulaşıncaya kadar kitapta ‘Kur’ân-ı Kerîm de yazılı’ vadesine!* Ve bilin ki Allâh’ın, biliyor olduğunu, benliklerinizdeki şeyi!* O hâlde sakının O’ndan! Ve bilin ki Allâh’ın, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayan;* hemen cezalandırmayan, ılımlı davranan; olduğunu!

 

>2:234<

 

>2:255, 6:59, 11:123, 13:9, 15:24, 16:19, 67:13, 67:14<

 

>5:39, 15:49, 17:25, 20:82, 25:71, 28:16, 39:53<

 

2:236  Olmaz vebal üzerlerinize, eğer boşarsanız kadınları ki, henüz dokunmadan onlara, veya belirlemeden onlara, zorunlu kılınan evlilik bağışı! Ve onların bir geçimlikle ‘imkânları’ geniş olanın kendi gücü yettiğince ve dar olanın da kendi gücü yettiğince, makul olarak menfaatlendirilmesi, hakkaniyettir üzerine ‘kendisini’ koruyan, iyilere!

 

2:237  Ve eğer boşarsanız onları, dokunmadan önce onlara; ve olur yine de zorunluluk ki, yarısıdır, onlara belirlediğiniz zorunlu kılınan evlilik bağışının! Müstesnadır ‘kadınların’ affetmeleri ‘vazgeçmeleri’ veya nikâh bağı elinde olan kimsenin ‘erkeğin’ affetmesi ‘hepsini kadına bırakması’. Ve affetmeniz ‘diğer yarısını da bırakmanız’ daha yakın ‘davranıştır günahlardan’ korunmak için! Ve unutmayın aranızdaki liyakati! Şüphesiz ki Allâh, gayret ettiğiniz şeyleri her hâliyle görendir!

 

2:238  Muhafaza edin ibadetleri ve ara ibadeti ‘namazı’!* Ve ‘Allâhû Teâlâ’nın huzurunda’ dikilin! Allâh’a âmâde olun!

 

>2:43, 2:238, 4:103, 11:114, 14:40, 17:78, 17:110, 19:31, 19:55, 20:130, 20:132, 21:73, 22:78, 25:64, 30:17, 30:18, 39:9, 50:39, 51:17, 51:18, 52:49, 73:2, 73:3, 73:4, 76:16<

 

2:239  Fakat eğer ‘bir tehlikeden’ korkarsanız, o hâlde ‘namazı’ yaya olarak veya binmişken ‘binekte kılın’! Nihayet emniyette olduğunuz zaman da, artık Allâh’ı ‘namazla’ yâd edin! Sizlere öğrettiği gibi biliyor olmadığınız şeyleri ‘nasıl kılacağınızı’.

 

2:240  Ve o kimseler ki, sizlerden vefat ettirilirler. Ve ‘onlar, öncesinden geriye’ bıraktığı eşlere vasiyet etmelidir! Ki, eşleri için geçimlik ‘evinden’ çıkarılmaksızın bir yıla kadardır. Fakat eğer ‘eş, kendiliğinden’ çıkarsa, artık olmaz vebal üzerlerinize, ifa ettikleri şeylerden kendilerince meşru olarak! Ve Allâh, mutlak yüce, eşsiz, benzersizdir; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!

 

2:241  Ve boşanmış kadınların meşru olarak ‘bir geçimlikle’ menfaatlendirilmesi hakkaniyettir ‘günahlardan’ korunanlara!

 

2:242  İşte böyle beyan eder Allâh, sizlere âyetlerini ‘hakikat bilgisini’! Ki, belki akıl yürütürsünüz!

 

2:243  Baksana o kimselere ki, yurtlarından çıktılar ve onların binlercesi ölüm, (salgın) korkusuyla! Bu yüzden dedi ki, onlara Allâh: „ Ölün! “. Sonra da ‘yeniden türeterek’ yaşattı onları.* Şüphesiz ki Allâh, elbette liyakat sahibidir insanlara! Ve lâkin insanların birçoğu şükretmezler.

 

>2:28, 2:243, 4:66<

 

2:244  Ve savaşın yolunda Allâh’ın!* Ve bilin ki Allâh’ın, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet eden; en iyi bilen; olduğunu!

