„ Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm! Bismillâhirrahmânirrahîm! “.
„ Sığınırım Allâh’a, şeytanın ‘şerrinden’ ki, taşlanmıştır (merhametinden uzaklaştırılmıştır)!*
>7:200, 15:34, 16:98<
Allâh adına… Ki, sonsuz şefkatle merhamet edendir; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir! “.
11:1 Elif lâm râ kitâbun uhkimet âyâtuhu summe fussılet min ledun hakîmin habîr (habîrin).
Elif, Lâm, Râ…* (Kur’ân-ı Kerîm) ‘öyle bir’, Kitaptır ki, âyetleri ‘delillerle’ sağlamlaştırılmıştır!* Sonra detaylandırıldı âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmeden; haberdar, üstün bilgi sahibinin katından!
Kur’ân’ın şifresi, anahtarı Hurûf-ı Mukattaa: – https://ikra.vision
>11:1, 11:120, 15:9, 22:52, 25:32, 41:42<
11:2 Ellâ ta’budû illallâh (illallâhe), innenî lekum minhu nezîrun ve beşîr (beşîrun).
Ki, ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk etmeyin, Allâh dışında ‘kimseye’!* ‘Yâ Muhammed! De ki’: „ Muhakkak ki ben, sizlere O’ndan ‘Allâhû Teâlâ’dan, kıyâmetle’ uyaran ve ‘hakikat bilgisi ve cennetle’ müjdeleyiciyim!*
>3:151, 4:117, 6:100, 10:18, 23:117, 39:3, 42:21, 46:5<
>2:151, 3:164, 3:184, 4:41, 4:166, 6:42, 14:44, 16:44, 16:89, 17:77, 28:47<
11:3 Ve enistagfirû rabbekum summe tûbû ileyhi yumetti’kum metâan hasenen ilâ ecelin musemmen ve yu’ti kulle zî fadlin fadleh (fadlehu), ve in tevellev fe innî ehâfu aleykum azâbe yevmin kebîr (kebîrin).
Ve ‘açıklandı ki, bilinçli işlenen günahı terke’ istiğfar etmeniz ‘için’ Rabbinize! Sonra tövbe edin Zât’ına! Ki, menfaatlendirsin sizleri güzel bir menfaatle, adlandırılmış bir vadeye ‘dek’!* Ve versin her liyakat sahibine, liyakatini! “. Ve eğer ki, ‘geçmişe’ dönerlerse ‘de ki’: „ Artık mutlaka korkarım, üzerlerinize ‘gelecek’ büyük ‘zor’ günün azabından! “.
>3:145, 6:2, 7:34, 11:104, 15:4, 15:5, 30:8<
11:4 İlâllâhi merciukum, ve huve alâ kulli şey´in kadîr (kadîrun).
Allâh’adır rücu’nuz! Ve O’dur, her şey üzerinde irade ettiğini, icraya kudretli!
11:5 E lâ innehum yesnûne sudûrehum li yestahfû minh (minhu), e lâ hîne yestagşûne siyâbehum ya´lemu mâ yusirrûne ve mâ yu´linûn (yu´linûne), innehu alîmun bi zâtis sudûr (sudûri).
Değil mi ki, muhakkak ki onlar, bükerler göğüslerini ‘gönüllerini kapatırlar’, O’ndan ‘Allâhû Teâlâ’dan’ saklamak için?! Değil mi ki, kıyafetlerine bürünüp örtündüklerinde* ‘bile, Allâhû Teâlâ’ bilir, sırlarını ve açıkladıkları şeyleri?!* Muhakkak ki O, en iyi bilendir; göğüslerin sahip olduğunu (gönüllerde barındırılan niyetleri)!*
>71:7<
>2:255, 6:59, 11:123, 13:9, 15:24, 16:19, 67:13, 67:14<
>18:49, 22:76, 23:105, 29:3, 29:68, 41:20, 43:80, 50:16, 50:17, 50:18, 69:49<
11:6 Ve mâ min dâbbetin fil ardı illâ alâllâhi rızkuhâ ve ya´lemu mustekarrehâ ve mustevdeahâ, kullun fî kitâbin mubîn (mubînin).
Ve yoktur, yeryüzünde ‘hiç’ bir mahlûkatlardan ki, olmasın Allâh’a, onun rızkı! Ve ‘Allâhû Teâlâ’ bilir, karar kılınan ‘yerini’ ve emanet ‘yerini!* Bunların’ hepsi apaçık ‘İlâhî esasları açıklayan’ kitaptadır (Levh-i Mahfûz; Allâh’ın ilminin, saklanmış ve korunmuş kayıt levhası)!*
>2:255, 6:59, 11:123, 13:9, 15:24, 16:19, 67:13, 67:14<
>6:59, 13:39, 36:12, 57:22, 85:21, 85:22<
11:7 Ve huvellezî halakas semâvâti vel arda fî sitteti eyyâmin ve kâne arşuhu alel mâi li yebluvekum eyyukum ahsenu amelâ (amelen), ve le in kulte innekum meb’ûsûne min ba’dil mevti le yekûlennellezîne keferû in hâzâ illâ sihrun mubîn (mubînun).
Ve O’dur ki Zât’ı, oluşumunu yapılandırarak yarattı, gökleri ve yeri altı günde!* Ve O’nun Arş’ı (cennet ve cehennemi de içinde barındıran, zamansız, mekânsız, evrenin yönetmeliği) su üzerindeydi.* Ki ‘verdiği şeylerle’ denemek için sizleri ‘dünyada’ ki, hanginiz en iyi gayret eder!* Ve mutlaka eğer sen, desen ki: „ Diriltilirsiniz, ölümden sonra! “* Mutlaka derler o kimseler ki, ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlardır: „ Bu ancak apaçık sihir ‘dalavere’! “.
„2 gün / 4 gün / 6 gün“ : – https://ikra.vision
„Arş“ Su üzerinde olduğu kanıtlandı: – https://ikra.vision
>8:25, 9:126, 21:35, 29:2<
>6:29, 6:30, 11:7, 16:38, 16:39<
11:8 Ve le in ahharnâ anhumul azâbe ilâ ummetin ma´dûdetin le yekûlunne mâ yahbisuh (yahbisuhu), e lâ yevme ye´tîhim leyse masrûfen anhum ve hâka bi him mâ kânû bihî yestehziûn (yestehziûne).
Ve mutlaka eğer ertelesek onlardan azabı, adedini ‘vadeli bir süre’, elbette derler ki: „ Onu ‘azabı’ tutan ne!? “. Değil mi ki, gün geldiğinde onlara, ‘geri’ çevrilir değildir onlardan?! Ve sarıverdi onları, onunla alay etmiş oldukları şey.*
>2:15, 6:5, 6:10, 7:101, 10:11, 13:32, 14:42<
11:9 Ve le in ezaknal insâne minnâ rahmeten summe neza´nâhâ minh (minhu), innehu le yeûsun kefûr (kefûrun).
Ve mutlaka eğer tattırırsak insana Bizden bir bahşedilme, bağışlanma, merhametle esirgenme, sonra da onu ondan çektik mi, muhakkak ki o, elbette umudu keser, nankörleşir.
11:10 Ve le in ezaknâhu na´mâe ba´de darrâe messethu le yekûlenne zehebes seyyiâtu annî, innehu le ferihun fahûr (fahûrun).
Ve mutlaka eğer tattırırsak ona, bir lütuf ki, mağduriyet dokunduğunun ardından, mutlaka derler ki: „ Gitti kötülükler benden! “. Doğrusu o, elbette övünür, ‘kendisiyle’ iftihar edendir!*
>6:44, 11:10, 17:37, 30:36, 31:18, 31:19, 39:49, 57:20<
11:11 İllellezîne saberû ve amilûs sâlihât (sâlihâti), ûlâike lehum magfiretun ve ecrun kebîr (kebîrun).
Müstesnadır o kimseler ki, sabrettiler ve gayretleri erdemlidir; işte onlar ki, onlaradır, bağışlanma ve büyük ecir.*
>2:25, 8:4, 20:15, 22:50, 24:26, 32:17, 33:31, 34:4, 96:3<
11:12 Fe lealleke târikun ba´da mâ yûhâ ileyke ve dâikun bihî sadruke en yekûlû lev lâ unzile aleyhi kenzun ev câe meahu melek (melekun), innemâ ente nezîr (nezîrun), vallâhu alâ kulli şey´in vekîl (vekîlun).
‘Yâ Muhammed!’, Artık belki de atlarsın bazılarını, sana vahyolunan şeyin ‘İlâhî esasların’!* Ve daralır onunla göğsün, ‘Allâhû Teâlâ’ya ortak yakıştıranların’ demelerinden ki: „ İndirilseydi ya ona bir define ‘yeri bilgisi’ veya gelseydi ya onunla beraber bir melek! “.* Sen sadece ‘kıyâmetle’ uyarıcısın!* Ve Allâh, her şey üzerinde her hususta tanık, idareyi üstlenen, itimat edilendir!
>5:48, 5:49, 11:12, 11:112, 11:113, 17:74, 28:87<
>4:153, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 10:97, 14:11, 14:47, 23:71, 29:51<
>2:151, 3:164, 3:184, 4:41, 4:166, 6:42, 14:44, 16:44, 16:89, 17:77, 28:47<
11:13 Em yekûlûnefterâh (yekûlûnefterâhu), kul fe´tû bi aşri suverin mislihî muftereyâtin ved´û menisteta´tum min dûnillâhi in kuntum sâdikîn (sâdikîne).
