14. İBRÂHÎM:

 

„ Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm! Bismillâhirrahmânirrahîm! “.

 

„ Sığınırım Allâh’a, şeytanın ‘şerrinden’ ki, taşlanmıştır (merhametinden uzaklaştırılmıştır)!*

 

>7:200, 15:34, 16:98<

 

Allâh adına… Ki, sonsuz şefkatle merhamet edendir; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir! “.

 

 

14:1    Elif lâm râ kitâbun enzelnâhu ileyke li tuhricen nâse minez zulûmâti ilen nûri bi izni rabbihim ilâ sırâtıl azîzil hamîd (hamîdi).

 

Elif, Lâm, Râ…* ‘Yâ Muhammed! Kur’ân-ı Kerîm, bir’ Kitap ki, Biz indirdik onu, sana!* İnsanları çıkarman için karanlıklardan (İlâhî esaslar bilgisizliğinden) aydınlığa, Rablerinin izniyle!* Ki, mutlak yüce, eşsiz, benzersiz; yüceltilmeye, övgüye lâyık ‘olanın’ yoluna.

 

Kur’ân’ın şifresi, anahtarı Hurûf-ı Mukattaa: – https://ikra.vision

 

>2:2, 7:52, 10:38, 10:57, 16:102, 17:82, 17:106, 26:192, 26:193, 26:194, 26:195<

 

>2:257, 5:16, 6:59, 6:122, 14:5, 33:43, 57:9, 65:11<

 

14:2    Allâhillezî lehu mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard (ardı), ve veylun lil kâfirîne min azâbin şedîd (şedîdin).

 

Allâh O ki, Zât’ının dır, ne varsa göklerde ve ne varsa yerde! Ve vay haline ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışların ki, şiddetli azapla ‘cezalandırılacak olmalarına’!

 

14:3    Ellezîne yestehıbbûnel hayâted dunyâ alel âhıreti ve yasuddûne an sebîlillâhi ve yebgûnehâ ivecâ (ivecen), ulâike fî dalâlin baîd (baîdin).

 

O kimseler ki, ‘tercih edip’ severler dünya hayatını âhirete karşı. Ve alıkoyarlar Allâh’ın yolundan* ve ondaki amaçları bir eğrilik ‘bulmaktır’. İşte onlar, uzak ‘geri dönülmez’ bir şaşkınlık içindeler.

 

>6:123, 7:86, 8:36, 11:19, 14:3, 16:88, 17:16, 34:34, 43:23<

 

14:4    Ve mâ erselnâ min resûlin illâ bi lisâni kavmihî li yubeyyine lehum, fe yudillullâhu men yeşâu ve yehdî men yeşâ’ (yeşâu), ve huvel azîzul hakîm (hakîmu).

 

Ve göndermedik ‘hiçbir’ elçiden ki, toplumunun lisanıyla ‘hakikat bilgisini’, onlara belli etmesi dışında!* Öyleyse şaşırtır Allâh, dilediği ‘müstahik’ kişiyi * ve yönlendirir dilediği ‘rızasına uyan’ kişiyi ‘razı olduğu yola’!* Ve O’dur, mutlak yüce, eşsiz, benzersiz; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmeden!

 

>14:4, 16:103, 19:97, 46:12<

 

>4:48, 6:88, 7:146, 8:23, 8:51, 9:80, 16:107, 16:108, 40:12, 47:28<

 

>2:256, 5:16, 5:48, 7:178, 9:126, 16:9, 18:29, 31:22, 39:41, 64:11<

 

14:5    Ve le kad erselnâ mûsâ bi âyâtinâ en ahric kavmeke minez zulumâti ilen nûri, ve zekkirhum bi eyyâmillâh (eyyâmillâhi), inne fî zâlike le âyâtin li kulli sabbârin şekûr (şekûrin).

 

Ve andolsun ki, gönderdik Mûsâ’yı âyetlerimizle ‘alâmetlerimizle;* dedik ki’: „ Çıkar halkını karanlıklardan (İlâhî esaslar bilgisizliğinden) aydınlığa!* Ve hatırlat onlara, Allâh’ın ‘geçmiş toplumlara getirdiği felaket’ günlerini! “.* Muhakkak ki işte bunlar, elbette âyetlerdir ‘alâmetlerdir’, şükredip sabreden her biri için!