 

>2:190, 2:191, 2:192, 2:193, 2:194, 2:256, 4:90, 4:91, 8:39, 8:58, 8:59, 8:60, 8:61, 9:12, 9:29, 9:36, 9:123, 33:60, 33:61, 60:7, 60:8, 60:9<

 

2:245  Kimdir o kimse ki, borç veren Allâh’a, bir borç ki, iyilikledir. O hâlde, defalarcadır o, ona, defaten çoğaltılarak. Ve Allâh, ‘adaleti gereği rızkı’ daraltır ve yayar, uzatır ‘genişletir’! Ve Zât’ına döndürüleceksiniz!

 

2:246  Baksana İsrâîloğulları seçkinlerine, Mûsâ’nın ardından! Bildiricilerine (peygamber) demişlerdi ki: „ Çıkar bizlere bir hükümdar ki, yolunda Allâh’ın savaşalım! “. ‘Peygamberleri’ dedi ki: „ Olur ki, eğer üzerlerinize yazılır da ‘zorunlu kılınır’ savaş, ya savaşmazsanız? “. Dediler ki: „ Ve olmaz savaşmamamız yolunda Allâh’ın; ve çıkarılmışken yurdumuzdan ve oğullarımızdan ‘uzaklaştırılmışken’! “. Nihayet yazılınca da ‘zorunlu kılınınca’ üzerlerine savaş, dönüp ‘gittiler’, onlardan birazı dışında. Ve Allâh, en iyi bilendir; zalimleri!

 

2:247  Ve dedi ki, onlara bildiricileri (peygamber): „ Muhakkak ki Allâh, çıkardı sizlere Tâlut’u hükümdar olarak! “. Dediler ki: „ Nasıl olur onun hükümdarlığı üzerimize? Ve bizlere haktır ‘münasiptir’ hükümdarlık ki, ondan ‘çok’. Ve ‘ona’ verilmemişken maldan ‘servetten’ bolca! “. ‘Peygamberleri’ dedi ki: „ Muhakkak ki Allâh, seçkin kıldı onu, üzerlerinize ve ona, artırdı bilgide yeğlik ve heybet! “. Ve Allâh, verir saltanatını, hükümdarlığını dilediği ‘rızasına uyan’ kişiye! Ve Allâh, ilmi, kudreti, lütufları geniş, her şeyi kapsayandır; en iyi bilendir!

 

2:248  Ve dedi ki, onlara bildiricileri (peygamber): „ Muhakkak ki onun hükümdarlığının âyeti ‘alâmeti’, bir sandığın (ahit sandığı) sizlere gelmesidir! İçindekiler, sükûnettir Rabbinizden ve arta kalanlardır bıraktığı şeylerden, Mûsâ ailesinin ve Hârûn ailesinin ki, taşırlar onu melekler. “. Muhakkak ki işte bu, elbette âyet ‘alâmettir’ sizlere, eğer ‘samimiyetle’ inananlarsanız!

 

2:249  Böylelikle ayrıldığında Tâlut, ‘mücâdele için’ orduyla, dedi ki: „ Muhakkak ki Allâh, yoklayacak sizleri bir nehir ile.* Öyle ki kim içerse ondan, artık benden değildir! Ve kim doymazsa ona, o hâlde muhakkak ki o, bendendir ki, müstesnadır eliyle bir tutam tutan kişi! “. Fakat onlardan birazı dışında, ondan ‘sudan doya doya’ içtiler. Derken ‘nehri’ geçtiler o ‘Tâlut’ ve beraberindeki inançlı kimseler. (Sudan rahatsızlanıp geride kalanlar) Dediler ki: „ Tâkat yetiremeyeceğiz bugün, Câlut’a ve onun ordusuna! “. Dediler ki, kendilerinin mutlaka Allâh’a kavuşacak olduklarını uman kimseler: „ Nice az birlikler galip geldi ‘sayıca’ çok birliğe ‘karşı’, izniyle Allâh’ın! “. Ve Allâh, beraberdir sabredenlerle!

 

>8:25, 9:126, 21:35, 29:2<

 

2:250  Ve karşısına çıktıklarında Câlut’un ve ordusunun, dediler ki: „ Rabbimiz… Üzerimize sabır yağdır ve sabit kıl ayaklarımızı ‘yolunda’!* Ve bizlere yardım et, inkâr eden topluma karşı! “.