‘Yâ Muhammed!’, Yoksa diyorlar mı ki, onu ‘âyetleri’, uydurdu?!* De ki: „ Haydi getirin onun benzeri uydurulmuş on sûreler!* Ve çağırın mecal edebildiğiniz Allâh’tan ziyade kişileri de,* eğer samimilerseniz! “.
>2:2, 7:52, 10:38, 10:57, 16:102, 17:82, 17:106, 26:192, 26:193, 26:194, 26:195<
>2:23, 10:38, 11:13, 17:88, 52:34<
Kur’ân’ın taklit edilemeyecek kadar mucizevi oluşu: – https://ikra.vision
11:14 Fe illem yestecîbû lekum fa´lemû ennemâ unzile bi ilmillâhi ve en lâ ilâhe illâ hû (huve), fe hel entum muslimûn (muslimûne).
Hâlâ eğer icabet etmezlerse sizlere, öyleyse bilin ki, ‘Kur’ân-ı Kerîm’in’ Allâh’ın ilmiyle indirilmiş olduğunu! Ve ilâh olmadığını, O’nun dışında! Artık sizler de, Müslümanlar mısınız (Allâhû Teâlâ’ya teslimiyeti benimseyen)?
11:15 Men kâne yurîdul hayâted dunyâ ve zînetehâ nuveffi ileyhim a´mâlehum fîhâ ve hum fîhâ lâ yubhasûn (yubhasûne).
Muradı, dünya hayatı ‘kazancı edinmek’ ve onun süsü ‘ihtişamı’ olan kimseye ki, veririz onlara, gayretlerini orada.* Ve onlara, orada ‘mükâfatları’ eksiltilmez.
>2:200, 10:7, 10:8, 11:15, 11:16, 17:18, 17:19, 17:20, 42:20<
11:16 Ulâikellezîne leyse lehum fil âhıreti illen nâr (nâru) ve habita mâ sanaû fîhâ ve bâtılun mâ kânû ya´melûn (ya´melûne).
İşte onlar ‘dünya hayatını isteyenler’, o kimselerdir ki, ‘bir şey’ yoktur onlara âhirette ateşten başka! Ve heba oldu orada ‘dünyada’ ürettikleri şeyler.* Ve asılsızdır, gayret ediyor oldukları şeyler.
>2:264, 3:117, 14:18, 18:103, 18:104, 18:105, 24:39, 25:23, 33,19, 47:1<
11:17 E fe men kâne alâ beyyinetin min rabbihî ve yetlûhu şâhidun minhu ve min kablihî kitâbu mûsâ imâmen ve rahmeh (rahmeten), ulâike yu´minûne bih (bihî), ve men yekfur bihî minel ahzâbi fen nâru mev´ıduh (mev´ıduhu), fe lâ teku fî miryetin minhu innehul hakku min rabbike ve lâkinne ekseren nâsi lâ yu´minûn (yu´minûne).
O hâlde, Rabbinden bir beyan üzerine ‘hakikat bilgisine dayanıyor’ olan kimse (Muhammed aleyhisselâm), ‘gibi’ midir?* Ve kıraat eder onu ‘âyetleri’ ki şahittir,* ondan (Kur’ân-ı Kerîm’den). Ve ondan önce Mûsâ’nın kitabı (Tevrât) ‘bunu destekler’ ki, bir rehber ve bahşedilme, bağışlanma, esirgenme ‘vesilesidir’. İşte onlar, ona ‘bunlara’ inanırlar. Ve kim örterse onu, topluluklardan, artık ateştir ona vadedilen yer. ‘Yâ Muhammed!’, O hâlde ‘bazılarına ne yapsan inanmazlar’,* olma kararsızlık içinde ondan!* Muhakkak ki o ‘İlâhî esaslar’, gerçekten Rabbindendir!* Ve lâkin insanların birçoğu inanmazlar!*
>2:151, 3:164, 3:184, 4:41, 4:166, 6:42, 14:44, 16:44, 16:89, 17:77, 28:47<
>8:8, 9:32, 9:33, 10:82, 17:81, 40:14, 61:8, 61:9<
>4:153, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 10:97, 14:11, 14:47, 23:71, 29:51<
>10:95, 10:105, 11:109, 28:86, 28:87<
11:18 Ve men ezlemu mimmenifterâ alâllâhi kezibâ (keziben), ulâike yu´radûne alâ rabbihim ve yekûlul eşhâdu hâulâillezîne kezebû alâ rabbihim, e lâ lâ´netullâhi alâz zâlimîn (zâlimîne).
Ve kimdir daha zalim o kimseden ki, uydurur Allâh ‘adına’ yalanı?!* İşte onlar ki, arz edilirler ‘onlar’ Rablerine. Ve diyor ki şahitler*: „ İşte bunlar ki, Rablerine yalancı kimselerdir! “.* Değil mi ki, Allâh’ın lâneti, zalimlerin üzerlerinedir?!
>2:168, 2:169, 7:33, 16:116<
>7:38, 33:68, 33:69<
>18:49, 22:76, 23:105, 29:3, 29:68, 41:20, 43:80, 50:16, 50:17, 50:18, 69:49<
11:19 Ellezîne yasuddûne an sebîlillâhi ve yebgûnehâ ivecâ (ivecen), ve hum bil âhıreti hum kâfirûn (kâfirûne).
O kimseler ki, alıkoyarlar Allâh’ın yolundan* ve ondaki amaçları bir eğrilik ‘bulmaktır’. Ve onlar ki, âhiretlerini de inkâr edenlerdir!*
>6:123, 7:86, 8:36, 11:19, 14:3, 16:88, 17:16, 34:34, 43:23<
>2:6, 6:12, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 8:55, 10:39, 10:40, 10:96, 10:97, 17:10, 26:201<
11:20 Ulâike lem yekûnû mu´cizîne fîl ardı ve mâ kâne lehum min dûnillâhi min evliyâ (evliyâe), yudâafu lehumul azâb (azâbu), mâ kânû yestetîûnes sem’a ve mâ kânû yubsirûn (yubsirûne).
İşte onlar, değiller ‘hükmün yerine getirilmesinde, Allâhû Teâlâ’yı’ âciz bırakanlar, yeryüzünde. Ve olmadı kendilerine, Allâh’tan ziyade himayeciler. Defalarcadır onlara azap ki, (idrak etmek istemedikleri için) olmamalarından mecal edenler ‘İlâhî esasları’ duymaya. Ve olmamalarından, ‘kalp gözüyle’ görenler.*
>11:20, 17:48, 18:101, 41:15, 41:28, 68:43, 89:23, 89:24<
11:21 Ulâikellezîne hasirû enfusehum ve dalle anhum mâ kânû yefterûn (yefterûne).
İşte onlar, o kimselerdir ki ‘hakikati örtmeye şartlanmışlar’, canlarını hüsrana uğratanlardır. Ve saptı (hatırdan, gönülden çıkarıldı) onlardan, uydurmuş oldukları şeyler (edindikleri ilâhları).*
>2:166, 4:117, 6:100, 10:28, 10:29, 14:36, 16:86, 18:52, 19:82, 21:65, 25:17, 28:63, 29:25, 34:40, 34:41, 35:14, 46:5, 46:6<
11:22 Lâ cereme ennehum fil âhıreti humul ahserûn (ahserûne).
Hiç kuşkusuz ki, onlar, âhirette en çok hüsranda olanlardır.
11:23 İnnellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ve ahbetû ilâ rabbihim ulâike ashâbul cenneh (cenneti), hum fîhâ hâlidûn (hâlidûne).
Muhakkak o kimseler ki, ‘samimi’ inananlardır ve gayretleri erdemlidir. Ve Rablerine gönülden bağlananlardır. İşte onlar, has bahçe ‘cennet’ sahabeleridir; onlar, orada kalıcılardır.
11:24 Meselul ferîkayni kel a’mâ vel esammi vel basîri ves semî’ (semîı) hel yesteviyâni meselâ (meselen) e fe lâ tezekkerûn (tezekkerûne).
Emsali iki kesimin, kör ve sağır ve gören ve duyan gibidir.* Hiç eşit olurlar mı emsalce? Hâlâ hatırda tutmaz mısınız!?
>2:171, 3:108, 6:104, 7:101, 7:179, 8:22, 8:23, 10:100, 13:19, 17:72, 17:97, 21:45, 22:46, 25:44, 40:35, 64:11, 67:10<
11:25 Ve lekad erselnâ nûhan ilâ kavmihî innî lekum nezîrun mubîn (mubînun).
Ve andolsun ki, gönderdik Nûh’u halkına. ‘Dedi ki’: „ Muhakkak ki ben, sizleri apaçık ‘kıyâmetle’ uyaranım!*
>2:38, 2:121, 14:4, 16:36, 39:71, 62:2<
11:26 En lâ ta’budû illallâh (illallâhe), innî ehâfu aleykum azâbe yevmin elîm (elîmin).
Ki, ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk etmeyin, Allâh dışında ‘kimseye’!* Böyle devam ederseniz’, muhakkak ki ben, korkarım üzerlerinize ‘gelecek’ elem bir günün azabından! “.
>3:151, 4:117, 6:100, 10:18, 23:117, 39:3, 42:21, 46:5<
11:27 Fe kâlel meleullezîne keferû min kavmihî mâ nerâke illâ beşeren mislenâ ve mâ nerâkettebeake illellezîne hum erâzilunâ bâdiyer re’y (re’yi), ve mâ nerâ lekum aleynâ min fadlin bel nezunnukum kâzibîn (kâzibîne).
Ne var ki dediler ki, halkından yetkili, inkâr eden kimseler: „ Görmüyoruz seni, insanoğlundan başka, bizler benzeri! Ve görmüyoruz sana uyduğunu o kimselerden başkasını da; ki, kendileri bizlerden aşağı basit görüşlü! Ve görmüyoruz sizleri, üzerlerimize liyakatli! Ki, yalancılar zannediyoruz sizleri! “.
