„ Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm! Bismillâhirrahmânirrahîm! “.
„ Sığınırım Allâh’a, şeytanın (âsilerin) ‘şerrinden’ ki, recmedilmiş (merhametinden uzaklaştırılmıştır)!*
>7:200, 15:34, 16:98<
Allâh adına… Ki, sonsuz şefkatle merhamet edendir; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir! “.*
>33:43<
43:1 Hâ mim.
Hâ, Mîm…*
Kur’ân’ın şifresi, anahtarı Hurûf-ı Mukattaa: – https://ikra.vision
43:2 Vel kitâbil mubîn.
Ve apaçık ‘İlâhî esasları açıklayan’ Kitaba (Levh-i Mahfûz; Allâh’ın ilminin, saklanmış ve korunmuş kayıt levhası)* yeminle ki…
>6:59, 10:61, 11:6, 13:39, 15:1, 18:27, 20:52, 27:1, 27:75, 34:3, 35:11, 36:12, 43:4, 50:4, 57:21, 85:21, 85:22<
43:3 İnnâ cealnâhu kur’ânen arabiyyen leallekum ta’kılûn (ta’kılûne).
Muhakkak kıldık onu ki,* Kur’ân Arapçadır!** Ki, belki akıl yürütürsünüz!
>2:2, 7:52, 10:38, 10:57, 16:102, 17:82, 17:106, 26:192, 26:193, 26:194, 26:195, 36:69<
>14:4, 16:103, 19:97, 46:12<
43:4 Ve innehu fî ummil kitâbi ledeynâ le alîyyun hakîm (hakîmun).
Ve muhakkak ki o, yanımızdaki ana Kitaptadır (Levh-i Mahfûz; Allâh’ın ilminin, saklanmış ve korunmuş kayıt levhası).* Ki, elbette üstün, kudretli, ulvi; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!
>6:59, 10:61, 11:6, 13:39, 15:1, 18:27, 20:52, 27:1, 27:75, 34:3, 35:11, 36:12, 43:4, 50:4, 57:21, 85:21, 85:22<
43:5 E fe nadribu ankumuz zikre safhan en kuntum kavmen musrifîn (musrifîne).
Vurgulamaktan vaz mı geçelim sizlerden, Zikri (Kur’ân-ı Kerîm)?* Ki, israf ‘aşırılık’ eden bir toplum olmanıza rağmen!
>2:2, 7:52, 10:38, 10:57, 16:102, 17:82, 17:106, 26:192, 26:193, 26:194, 26:195, 36:69<
>7:94, 7:95, 11:117, 12:109, 14:4, 15:4, 17:58, 23:76, 26:208<
43:6 Ve kem erselnâ min nebîyin fîl evvelîn (evvelîne).
Ve nicelerini gönderdik bildiricilerden (peygamber) evvelkilerin içine.
43:7 Ve mâ ye’tîhim min nebîyin illâ kânû bihî yestehziûn (yestehziûne).
Ve gelmez ki, onlara ‘hakikati örtmeye şartlanmışlara hiçbir’ bildiricilerden (peygamber) ki, onunla alay etmiş olmasınlar.*
>2:15, 6:5, 6:10, 7:101, 10:11, 13:32, 14:42<
43:8 Fe ehleknâ eşedde minhum batşen ve medâ meselul evvelîn (evvelîne).
Böylelikle yok ettik ‘uyarılan inkârcıları’.* Ki, daha şiddetliydiler onlardan, kıskıvrak kuşatmada. Ve geçip gittiler evvelkilerin emsali.
>7:94, 7:95, 11:117, 12:109, 14:4, 15:4, 17:58, 23:76, 26:208<
43:9 Ve le in seeltehum men halakas semâvâti vel arda le yekûlunne halakahunnel azîzul alîm (alîmu).
Ve elbette eğer sorsan onlara ki: „ Kim ‘oluşumu yapılandırılarak’ yarattı, gökleri ve yeri?! “.* Elbette derler ki: „ ‘Oluşumu yapılandırılarak’ yaratan onları, mutlak yüce, eşsiz, benzersiz; en iyi bilendir! “.*
>3:191, 30:8, 38:27, 44:38, 44:39, 45:22, 51:56, 75:36<
>1:1, 6:1, 6:73, 7:54, 16:60, 17:111, 18:1, 30:27, 34:1, 35:1, 36:81, 46:33<
43:10 Ellezî ceale lekumul arda mehden ve ceale lekum fîhâ subulen leallekum tehtedûn (tehtedûne).
Zât’ı, var etti sizlere yeryüzünü beşik; ve var etti sizlere oradaki yolları. Ki, belki ‘Allâh’ın razı olduğu yola’ yönlenirsiniz!
43:11 Vellezî nezzele mines semâi mâen bi kader (kaderin), fe enşernâ bihî beldeten meyten, kezâlike tuhrecûn (tuhrecûne).
Ve Zât’ı indirdi gökten su; ki, takdir ‘miktarınca’.* Böylelikle yayım yaptık onunla ölü beldeye. Ki ‘sizlerde’, işte böyle ‘diriltilip’ çıkarılırsınız! “.*
>13:8, 35:11, 41:47, 43:11, 54:49, 55:7<
>20:55, 22:6, 30:19, 35:9, 43:11, 50:11, 50:42, 70:41, 71:18<
43:12 Vellezî halakal ezvâce kullehâ ve ceale lekum minel fulki vel enâmi mâ terkebûn (terkebûne).
Ve Zât’ı, ‘oluşumu yapılandırılarak’ yarattı, çifter çifter her birini onun (yerin yetiştirdiği şeylerin). Ve kıldı sizlere gemilerden ve davarları binekler…**
>16:8, 17:70, 36:41, 36:42, 43:12<
Binek araçları: – https://ikra.vision
43:13 Li testevû alâ zuhûrihî summe tezkurû ni’mete rabbikum izesteveytum aleyhi, ve tekûlû subhânellezî sehhare lenâ hâzâ ve mâ kunnâ lehu mukrinîn (mukrinîne).
