„ Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm! Bismillâhirrahmânirrahîm! “.
„ Sığınırım Allâh’a, şeytanın (âsilerin) ‘şerrinden’ ki, recmedilmiş (merhametinden uzaklaştırılmıştır)!*
>7:200, 15:34, 16:98<
Allâh adına… Ki, sonsuz şefkatle merhamet edendir; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir! “.*
>33:43<
49:1 Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tukaddimû beyne yedeyillâhi ve resûlihî vettekûllâh (vettekûllâhe), innallâhe semîun alîm (alîmun).
Ey îmân etmiş kimseler… Sunmayın (hüküm değerlendirmelerinizi) Allâh’ın ve elçisinin önüne ‘geçerek’! Ve korunun Allâh’a ‘karşı gelmekten’! Şüphesiz ki Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir; en iyi bilendir!
49:2 Ya eyyuhellezîne âmenû lâ terfeû asvâtekum fevka savtin nebiyyi ve lâ techerû lehu bil kavli ke cehri ba’dıkum li ba’dın en tahbeta a’mâlukum ve entum lâ teş’urûn (teş’urûne).
Ey îmân etmiş kimseler… Yükseltmeyin seslerinizi, bildiricinin (peygamberin) üstünde ve bağırmayın ona, sözü açıkça ki, kendi aranızdaki gibi!* Ki, heba olmasın gayretleriniz ve sizler, ‘bunun’ farkına ‘bile’ varmazsınız!
>21:27, 24:63, 31:18, 31:19, 33:32, 49:2, 49:3<
>14:18, 18:103, 18:104, 18:105, 24:39, 25:23, 27:4, 45:23, 47:1<
49:3 İnnellezîne yeguddûne asvâtehum inde resûlillâhi ulâikel lezînemtehanallâhu kulûbehum lit takvâ lehum magfiretun ve ecrun azîm (azîmun).
Muhakkak ki seslerini alçaltan kimseler, Allâh’ın elçisinin huzurunda; işte onlardır, Allâh’ın yüreklerini ‘günahlardan’ korunmak için imtihan ettiği kimseler. Onlaradır, bağışlanma ve büyük ecir.*
>2:25, 8:4, 16:30, 16:41, 16:96, 16:97, 18:88, 20:15, 22:50, 32:17, 33:31, 34:4, 39:10<
49:4 İnnellezîne yunâdûneke min verâil hucurâti ekseruhum lâ ya’kılûn (ya’kılûne).
Muhakkak ki sana nida eden kimseler ki, odaların arkasından… Onların birçoğu, akıl yürütmezler.*
>2:164, 6:99, 10:101, 12:105, 13:4, 18:109, 21:37, 27:93, 30:20, 30:24, 30:25, 30:26, 31:27, 31:31, 40:13, 41:39, 41:53, 42:29, 51:20, 51:21, 51:22<
49:5 Ve lev ennehum saberû hattâ tahruce ileyhim le kâne hayran lehum, vallâhu gafûrun rahîm (rahîmun).
Ve şayet olsaydılar sabredenler, ta ki, sen çıkıncaya kadar onlara, elbette olurdu onlara ‘daha’ hayırlı. Ve Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır;* inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!*
>4:48, 5:39, 15:49, 17:25, 20:82, 25:71, 28:16, 39:53<
>33:43<
49:6 Yâ eyyuhellezîne âmenû in câekum fâsikun bi nebein fe tebeyyenû en tusîbû kavmen bi cehâletin fe tusbihû alâ mâ fealtum nâdimîn (nâdimîne).
Ey îmân etmiş kimseler… Eğer gelirse sizlere bir fesat, bir havadisle, o hâlde ‘iyice araştırıp’ belli edin! ‘Değilse’ bir topluma ‘musibet’ isabet ettirmenizle ki, cahillikle ‘düşüncesizce’; artık olursunuz ifa ettikleriniz şeyler üzerinde ‘hatalarınızla’, yerinenlerden.
49:7 Va’lemû enne fîkum resûlallâh (resûlallâhi), lev yutîukum fî kesîrin minel emri le anittum ve lâkinnallâhe habbebe ileykumul îmâne ve zeyyenehu fî kulûbikum, ve kerrehe ileykumul kufre vel fusûka vel isyân (isyâne), ulâike humur râşidûn (râşidûne).