11:28 Kâle yâ kavmi e reeytum in kuntu alâ beyyinetin min rabbî ve âtânî rahmeten min indihî fe ummiyet aleykum, e nulzimukumûhâ ve entum lehâ kârihûn (kârihûne).
‘Nûh aleyhisselâm’ dedi ki: „ Ey halkım! Bakar mısınız, eğer ben, bir beyan üzerineysem ‘hakikat bilgisine dayanıyorsam’* Rabbimden ve verdi de bana, bir bahşedilme, merhametle esirgenme, katından; ne var ki kapalıysa üzerlerinize, onu mecburi mi edelim sizlere? Ve ondan ‘inancımızdan’ hoşlanmayanlarsanız da!
>2:38, 2:121, 14:4, 16:36, 39:71, 62:2<
11:29 Ve yâ kavmi lâ es’elukum aleyhi mâlâ (mâlen), in ecriye illâ alâllâhi ve mâ ene bi târidillezîne âmenû, innehum mulâkû rabbihim ve lâkinnî erâkum kavmen techelûn (techelûne).
Ve ey halkım! Sual etmiyorum sizlerden, ‘tebliğime’ karşı bir mal! Varsa da ücretim, ancak Allâh’a ‘kalmıştır’! Ve değilim kovacak, inançlı kimseleri ‘aşağı görseniz de’! Doğrusu onlar, Rablerine kavuşanlardır. Ve lâkin ben, görüyorum ki, sizler, cahillik ‘düşüncesizlik’ eden toplumsunuz!
11:30 Ve yâ kavmi men yansurunî minallâhi in taredtuhum, e fe lâ tezekkerûn (tezekkerûne).
Ve ey halkım! Kim yardım eder bana, Allâh’tan ‘gelecek azaba’ ki, eğer kovarsam onları? Hâlâ hatırda tutmaz mısınız!?
11:31 Ve lâ ekûlu lekum indî hazâinullâhi ve lâ a’lemul gaybe ve lâ ekûlu innî melekun ve lâ ekûlu lillezîne tezderî a’yunukum len yu’tiyehumullâhu hayrâ (hayren), allâhu a’lemu bimâ fî enfusihim, innî izen le minez zâlimîn (zâlimîne).
Ve demiyorum sizlere, yanımdadır Allâh’ın hazineleri ve bilmiyorum algılanamayanı ve demiyorum ki, muhakkak ki ben, bir meleğim. Ve demiyorum gözlerinizin hor gördüğü kimselere, asla vermez Allâh, bir hayır. Ki Allâh, en iyi bilendir; nefslerindeki şeyleri!* ‘Bunları diyecek olsam’ doğrusu o zaman, elbette zalimlerdenim! “.
>2:255, 6:59, 11:123, 13:9, 15:24, 16:19, 67:13, 67:14<
11:32 Kâlû yâ nûhu kad câdeltenâ fe ekserte cidâlenâ fe’tinâ bi mâ teidunâ in kunte mines sâdikîn (sâdikîne).
Dediler ki: „ Yâ Nûh! Cebelleştin bizlerle, öyle ki, bizlerle cebelleşmede çok ileri gittin. Haydi, getir bizlere vadettiğin şeyi, eğer samimilerdensen! “.*
>2:170, 6:148, 7:173, 14:10, 16:35, 36:6, 98:5<
11:33 Kâle innemâ ye’tîkum bihillâhu in şâe ve mâ entum bi mu’cizîn (mu’cizîne).
‘Nûh aleyhisselâm’ dedi ki: „ Onu sizlere ancak Allâh, eğer dilerse getirir! “. Ve değilsiniz, ‘hükmün yerine getirilmesinde, Allâhû Teâlâ’yı’ bırakanlar.*
>10:53, 10:54, 11:104, 11:105, 14:48, 16:111, 18:47, 20:15, 20:102, 21:104, 29:53, 40:59, 52:9, 70:8, 73:14, 73:18, 79:35, 101:104<
11:34 Ve lâ yenfeukum nushî in eredtu en ensaha lekum in kânallâhu yurîdu en yugviyekum, huve rabbukum ve ileyhi turceûn (turceûne).
‘Nûh aleyhisselâm Dedi ki’: „ Ve fayda sağlamaz sizlere nasihatim ki, olsa da muradım nasihat etmek sizlere ki, eğer Allâh’ın muradı, ‘inkâra şartlandığınız için’ sizleri azdırmaksa!* O’dur, Rabbiniz! “. Ve Zât’ı ‘huzuruna’ rücu edilirsiniz!
>2:171, 3:108, 6:104, 7:101, 7:179, 8:22, 8:23, 10:100, 13:19, 17:72, 17:97, 21:45, 22:46, 25:44, 40:35, 64:11, 67:10<
11:35 Em yekûlûnefterâh (yekûlûnefterâhu), kul iniftereytuhu fe aleyye icrâmî ve ene berîun mimmâ tucrimûn (tucrimûne).
‘Yâ Muhammed!’, Yoksa diyorlar mı ki, onu ‘âyetleri’, uydurdu?!* De ki: „ Eğer onu uydurduysam, öyleyse suçum ‘günahım’ üzerimedir! Ve alâkasızım suçlarınız sebebiyle ‘günahlarınızdan’! “.
>2:2, 7:52, 10:38, 10:57, 16:102, 17:82, 17:106, 26:192, 26:193, 26:194, 26:195<
11:36 Ve ûhiye ilâ nûhın ennehu len yu’mine min kavmike illâ men kad âmene fe lâ tebteis bi mâ kânû yef’alûn (yef’alûne).
Ve vahyedildi ki, Nûh’a: „ Muhakkak ki onlar, asla inanmazlar; ki müstesnadır, halkından inançlı olan kimseler. Artık tasalanma ifa etmiş oldukları sebebiyle! “.
11:37 Vasnaıl fulke bi a’yuninâ ve vahyinâ ve lâ tuhâtıbnî fîllezîne zalemû, innehum mugrekûn (mugrekûne).
Ve üret gemileri, gözetimimizde ve vahyimizle! Ve hitap etme Bana, zalim kimseler için!* Muhakkak ki onlar, ‘suda’ boğulacaklardandır!
>9:113, 9:114<
11:38 Ve yasneul fulke ve kullemâ merre aleyhi meleun min kavmihi sehırû minh (minhu), kâle in tesharû minnâ fe innâ nesharu minkum kemâ tesharûn (tesharûne).
Ve ‘Nûh aleyhisselâm’ üretiyorken gemileri ve her defasında onun ‘yanından’ geçerken halkından yetkililer, eğlendiler onunla. ‘Nûh aleyhisselâm’ dedi ki: „ Eğer bizlerle eğleniyorsanız, nihayet mutlaka ‘gün gelir’ eğleniriz sizlerle, ‘şimdi’ eğlendiğiniz gibi! “.*
>83:29, 83:34<
11:39 Fe sevfe ta’lemûne men ye’tîhi azâbun yuhzîhi ve yehıllu aleyhi azâbun mukîm (mukîmun).
O hâlde kesinlikle bileceksiniz, kime gelir rezil eden azap! Ve ‘cehennemde’ iner ona, kalıcı azap.
11:40 Hattâ izâ câe emrunâ ve fâret tennûru kulnâhmil fîhâ min kullin zevceynisneyni ve ehleke illâ men sebeka aleyhil kavlu ve men âmen (âmene), ve mâ âmene meahû illâ kalîl (kalîlun).
Ta ki, ‘yok etme’ emrimiz geldiği zaman ve kaynayıp köpürdü tandır. Dedik ki: „ Yükle ‘gemilerin’ içine, her türden çifter çifter ve ahalini! Üzerlerine ‘suda boğulacaklar’ sözü geçmiş kimseler hariç.* Ve inançlı kişileri de ‘yükle’! “.** Ve ‘zaten’ inanmadı beraberindeki birazı dışında.
>11:37, 23:27<
>10:103, 21:88, 30:47, 40:51<
Nûh aleyhisselâm, Atlantis’te yaşamış olabilir: – https://ikra.vision
11:41 Ve kâlerkebû fîhâ bismillâhi mecrâhâ ve mursâhâ, inne rabbî le gafûrun rahîm (rahîmun).
Ve ‘Nûh aleyhisselâm’ dedi ki: „ Binin ‘gemilerin’ içine ki, Allâh’ın adıyladır, yüzmesi ve kalması da! “. Şüphesiz ki Rabbim, elbette fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır;* inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!
>4:48, 5:39, 15:49, 17:25, 20:82, 25:71, 28:16, 39:53<
11:42 Ve hiye tecrî bihim fî mevcin kel cibâli ve nâdâ nûhunibnehu ve kâne fî ma´zilin yâ buneyyerkeb meanâ ve lâ tekun meal kâfirîn (kâfirîne).
Ve o ‘gemiler’ yüzüyordu onlarla, dağlar gibi dalgalar içinde. Ve nida etti Nûh, oğluna ki, ‘o’ tenha bir yerdeydi: „ Yâ oğlum! Bin bizlerle beraber ve olma inkârcılarla beraber! “.
11:43 Kâle seâvî ilâ cebelin ya´sımunî minel mâ´ (mâi) kâle lâ âsımel yevme min emrillâhi illâ men rahim (rahime), ve hâle beynehumal mevcu fe kâne minel mugrakîn (mugrakîne).