Ki teşrif etmeniz için sırtlarına. Sonra da yâd edin lütfunu Rabbinizin teşrif ettiğiniz zaman onlara ve deyin ki: „ Noksanlık, kusur, âcizlikten ötedir Zât’ı!* Ki, riayet ettirdi (kullanılabilir kıldı) bize bunu! Ve değildik ona güç yetirenler!
>3:83, 13:15, 16:48, 16:49, 17:44, 17:107, 22:18, 32:15, 41:37, 53:62<
43:14 Ve innâ ilâ rabbinâ le munkalibûn (munkalibûne).
Ve doğrusu bizler, Rabbimize mutlaka geri dönecek olanlarız! “.
43:15 Ve cealû lehu min ibâdihî cuz’â (cuz’en), innel insâne le kefûrun mubîn (mubînun).
Ve ‘hakikati örtmeye şartlanmışlar, ortak’ kıldılar O’na, kullarından bir kısmını. Muhakkak ki insan, ‘Rabbine karşı’ elbette apaçık nankörleşir!**
>7:189, 10:12, 10:22, 10:23, 13:14, 16:53, 16:54, 30:33, 40:50, 41:49, 41:50, 41:51 67:9<
>17:11, 17:67, 17:100, 18:54, 25:55<
43:16 Emittehaze mimmâ yahluku benâtin ve asfâkum bil benîn (benîne).
Yoksa edindi mi, ‘oluşumu yapılandırılarak’ yarattıklarından (meleklerden), kız çocukları?* Ve sizlere, oğulları mı ayırdı?
>6:100, 16:57, 16:58, 16:59, 43:16, 43:17, 81:8, 81:9<
43:17 Ve izâ buşşire ehaduhum bimâ darabe lir rahmâni meselen zalle vechuhu musvedden ve huve kezîm (kezîmun).
Ve müjdelendiği zaman onlardan ‘kız erkek ayrımı yapanlardan’ birisi, emsali ile, sonsuz şefkatle merhamet edene vurguladığı bir şeyi (kız çocuk) gölgelenen yüzünü ‘saklar’ ki, karartı (yüz karası sayar). Ve o, içlenir…*
>6:100, 16:57, 16:58, 16:59, 43:16, 43:17, 81:8, 81:9<
43:18 E ve men yuneşşeu fîl hılyeti ve huve fîl hısâmi gayru mubîn (mubînin).
Ve ‘der ki’: „ Takılar için inşa edilen kimseyi mi ‘tutayım’? Ve o, apaçık husumet ‘beslemekten’ gayrı! “.
43:19 Ve cealûl melâiketellezîne hum ibâdur rahmâni inâsâ (inâsen), e şehidû halkahum, setuktebu şehâdetuhum ve yus’elûn (yus’elûne).
Ve ‘hakikati örtmeye şartlanmışlar’, kıldılar onları dişiler ki o melekler, onlar da kullarıdır sonsuz şefkatle merhamet edenin.* Şahitler miydiler, yaratılışına da onların? Yazılacak onların ‘bu’ şahitlikleri ve ‘kıyâmet günü’ sorgulanırlar.*
>4:117, 34:40, 37:149, 37:150, 43:19, 52:39<
>2:166, 3:151, 4:117, 6:100, 10:18, 18:52, 23:117, 35:14, 39:3, 42:21, 46:5<
43:20 Ve kâlû lev şâer rahmânu mâ abednâhum, mâ lehum bi zâlike min ilmin in hum illâ yahrusûn (yahrusûne).
Ve ‘hakikati örtmeye şartlanmışlar’ dediler ki: „ Şayet dileseydi sonsuz şefkatle merhamet eden, ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk etmezdik onlara (kutsallaştırılan zât’a, puta)! “.* Yoktur onların, hakkında bir bilgileri ki, onlar ancak ‘gelişigüzel’ serpiştirirler.
>2:166, 3:151, 4:117, 6:100, 10:18, 18:52, 23:117, 35:14, 39:3, 42:21, 46:5<
43:21 Em âteynâhum kitâben min kablihî fe hum bihî mustemsikûn (mustemsikûne).
Yoksa verdik onlara bir kitap ta ondan önce, öyle ki onlar, ona mı tutunurlar!?*
>7:71, 10:68, 12:40, 18:15, 30:35, 34:44, 35:40, 37:156, 37:157, 43:21<
43:22 Bel kâlû innâ vecednâ âbâenâ alâ ummetin ve innâ alâ âsârihim muhtedûn (muhtedûne).
Yok… Dediler; ki: „ Doğrusu bizler, atalarımızın üzerinde bulduğu ümmetin ve muhakkak biz de izleri üzerinde, yönlendirmişleriz!*
>2:170, 6:148, 14:10, 16:35, 19:38, 36:6, 37:69, 37:70, 37:71, 37:175, 43:22, 43:23, 98:5<
43:23 Ve kezâlike mâ erselnâ min kablike fî karyetin min nezîrin illâ kâle mutrefûhâ innâ vecednâ âbâenâ alâ ummetin ve innâ alâ âsârihim muktedûn (muktedûne).
Ve işte böyle, göndermedik ‘nice elçileri’ senden önce de, bir memlekete ‘hiçbir kıyâmetle’ uyaranlardan ki,* olmaksızın onun refahta olanlarının demesi: „ Doğrusu bizler, atalarımızın üzerinde bulduğu ümmetin ve muhakkak biz de izleri üzerinde, tâbi olmuşlarız! “.*
>2:38, 6:130, 6:131, 14:4, 16:36,, 28:46, 32:3, 34:44, 35:24, 35:25, 36:6, 46:3, 62:2<
>2:170, 6:148, 14:10, 16:35, 19:38, 36:6, 37:69, 37:70, 37:71, 37:175, 43:22, 43:23, 98:5<
43:24 Kâle e ve lev ci’tukum bi ehdâ mimmâ vecedtum aleyhi âbâekum, kâlû innâ bimâ ursıltum bihî kâfirûn (kâfirûne).