 

>2:250, 3:146, 3:147, 8:11, 16:94, 47:7<

 

2:251  Nihayet onları yenilgiye uğrattılar izniyle Allâh’ın; ve öldürdü Dâvûd, Câlut’u. Ve verdi ona Allâh, hükümdarlık ve idrak ‘yetisi’ ve öğretti ona, dilediği şeylerden. Ve olmasaydı defetmesi Allâh’ın, insanlardan birilerini bir kısmıyla, elbette yeryüzünde bozgun çıkardı. Ve lâkin Allâh, liyakat sahibidir; var olan her şeyin üzerine!

 

2:252  ‘Yâ Muhammed!’, Bunlar, âyetleridir ‘alâmetleridir’ Allâh’ın ki, okuyoruz onu sana, gerçekleriyle! Ve muhakkak ki sen, elbette gönderilmiş ‘elçilerdensin’!

 

2:253  Bunlar, elçiler ki, liyakatli kıldık onların, bazılarını bazılarının üzerine. Onlardan kimine konuştu Allâh ‘vahiyle’;* ve yükseltti onların bazılarını da mertebelerle. Ve verdik Meryem oğlu Îsâ’ya ayan beyan ‘deliller’. Ve destekledik onu, Ruh’ûl Kudüs (Kutsal Ruh; Melek) ile.* Ve eğer dileseydi Allâh, ‘insanı tercihsiz kılmayı’, birbirlerini öldürmezlerdi onların ardından gelen kimseler, onlara ayan beyan ‘deliller’ gelmesinin ardından. Ve lâkin ihtilâf ettiler. Artık onlardan kimileri ‘hakikat bilgisine’ inandı ve onlardan kimileri de inkâr etti. Ve eğer dileseydi Allâh, ‘insanı tercihsiz kılmayı’, birbirlerini öldürmezlerdi. Ve lâkin Allâh, ifa eder murad ettiği şeyi!

 

>2:253, 4:164, 7:62, 7:117, 7:143, 19:9, 21:45, 42:51<

(42:51’den bilindiği gibi, Allâhû Teâlâ’nın, hiçbir insanla konuşması olmamıştır! Kelâmıyla olsa da, yine vahiyledir veya melekler aracılığıyla.)

 

>5:110, 16:2, 16:102, 42:51<

 

2:254  Ey ‘samimiyetle’ inanan kimseler! ‘Allâhû Teâlâ’nın rızası için’ bağış yapın, rızıklandırdığımız şeylerden sizleri! ‘Öyle bir’ gün gelmeden önce ki, onda alış-veriş olmaz ve dostluk ve şefaat.* Ve ‘hakikat bilgisini’ örtenler, onlar zalimlerdir.

 

>19:87, 21:28, 39:43, 39:44, 53:26, 78:38<

 

2:255  Allâh ki, ilâh olamaz O’ndan başka! Ki, evvelî ve ebedî diridir! Var olan her şeyin kaynağı, dayanağıdır! Olmaz dalgınlık ve ne de uyku O’na! Zât’ının dır, ne varsa göklerde ve ne varsa yerde! Kimdir o kimse ki, şefaat eden huzurunda,* O’nun izni olmaksızın? Ki bilir, onların ‘yarattıklarının’, önlerindekileri ve arkalarındakileri (geçmiş ve geleceklerini)!* Ve kavrayamazlar bir şeyi ilminden ki, müstesnadır dilediği şey. Kapsamıştır O’nun kürsüsü gökleri ve yeri! Ve ağır gelmez O’na, muhafaza etmek onları. O’dur, üstün, kudretli, ulvi; ihtişamlı, ölçüsüz büyük!

 

>19:87, 21:28, 39:43, 39:44, 53:26, 78:38<

 

>6:61, 13:11, 17:13, 17:71, 18:49, 21:28, 43:80, 50:17, 50:18, 69:19, 69:25, 82:10, 82:11, 82:12, 84:7, 84:8, 86:4<

 

2:256  Dînde zorlama olmaz! ‘Ayrılıp’ belli olmuştur olgunluk, bozulumdan.* Artık kim, tâğut’u (Allâhû Teâlâ’yı hiddetlendirenler), inkâr eder ve ‘samimiyetle’ inanır Allâh’a, o hâlde o, kopmaz sağlam bir kulpa tutunmuş olur.* Ve Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir; en iyi bilendir!