‘Oğlu’ dedi ki: „ Sığınacağım bir dağa ki, korur beni sudan. “. ‘Nûh aleyhisselâm’ dedi ki: „ Bugün koruyan olmaz, Allâh’ın emrinden ‘çıkanı’; ki müstesnadır, esirgeyip, acıdığı, bahşettiği ‘inançlı’ kişiler! “. Ve dalga girdi onların arasına ve böylelikle ‘oğlu da’ boğulanlardan oldu.*
Hz. Nûh a.s.’ın halkının inkârı ve yok edilmeleri: – https://ikra.vision
11:44 Ve kîle yâ ardubleî mâeki ve yâ semâu akliî ve gîdal mâu ve kudıyel emru vestevet alal cûdiyyi ve kîle bu´den lil kavmiz zâlimîn (zâlimîne).
Ve denildi ki: „ Ey yeryüzü, suyunu yut! Ve ey gök, ‘yağmurunu’ tut! “. Ve çekildi su ve bitirildi emir ‘Allâhû Teâlâ’nın hükmü yerine getirildi’. Ve ‘gemi’, Cudi ‘dağı’ üstüne oturdu. Ve denildi ki: „ Uzak olsunlar zalimler toplumu! “.*
>2:171, 3:108, 6:104, 7:101, 7:179, 8:22, 8:23, 10:100, 13:19, 17:72, 17:97, 21:45, 22:46, 25:44, 40:35, 64:11, 67:10<
11:45 Ve nâdâ nûhun rabbehu fe kâle rabbi innebnî min ehlî ve inne va´dekel hakku ve ente ahkemul hâkimîn (hâkimîne).
Ve nida etti Nûh, Rabbine, derken dedi ki: „ Rabbim… Muhakkak ki, oğlum ahalimdendir!* Ve muhakkak ki, vaadin gerçektir! Ve Sen en iyi, âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedensin! “.
>11:40<
11:46 Kâle yâ nûhu innehu leyse min ehlik (ehlike), innehu amelun gayru salih (salihin), fe lâ tes´elni mâ leyse leke bihî ilm (ilmun), innî eızuke en tekûne minel câhilîn (câhilîne).
‘Allâhû Teâlâ, vahiyle’** dedi ki: „ Yâ Nûh! Muhakkak ki o, senin ahalinden değildir. Doğrusu o, erdem dışı gayretler yapmaktadır. Öyleyse Benden sorma ‘isteme’, hakkında bilgin olmayan bir şeyi! Muhakkak ki Ben, nasihat ediyorum sana ki, cahillerden ‘düşüncesizlerden’ olma! “.
>2:253, 4:164, 7:62, 7:117, 7:143, 19:9, 21:45, 42:51<
(42:51’den bilindiği gibi, Allâhû Teâlâ’nın, hiçbir insanla konuşması olmamıştır! Kelâmıyla olsa da, yine vahiyledir veya melekler aracılığıyla.)
11:47 Kâle rabbi innî eûzu bike en es´eleke mâ leyse lî bihî ilm (ilmun), ve illâ tagfirlî ve terhamnî ekun minel hâsirîn (hâsirîne).
‘Nûh aleyhisselâm’ dedi ki: „ Rabbim… Muhakkak ki, sığınırım Sana ve sormaktan ‘istemekten’ Senden ki, hakkında bir bilgim olmayan şeyi! Ve olmadan beni bağışlaman ve bana bahşetmen, merhametle esirgemen, olurum hüsrana uğrayanlardan! “.
11:48 Kîle yâ nûhuhbıt bi selâmin minnâ ve berekâtin aleyke ve alâ umemin mimmen meâk (meâke), ve umemun se numettiuhum summe yemessuhum minnâ azâbun elîm (elîmun).
Denildi ki: „ Yâ Nûh! İn ‘gemiden’! Bizden bir esenlikle ve bereketlerle üzerine; ve senin beraberindeki ümmetler ‘aynı inancı paylaşan’ kişilerin üzerlerine. Ve ‘bunlardan inkârcı’ ümmetler ‘oluşacak’ ki, onları menfaatlendireceğiz.* Sonra dokunur onlara, Bizden elem azap. “.*
>3:185, 10:58, 17:18, 17:19, 17:20, 25:15, 57:20<
>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 36:63, 39:8, 40:6<
11:49 Tilke min enbâil gaybi nûhîhâ ileyk (ileyke), mâ kunte ta´lemuhâ ente ve lâ kavmuke min kabli hâzâ, fasbır, innel âkıbete lil muttekîn (muttekîne).
‘Yâ Muhammed!’, Bunlar, saklı ‘bilgin dışında’ havadislerinden ki, vahyediyoruz onu sana! Sen onu biliyor değildin ve ne de halkın, daha önceleri bunu! Artık sabret! Mutlaka ‘güzel’ âkıbet, ‘günahlardan’ korunanlarındır.*
>2:195, 7:128, 8:40, 11:49, 13:22, 13:23, 13:24, 13:35, 18:44, 25:15, 28:77, 28:83<
11:50 Ve ilâ âdin ehâhum hûdâ (hûden), kâle yâ kavmi´budullâhe mâ lekum min ilâhin gayruh (gayruhu), in entum illâ mufterûn (mufterûne).
Ve Âd’a (Hûd aleyhisselâm’ın halkı) kardeşleri Hûd dedi ki: „ Ey halkım! ‘Yalnızca’ Allâh’a ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk edin!* Yoktur sizlere ilâh, O’ndan gayrı! Sizler ise, ancak ‘asılsız şeyler’ uyduranlarsınız!
>2:21, 2:153, 2:186, 6:102, 7:55, 7:56, 7:205, 15:98, 15:99, 17:110, 20:8, 59:24, 98:5<
11:51 Yâ kavmi lâ es´elukum aleyhi ecrâ (ecren), in ecriye illâ alellezî fetaranî, e fe lâ ta´kılûn (ta´kılûne).
Ey halkım! Sual etmiyorum sizlerden, ‘tebliğime’ karşı bir ücret! Varsa da ücretim ancak ki o, üzerinedir beni, örneksiz, sanat inceliğinde üstün yaratanın! Hâlâ akıl yürütmez misiniz!? “.
11:52 Ve yâ kavmistagfirû rabbekum summe tûbû ileyhi yursilis semâe aleykum midrâran ve yezidkum kuvveten ilâ kuvvetikum ve lâ tetevellev mucrimîn (mucrimîne).
Ey halkım! ‘Bilinçli işlenen günahı terke’ istiğfar edin Rabbinize! Sonra tövbe edin Zât’ına! Ki, göndersin gökten üzerlerinize bolluk.* Ve ziyade etsin kuvvetlerinize, kuvveti. Ve ‘günah’ suçluları ‘gibi, arkanızı İlâhî esaslara’ dönmeyin! “.
>11:52, 13:12, 13:13, 13:26, 17:30, 24:43, 71:11, 71:12<
11:53 Kâlû yâ hûdu mâ ci´tenâ bibeyyinetin ve mâ nahnu bi târikî âlihetinâ an kavlike ve mâ nahnu leke bi muminîn (muminîne).
Dediler ki: „ Yâ Hûd! Getirmedin bizlere ayan beyan ‘deliller’.* Ve ilâhlarımızı atlayıp değiliz senin sözünle; ve değiliz sana inanacak! “.
>4:153, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 10:97, 14:11, 14:47, 23:71, 29:51<
11:54 İn nekûlu illâ´terâke ba´du âlihetinâ bi sû´ (sûin), kâle innî uşhidullâhe veşhedû ennî berîun mimmâ tuşrikûne (tuşrikûne).
‘Sana’, ancak deriz ki: „ Seni fena çarpmış, bazı ilâhlarımız! “. ‘Hûd aleyhisselâm’ dedi ki: „ Muhakkak ki ben, Allâh’ı şahit tutarım. Ve şahit olun muhakkak ki, alâkasızım ‘Allâhû Teâlâ’ya’ ortak yakıştırdığınız şeylerden!
11:55 Min dûnihî fe kîdûnî cemîan summe lâ tunzırûn (tunzırûni).
Ki, O’ndan ‘Allâhû Teâlâ’dan’ ziyade! Haydi, topluca tuzak kurun bana, sonra da bana göz ‘bile’ açtırmayın!
11:56 İnnî tevekkeltu alâllâhi rabbî ve rabbikum, mâ min dâbbetin illâ huve âhızun bi nâsıyetihâ, inne rabbî alâ sırâtın mustekîm (mustekîmin).
Muhakkak ki ben, itimat ettim Allâh’a ki, Rabbimdir ve sizlerin de Rabbidir! Yoktur ‘hiç’ bir mahlûkatlardan ki, O’nun dışında ‘kimse’, alnından tutmuş ‘denetlesin’!* Muhakkak ki Rabbim, ‘Zât’ının da razı olduğu’ yol istikâmeti üzeredir!
>18:49, 22:76, 23:105, 29:3, 29:68, 41:20, 43:80, 50:16, 50:17, 50:18, 69:49<
11:57 Fe in tevellev fe kad eblagtukum mâ ursiltu bihî ileykum, ve yestahlifu rabbî kavmen gayrekum, ve lâ tedurrûnehu şey’â (şey’en), inne rabbî alâ kulli şey´in hafîz (hafîzun).
Buna rağmen eğer ki, ‘geçmişe’ dönerseniz, artık tebliğ ettim sizlere, onunla gönderildiğim şeyi ‘hakikat bilgisini’ sizlere! Ve halef eder de Rabbim, sizlerden başka bir toplumu ve zarar veremezsiniz O’na ‘hiçbir’ şeyle!* Şüphesiz ki Rabbim, her şey üzerinde muhafaza eden, koruyup kollayan, gözetendir! “.