‘Elçileri’ dedi ki: „ Ve şayet getirsem de mi sizlere, atalarınızı üzerinde bulduğunuz şeyden daha da yönlendirilmişlik?! “.*‘Onlar da’ dediler ki: „ Mutlaka bizler, inkâr edenleriz onunla gönderildiğiniz şeyi (hakikat bilgisini)! “.*
>6:157, 14:21, 28:49, 32:12, 34:31, 34:32, 34:33, 43:24<
>6:123, 17:16, 25:30, 34:34, 43:23<
43:25 Fentekamnâ minhum fanzur keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn (mukezzibîne).
Bunun üzerine intikam aldık onlardan. Haydi bak, nasıl oldu âkıbeti ‘hakikat bilgisini’ yalanlayanların!*
>7:94, 7:95, 11:117, 12:109, 14:4, 15:4, 17:58, 23:76, 26:208<
43:26 Ve iz kâle ibrâhîmu li ebîhi ve kavmihî innenî berâun mimmâ ta’budûn (ta’budûne).
Ve demişti ki İbrâhîm, babası ve halkına: „ Muhakkak ki ben, alâkasızım ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk ettiğiniz şeylerden (kutsallaştırılan zât’tan, puttan)!*
>2:166, 3:151, 4:117, 6:100, 10:18, 18:52, 23:117, 35:14, 39:3, 42:21, 46:5<
43:27 İllellezî fataranî fe innehu seyehdîn (seyehdîni).
Ki, müstesnadır Fâtîr’ım!* O hâlde şüphesiz ki O, yönlendirecektir beni! “.*
(Yokluktan dâhili cevher yaratılması, bunun yarılma ile meydana gelmesi, açığa çıkarılması)
>2:256, 5:16, 5:48, 7:178, 9:126, 16:9, 18:29, 31:22, 39:41, 64:11<
43:28 Ve cealehâ kelimeten bâkıyeten fî akıbihî leallehum yerciûn (yerciûne).
Ve kıldı onu bâki kelâm, peşi sıra gelenlere. Ki, belki rücu ederler!
43:29 Bel metta’tu hâulâi ve âbâehum hattâ câehumul hakku ve resûlun mubîn (mubînun).
Ki, menfaatlendirdim şunları ve atalarını da;* ta ki, gelinceye kadar onlara hakikat (İlâhî esaslar) ve bir elçi, apaçık…*
>2:170, 6:148, 14:10, 16:35, 19:38, 36:6, 37:69, 37:70, 37:71, 37:175, 43:22, 43:23, 98:5<
>4:174, 5:15, 6:104, 6:149, 6:157, 10:76, 43:29, 44:13<
43:30 Ve lemmâ câehumul hakku kâlû hâzâ sihrun ve innâ bihî kâfirûn (kâfirûne).
Ve geldiğinde onlara, hakikat (İlâhî esaslar), dediler ki: „ Bu apaçık sihir ‘dalaveredir’!* Doğrusu bizler, inkâr edenleriz, o şeyi! “.*
>6:123, 17:16, 25:30, 34:34, 43:23<
>2:6, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 10:96, 10:97, 14:11, 23:71, 45:32, 50:5<
43:31 Ve kâlû lev lâ nuzzile hâzel kur’ânu alâ raculin minel karyeteyni azîm (azîmin).
Ve ‘hakikati örtmeye şartlanmışlar’ dediler ki: „ Olmaz mıydı indirilse bu Kur’ân, iki memleketten ‘birinin beyliğine’, büyük bir adama?! “.
43:32 E hum yaksimûne rahmete rabbik (rabbike), nahnu kasemnâ beynehum maîşetehum fîl hayâtid dunyâ ve refa’nâ ba’dahum fevka ba’dın derecâtin li yettehıze ba’duhum ba’dan suhriyyâ (suhriyyen), ve rahmetu rabbike hayrun mimmâ yecmaûn (yecmaûne).
Onlar mı taksim ediyorlar Rabbinin bahşetmesini, bağışlamasını, merhametle esirgemesini?! Biz taksim ettik, onların aralarında dünya hayatında geçimliklerini. Ve yükselttik bazılarının derecelerini bazılarının üstüne ki, edinmeleri için onların bazılarının bazılarına ‘işinde’ oyalanma aracı.* Ve bahşedilme, bağışlanma, merhametle esirgenme, Rabbinden, daha hayırlıdır ‘dünyada’ topladıkları şeylerden!*
>4:34, 6:165, 17:21, 17:70, 43:32<
>7:43, 18:31, 52:20, 76:13, 76:14, 76:15, 76:19, 76:20, 76:21, 76:22<
43:33 Ve lev lâ en yekûnen nâsu ummeten vâhıdeten le cealnâ limen yekfuru bir rahmâni li buyûtihim sukufen min fıddatin ve meârice aleyhâ yazherûne.
Ve olsaydı ya, insanların (Allâh’a karşı isyanda) ‘aynı inançtan’ bir ümmet olması, mutlaka var ederdik inkâr eden kimseye de, sonsuz şefkatle merhamet eden; ‘cennet’ evlerine gümüşten tavanlar ve üzerine yükselip çıkacakları ‘imkânlar’.*
>15:47, 37:44, 43:34, 52:20, 56:15, 88:13<
43:34 Ve li buyûtihim ebvâben ve sururen aleyhâ yettekiûn (yettekiûne).