 

>7:107, 7:108, 7:133, 7:160, 7:171, 17:101, 26:63, 28:30<

 

>2:257, 5:16, 6:59, 6:122, 14:5, 33:43, 57:9, 65:11<

 

>2:38, 2:121, 14:4, 16:36, 39:71, 62:2<

 

14:6    Ve iz kâle mûsâ li kavmihizkurû ni’metallâhi aleykum iz encâkum min âli fir’avne yesûmûnekum sûel azâbi ve yuzebbihûne ebnâekum ve yestahyûne nisâekum, ve fî zâlikum belâun min rabbikum azîm (azîmun).

 

Ve demişti ki Mûsâ, halkına: „ Yâd edin, Allâh’ın lütfunu üzerlerinizdeki! Sizleri kurtardığı zaman Firavun hanedanından ki, çektiriyorlardı sizlere azabın en kötüsünü. Oğullarınızın boğazını kesiyorlar ve kadınlarınızı ‘hayâsızca davranarak’ utandırıyorlardı! “. Ve işte bu sınav, Rabbinizdendir ki, ‘çok’ büyüktür!

 

14:7    Ve iz te’ezzene rabbukum le in şekertum le ezîdennekum ve le in kefertum inne azâbî le şedîd (şedîdun).

 

Ve o zaman ilân etmişti Rabbiniz ki: „ Mutlaka eğer ‘verilen lütfa’ şükrederseniz, elbette ‘imkânlarınızı’ ziyade ederim sizlere ve mutlaka eğer nankörlük ederseniz, muhakkak ki, azabım şiddetlidir! “.*

 

>5:64, 7:167, 14:7, 16:61, 17:5, 17:6, 17:7, 17:8<

 

14:8    Ve kâle mûsâ in tekfurû entum ve men fîl ardı cemî’an fe innallâhe le ganiyyun hamîd (hamîdun).

 

Ve dedi ki, Mûsâ: „ Eğer inkâr ederseniz, sizler ve yeryüzündeki kimseler de topluca, ne var ki ‘ziyanı kendinizedir! “.* Şüphesiz ki Allâh, elbette hiçbir şeye muhtaç olmayan, müstağnidir; yüceltilmeye, övgüye lâyıktır!

 

>2:256, 4:170, 6:104, 7:146, 10:108, 11:120, 17:107, 18:29, 39:41, 90:10<

 

14:9    E lem ye’tikum nebeullezîne min kablikum kavmi nûhın ve âdin ve semûd (semûde), vellezîne min ba’dihim, lâ ya’lemuhum illallâh (illallâhu), câethum rusuluhum bil beyyinâti fe reddû eydiyehum fî efvâhihim ve kâlû innâ kefernâ bi mâ ursiltum bihî ve innâ le fî şekkin mimmâ ted’ûnenâ ileyhi murîb (murîbin).

 

Gelmedi mi sizlere havadisi, sizlerden önceki kimselerin? Nûh’un halkı ve Âd (Hûd aleyhisselâm’ın halkı) ve Semûd (Sâlih aleyhisselâm’ın halkı) ve bunun ardından ‘gelen’ kimselerin ki, bilmez onları Allâh dışında ‘kimse’. Geldi onlara elçileri, ayan beyan ‘delillerle’. Fakat reddederek ellerini ‘elçilerin’ ağızlarına ‘uzatıp’ ve dediler ki: „ Doğrusu biz, inkâr ettik onunla gönderildiğiniz şeyi. Ve doğrusu mutlaka şüphe içindeyiz, bizleri ona ‘kulluğa’, davet ettiğin kuşkulu şeyden! “.

 

14:10  Kâlet rusuluhum e fîllâhi şekkun fâtırıs semâvâti vel ard (ardı), yed’ûkum li yagfire lekum min zunûbikum ve yuahhırekum ilâ ecelin musemmâ (musemmen), kâlû in entum illâ beşerun mislunâ, turîdûne en tesuddûnâ ammâ kâne ya’budu âbâunâ fe’tûnâ bi sultânin mubîn (mubînin).

 

Dediler ki, elçileri: „ Allâh hakkında mı şüphe? Ki, örneksiz, sanat inceliğinde üstün yarattı gökleri ve yeri! ‘Allâhû Teâlâ’ davet ediyor sizleri ki, bağışlamak için sizlerin günahlarınızdan ‘bir kısmını’ ve erteliyor sizleri, adlandırılmış bir vadeye ‘dek’! “.* ‘Onlar da’ dediler ki: „ Sizler ise, insanoğlundan başka ‘değilsiniz’, bizler benzeri! Muradınız, alıkoymak bizleri, atalarımızın ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk ettikleri şeylerden (edindikleri ilâhlardan)!* Haydi, getirin bizlere apaçık delil! “.*

 

>3:145, 6:2, 7:34, 11:104, 15:4, 15:5, 30:8<

 

>3:151, 4:117, 6:100, 10:18, 23:117, 39:3, 42:21, 46:5<

 

>6:130, 7:14, 7:15, 7:16, 7:17, 7:18, 7:38, 7:179, 17:63, 17:64, 17:65, 41:28<

 

14:11  Kâlet lehum rusuluhum in nahnu illâ beşerun mislukum ve lâkinnallâhe yemunnu alâ men yeşâu min ibâdih (ibâdihî), ve mâ kâne lenâ en ne’tiyekum bi sultânin illâ bi iznillâh (iznillâhi), ve alâllâhi fel yetevekkelil mu’minûn (mu’minûne).