>10:14, 44:28, 44:29, 91:15<
11:58 Ve lemmâ câe emrunâ necceynâ hûden vellezîne âmenû meahu bi rahmetin minnâ, ve necceynâhum min azâbin galîz (galîzin).
Ve geldiğinde ‘yok etme’ emrimiz,* kurtardık Hûd’u ve beraberindeki inançlı kimseleri ki, Bizden bir bahşedilme, bağışlanma, merhametle esirgenme ile.* Ve kurtardık onları katı azaptan.
Hz. Hûd a.s.’ın Âd halkının inkârı ve yok edilmeleri: – https://ikra.vision
>10:103, 21:88, 30:47, 40:51<
11:59 Ve tilke âdun cehadû bi âyâti rabbihim ve asav rusulehu vettebeû emre kulli cebbârin anîd (anîdin).
Ve bunlar, Âd (Hûd aleyhisselâm’ın halkı) ki, inandıkları hâlde inkâr ettiler Rablerinin âyetlerini. Ve âsiler oldular elçilerine. Ve uydular emrine her inatçı zorbanın.
11:60 Ve utbiû fî hâzihid dunyâ la’neten ve yevmel kıyâmeh (kıyâmeti), e lâ inne âden keferû rabbehum, e lâ bu´den li âdin kavmi hûd (hûdin).
Ve uğratıldılar burada dünyada lânete ve kıyâmet günü de. Değil mi ki, muhakkak ki, Âd (Hûd aleyhisselâm’ın halkı), Rablerine nankörlük ettiler?! Değil mi ki, Hûd’un halkı Âd ‘Allâhû Teâlâ’nın razı olduğu yoldan’ uzaklaştı?!
11:61 Ve ilâ semûde ehâhum sâlihâ (sâlihan), kâle yâ kavmi´budûllâhe mâ lekum min ilâhin gayruh (gayruhu), huve enşeekum minel ardı vesta´merekum fîhâ festâgfirûhu summe tûbû ileyh (ileyhi), inne rabbî karîbun mucîb (mucîbun).
Ve Semûd’a (Sâlih aleyhisselâm’ın halkı) kardeşleri Sâlih dedi ki: „ Ey halkım! ‘Yalnızca’ Allâh’a ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk edin!* Yoktur sizlere ilâh, O’ndan gayrı! O, inşa edendir sizleri yerden ‘kilden’!** Ve kolonileştirdi sizleri orada. Öyleyse ‘bilinçli işlenen günahı terke’ istiğfar edin O’na! Sonra tövbe edin Zât’ına! Şüphesiz ki Rabbim yakındır, ‘dualara’ icabet edendir! “.
>2:21, 2:153, 2:186, 6:102, 7:55, 7:56, 7:205, 15:98, 15:99, 17:110, 20:8, 59:24, 98:5<
(Özümlenme ile vücuda yarayışlı biçime sokularak, dokuların yapısında yer alışı)
>15:28, 17:61, 20:55, 25:54, 30:20, 71:17<
11:62 Kâlû yâ sâlihu kad kunte fînâ mercuvven kable hâzâ e tenhânâ en na´bude mâ ya´budu âbâunâ ve innenâ le fî şekkin mimmâ ted´ûnâ ileyhi murîb (murîbin).
‘Halkı’ dediler ki: „ Ey Sâlih! Sen bundan önce içimizde umut vadedendin. Bununla men mi ediyorsun bizleri ki, kulluk etmemizi, atalarımızın ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk ettikleri şeylerden (edindikleri ilâhlardan)?* Ve doğrusu mutlaka şüphe içindeyiz, bizleri ona ‘kulluğa’, davet ettiğin kuşkulu şeyden! “.*
>3:151, 4:117, 6:100, 10:18, 23:117, 39:3, 42:21, 46:5<
>2:170, 6:148, 7:173, 14:10, 16:35, 36:6, 98:5<
11:63 Kâle yâ kavmi e reeytum in kuntu alâ beyyinetin min rabbî ve âtânî minhu rahmeten fe men yansurunî minallâhi in asaytuhu fe mâ tezîdûnenî gayre tahsîr (tahsîrin).
‘Sâlih aleyhisselâm’ dedi ki: „ Ey halkım! Bakar mısınız, eğer ben, bir beyan üzerineysem ‘hakikat bilgisine dayanıyorsam’* Rabbimden ve bana verdi de, Kendisinden bir bahşedilme, merhametle esirgenme, artık kim yardım eder bana, Allâh’tan ‘gelecek azaba’ ki, eğer isyan edersem O’na? Öyleyse olmaz bana, ziyade etmenizden gayrı hüsranı.
>2:38, 2:121, 14:4, 16:36, 39:71, 62:2<
11:64 Ve yâ kavmi hâzihî nâkatullâhi lekum âyeten fe zerûhâ te´kul fî ardıllâhi ve lâ temessûhâ bi sûin fe ye´huzekum azâbun karîb (karîbun).
Ve ey halkım! Bu, Allâh’ın dişi devesidir ki, sizlere bir âyettir ‘alâmettir’!* Bu yüzden bırakın onu, yesin Allâh’ın yeryüzünde! Ve kötülükle dokunmayın ona, yoksa alır sizleri, yakın bir azap! “.*
>17:59, 54:27<
>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 36:63, 39:8, 40:6<
11:65 Fe akarûhâ fe kâle temetteû fî dârikum selâsete eyyâm (eyyâmin), zâlike va´dun gayru mekzûb (mekzûbin).
Buna rağmen bacaklarını biçerek devirip doğradılar onu. Bunun üzerine ‘Sâlih aleyhisselâm’ dedi ki: „ Menfaatlenin diyarınızda üç gün ‘daha’! İşte bu, yalanlanamayacak bir vaattir! “.*
>5:25, 6:34, 7:89, 10:88, 12:110, 14:15, 71:24<
11:66 Fe lemmâ câe emrunâ necceynâ sâlihan vellezîne âmenû meahu bi rahmetin minnâ ve min hizyi yevmi iz (izin), inne rabbeke huvel kaviyyul azîz (azîzu).
Artık geldiğinde ‘yok etme’ emrimiz, kurtardık Sâlih’i ve beraberindeki inançlı kimseleri ki, Bizden bir bahşedilme, bağışlanma, merhametle esirgenme ile.* Ve rüsva’lığından, izin gününün (Allâhû Teâlâ’nın izniyle gerçekleşecek kıyâmet günü).* Şüphesiz ki Rabbin… Ki O’dur, gücüne, iktidarına güç yetirilemeyen, sağlam, kuvvetlidir; mutlak yüce, eşsiz, benzersiz!
>10:103, 21:88, 30:47, 40:51<
>11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 14:49, 21:103, 22:56, 24:24, 25:26, 28:66, 30:14<
11:67 Ve ehazellezîne zalemûs sayhatu fe asbahû fî diyârihim câsimîn (câsimîne).
Ve aldı zalim kimseleri bir çığlık.* Öyle ki, sabahlayıp diyarlarında yığılıp kaldılar.
Hz. Sâlih a.s.’ın Semûd halkının inkârı ve yok edilmeleri: – https://ikra.vision
11:68 Ke en lem yagnev fîhâ, e lâ inne semûde keferû rabbehum, e lâ bu’den li semûd (semûde).
Sanki orada hiç sefa sürmemişlerdi. Değil mi ki, muhakkak ki, Semûd (Sâlih aleyhisselâm’ın halkı) Rablerine nankörlük ettiler?! Değil mi ki, Semûd ‘halkı, Allâhû Teâlâ’nın razı olduğu yoldan’ uzaklaştı?!
11:69 Ve lekad câet rusulunâ ibrâhîme bil buşrâ kâlû selâmâ (selâmen), kâle selâmun fe mâ lebise en câe bi iclin hanîz (hanîzin).
Ve andolsun ki, ‘Melek’ elçilerimiz geldiler İbrâhîm’e müjdeyle, dediler ki: „ Selâm! “. ‘İbrâhîm aleyhisselâm’ dedi ki: „ Selâm! “. Hemen, ‘geç’ kalmadan kızarmış bir buzağı getirdi.
11:70 Fe lemmâ reâ eydiyehum lâ tesilu ileyhi nekirehum ve evcese minhum hîfeh (hîfeten), kâlû lâ tehaf innâ ursilnâ ilâ kavmi lût (lûtin).
Fakat gördüğünde elleri uzanmadığını ona ‘yemeğe’; tanımadığından onları ve korku düştü ‘içine’ onlardan. ‘Melekler’ dediler ki: „ Korkma! Doğrusu biz, gönderildik ki, Lût halkını ‘ikaza’! “.
11:71 Vemreetuhu kâimetun fe dahıket fe beşşernâhâ bi ishâka ve min verâi ishâka ya´kûb (ya´kûbe).
Ve ayakta duran ‘İbrâhîm’in’ karısı (Sâre), bunun üzerine güldü. Nihayet müjdeledik onu, İshâk ile ve İshâk’ın arkasından Yâkub (İbrâhîm aleyhisselâm’ın torunu) ile.
11:72 Kâlet yâ veyletâ e elidu ve ene ecûzun ve hâzâ ba´lî şeyhâ (şeyhan), inne hâzâ le şey´un acîb (acîbun).
‘Sâre’ dedi ki: „ Yâ, eyvahlar olsun! Ben mi doğuracağım? Ve ben âciz kocakarı ve bu kocam da kocamışken; muhakkak ki bu, elbette tuhaf bir şeydir! “.
11:73 Kâlû e ta’cebîne min emrillâhi rahmetullâhi ve berekâtuhu aleykum ehlel beyt (beyti), innehu hamîdun mecîd (mecîdun).