Ve bilin ki Allâh’ın elçisinin, içinizde olduğunu! Şayet itaat etseydi sizlere işlerden çoğunda, elbet sizlere sıkıntı olurdu! Ve lâkin Allâh, sevdirdi sizlere îmânı ve süsledi ‘cazip gösterdi’ onu yüreklerinizde! Ve nahoş ‘kıldı’ sizlere inkârı ve fesat ‘çıkarmayı’ ve isyanı! İşte onlar… Onlardır, olgunluğa erişmiş!*
>2:256, 3:179, 4:170, 7:146, 17:107, 18:29, 72:2, 90:10<
49:8 Fadlen minallâhi ve ni’meh (ni’meten), vallâhu alîmun hakîm (hakîmun).
Liyakat ‘edinenlerdir’ Allâh’tan ve lütuf. Ve Allâh, en iyi bilendir; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!
49:9 Ve in tâifetâni minel mû’mînînektetelû fe aslihû beynehumâ, fe in begat ihdâhumâ alel uhrâ fe kâtilûlletî tebgî hattâ tefîe ilâ emrillâh (emrillâhi), fe in fâet fe aslihû beynehumâ bil adli ve aksitû, innallâhe yuhıbbul muksitîn (muksitîne).
Ve eğer ‘samimi’ inananlardan iki tayfa çatışırlarsa, o hâlde aralarını düzeltin! Ne var ki, eğer ‘yine’ haddi aşarsa onlardan biri diğerine, artık ki o ‘saldırganla’ savaşın, ta ki, dönünceye kadar amacından, Allâh’ın emrine ‘hükmüne’! Ancak eğer dönerse, o hâlde aralarını düzeltin adaletli ‘hükmederek’* ve adilce! Muhakkak ki Allâh, sever adilleri!
>2:282, 4:58, 16:76, 16:90, 49:9<
49:10 İnnemel mû’minûne ihvetun fe aslihû beyne ehaveykum vettekûllâhe leallekum turhamûn (turhamûne).
Ancak ‘samimi’ inananlar kardeştirler ki, o hâlde aralarını düzeltin kardeşlerinizin! Ve korunun Allâh’a ‘karşı gelmekten’! Ki, belki bahşedilip, bağışlanıp, merhametle esirgenirsiniz!
49:11 Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ yeshar kavmun min kavmin asâ en yekûnû hayren minhum ve lâ nisâun min nisâin asâ en yekunne hayren minhunn (minhunne), ve lâ telmizû enfusekum ve lâ tenâbezû bil elkâb (elkâbi), bi’sel ismul fusûku ba’del îmân (îmâni), ve men lem yetub, fe ulâike humuz zâlimûn (zâlimûne).
Ey îmân etmiş kimseler… Eğlenmesin bir toplum ‘diğer’ bir toplumla! Ola ki, onlardan daha hayırlıdırlar. Ve ne de kadınlar ‘diğer’ kadınlarla! Ola ki, onlardan daha hayırlıdırlar. Ve ne de ayıplayın hemcinslerinizi! Ve ne de hakaret edici lakaplarla ‘adlandırın’! Ne kötüdür fesat ‘çıkaran’ ismi-günahı, îmânın ardından! Ve tövbe etmeyen kimseler, o hâlde işte onlar… Onlardır, zalimler!
49:12 Yâ eyyyuhellezîne âmenûctenibû kesîran minez zanni, inne ba’daz zanni ismun, ve lâ tecessesû ve lâ yagteb ba’dukum ba’dâ (ba’dan), e yuhıbbu ehadukum en ye’kule lahme ahîhi meyten fe kerihtumûh (kerihtumûhu), vettekullâh (vettekullâhe), innallâhe tevvâbun rahîm (rahîmun).