Ve evlerinin kapılarını da ‘gümüşten’. Ve tahtlar üzerine, karşılıklı uzanarak kuruldukları.*
>15:47, 37:44, 43:34, 52:20, 56:15, 88:13<
43:35 Ve zuhrufâ (zuhrufen), ve in kullu zâlike lemmâ metâul hayâtid dunyâ, vel âhiretu inde rabbike lil muttekîn (muttekîne).
Ve ışıltılı ‘mücevherden’. Ve her biri ise işte bunların, olanca dünya hayatının menfaatidir.* Ve Rabbinin huzurundaki âhiret, ‘günahlardan’ korunanlar içindir.*
>3:185, 10:23, 10:58, 13:26, 17:18, 17:19, 17:20, 25:15, 28:61, 57:20<
>2:195, 7:128, 8:40, 11:49, 13:22, 13:23, 13:24, 13:35, 18:44, 25:15, 28:77, 28:83<
43:36 Ve men ya’şu an zikrir rahmâni nukayyıd lehu şeytânen fe huve lehu karîn (karînun).
Ve kim, vazgeçip körelirse, sonsuz şefkatle merhamet edeni yâd etmekten;** kutuplaştırırız ona şeytanı da, atık odur ona, yoldaş.*
>2:152, 2:239, 3:135, 3:191, 4:103, 6:118, 13:28, 20:14, 33:41<
>7:176, 10:58, 14:43, 15:3, 16:107, 17:18, 17:19, 17:20, 18:28, 20:16, 21:42, 23:71, 24:37, 43:36, 43:37, 45:23, 47:14, 47:25, 57:20, 63:9, 72:17, 79:40, 79:41<
>2:208, 2:268, 4:120, 5:91, 6:121, 8:48, 14:22, 17:62, 17:63, 17:64, 17:65, 24:21, 35:6<
43:37 Ve innehum le yasuddûnehum anis sebîli ve yahsebûne ennehum muhtedûn (muhtedûne).
Ve muhakkak ki onlar, elbette alıkoyarlar onları, ‘Allâh’ın’ yolundan.* Ve sanıyorlar ki, ‘Allâh’ın razı olduğu yola’ yönlendirilmiş olduklarını.*
>6:123, 7:86, 8:36, 11:19, 14:3, 16:88, 17:16, 34:34, 43:23<
>14:18, 18:103, 18:104, 18:105, 24:39, 25:23, 27:4, 45:23, 47:1<
43:38 Hattâ izâ câenâ kâle yâ leyte beynî ve beyneke bu’del meşrikayni fe bi’sel karîn (karînu).
Ta ki, geldikleri zaman Bize (âhirette),* dedi ki: „ Yâ, keşke senin ve benim aramda doğular uzaklığı olsaydı! “.**** Fakat ne kötüdür ‘bu’ yoldaşlık.*
>9:68, 19:70, 19:71, 21:98, 21:101, 27:89, 39:60, 39:61, 92:14, 92:15, 92:16, 92:17<
Doğular ve batılar: – https://ikra.vision
>2:115, 2:142, 26:28, 37:5, 43:38, 55:17, 70:40, 73:9<
(Âyetlerde geçen gökler ve gezegenler göz önünde bulundurulduğunda, bunların her birinin bir odak noktası etrafında bir hareketi olduğuna göre, söz konusu âyetlerdeki doğular ve batılardaki kasıt, Rabbimizin koyduğu kurallar gereği bir başlangıcın ve geri dönüş olan sonun hatırlatılması olmalı.)
>6:27, 6:28, 25:26, 25:27, 25:28, 32:12, 32:13, 33:66, 33:67, 34:52, 34:53, 39:71, 40:6, 41:25, 46:18, 89:23<
>7:16, 15:39, 15:42, 26:94, 26:95, 26:224, 28:63, 37:32<
43:39 Ve len yenfeakumul yevme iz zalemtum ennekum fîl azâbi muşterikûn (muşterikûne).
Ve asla faydası olmaz sizlere izin günü (Allâh’ın izniyle gerçekleşecek kıyâmet günü) ki,* zulmettiniz ‘nefslerinize’! Muhakkak ki sizler de azap içinde müştereksiniz.
>10:53, 10:54, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 16:111, 18:47, 20:15, 20:102, 21:104, 24:24, 28:66, 29:55, 30:14, 40:16, 40:59, 44:11, 52:9, 70:8, 73:14, 73:18, 79:35<
43:40 E fe ente tusmius summe ev tehdîl umye ve men kâne fî dalâlin mubîn (mubînin).
‘Yâ Muhammed!’ Fakat sen, duyurabilir misin sağırlara? Veya yönlendirebilir misin körleri? Ve apaçık şaşkınlık içinde olan kimseyi?!* (Anlamak istemedikleri için, idrak kuvveleri kilitlidir).*
>2:170, 6:148, 14:10, 16:35, 19:38, 36:6, 37:69, 37:70, 37:71, 37:175, 43:22, 43:23, 98:5<
>2:171, 3:108, 6:104, 7:101, 7:179, 8:22, 8:23, 10:100, 13:19, 17:72, 17:97, 21:45, 22:46, 25:44, 40:35, 64:11, 67:10<
43:41 Fe immâ nezhebenne bike fe innâ minhum muntekımûn (muntekımûne).
Bu yüzden şayet (onlar tarafından katledilecek olursan), gideririz seni de, o hâlde mutlaka Biz, onlardan intikam alıcılarız.
43:42 Ev nuriyennekellezî vaadnâhum fe innâ aleyhim muktedirûn (muktedirûne).
Veya gösterseydik sana onlara vadettiğimizi (dünya azabını veya kıyâmeti),* o hâlde mutlaka Biz, üzerlerinde ‘irade ettiğimizi, icraya’ kudretliyiz!
>10:46, 13:40, 19:75, 23:93, 23:94, 23:95, 40:77, 43:42<
43:43 Festemsik billezî ûhıye ileyk (ileyke), inneke alâ sırâtın mustekîm (mustekîmin).