 

>2:256, 4:170, 6:104, 7:146, 10:108, 11:120, 17:107, 18:29, 39:41, 90:10<

 

>2:256, 5:16, 7:178, 13:27, 16:9, 18:29, 31:22, 39:41, 57:20, 64:11<

 

2:257  Allâh, himayecisidir o kimselerin ki, ‘samimiyetle’ inananlardır. Çıkarır onları, karanlıklardan ‘İlâhî esaslar bilgisizliğinden’ aydınlığa ‘İlâhî esasları görmeye’! Ve o kimseler ki, ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlardır; himayecileri tâğut’tur (Allâhû Teâlâ’yı hiddetlendirenler), çıkarırlar onları, aydınlıktan karanlıklara.* İşte onlar, ateş ‘cehennem’ sahabeleridir; onlar, orada sonsuza ‘dek’ kalıcılardır.

 

>2:257, 6:122, 24:40<

 

2:258  Baksana o kimseye ki, tartıştı İbrâhîm’le Rabbi hakkında! Ki, ona verdiği saltanat, hükümdarlıkla ‘büyüklenerek’ Allâh’ın! Demişti ki, İbrâhîm: „ Rabbim… Zât’ı, yaşatır ve öldürür! “. ‘Hükümdar’ dedi ki: „ Ben de yaşatırım ve öldürürüm! “. Dedi ki, İbrâhîm: „ O hâlde muhakkak ki Allâh, getirir güneşi doğudan, haydi sen de onu batıdan getir! “. Fakat şaşakaldı inkâr eden kişi. Ve Allâh, ‘inkâra şartlandıkları için’ yönlendirmez zalimler toplumunu!*

 

>3:108, 6:104, 7:101, 8:22, 8:23, 22:46, 40:35, 64:11<

 

2:259  Veya o kimse ki, uğradı bir şehre ki ve o ‘evlerin’ çatılarının, duvarları üzerine yıkılmış ‘görünce’ dedi ki: „ Nasıl canlandırır ki Allâh bu ‘şehri’, onun ölümünden sonra? “. Bunun üzerine Allâh, öldürdü onu yüz yıl, sonra çıkardı onu. ‘Sonra da ona, vahiyle’ dedi ki: „ Nice kaldın? “.* Dedi ki: „ Bir gün veya günün bir kısmı kadar! “. „ Yok! “ dedi.: „ Yüz yıl kaldın! Haydi bak yiyecek ve içeceğine, bozulmadı. Ve bak merkebine. Ve ‘bu’ seni kılmamız içindir insanlara bir âyet ‘alâmet’! Ve bak kemiklere, nasıl inşa ediyoruz onu, sonra giydiriyoruz ona et! “. Artık ona belli olunca, dedi ki: „ Biliyorum ki, Allâh’ın, her şey üzerinde irade ettiğini, icraya kudretli olduğunu! “.

 

>2:253, 4:164, 7:62, 7:117, 7:143, 19:9, 21:45, 42:51<

(42:51’den bilindiği gibi, Allâhû Teâlâ’nın, hiçbir insanla konuşması olmamıştır! Kelâmıyla olsa da, yine vahiyledir veya melekler aracılığıyla.)

 

2:260  Ve demişti ki, İbrâhîm: „ Rabbim… Göster bana, ölüleri nasıl canlandırıyorsun! “. ‘Allâhû Teâlâ, vahiyle’ dedi ki*: „ Ve inanmıyor musun? “. ‘İbrâhîm aleyhisselâm’: „ Yok ‘inanıyorum’! “ dedi.: „ Ve lâkin ‘fiilen görüp’ kanaati için kalbimin. “. ‘Allâhû Teâlâ, vahiyle’ dedi ki: „ O hâlde al kuşlardan dört ‘cins’, böylelikle alıştır kendine, sonra kıl ‘koy’, üzerine her dağın ‘tepenin’ onlardan bir kısmını, sonra da onları çağır. Sana süratle gelirler (çağrıldığınızda, sizler de bunun gibi gelirsiniz)!* Ve bil ki, Allâh’ın, mutlak yüce, eşsiz, benzersiz; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmeden; olduğunu! “.

 

>2:253, 4:164, 7:62, 7:117, 7:143, 19:9, 21:45, 42:51<

(42:51’den bilindiği gibi, Allâhû Teâlâ’nın, hiçbir insanla konuşması olmamıştır! Kelâmıyla olsa da, yine vahiyledir veya melekler aracılığıyla.)