‘Melekler’ dediler ki: „ Tuhaf mı ki, Allâh’ın emri ‘hükmü’? Allâh’ın bahşetmesi, bağışlaması, merhametle esirgemesi ve bereketi üzerlerinizedir; ey ev ahalisi! “. Şüphesiz ki O, yüceltilmeye, övgüye lâyıktır; erdemli, şerefli, lütfu sonsuz, mübârek, şanı yücedir!
11:74 Fe lemmâ zehebe an ibrâhîmer rev’u ve câethul buşra yucâdilunâ fî kavmi lût (lûtın).
Nihayet gittiğinde İbrâhîm’den kaygı ve gelince ona müjde, cebelleşmeye ‘başladı’ Bizimle ‘meleklerle’, Lût halkı hakkında.
11:75 İnne ibrâhîme le halîmun evvâhun munîb (munîbun).
Doğrusu İbrâhîm, mutlaka ılımlı, ‘çok’ hayıflanan, içtenlikle yönelmiştir.
11:76 Yâ ibrâhîmu a’rid an hâzâ, innehu kad câe emru rabbik (rabbike), ve innehum âtîhim azâbun gayru merdûd (merdûdin).
‘Melekler dediler ki’: „ Yâ İbrâhîm! Bundan ‘olayı sürdürmekten’ vazgeç! Doğrusu o ‘azap hükmü yerine’, gelmiştir Rabbinin emri ‘ile’. Ve mutlaka onlara, verildi onlara bir azap ki, geri döndürülemez. “.
11:77 Ve lemmâ câet resulunâ lûtan sîe bihim ve dâka bihim zer’an ve kâle hâzâ yevmun asîb (asîbun).
Ve geldiklerinde elçilerimiz (İnsan görünümündeki Melekler) Lût’a, onlar hasebiyle fenalaştı ve onlar hasebiyle içi daraldı, telaşlandı ve dedi ki: „ Bu çok kasvetli bir gün! “.
11:78 Ve câehu kavmuhu yuhreûne ileyhi ve min kablu kânû ya’melûnes seyyiât (seyyiâti), kâle yâ kavmi hâulâi benâtî hunne etharu lekum, fettekullâhe ve lâ tuhzûni fî dayfî, e leyse minkum raculun reşîd (reşîdun).
Ve geldiler ona ‘Lût aleyhisselâm’a, haber alan’ halkı süratle koşarak. Ve daha önceleri de kötülüklere gayret ediyor olanlardı. ‘Lût aleyhisselâm’ dedi ki: „ Ey halkım! Şunlar kızlarım, onlar sizlere daha temizdir. Artık korunun Allâh’a ‘karşı gelmekten’! Ve rezil etmeyin beni misafirlerimin içinde! Yok mu aranızda olgun adam? “.
11:79 Kâlû lekad alimte mâ lenâ fî benâtike min hakk (hakkın), ve inneke le ta’lemu mâ nurîd (nurîdu).
‘Halkı’ dediler ki: „ Andolsun biliyorsun ki, bizim kızlarında bir hak ‘talebimiz’ olmaz. Ve muhakkak ki sen, elbette biliyorsun muradımızı! “.
11:80 Kâle lev enne lî bikum kuvveten ev âvî ilâ ruknin şedîd (şedîdin).
‘Lût aleyhisselâm’ dedi ki: „ Keşke olsaydı bende sizlere ‘karşı koyacak bir’ kuvvet, veya sığınabilseydim şiddetli bir erkâna! “.*
>5:25, 6:34, 7:89, 10:88, 12:110, 14:15, 71:24<
11:81 Kâlû ya lûtu innâ rusulu rabbike len yasilû ileyke fe esri bi ehlike bi kıt´ın minel leyli ve lâ yeltefit minkum ehadun illemreetek (illemreeteke), innehu musîbuhâ mâ esâbehum, inne mev’ıdehumus subh (subhu), e leyses subhu bi karîb (karîbin).
‘Elçilerimiz’ dediler ki: „ Yâ Lût! Muhakkak ki biz, Rabbinin elçileriyiz. ‘Onlar’ sana asla vasıl olamazlar. Hemen yola koyul ‘ev’ ahalinle, gecenin bir kesiminde!* Ve sizlerden ‘hiç’ biri ardına bakmasın!* Karın hariç, mutlaka ki o, ona isabet eden şey, onlara da (kötülükler yapan topluma) isabet eder. Muhakkak ki, onlara vadedilen ‘süreç’ sabahtır.* Değil midir ki sabah ‘vakti de zaten’ yakın?! “.
>7:83, 11:81, 26:171, 51:35, 51:36<
>10:103, 21:88, 30:47, 40:51<
>6:42, 6:43, 6:44, 6:45, 7:95, 7:96, 7:97, 7:98, 11:117, 15:4, 19:74, 19:75, 21:6, 23:64, 23:76<
11:82 Fe lemmâ câe emrunâ cealnâ âliyehâ sâfilehâ ve emtarnâ aleyhâ hicâreten min siccîlin mendûd (mendûdin).
Artık geldiğinde ‘yok etme’ emrimiz, ettik onu ‘o şehri’ altüst.* Ve yağdırdık üzerine, pişirilmiş dizili sert taşlar.*
>6:42, 6:43, 6:44, 6:45, 7:95, 7:96, 7:97, 7:98, 11:117, 15:4, 19:74, 19:75, 21:6, 23:64, 23:76<
Hz. Lût a.s.’ın halkının inkârı ve yok edilmeleri: – https://ikra.vision
11:83 Musevvemeten inde rabbik (rabbike), ve mâ hiye minez zâlimîne bi baîd (baîdin).
‘O taşlar’, Rabbinin katında işaretlenmiştir. Ve değildir o, zalimlerden uzak!
11:84 Ve ilâ medyene ehâhum şuaybâ (şuayben), kâle yâ kavmi’budullâhe mâ lekum min ilâhin gayruh (gayruhu), ve lâ tenkusûl mikyâle vel mîzâne innî erâkum bi hayrin ve innî ehâfu aleykum azâbe yevmin muhît (muhîtin).
Ve Medyen’e (Şuayb aleyhisselâm’ın halkı) kardeşleri Şuayb dedi ki: „ Ey halkım! ‘Yalnızca’ Allâh’a ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk edin!* Yoktur sizlere ilâh, O’ndan gayrı! Ve eksiltmeyin ölçeği ve ölçüyü. Muhakkak ki ben, sizleri hayırda ‘iyi günlerde’ görüyorum. Ve ‘böyle devam ederseniz’ muhakkak ki ben, korkarım üzerlerinize ‘gelecek’ kuşatan bir günün azabından!
>2:21, 2:153, 2:186, 6:102, 7:55, 7:56, 7:205, 15:98, 15:99, 17:110, 20:8, 59:24, 98:5<
11:85 Ve yâ kavmi evfûl mikyâle vel mîzâne bil kıstı ve lâ tebhasûn nâse eşyâehum ve lâ ta’sev fîl ardı mufsidîn (mufsidîne).
Ve ey halkım! Vefa edin ölçeğe ve ölçüye adaletle! Ve ‘değerini’ düşürmeyin insanların eşyalarının! Ve karışıklık çıkarmayın yeryüzünde, bozguncular ‘olup’!
11:86 Bakıyyetullâhi hayrun lekum in kuntum mu’minîn (mu’minîne), ve mâ ene aleykum bi hafîz (hafîzin).
Allâh’ın arta kalanları ‘kârı’, en hayırlısıdır sizlere,* eğer inançlılarsanız! Ve değilim üzerlerinize muhafız! “.*
>3:185, 10:58, 17:18, 17:19, 17:20, 25:15, 57:20<
>6:66, 6:104, 6:107, 7:2, 10:108, 11:120, 20:100, 20:124, 39:41, 90:10<
11:87 Kâlû yâ şuaybu e salâtuke te’muruke en netruke mâ ya’budu âbâunâ ev en nef’ale fî emvâlinâ mâ neşâ’ (neşâu), inneke le entel halîmur reşîd (reşîdu).
‘Halkı’ dediler ki: „ Yâ Şuayb! Takdisin mi (Allâhû Teâlâ’yı kutsamak, hürmet ve hamd etmek için namaz) emrediyor sana, bırakmamızı atalarımızın ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk ettikleri şeyleri (edindikleri ilâhları),* veya ifa etmemizi mallarımızla dilediğimiz şeyi? Muhakkak ki sen, elbette ılımlı, olgunsun! “.
>3:151, 4:117, 6:100, 10:18, 23:117, 39:3, 42:21, 46:5<
11:88 Kâle yâ kavmi e reeytum in kuntu alâ beyyinetin min rabbî ve rezekanî minhu rızkan hasenâ (hasenen), ve mâ urîdu en uhâlifekum ilâ mâ enhâkum anh (anhu), in urîdu illel ıslâha mesteta’tu, ve mâ tevfîkî illâ billâh (billâhi), aleyhi tevekkeltu ve ileyhi unîb (unîbu).
‘Şuayb aleyhisselâm’ dedi ki: „ Ey halkım! Bakar mısınız, eğer ben, bir beyan üzerineysem ‘hakikat bilgisine dayanıyorsam’* Rabbimden ve rızıklandırdıysa beni Kendisinden iyi bir rızıkla! Ve değil muradım muhalefet etmek sizlere, ondan men ettiğim şeylerle!* Muradım, mecal edebildiğimce ‘gidişatı’ düzeltmek dışında ‘bir şey’ değil! Ve muvaffakiyetim ancak Allâh’ın ‘desteği’ iledir. Zât’ına itimat ettim; ve Zât’ına yöneliyorum!