 

Dediler ki onlara, elçileri: „ Bizler de, insanoğlundan başka ‘değiliz’, sizler benzeri! Ve lâkin Allâh, ‘lâyık görüp’ minnettar kılar üzerine, kullarından dilediği ‘rızasına uyan’ kişiyi.* Ve olamaz bizim delil getirmemiz, olmaksızın Allâh’ın izni! Ve artık Allâh’a itimat etsinler, ‘samimi’ inananlar!

 

>2:256, 5:16, 5:48, 7:178, 9:126, 16:9, 18:29, 31:22, 39:41, 64:11<

 

14:12  Ve mâ lenâ ellâ netevekkele alâllâhi ve kad hedânâ subulenâ, ve le nasbirenne alâ mâ âzeytumûnâ, ve alâllâhi fel yetevekkelil mutevekkilûn (mutevekkilûne).

 

Ve olmaz Allâh’a itimat etmememiz? Ve yönlendirmişken bizleri, ‘razı olduğu’ yollarımıza. Ve elbette sabrederiz, bizlere ettiğiniz ezalara! Ve artık Allâh’a itimat etsinler, itimat edenler! “.

 

14:13  Ve kâlellezîne keferû li rusulihim le nuhricennekum min ardınâ ev le teûdunne fî milletinâ, fe evhâ ileyhim rabbuhum le nuhlikennez zâlimîn (zâlimîne).

 

Ve dedi o kimseler ki, ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlardır; elçilerine: „ Sizleri mutlaka çıkarırız yerimizden ‘topraklarımızdan’ veya mutlaka geri dönersiniz milletimize ‘aynı inancı paylaşanlara’! “. Bunun üzerine vahyetti onlara ‘elçilere’ Rableri ki: „ Mutlaka mahvederiz zalimleri!*

 

>5:25, 6:34, 7:89, 10:88, 12:110, 14:15, 71:24<

 

14:14  Ve le nuskinennekumul arda min ba’dihim, zâlike li men hâfe makâmî ve hâfe vaîd (vaîdi).

 

Ve mutlaka iskân ederiz sizleri yeryüzüne bunun ardından!* İşte bu, makamımdan korkan ve ‘kıyâmet’ vaadimden korkan kişi içindir! “.

 

>7:128, 7:129, 7:137, 14:14, 21:105, 24:55, 28:5, 28:6, 44:25, 44:26, 44:27, 44:28<

 

14:15  Vesteftehû ve hâbe kullu cebbârin anîd (anîdin).

 

‘Resuller’ zafer istediler; ve heba ‘oldu’ her inatçı zorba.*

 

>5:25, 6:34, 7:89, 10:88, 12:110, 14:15, 71:24<

 

14:16  Min verâihî cehennemu ve yuskâ min mâin sadîd (sadîdin).

 

Arkasından da cehennem; ve içirilirler ‘orada’ irinli sudan.

 

14:17  Yetecerreuhu ve lâ yekâdu yusîguhu ve ye’tîhil mevtu min kulli mekânin ve mâ huve bi meyyit (meyyitin), ve min verâihî azâbun galîz (galîzun).

 

Yutkunmaya çabalar onu ve neredeyse geçiremez boğazından onu. Ve gelir ona, ölüm ‘sebepleri’ her yerden ve o, can veremez. Ve arkasından da katı azap.

 

14:18  Meselullezîne keferû bi rabbihim a’mâluhum ke remâdinişteddet bihir rîhu fî yevmin âsıf (âsıfin), lâ yakdirûne mimmâ kesebû alâ şey’ (şey’in), zâlike huved dalâlul baîd (baîdu).

 

Emsali, Rablerini inkâr eden kimselerin, ‘şu’ misal gibidir: Gayretleri kül gibidir ki, dağıtır onu yel, esen bir günde. Muktedir olmazlar kazandıkları şeylerden ‘elde etmeye’ bir şey üzerinde.* İşte budur o, uzak ‘geri dönülmez’ sapkınlık.