‘Yâ Muhammed!’ Öyleyse tutun onunla sana vahyedilene!*** Muhakkak ki sen, ‘Allâh’ın razı olduğu’ yol istikâmeti üzerindesin!*
>2:253, 4:164, 7:62, 7:117, 7:143, 19:9, 21:45, 42:51<
(42:51’den bilindiği gibi, Allâh’ın, hiçbir insanla konuşması olmamıştır! Kelâmı, yine vahiyle veya melekler aracılığıyladır.)
>4:146, 17:106, 18:26, 18:27, 22:78, 25:30, 29:45, 43:43, 43:44, 58:19<
>3:19, 3:83, 3:84, 3:85, 5:3, 6:153, 6:161, 10:105, 12:108, 15:41, 16:9, 16:123, 21:25, 30:30<
43:44 Ve innehu le zikrun leke ve li kavmik (kavmike), ve sevfe tus’elûn (tus’elûne).
‘Yâ Muhammed!’ Muhakkak ki o, elbette Zikirdir (Kur’ân-ı Kerîm)!* Senin ve halkın için! Ve sizler, mesul olacaksınız!**
>2:2, 7:52, 10:38, 10:57, 16:102, 17:82, 17:106, 26:192, 26:193, 26:194, 26:195, 36:69< 36:69
>21:50, 25:29, 25:30, 29:45, 36:11, 43:44, 58:19<
>4:146, 17:106, 18:26, 18:27, 22:78, 25:30, 29:45, 43:43, 43:44, 58:19<
43:45 Ves’el men erselnâ min kablike min rusulinâ e cealnâ min dûnir rahmâni âliheten yu’bedûn (yu’bedûne).
‘Yâ Muhammed!’ Ve ‘istersen’ sual et ‘İsrâîloğullarına’ ki, kimi gönderdikse senden önce de ‘diğer’ elçilerimizden! Ki kıldık mı ibadet edilen ilâhlar, sonsuz şefkatle merhamet edenden ziyade!*
>2:166, 3:151, 4:117, 6:100, 10:18, 18:52, 23:117, 35:14, 39:3, 42:21, 46:5<
43:46 Ve lekad erselnâ mûsâ bi âyâtinâ ilâ fir’avne ve melâihî fe kâle innî resûlu rabbil âlemîn (âlemîne).
Ve andolsun ki, gönderdik Mûsâ’yı âyetlerimizle ‘alâmetlerimizle’,* Firavuna ve yetkililerine. Bunun üzerine dedi ki: „ Doğrusu ben, elçisiyim var olan her şeyin Rabbinin! “.*
>7:107, 7:108, 7:133, 7:160, 7:171, 17:101, 26:63, 28:30<
>17:44, 26:23, 26:24, 42:11, 59:22, 59:23, 59:24, 112:4<
43:47 Fe lemmâ câehum bi âyâtinâ izâ hum minhâ yadhakûn (yadhakûne).
Ne var ki ‘peygamberleri’ geldiğinde onlara, âyetlerimizle o zaman gülüyordular onlara.*
>9:82, 23:110, 38:61, 38:62, 38:63, 53:59, 53:60, 53:61, 83:29<
43:48 Ve mâ nurîhim min âyetin illâ hiye ekberu min uhtihâ ve ehaznâhum bil azâbi leallehum yerciûn (yerciûne).
Ve göstermedik onlara ‘hiçbir’ âyetten ‘alâmetten’ ki o, kız kardeşi ‘alâmetten’ daha büyük olmadıkça. Ki, aldık ‘yakaladık’ onları, azap ile.* Ki, belki rücu ederler!
>7:94, 7:95, 11:117, 12:109, 14:4, 15:4, 17:58, 23:76, 26:208<
43:49 Ve kâlû yâ eyyuhes sâhırud’u lenâ rabbeke bimâ ahide indek (indeke), innenâ le muhtedûn (muhtedûne).
Ve ‘Firavun halkı’ dediler ki: „ Yâ sihirbaz (Mûsâ)!* Davet ‘dua’ et bizler için Rabbine ki, nezdindeki şeyle ‘peygamberlik’ taahhüdü ‘hürmetine’! Doğrusu mutlaka, ‘Allâh’ın razı olduğu yola’ yönlendiriliriz! “.
>7:134, 43:49<
43:50 Fe lemmâ keşefnâ an humul azâbe izâ hum yenkusûn (yenkusûne).
Ne var ki, giderdiğimizde onlardan azabı, o zaman ‘yeminlerini’ bozdular.
43:51 Ve nâdâ fir’avnu fî kavmihî kâle yâ kavmi e leyse lî mulku mısra ve hâzihil enhâru tecrî min tahtî, e fe lâ tubsirûn (tubsirûne).
Ve nida etti Firavun, halkına ki: „ Ey halkım… Değil midir ki, Mısır’ın hükümranlığı benim? Ve buradaki nehirlerin de ki, akar ‘ayaklarımın’ altından! Hâlâ görmez misiniz!?
43:52 Em ene hayrun min hâzellezî huve mehînun ve lâ yekâdu yubîn (yubînu).
Pekâlâ ben, daha hayırlı ‘değil miyim’ şundan ki o, hakir ve neredeyse ‘sözü’ beyan edemeyenden?
43:53 Fe lev lâ ulkıye aleyhi esviretun min zehebin ev câe meahul melâiketu mukterinîn (mukterinîne).
Ne var ki olsaydı ya, atılsa üzerine altın bilezikler, veya gelseydi ya onunla beraber eşleştirilmiş melekler! “.*
>2:6, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 10:96, 10:97, 14:11, 23:71, 45:32, 50:5<
43:54 Festehaffe kavmehu fe atâûh (atâûhu), innehum kânû kavmen fâsikîn (fâsikîne).
Ne var ki, (Allâh’ın nezdinde) küçük düşürdü halkını. Öyle ki, itaat ettiler ona. Muhakkak ki onlar, fesat toplumdular.