>2:38, 2:121, 14:4, 16:36, 39:71, 62:2<
>3:114<
11:89 Ve yâ kavmi lâ yecrimennekum şikâkî en yusîbekum mislu mâ esâbe kavme nûhin ev kavme hûdin ev kavme sâlih (sâlihın), ve mâ kavmu lûtin minkum bi baîd (baîdin).
Ve ey halkım! Sevk etmesin sizleri ‘benden’ kopukluğunuz, ‘musibet’ isabet ettirilmesine ki, isabet eden şeyin benzerinin Nûh halkı veya Hûd halkı veya Sâlih halkına. Ve değildir Lût halkı, sizlerden ‘tuttuğunuz yoldan’ uzak!
11:90 Vestagfirû rabbekum summe tûbû ileyh (ileyhi), inne rabbî rahîmun vedûd (vedûdun).
Ve ‘bilinçli işlenen günahı terke’ istiğfar edin Rabbinize! Sonra tövbe edin Zât’ına! Şüphesiz ki Rabbim, inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir; iyi kullarını çok seven, çok sevilendir! “.
11:91 Kâlû yâ Şuaybu mâ nefkahu kesîren mimmâ tekûlu ve innâ le nerâke fînâ daîfâ (daîfen), ve lev lâ rehtuke le recemnâke ve mâ ente aleynâ bi azîz (azîzin).
‘Halkı’ dediler ki: „ Ya Şuayb! Anlamıyoruz söylediğin şeylerin birçoğunu! Ve doğrusu elbet görüyoruz ki, içimizde zayıf ‘âciz’! Ve olmasaydı muhitin, mutlaka taşlardık seni! Ve sen değilsin bizlerden üstün! “.
11:92 Kâle yâ kavmi e rahtî eazzu aleykum minallâh (minallâhi), vettehaztumûhu verâekum zıhriyyâ (zıhriyyen), inne rabbî bi mâ ta’melûne muhît (muhîtun).
‘Şuayb aleyhisselâm’ dedi ki: „ Ey halkım! Muhitim Allâh’tan daha mı üstün üzerlerinizde? Ve ‘huy’ edindiniz O’nun ‘emirlerini’, artlarınıza ‘atmayı’ sırt ‘çevirerek’. Şüphesiz ki Rabbim, gayret ettiğiniz şeyleri kuşatan, kavrayandır!
11:93 Ve yâ kavmi’melû alâ mekânetikum innî âmil (âmilun), sevfe ta’lemûne men ye’tîhi azâbun yuhzîhi ve men huve kâzib (kâzibun), vertekibû innî meakum rakîb (rakîbun).
Ve ey halkım! Olanca şey üzere gayret edin! Mutlaka ben de ‘vazifeme’ gayret ediciyim! O hâlde kesinlikle bileceksiniz, kime gelir rezil eden azap; ve kimdir ki o, yalancı!* Ve gözlemleyin, doğrusu ben de sizlerle beraber gözlemleyenim! “.
>18:49, 22:76, 23:105, 29:3, 29:68, 41:20, 43:80, 50:16, 50:17, 50:18, 69:49<
11:94 Ve lemmâ câe emrunâ necceynâ ?uayben vellezîne âmenû meahu bi rahmetin minnâ ve ehazetillezîne zalemûssayhatu fe asbahû fî diyârihim câsimîn (câsimîne).
Ve geldiğinde ‘yok etme’ emrimiz, kurtardık Şuayb’ı ve beraberindeki inançlı kimseleri ki, Bizden bir bahşedilme, bağışlanma, merhametle esirgenme ile.* Ve aldı zalim kimseleri bir çığlık. Öyle ki, sabahlayıp diyarlarında yığılıp kaldılar.
>10:103, 21:88, 30:47, 40:51<
11:95 Ke’en lem yagnev fîhâ, e lâ bu’den li medyene kemâ baıdet semûd (semûdu).
Sanki orada hiç sefa sürmemişlerdi.* Değil mi ki, Medyen (Şuayb aleyhisselâm’ın halkı) ‘Allâhû Teâlâ’nın razı olduğu yoldan’ uzaklaştı ki, Semûd’un (Sâlih aleyhisselâm’ın halkı) uzaklaştığı gibi?!
Hz. Şuayb a.s.’ın Medyen, Eyke, Ress halkının inkârı, yok edilmeleri: – https://ikra.vision
11:96 Ve le kad erselnâ mûsâ bi âyâtinâ ve sultânin mubîn (mubînin).
Ve andolsun ki, gönderdik Mûsâ’yı âyetlerimizle ‘alâmetlerimizle’* ve apaçık delille.
>7:107, 7:108, 7:133, 7:160, 7:171, 17:101, 26:63, 28:30<
11:97 İlâ fir’avne ve melâihî fettebeû emre fir’avn (fir’avne), ve mâ emru fir’avne bi reşîd (reşîdin).
Firavuna ve yetkililerine. Fakat ‘onlar’ Firavunun emrine uydular. Ve değil, Firavunun emri ‘hükmü’ olgunca!
11:98 Yakdumu kavmehu yevmel kıyâmeti fe evredehumun nâr (nâre), ve bi’sel virdul mevrûd (mevrûdu).
‘Firavun’ önderlik eder halkına kıyâmet günü, böylelikle güder onları ateşe. Ve ne kötü bir güdülme!*
>19:86<
11:99 Ve utbiû fî hâzihî la’neten ve yevmel kıyâmeh (kıyâmeti), bi’ser rifdul merfûd (merfûdu).
Ve uğratıldılar burada ‘dünyada’ lânete ve kıyâmet günü de. Ne kötü sunudur verilen sunu!
11:100 Zâlike min enbâil kurâ nekussuhu aleyke minhâ kâimun ve hasîd (hasîdun).
‘Yâ Muhammed!’, İşte bu, ‘yok edilen’ şehirlerin havadislerinden ki, kıssa ediyoruz ‘bahsediyoruz’ onu sana! Onlardan ‘kimi’ ayakta kalmış ve ‘kimi de’ hasat ‘edilmiş’.*
>6:42, 6:43, 6:44, 6:45, 7:95, 7:96, 7:97, 7:98, 11:117, 15:4, 19:74, 19:75, 21:6, 23:64, 23:76<
11:101 Ve mâ zalemnâhum ve lâkin zalemû enfusehum fe mâ agnet anhum âlihetuhumulletî yed’ûne min dûnillâhi min şey’in lemmâ câe emru rabbik (rabbike), ve mâ zâdûhum gayre tetbîb (tetbîbin).
Ve zulmetmedik onlara; ve lâkin ‘günaha sebebiyet vererek’ zulmettiler benliklerine. Ne var ki, yarar sağlamadı onlara davet ‘dua’ ettikleri Allâh’tan ziyade ‘uydurma’ ilâhları* bir şeye ‘karşı’, geldiğinde Rabbinin ‘yok edilme’ emri. Ve olmadı onlara, tahribatlarını ziyade etmekten gayrı.
>3:151, 4:117, 6:100, 10:18, 23:117, 39:3, 42:21, 46:5<
11:102 Ve kezâlike ahzu rabbike izâ ehazel kurâ ve hiye zâlimeh (zâlimetun), inne ahzehû elîmun şedîd (şedîdun).
İşte böyledir, alması ‘yakalaması’ Rabbinin ve o ‘halkı’, zulmediyorlarken;* şehirleri aldığında. Muhakkak ki O’nun, alması elemdir, şiddetlidir!
>6:42, 6:43, 6:44, 6:45, 7:95, 7:96, 7:97, 7:98, 11:117, 15:4, 19:74, 19:75, 21:6, 23:64, 23:76<
11:103 İnne fî zâlike le âyeten li men hâfe azâbel âhıreh (âhıreti), zâlike yevmun mecmûun lehun nâsu ve zâlike yevmun meşhûd (meşhûdun).
Muhakkak ki işte bunda, elbette âyet ‘alâmet vardır’, âhiret azabından korkan kişi için! İşte bu, insanların onda toplandığı gündür!* Ve işte bu, ‘hiçbir şeyin gizli kalmadığı’ şahit olunan gündür!
>11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 14:49, 21:103, 22:56, 24:24, 25:26, 28:66, 30:14<
11:104 Ve mâ nuahhıruhû illâ li ecelin ma’dûd (ma’dûdin).
Ve onu ‘kıyâmeti’ ertelemeyiz belirli adedi ‘vadeyle’ olmaksızın.
11:105 Yevme ye’ti lâ tekellemu nefsun illâ bi iznih (iznihî), fe minhum şakıyyun ve saîd (saîdun).
O gün gelir ki,* ‘hiçbir’ benlik konuşmaz, O’nun izni olmadıkça.* Artık onlardan bir kısmı, ‘cehennemlikler’ bedbaht ve ‘cennetlikler’ bahtiyardır.
>11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 14:49, 21:103, 22:56, 24:24, 25:26, 28:66, 30:14<
>11:105, 20:108, 78:38<
11:106 Fe emmellezîne şekû fe fîn nâri lehum fîhâ zefîrun ve şehîk (şehîkun).
Fakat o kimseler ise ki, bedbahtlardır, artık ateşin içindedirler onlar. Ki, oradadır harıltı ve gürleme.*
>11:106, 21:100, 21:102, 25:12, 67:7<
11:107 Hâlidîne fîhâ mâ dâmetis semâvâtu vel´ardu illâ mâ şâe rabbuk (rabbuke), inne rabbeke fe´âlun limâ yurîd (yurîdu).
Kalıcılardır orada ki, durdukça gökler ve yer. Ki müstesnadır, Rabbinin dilediği şey (cehennemleri yok etmesi). Şüphesiz ki Rabbin, ifa edendir murad ettiği şeyi!