 

2:261  Emsali, ‘gönülden’ bağış yapan kimselerin, mallarını, yolunda Allâh’ın; ‘şu’ misal gibidir: Bir dâne ki, yetişir yedi başaklar, her bir başakta da yüz dâne. Ve Allâh, defalarca ‘bereketlendirir’ dilediği ‘rızasına uyan’ kişi için! Ve Allâh, ilmi, kudreti, lütufları geniş, her şeyi kapsayandır; en iyi bilendir!

 

2:262  O kimseler ki, bağış yaparlar mallarını yolunda Allâh’ın; sonra peşinden bağışladıkları şeyi ‘ne’ minnete ‘borçlu bırakıp’ ve ne de eziyetle ‘gönül inciterek verirler’ onlara ‘ihtiyaç sahiplerine’; ki, onlara ecirleri, Rablerinin katındadır! Ve korku yoktur onlara ve ne de hüzünlenirler!

 

2:263  Makul bir söz ve bağışlamak, en hayırlısıdır bir sadakadan ki, peşinden ‘gelen, ihtiyaç sahibinin gönlünü inciten’ eziyetten.* Ve Allâh, hiçbir şeye muhtaç olmayan, müstağnidir; hemen cezalandırmayan, ılımlı davranandır!

 

>17:28<

 

2:264  Ey ‘samimiyetle’ inanan kimseler! Geçersizleştirmeyin sadakalarınızı, minnete ‘borçlu bırakıp’ ve eziyetle ‘gönül inciterek’, o kimseler gibi ki, bağış yapar malını insanlara gösteriş ‘için’! Ve ‘samimiyetle’ inanmaz Allâh’a ve âhir ‘son’ güne!* Artık onun emsali ‘şu’ misal gibidir: Sert bir kaya ki üzerinde toprak, öyle ki, ona isabet etti de bolca bir yağmur, böylelikle ‘toprak gider, tekrar’ onu bırakır cavlak kaya ‘hâlinde’. Erkli değillerdir bir şey üzerinde, kazandıkları şeylerden ‘elde etmeye’.* Ve Allâh, ‘razı olduğu yola’ yönlendirmez inkârcılar toplumunu!*

 

>2:6, 6:12, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 8:55, 10:39, 10:40, 10:97, 17:10, 26:201, 26:202, 26:203<

 

>2:264, 3:117, 14:18, 18:104, 18:105, 24:39, 25:23<

 

>8:18, 8:19, 12:52, 16:107<

 

2:265  Ve emsali, ‘gönülden’ bağış yapan kimselerin, mallarını, amaçlayarak hoşnutluğunu Allâh’ın ve benliklerinde sabitleyerek, ‘şu’ misal gibidir: Bir tepede bahçe ki, ona bolca bir yağmur isabet etti de, böylelikle verdi yemişlerini iki kat. Öyle ki, bolca bir yağmur isabet etmese de ona, öyle ki, çiselese bile. Ve Allâh, gayret ettiğiniz şeyleri her hâliyle görendir!

 

2:266  Arzular mı ki, sizlerden biriniz, olmasını onun bir bahçesi, hurmalıktan ve üzümlerden ki, akar onun altından nehirler ki, oranın vardır içinde, her mahsullerden; ve ona, yaşlılık isabet etti ve onun zayıf soyu ‘âciz evlâtları varken’. Bu yüzden ona ‘bahçeye’, ateşli ‘şimşekli’ bir kasırga isabet etti de, öylece onu yaktı.* İşte böyle beyan eder Allâh, sizlere âyetleri ‘hakikat bilgisini’! Ki, belki inceden inceye düşünürsünüz!

 

>2:266, 17:92, 18:40, 18:41, 18:42, 34:9<

 

2:267  Ey ‘samimiyetle’ inanan kimseler! ‘Allâhû Teâlâ’nın rızası için’ bağış yapın kazandığınız şeylerin temizlerinden ve çıkardığımız şeylerden ‘mahsullerden’ sizlere, yerden! Ve niyetlenmeyin onun kötüsünden bağış yapmaya! Ve değilseniz gözü kapalı ki, onun alıcısı olmaksızın. Ve bilin ki Allâh’ın, hiçbir şeye muhtaç olmayan, müstağni; yüceltilmeye, övgüye lâyık; olduğunu!