Ey îmân etmiş kimseler… Kaçının birçok zandan! Muhakkak ki zannın bazısı, günahtır. Ve tecessüs etmeyin (kendisini ilgilendirmeyeni araştırmayın)! Ve ne de gıybet edin birbirinizi! Sever mi sizlerden biri, ölü kardeşin etini yemeyi? Çünkü hoşlanmazsınız ondan! Ve korunun Allâh’a ‘karşı gelmekten’! Şüphesiz ki Allâh, itaate dönen, tövbekârı kabul eyleyen, cezadan vazgeçendir;* inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!*
>4:48, 5:39, 15:49, 17:25, 20:82, 25:71, 28:16, 39:53<
>33:43<
49:13 Yâ eyyuhen nâsu innâ halaknâkum min zekerin ve unsâ ve cealnâkum şuûben ve kabâile li teârefû, inne ekremekum indallâhi etkâkum, innallâhe alîmun habîr (habîrun).
Ey insanlar… Muhakkak ki Biz, ’oluşumu yapılandırılarak’ yarattık sizleri erkekten ve kadından! Ve kıldık sizleri sülale ve ırk ki, tanışmanız için! Muhakkak ki Allâh nezdinde, en saygıdeğer olanınız, ‘günahlardan’ sakınanınızdır! Şüphesiz ki Allâh, en iyi bilendir; haberdar, üstün bilgi sahibidir!
49:14 Kâletil a’râbu âmennâ, kul lem tu’minû ve lâkin kûlû eslemnâ ve lemmâ yedhulil îmânu fî kulûbikum, ve in tutîullâhe ve resûlehu lâ yelitkum min a’mâlikum şey’â (şey’en), innallâhe gafûrun rahîm (rahîmun).
Dediler göçebe Araplar ki: „ Îmân ettik! “. ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „ ‘Samimi’ inanmadınız! Ve lâkin deyin ki: „Teslimiyeti benimsedik!“. Ve dâhil olmadı îmân, yüreklerinize! Eğer itaat ederseniz Allâh’a ve elçisine,* eksiltilmez sizlere, gayretlerinizden bir şey! “. Şüphesiz ki Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır;* inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!*
>4:48, 5:39, 15:49, 17:25, 20:82, 25:71, 28:16, 39:53<
>33:43<
49:15 İnnemel mu´minûnellezîne âmenû billâhi ve resûlihî summe lem yertâbû ve câhedû bi emvâlihim ve enfusihim fî sebîlillâh (sebîlillâhi), ulâike humus sâdikûn (sâdikûne).
Ancak ‘samimi’ inananlar, îmân etmiş kimselerdir Allâh’a ve elçisine; sonra vehmetmeyenlerdir ve cihâd (kararlılıkla İslâm’ı yaşama mücâdelesi) edenlerdir malları ve nefsleriyle Allâh’ın yolunda.* İşte onlar… Onlardır, samimiler!
>3:142, 4:95, 9:20, 22:78, 29:69, 47:31<
49:16 Kul etualli mûnallâhe bi dînikum vallâhu ya’lemu mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard (ardı), vallâhu bi kulli şey’in alîm (alîmun).
‘Yâ Muhammed!’ De ki: „ Talim mi edeceksiniz Allâh’ı, dîninizle ‘dîni algılarınızla’? “. Ve Allâh bilir, göklerdeki şeyleri ve yerdeki şeyleri! Ve Allâh, her şeyi en iyi bilendir!
49:17 Yemunnûne aleyke en eslemû kul lâ temunnû aleyye islâmekum, belillâhu yemunnu aleykum en hedâkum lil îmâni in kuntum sâdikîn (sâdikîne).
‘Yâ Muhammed!’ Minnete ‘lâyık görüyorlar’ seni, teslimiyeti benimsemekle! De ki: „ Minnete ‘lâyık görmeyin’ beni, İslâm’ınızla (Allâh’a teslimiyetinizi)! Ki Allâh, minnete ‘lâyık gördü’ sizleri, yönlendirmesiyle îmâna ki, eğer samimilerseniz! “.
>3:19, 3:83, 3:84, 3:85, 5:3, 6:153, 6:161, 10:105, 12:108, 15:41, 16:9, 16:123, 21:25, 30:30<
49:18 İnnallâhe ya’lemu gaybes semâvâti vel ard (ardı), vallâhu basîrun bimâ ta’melûn (ta’melûne).
Şüphesiz ki, Allâh, bilir; algılanamayanını göklerin ve yerin! Ve Allâh, her hâliyle görendir, gayret ettikleriniz şeyleri!