11:108 Ve emmellezîne suidû fe fîl cenneti hâlidîne fîhâ mâ dâmetis semâvâtu vel ardu illâ mâ şâe rabbuk (rabbuke), atâen gayre meczûz (meczûzin).
Ve o kimseler ise ki, bahtiyarlardır artık has bahçe ‘cennette’; ki kalıcılardır orada ki, durdukça gökler ve yer. Ki müstesnadır, Rabbinin dilediği şey (cennetleri yok etmesi). Vergi, ‘lütuftur bu’ ki, kesintisiz.
11:109 Fe lâ teku fî miryetin mimmâ ya’budu hâulâ’ (hâulâi), mâ ya’budûne illâ kemâ ya’budu âbâuhum min kabl (kablu), ve innâ le muveffûhum nasîbehum gayre menkûs (menkûsin).
‘Yâ Muhammed!’, O hâlde ‘bazılarına ne yapsan inanmazlar’,* olma kararsızlık içinde, ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk ettikleri sebebiyle (ilâhlarından vazgeçmezler)!* Şunların kulluk ettikleri şeyler (edindikleri ilâhlar), illâki atalarının önceden kulluk ettikleri gibidir.* Ve muhakkak ki Biz, elbette ödeyenleriz ‘bununla yetinene’ nasiplerini eksiltmeksizin.*
>4:153, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 10:97, 14:11, 14:47, 23:71, 29:51<
>10:95, 10:105, 11:109, 28:86, 28:87<
>3:151, 4:117, 6:100, 10:18, 23:117, 39:3, 42:21, 46:5<
>2:200, 10:7, 10:8, 11:15, 11:16, 17:18, 17:19, 17:20, 42:20<
11:110 Ve lekad âteynâ mûsel kitâbe fahtulife fîh (fîhi), ve lev lâ kelimetun sebekat min rabbike le kudiye beynehum, ve innehum le fî şekkin minhu murîb (murîbun).
Ve andolsun ki, verdik Mûsâ’ya kitap (Tevrât). Ancak onun hakkında ihtilâf ettiler. Ve olmasaydı geçmiş bir kelime ‘vadettiği kıyâmet hükmü’, Rabbinden, elbette bitirilirdi ‘vadeleri ve Allâhû Teâlâ’nın hükmü yerine getirilirdi’.* Ve doğrusu onlar, mutlaka şüphe içindeler ondan ‘bu emirden’, kuşkuyla.
>7:34, 10:19, 11:110, 20:129, 41:45, 42:14<
11:111 Ve inne kullen lemmâ le yuveffiyennehum rabbuke a’mâlehum, innehu bimâ ya’melûne habîr (habîrun).
Ve muhakkak ki, tümüyle elbette olanca vefa eder onlara Rabbin, gayretlerini. Şüphesiz ki O, gayret ettikleri şeylerden haberdar, üstün bilgi sahibidir!
11:112 Festekim kemâ umirte ve men tâbe meake ve lâ tatgav, innehu bi mâ ta’melûne basîr (basîrun).
‘Yâ Muhammed!’, Artık istikamette ‘dürüst ol’ emredildiğin gibi! Ve o kimseler de ki, senin beraberindeki tövbe eden! Ve taşkınlık etmeyin! Şüphesiz ki O, gayret ettiğiniz şeyleri her hâliyle görendir!
11:113 Ve lâ terkenû ilellezîne zalemû fe temessekumun nâru ve mâ lekum min dûnillâhi min evliyâe summe lâ tunsarûn (tunsarûne).
Ve meyletmeyin zalim kimselere, yoksa dokunur sizlere ateş! Ve yoktur sizlere, Allâh’tan ziyade himayeciler! Sonra da yardım olunmazsınız!
11:114 Ve ekımis salâte tarafeyin nehâri ve zulefen minel leyl (leyli), innel hasenâti yuzhibnes seyyiât (seyyiâti), zâlike zikrâ liz zâkirîn (zâkirîne).
Ve uygula takdisi (Allâhû Teâlâ’yı kutsamak, hürmet ve hamd etmek için namaz)!* Gündüzün iki tarafında (öğlen, ikindi) ve gecenin gündüze, gündüzün geceye yakın vakti (sabah, akşam, yatsı)! Muhakkak ki iyilikler, kötülükleri giderir. İşte bu, ‘hakikat bilgisini’ hatırlatmadır, yâd edenlere.*
>2:43, 2:238, 4:103, 11:114, 14:40, 17:78, 17:110, 19:31, 19:55, 20:130, 20:132, 21:73, 22:78, 25:64, 30:17, 30:18, 39:9, 50:39, 51:17, 51:18, 52:49, 73:2, 73:3, 73:4, 76:16<
>2:152, 2:239, 3:135, 3:191, 4:103, 6:118, 13:28, 20:14, 33:41<
11:115 Vasbir fe innallâhe lâ yudîu ecrel muhsinîn (muhsinîne).
Ve sabret! O hâlde muhakkak ki Allâh, zayi etmez ecrini, ‘kendisini’ koruyan, iyilere!
11:116 Fe lev lâ kâne minel kurûni min kablikum ûlû bakıyyetin yenhevne anil fesâdi fil ardı illâ kalîlen mimmen enceynâ minhum, vettebeallezîne zalemû mâ utrifû fîhi ve kânû mucrimîn (mucrimîne).
Ancak oysa ki, olsaydı ya uygarlıklardan sizlerden önceki, men edenler bozgundan yeryüzünde; kurtardıklarımız kimselerden ki, onlardan birazı dışında!* Ve uydular zalim kimseler, şımartan şeylere ‘dünyevi hazlara’ orada; ve oldular ‘günah’ suçluları.
>10:103, 21:88, 30:47, 40:51<
11:117 Ve mâ kâne rabbuke li yuhlikel kurâ bi zulmin ve ehluhâ muslihûn (muslihûne).
Ve olmadı ‘olmaz’ Rabbin ‘haksız yere’ yok eden, şehirleri zulümle ve ahalisinden ‘gidişatı’ düzeltenler ‘olduğu sürece’.*
>6:42, 6:43, 6:44, 6:45, 7:95, 7:96, 7:97, 7:98, 11:117, 15:4, 19:74, 19:75, 21:6, 23:64, 23:76<
11:118 Ve lev şâe rabbuke le cealen nâse ummeten vâhideten ve lâ yezâlûne muhtelifîn (muhtelifîne).
Ve eğer dileseydi Rabbin ‘insanı tercihsiz kılmayı’, elbette kılardı insanları ‘aynı inançtan’ bir ümmet.* Ve zail olmaz ihtilâflar.
>2:256, 5:16, 5:48, 7:178, 9:126, 16:9, 18:29, 31:22, 39:41, 64:11<
11:119 İllâ men rahime rabbuk (rabbuke), ve li zâlike halakahum, ve temmet kelimetu rabbike le emleenne cehenneme minel cinneti ven nâsi ecmaîn (ecmaîne).
Ki, Rabbinin esirgeyip, acıdığı, bahşettiği ‘inançlı’ kişiler dışında! Ve işte bunun için yarattı onları! Ve tamamlandı, Rabbinin kelimesi ‘vadettiği hükmü’ ki: „ Mutlaka doldururum cehennemi, cinlerle (görünmeyen varlıklar) ve insanlarla topluca! “.*
>6:130, 7:14, 7:15, 7:16, 7:17, 7:18, 7:38, 7:179, 17:63, 17:64, 17:65, 41:28<
11:120 Ve kullen nakussu aleyke min enbâir rusuli mâ nusebbitu bihî fuâdek (fuâdeke) ve câeke fî hâzihil hakku ve mev’ızatun ve zikrâ lil muminîn (muminîne).
‘Yâ Muhammed!’, Ve her şeyi kıssa ediyoruz ‘bahsediyoruz’ sana, elçilerin havadislerinden ki, sabitleriz gönlünü ‘idrak kuvvelerini’, onunla! Ve geldi sana, burada hak ‘İlâhî esaslar’; ve nasihat ve ‘hakikat bilgisini’ hatırlatmadır, inançlılara!*
>8:8, 9:32, 9:33, 10:82, 17:81, 40:14, 61:8, 61:9<
11:121 Ve kul lillezîne lâ yu’minûna’melû alâ mekânetikum, innâ âmilûn (âmilûne).
‘Yâ Muhammed!’, Ve de ki, inanmayan o kimselere ki: „ Olanca şey üzere gayret edin! Mutlaka bizler de ‘vazifemize’ gayret edicileriz! “.
11:122 Ventazır (ventazırû), innâ muntazırûn (muntazırûne).
‘Yâ Muhammed! De ki’: „ Ve gözleyin ‘bekleyin’, doğrusu bizler de gözleyeniz ‘bekleyenleriz’! “.
11:123 Ve lillâhi gaybus semâvâti vel ardı ve ileyhi yurceul emru kulluhu fa’budhu ve tevekkel aleyh (aleyhi), ve mâ rabbuke bi gâfilin ammâ ta’melûn (ta’melûne).
Ve Allâh’ındır, algılanamayanı göklerin ve yerin!* Ve Zât’ına aittir ‘kalmıştır’, rücu edilir emirleriyle ‘oluşan her şey’! Öyleyse ‘yalnızca’ O’na ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk edin ve O’na itimat edin!* Ve değildir Rabbin bihaber, gayret ettiğiniz şeylerden!
>2:255, 6:59, 11:123, 13:9, 15:24, 16:19, 67:13, 67:14<
>2:21, 2:153, 2:186, 6:102, 7:55, 7:56, 7:205, 15:98, 15:99, 17:110, 20:8, 59:24, 98:5<