 

2:268  Şeytan, fakirlik vadeder sizlere (bu yüzden bağışa engel olur, sevabı önler) ve emreder sizlere müstehcenliği (kolay kazanca, kötü arzuların esiri olmaya ve günaha teşvik eder)!* Ve Allâh, vadediyor sizlere bağışlanma ve liyakat Kendisinden! Ve Allâh, ilmi, kudreti, lütufları geniş, her şeyi kapsayandır; en iyi bilendir!

 

>2:208, 2:268, 4:120, 5:91, 6:121, 8:48, 14:22, 16:99, 17:62, 17:63, 17:64, 17:65, 24:21, 35:6<

 

2:269  ‘Allâhû Teâlâ’, verir idrak ‘yetisini’ dilediği ‘rızasına uyan’ kişiye. Ve kime verilirse idrak ‘yetisi’, o hâlde ‘ona’ verilmiş olur çok hayır. Ve yâd etmez aklı ve gönlü işleyen, derin kavrayış sahiplerinden başkası.*

 

>7:52, 7:185, 10:101, 18:109, 23:71, 27:93, 31:27, 41:53, 51:20, 51:21, 51:22, 51:23<

 

2:270  Ve ‘Allâhû Teâlâ’nın rızası için’ ne bağış yaptıysanız nafakadan, veya ne adaysanız bir adaktan, o hâlde şüphesiz ki Allâh, bilir onu! Ve yoktur zalimlere yardımcıları!

 

2:271  Eğer açıklasanız sadakaları, işte o ne güzeldir. Ve eğer saklar da onu ‘sadakaları’ ve onu ‘böyle’ verirseniz fakirlere, o hâlde o, en hayırlısıdır sizlere! Ve ‘Allâhû Teâlâ’ örter sizlerden kötülüklerinizden ‘günahlarınızdan bir kısmını’. Ve Allâh, gayret ettiğiniz şeylerden haberdar, üstün bilgi sahibidir!

 

2:272  ‘Yâ Muhammed!’, Değildir üzerine, onların ‘insanların’ yönlendirilmeleri! Ve lâkin Allâh, yönlendirir dilediği ‘rızasına uyan’ kişiyi.* Ve ‘Allâhû Teâlâ’nın rızası için’ bağış yaptığınız şey, hayırdan, ancak kendi benliğiniz içindir. Ve bağış yaptığınız şey, gaye edinmekten başka ‘bir şey’ değildir, Allâh’ın yüzünü ‘Zât’ını, rızasını’. Ve ‘rızası için’ ne bağış yaparsanız hayırdan, ‘olanca’ vefa edilir sizlere! Ve sizler ‘âhirette’ zulmedilmezsiniz!*

 

>2:256, 5:16, 7:178, 13:27, 16:9, 18:29, 31:22, 39:41, 57:20, 64:11<

 

>7:8, 7:9, 23:102, 23:103, 99:7, 99:8, 101:6, 101:7, 101:8, 101:9<

 

2:273  ‘Sadakalarınız’, fakirler içindir ki, adadılar kendilerini yolunda Allâh’ın! Ki, mecal edemezler yeryüzünde ‘dilenerek kapıları’ vurmaya. Sanır onları, cahil ‘düşüncesiz olan’ zengin ki, ‘bu onların’ edeplerindendir. ‘Yâ Muhammed!’, Onları tanırsın ‘mizaçlarının oluşturduğu’ görünümlerinden, sual etmezler insanlardan ısrarla! Ve ‘rızası için’ ne bağış yaparsanız hayırdan, o hâlde şüphesiz ki Allâh, onu en iyi bilendir!

 

2:274  O kimseler ki, ‘Allâhû Teâlâ’nın rızası için’ bağış yaparlar mallarını gece ve gündüz, sırlarda ve aşikâr! Artık onlara ecirleri, Rablerinin katındadır! Ve korku yoktur onlara ve ne de hüzünlenirler!