43:55 Fe lemmâ âsefûnentekamnâ minhum fe agraknâhum ecmaîn (ecmaîne).
Bunun üzerine eseflendirdiklerinde Bizi,* intikam aldık onlardan. Derken boğduk onları topluca.*
>1:6, 2:90, 4:93, 4:69, 5:60, 5:77, 16:106, 20:81, 43:55<
Firavun, Haman ve Karun’un inkârı ve yok edilmeleri: – https://ikra.vision
43:56 Fe cealnâhum selefen ve meselen lil âhırîn (âhırîne).
Böylelikle kıldık onları, ‘birer’ geçmiş. Ve sonrakilere de bir emsal.
43:57 Ve lemmâ duribebnu meryeme meselen izâ kavmuke minhu yasıddûn (yasıddûne).
Ve vurgulandığında Meryem oğlu Îsâ misali, o zaman senin halkın onda püskürürler.
43:58 Ve kâlû e âlihetunâ hayrun em huve, mâ darebûhu leke illâ cedelâ (cedelen), bel hum kavmun hasımûn (hasımûne).
Ve ‘hakikati örtmeye şartlanmışlar’ dediler ki: „, Bizim ilâhlarımız mı daha hayırlı yoksa o mu? “. Onu vurgulamadılar sana ki, cebelleşmek dışında. Yok… Onlar, ‘öyle’ bir toplumdur ki, hasımdır!*
>16:4, 19:67, 21:18, 36:77<
43:59 İn huve illâ abdun en’amnâ aleyhi ve cealnâhu meselen li benî isrâîl (isrâîle).
Ki o, ancak bir kul, lütuflandırdığımız üzerine.* Ve kıldık onu, İsrâîloğullarına (Allâh’ın yaratma sanatına) misal.*
>4:172, 5:72, 6:101, 6:102, 19:30, 43:59, 66:12<
43:60 Ve lev neşâu le cealnâ minkum melâiketen fîl ardı yahlufûn (yahlufûne).
Ve şayet dileseydik elbette, kılardık sizlerden de melekler, yeryüzünde halife (medeniyette yerine geçen).*
(Melekler ise ibadetlerinde kusursuz kullar olurlardı ancak yine tanrı inmezdi!)
43:61 Ve innehu le ilmun lis sâati, fe lâ temterunne bihâ vettebiûni, hâzâ sırâtun mustekîm (mustekîmun).
Ve muhakkak ki o, elbette ‘son’ saat (kıyâmet) bilgisidir.* Öyleyse şüphe etmeyin!* Bu, ‘Allâh’ın, razı olduğu’ yol istikâmetidir!*
>10:53, 10:54, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 16:111, 18:47, 20:15, 20:102, 21:104, 24:24, 28:66, 29:55, 30:14, 40:16, 40:59, 44:11, 52:9, 70:8, 73:14, 73:18, 79:35<
>7:38, 27:66, 43:61<
>3:19, 3:83, 3:84, 3:85, 5:3, 6:153, 6:161, 10:105, 12:108, 15:41, 16:9, 16:123, 21:25, 30:30<
43:62 Ve lâ yasuddennekumuş şeytân (şeytânu), innehu lekum aduvvun mubîn (mubînun).
Ve alıkoyuyor olmasın k sizleri, şeytan (âsiler).** Muhakkak ki o ‘şeytan’, sizlere apaçık düşmandır!*
>2:152, 2:239, 3:135, 3:191, 4:103, 6:118, 13:28, 20:14, 33:41<
>7:176, 10:58, 14:43, 15:3, 16:107, 17:18, 17:19, 17:20, 18:28, 20:16, 21:42, 23:71, 24:37, 43:36, 43:37, 45:23, 47:14, 47:25, 57:20, 63:9, 72:17, 79:40, 79:41<
>2:208, 2:268, 4:120, 5:91, 6:121, 8:48, 14:22, 17:62, 17:63, 17:64, 17:65, 24:21, 35:6<
43:63 Ve lemmâ câe îsâ bil beyyinâti kâle kad ci’tukum bil hikmeti ve li ubeyyine lekum ba’dellezî tahtelifûne fîh (fîhi), fettekûllâhe ve etîûni.
Ve geldiğinde Îsâ, ayan beyan ‘delillerle’, dedi ki: „ Geldim ki sizlere hükümlerle ve beyan etmen için sizlere ki o, ihtilâf ettikleriniz hakkında. Artık korunun Allâh’a ‘karşı gelmekten’! Ve itaat edin bana! “.*
>3:179, 4:13, 4:14, 4:69, 8:13, 8:29, 9:63, 24:47, 33:36, 58:5, 58:20<
43:64 İnnallâhe huve rabbî ve rabbukum fa’budûh (fa’budûhu), hâzâ sırâtun mustekîm (mustekîmun).
‘Îsâ’: „ Muhakkak ki Allâh, Rabbimdir ve sizlerin de Rabbidir! Öyleyse ‘yalnızca’ O’na, ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk edin!* Bu, ‘Allâh’ın, razı olduğu’ yol istikâmetidir! “.*
>2:21, 2:152, 2:153, 2:186, 7:55, 7:56, 7:180, 7:205, 15:98, 15:99, 17:110, 20:7, 59:24, 98:5<
>3:19, 3:83, 3:84, 3:85, 5:3, 6:153, 6:161, 10:105, 12:108, 15:41, 16:9, 16:123, 21:25, 30:30<
43:65 Fahtelefel ahzâbu min beynihim, fe veylun lillezîne zalemû min azâbi yevmin elîm (elîmin).
İhtilâf ettiler topluluklar, ‘kendi’ aralarında. Bu yüzden vay haline zalim kimselerin, elem bir günün azabında ‘cezalandırılacak olmalarına’!**
>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 21:98, 36:63, 39:8, 40:6, 40:17, 43:39<
İnkârcılar ve günahkârların ikinci dirilişi: – https://ikra.vision
43:66 Hel yenzurûne illes sâate en te’tiyehum bagteten ve hum lâ yeş’urûn (yeş’urûne).