 

2:275  O kimseler ki, yedikleri kâr payı ‘sebebiyle, kıyâmet sonrası âhirette’ kalkmazlar ki o, şeytan dokunuşu debelenmesi gibi kalkıyor olmaksızın*. İşte bu, onların demeleri sebebiyledir, ki: „ Alış-veriş de sadece kâr payına benzer! “. ‘Oysa ki’ Allâh, alış-verişi ve helâl ‘caiz’ ve kâr payını haram ‘caiz olmaz’ kıldı! Öyleyse, Rabbinden ona, nasihat gelen kimse, artık ‘kâr payı almayı’ sonlandırırlarsa, o hâlde geçmişte olan şey onundur ve onun işi ‘hükmü’ Allâh’adır ‘kalmıştır’! Ve kim geri dönerse, o hâlde işte onlar, ateş ‘cehennem’ sahabeleridir; onlar, orada sonsuza ‘dek’ kalıcılardır.

 

>2:275, 14:41, 40:51, 83:6<

 

2:276  Allâh, imha eder kâr payını ‘bereketsiz kılar’ ve çoğaltır sadakaları ‘bereketlendirir’. Ve Allâh, sevmez günahkâr inkâr edenlerin tümünü!

 

2:277  Muhakkak o kimseler ki, ‘samimiyetle’ inananlardır ve gayretleri erdemlidir; ve uyguladılar ‘titizlikle, gereğince’ ibadeti ‘namazı’* ve verdiler zekâtı ki, onlara ecirleri, Rablerinin katındadır! Ve korku yoktur onlara ve ne de hüzünlenirler!

 

>2:43, 2:238, 4:103, 11:114, 14:40, 17:78, 17:110, 19:31, 19:55, 20:130, 20:132, 21:73, 22:78, 25:64, 30:17, 30:18, 39:9, 50:39, 51:17, 51:18, 52:49, 73:2, 73:3, 73:4, 76:16<

 

2:278  Ey inanan kimseler! Korunun ‘karşı gelmekten’ Allâh’a! Ve bırakın ‘henüz alınmayan’ kâr payından arta kalan şeyi eğer ‘samimiyetle’ inananlarsanız!

 

2:279  Buna rağmen eğer uygulamazsanız, öyleyse bilin ki, harp ‘ilan olundu’ Allâh’tan ve elçisinden!* Ve eğer tövbe ederseniz, o hâlde mallarınızın esasları ‘sermayeniz’ sizlerindir! ‘Dünyada’ zulmetmezsiniz ve ‘âhirette de’ zulmedilmezsiniz!*

 

>3:179, 4:13, 4:14, 4:69, 8:13, 8:29, 9:63, 24:47, 33:36, 58:5, 58:20<

 

>7:8, 7:9, 23:102, 23:103, 99:7, 99:8, 101:6, 101:7, 101:8, 101:9<

 

2:280  Ve eğer ‘borçlu’ zorluk sahibi de ‘ödeyemiyorsa’, o hâlde kolaylaşıncaya kadar gözleyin ‘süre verin’! Ve ‘borcunu’ sadaka etmeniz en hayırlısıdır sizlere ki, bir bilmiş olsanız!

 

2:281  Ve korunun o günden ‘kıyâmet sonrası âhiretten’* ki, döndürüleceksiniz onda, Allâh’a! Sonra ‘olanca’ vefa edilir her benliğe, kazandığı şeyler. Ve onlar ‘âhirette’ zulmedilmezler.*

 

>1:3, 7:8, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 20:108, 24:25, 75:30<

 

>7:8, 7:9, 23:102, 23:103, 99:7, 99:8, 101:6, 101:7, 101:8, 101:9<

 