‘Hakikati örtmeye şartlanmışlar’, neye bakınırlar? İllâki gelmeli onlara ‘son’ saat (kıyâmet)* ansızın; ve onlar, ‘bunun’ farkına ‘bile’ varmazlarken.
>10:53, 10:54, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 16:111, 18:47, 20:15, 20:102, 21:104, 24:24, 28:66, 29:55, 30:14, 40:16, 40:59, 44:11, 52:9, 70:8, 73:14, 73:18, 79:35<
43:67 El ehillâu yevme izin ba’duhum li ba’dîn aduvvun illel muttekîn (muttekîne).
Candan dostlar, izin günü (Allâh’ın izniyle gerçekleşecek kıyâmet günü),* onların bazıları, bazılarına düşmandır ki, ‘günahlardan’ korunanlar hariç.
>10:53, 10:54, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 16:111, 18:47, 20:15, 20:102, 21:104, 24:24, 28:66, 29:55, 30:14, 40:16, 40:59, 44:11, 52:9, 70:8, 73:14, 73:18, 79:35<
43:68 Yâ ibâdi lâ havfun aleykumul yevme ve lâ entum tahzenûn (tahzenûne).
‘Cennetliklere denir ki’: „ Ey kullarım… Korku yoktur sizlere ‘bu’ gün, hüzünlenmezsiniz de! “.
43:69 Ellezîne âmenû bi âyâtinâ ve kânû muslimîn (muslimîne).
Ki, âyetlerimize îmân etmiş kimselerdir ve Müslüman (Allâh’a teslimiyeti benimseyen) oldular!*
>27:81, 28:52, 28:53, 30:53<
43:70 Udhulûl cennete entum ve ezvâcukum tuhberûn (tuhberûne).
‘Onlara denir ki’: „ Dâhil olun has bahçe ‘cennete’ sizler ve eşleriniz neşelendirilirsiniz! “.
>2:25, 8:4, 16:30, 16:41, 16:96, 16:97, 18:88, 20:15, 22:50, 32:17, 33:31, 34:4, 39:10<
43:71 Yutâfu aleyhim bi sıhâfin min zehebin ve ekvâb (ekvâbin), ve fîhâ mâ teştehîhil enfusu ve telezzul a’yun (a’yunu), ve entum fîhâ hâlidûn (hâlidûne).
Etraflarında dolaştırılır onların, altın tepsiler ve kadehler. Ve oradadır nefslerin iştahlandıkları şeyler ve gözlerin haz aldığı. Ve sizler orada kalıcılarsınız!*
>7:43, 18:31, 52:20, 76:13, 76:14, 76:15, 76:19, 76:20, 76:21, 76:22<
43:72 Ve tilkel cennetulletî ûristumûhâ bimâ kuntum ta’melûn (ta’melûne).
‘Onlara denir ki’: „ Ve budur cennet!* Ki vâris kılındınız ona, gayret ediyor olduğunuz şeylerden!
>7:43, 18:31, 52:20, 76:13, 76:14, 76:15, 76:19, 76:20, 76:21, 76:22<
43:73 Lekum fîhâ fâkihetun kesîretun minhâ te’kulûn (te’kulûne).
Sizleredir oradaki birçok hazlar! Ve ondan yersiniz! “.*
>2:25, 8:4, 16:30, 16:41, 16:96, 16:97, 18:88, 20:15, 22:50, 32:17, 33:31, 34:4, 39:10<
43:74 İnnel mucrimîne fî azâbi cehenneme hâlidûn (hâlidûne).
Muhakkak ki ‘günah’ suçluları ‘ise’ azap içindeler, cehennemde kalıcılardır.*
>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 21:98, 36:63, 39:8, 40:6, 40:17, 43:39<
43:75 Lâ yufetteru anhum ve hum fîhi mublisûn (mublisûne).
Gevşetilmez onlardan ‘azap’ ve onlar, orada ümidi kesilmişlerdir.
43:76 Ve mâ zalemnâhum ve lâkin kânû humuz zâlimîn (zâlimîne).
Ve zulmetmedik onlara; ve lâkin onlar, zalimlerdi.
43:77 Ve nâdev yâ mâliku li yakdi aleynâ rabbuk (rabbuke), kâle innekum mâkisûn (mâkisûne).
Ve ‘cehennemlikler’ nida ettiler ki: „ Ey Sahip! Kaza etsin ‘ölümü’ üzerimize Rabbin! “. ‘O da’ dedi ki: „ Muhakkak sizler, kalanlarsınız! “.*
>6:130, 7:14, 7:15, 7:16, 7:17, 7:18, 7:38, 7:179, 17:63, 17:64, 17:65, 41:28<
43:78 Lekad ci’nâkum bil hakkı ve lâkinne ekserekum lil hakkı kârihûn (kârihûne).
Andolsun ki, geldik sizlere, haklı ‘bir dava için’ ve lâkin birçoğunuz, hakikatten hoşlanmayanlarsınız!*
>2:151, 3:184, 4:41, 4:79, 4:166, 6:42, 7:184, 11:17, 14:1, 16:89, 17:77, 23:70, 34:46, 47:14<
43:79 Em ebremû emren fe innâ mubrimûn (mubrimûne).
Akit mi yaptılar işlerinde? O hâlde mutlaka Biz de akit yapanlarız.
43:80 Em yahsebûne ennâ lâ nesmeu sırrehum ve necvâhum, belâ ve rusulunâ ledeyhim yektubûn (yektubûne).
Yoksa sanıyorlar mı ki, gizlediklerini işitmez olduğumuzu, baş başa gizli konuşmalarında?* Ki ve elçilerimiz onların yanında, yazıyorlar.**
>2:77, 9:78, 11:103, 17:47, 21:3, 43:80, 58:7, 58:8<
>13:11, 33:43, 43:80, 50:17, 50:18, 82:10, 82:11, 82:12, 86:4<
Meleklerin, sevap ve günahları kaydediyor olmaları: – https://ikra.vision
43:81 Kul in kâne lir rahmâni veledun fe enâ evvelul âbidîn (âbidîne).
‘Yâ Muhammed!’ De ki: „ Eğer oldu ise, sonsuz şefkatle merhamet edenin bir evlâdı,* o hâlde ben ‘olurdum ona’ öncü, ‘hizmetle, ibadetle’, kulluk edenlere! “.
>2:116, 10:68, 18:4, 19:88, 19:89, 19:90, 19:91, 19:92<
43:82 Subhâne rabbis semâvâti vel ardı rabbil arşi ammâ yasıfûn (yasıfûne).
Ki noksanlık, kusur, âcizlikten ötedir ‘O’!* Ki, Rabbidir göklerin ve yerin! Rabbidir, Arş’ın (cennet ve cehennemi de içinde barındıran, zamansız, mekânsız, evrenin yönetmeliğinin)!* Ki vasıflandırdıkları şeylerden de ‘ötedir’!*
>3:83, 13:15, 16:48, 16:49, 17:44, 17:107, 22:18, 32:15, 41:37, 53:62<
>17:44, 26:23, 26:24, 42:11, 59:22, 59:23, 59:24, 112:4<
>2:116, 10:68, 18:4, 19:88, 19:89, 19:90, 19:91, 19:92<
43:83 Fe zerhum yahûdû ve yel’abû hattâ yulâkû yevme humullezî yû’adûn (yû’adûne).
Artık bırak onları, dalsınlar ve ‘oyalanıp’ oynasınlar,* kavuşana kadar ki o, vaadolundukları ‘sorgulanma’ gününe.*
>2:166, 3:151, 4:117, 6:100, 10:18, 18:52, 23:117, 35:14, 39:3, 42:21, 46:5<
>10:53, 10:54, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 16:111, 18:47, 20:15, 20:102, 21:104, 24:24, 28:66, 29:55, 30:14, 40:16, 40:59, 44:11, 52:9, 70:8, 73:14, 73:18, 79:35<
43:84 Ve huvellezî fîs semâi ilâhun ve fîl ardı ilâh (ilâhun), ve huvel hakîmul alîm (alîmu).
Ve O’dur Zât’ı ki, gökteki ‘tek’ İlâh’tır ve yerdeki ‘tek’ İlâh’tır!** Ve O’dur, âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmeden; en iyi bilen!
>6:3, 43:84<
>1:1, 6:1, 6:73, 7:54, 16:60, 17:111, 18:1, 30:27, 34:1, 35:1, 36:81, 46:33<
43:85 Ve tebârekellezî lehu mulkus semâvâti vel’ardı ve mâ beynehumâ, ve indehu ilmus sâah (sâati), ve ileyhi turceûn (turceûne).
Ve Mübârek’tir Zât’ı! Ki, Zât’ının dır hükümranlık, göklerde ve yerde ve bunların arasındaki şeylerde! Ve nezdindedir ‘son’ saat (kıyâmet)* bilgisi.* Ve Zât’ı ‘huzuruna’ rücu edilirsiniz!*
>10:53, 10:54, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 16:111, 18:47, 20:15, 20:102, 21:104, 24:24, 28:66, 29:55, 30:14, 40:16, 40:59, 44:11, 52:9, 70:8, 73:14, 73:18, 79:35<
>2:281, 3:83, 6:36, 19:93, 23:115, 28:39, 40:77<
43:86 Ve lâ yemlikullezîne yed’ûne min dûnihiş şefâate illâ men şehide bil hakkı ve hum ya’lemûn (ya’lemûne).
Ve ‘âhirette’ ehil değildirler davet ‘dua’ ettikleri kimseler şefaate* ki, O’ndan ‘Allâh’tan’ ziyade; haklı ‘bir dava için’ şahit olan kimseler dışında.* Ve onlar, ‘bu gerçeği’ bilirler.
>2:166, 3:151, 4:117, 6:100, 10:18, 18:52, 23:117, 35:14, 39:3, 42:21, 46:5<
>6:94, 19:87, 21:28, 39:43, 39:44, 53:26, 78:38<
43:87 Ve le in seeltehum men halakahum le yekûlunnallahu fe ennâ yu’fekûn (yu’fekûne).
Ve elbette eğer sorsan onlara ki: „ Kim ‘oluşumu yapılandırılarak’ yarattı, onları?! “.* Elbette derler ki: „ Allâh!… “.* Buna rağmen nasıl ‘Allâh’tan’ çevriliyorlar?*
>15:28, 17:61, 20:55, 25:54, 30:20, 71:17<
>1:1, 6:1, 6:73, 7:54, 16:60, 17:111, 18:1, 30:27, 34:1, 35:1, 36:81, 46:33<
>16:4, 19:67, 21:18, 36:77<
43:88 Ve kîlihi yâ rabbi inne hâulâi kavmun lâ yu’minûn (yu’minûne).
Ve dedi ki (Muhammed): „ Yâ Rab… Muhakkak ki bunlar, inanmayan bir toplum! “.
43:89 Fasfah anhum ve kul selâm(selâmun), fe sevfe ya’lemûn(ya’lemûne).
‘Yâ Muhammed!’ Artık hoş gör ve de ki: „ Selâm! “. O hâlde artık bilecekler ‘âhirette’!*
>10:53, 10:54, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 16:111, 18:47, 20:15, 20:102, 21:104, 24:24, 28:66, 29:55, 30:14, 40:16, 40:59, 44:11, 52:9, 70:8, 73:14, 73:18, 79:35<