2:282  Ey ‘samimiyetle’ inanan kimseler! Birbirinize borçlandığınız zaman bir borcu, adlandırılmış ‘bir’ vadeye, hemen yazın onu! Ve yazsın sizlerden bir yazıcı adaletle.* Ve kaçınmasın yazıcı, yazmaktan ki, öğrettiği gibi ona, Allâh’ın; öylece yazsın. Ve kurallara göre yazdırsın, üzerinde hak ‘olan borçlu da’. Ve korunsun ‘karşı gelmekten’ Allâh’a ki, Rabbidir; ve eksiltmesin ondan ‘borçtan’ bir şey! Ancak eğer o, üzerinde hak olan kimse ‘borçlu’, akıl erdirmekten yoksun veya zayıf ‘âciz’ veya yazdırmaya mecal edemiyorsa, o, öyleyse yazdırtsın himayecisine adaletle. Ve şahitler edinin erkeklerinizden, iki şahidi! Fakat eğer bulunamıyorsa iki erkek, o hâlde hoşnut olacağınız bir erkek ve iki hatun şahitlerden ‘de olur’. Ki, onlardan biri şaşırırsa, o hâlde diğeri onlardan birine hatırlatır. Ve kaçınmasın şahitleri, davet edildikleri zaman. Ve usanmayın onu yazmaktan ‘borç olsa da’ küçük veya büyük, vadesi ‘ne olursa’! İşte bu, katında Allâh’ın, daha hakkaniyetli ve şahitlik için daha sağlamdır ve daha yakın ‘bir çaredir’ şüphe etmemeniz için. Müstesnadır bir ticarette olmanız, devretmeye hazır, aranızda. Ki, artık değildir üzerlerinize vebal, onu yazmamanızda! Ve şahitler edinin alım-satım yaptığınız zaman! Ve mağduriyet verilmesin yazıcıya ve şahitlere! Ve eğer ifa ederseniz, o hâlde mutlaka o, fesat ‘çıkarmaktır’. Ve korunun ‘karşı gelmekten’ Allâh’a! Ve Allâh, sizlere öğretiyor. Ve Allâh, her şeyi en iyi bilendir!

 

>2:282, 4:58, 16:76, 16:90, 49:9<

 

2:283  Ve eğer yolculuktaysanız ve bulamadıysanız bir yazıcı, o hâlde teslim alınmış rehinler ‘yeter’! Artık emin olduğunuzda ‘rehinsiz itimata’ birbirinizden, o hâlde itimat edilen kişi onun emanetini ödesin! Ve korunsun ‘karşı gelmekten’ Allâh’a ki, Rabbidir! Ve ‘sır olarak’ gizlemeyin şahitliği! Ve kim onu ‘sır olarak’ gizlerse, o hâlde mutlaka o, günahkâr kalplidir. Ve Allâh, gayret ettiğiniz şeyleri en iyi bilendir!

 

2:284  Allâh’ındır, ne varsa göklerde ve ne varsa yerde! Ve eğer açıklasanız da nefsinizdekini veya saklasanız da onu, sizleri hesaba çeker Allâh onunla.* Artık bağışlar dilediği ‘rızasına uyan’ kişiyi* ve azap eder dilediği ‘müstahik’ kişiye de!* Ve Allâh, her şey üzerinde irade ettiğini, icraya kudretlidir!

 

>2:225, 2:284, 5:89, 33:5, 66:2<

 

>2:256, 5:16, 7:178, 13:27, 16:9, 18:29, 31:22, 39:41, 57:20, 64:11<

 

>4:48, 6:88, 7:146, 8:23, 8:51, 9:80, 16:107, 16:108, 40:12, 47:28<

 

2:285  ‘Samimiyetle’ inandı elçi, ona indirilen şeye (Kur’ân-ı Kerîm) Rabbinden; ve inananların da hepsi ‘samimiyetle’ inandılar; Allâh’a ve meleklerine ve ‘diğer mukaddes’ kitaplarına ve elçilerine. ‘Samimiyetle inananlar, dualarında derler ki’: „ Ayırmayız ‘hiç’ birini elçilerinden! “. Ve ‘yine’ derler ki: „ İşittik ve itaat ettik!* Rabbimiz… Senin bağışlamanı ‘dileriz’! Ve Sana’dır varış! “.

 

>3:179, 4:13, 4:14, 4:69, 8:13, 8:29, 9:63, 24:47, 33:36, 58:5, 58:20<

 

2:286  Yükümlü tutmaz Allâh, ‘hiçbir’ canı yetisinin dışında! Onundur kazandığı şeyler ve aleyhinedir kazandığı şeyler ‘cezalar da; derler ki’: „ Rabbimiz… Sorumlu tutma bizleri, eğer unuttuysak veya hata yaptıysak! Rabbimiz… Ve taşıtma üzerimizde güçlük ki, taşıttığın gibi onu üzerlerinde, bizlerden önceki kimselerin! Rabbimiz… Ve taşıttırma bizlere ki ona, tâkat yetiremeyeceğimiz şeyi! Ve affet bizleri ve bağışla bizleri; ve bahşet, merhametle esirge bizleri! Sen sahibimiz, koruyucumuzsun! Artık yardım et, bizlere inkârcı topluma karşı! “.