 

>2:264, 3:117, 14:18, 18:103, 18:104, 18:105, 24:39, 25:23, 33,19, 47:1<

 

14:19  E lem tere ennallâhe halakas semâvâti vel arda bil hakk (hakkı), in yeşa’ yuzhibkum ve ye’ti bi halkın cedîd (cedîdin).

 

Görmez misin Allâh olduğunu ki, oluşumunu yapılandırarak yarattı, gökleri ve yeri hak ile ‘gayeyle’?!* Eğer dilerse, sizleri giderir ‘yok eder’ ve getirir yeniden bir oluşumu yapılandırılarak yaratılış!**

 

>3:191, 30:8, 38:27, 44:38, 44:39, 45:22, 51:56, 75:36<

 

>6:133, 10:14, 14:19, 35:16, 56:62<

 

İnsan neslinin değişimleri: – https://ikra.vision

 

14:20  Ve mâ zâlike alallâhi bi azîz (azîzin).

 

Ve değildir işte bu, Allâh’a üstün ‘zor bir şey’!

 

14:21  Ve berezû lillahi cemîan fe kâled duafâu lillezînestekberû innâ kunnâ lekum tebean fe hel entum mugnûne annâ min azâbillâhi min şey’ (şey’in), kâlû lev hedânallâhu le hedeynâkum, sevâun aleynâ ecezi’nâ em sabernâ mâ lenâ min mahîs (mahîsın).

 

Ve ortaya çıktılar Allâh ‘huzuruna’ topluca** (Allâhû Teâlâ’nın gözle görülemeyip ancak âhirette Zât’ının görülebilmesi). O zaman derler ki, zayıflar ‘âcizler’, kibirlenen kimselere: „ Doğrusu bizler, sizlere uyanlardık! Artık giderebilir misiniz bizlerden Allâh’ın azabından bir şeyi? “. ‘Onlarda’ derler ki: „ Eğer Allâh, bizleri ‘razı olduğu yola’ yönlendirseydi, elbette yönlendirirdik sizleri! Eşittir bizlere ki, feryat mı ettik, ya da sabrettik; ‘bundan’ yoktur kaçış! “.

 

>11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 14:49, 21:103, 22:56, 24:24, 25:26, 28:66, 30:14<

 

>6:103, 14:8, 20:108, 39:68, 39:69, 56:61, 56:89, 75:22, 75:23, 75:30, 83:15, 89:22<

 

14:22  Ve kâleş şeytânu lemmâ kudıyel emru innallâhe veadekum va’del hakkı ve veadtukum fe ahleftukum, ve mâ kâne liye aleykum min sultânin illâ en deavtukum festecebtum lî, fe lâ telûmûnî ve lûmû enfusekum, mâ ene bi musrihikum ve mâ entum bi musrıhıyy (musrıhıyye), innî kefertu bi mâ eşrektumûni min kabl (kablu), innaz zâlimîne lehum azâbun elîm (elîmun).

 

Ve der ki, şeytan, bitirildiğinde emir (kıyâmet hükmü yerine getirildiğinde): „ Muhakkak ki Allâh, vadetti sizlere hakkı ‘İlâhî esasları’! Ve ‘ben de’ vadettim sizlere ‘bugünle karşılaşmayacağınızı’, ama caydım! Ve olmadı benim, üzerlerinizde bir salahiyet, sizleri davet etmemden başka!* Buna rağmen icabet ettiniz bana! Artık kınamayın beni ve kınayın nefsinizi! Olamam ‘bunda’ yardımcınız ve olamazsınız yardımcım! Muhakkak ki inkâr etmiştim ki, beni, ‘Allâhû Teâlâ’ya’ ortak yakıştırmanız ‘gibi’ şeyleri öncesinden! “. Muhakkak ki zalimler, ki onlaradır, elem azap.*

 

>7:16, 7:17, 7:18, 14:22, 34:20, 34:21, 72:6<

 

>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 36:63, 39:8, 40:6<

 

14:23  Ve udhilellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti cennâtin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ bi izni rabbihim, tehıyyetuhum fîhâ selâm (selâmun).

 

Ve dâhil edilirler o kimseler ki, ‘samimi’ inananlardır ve gayretleri erdemlidir; has bahçelere ‘cennetlere’ ki, akar onun altından nehirler; ki kalıcılardır orada, Rablerinin izniyle. Esenlik dilekleri orada: „ Selâm! “ dır.

 

14:24  E lem tere keyfe daraballâhu meselen kelimeten tayyibeten ke şeceretin tayyibetin asluhâ sâbitun ve fer’uhâ fis semâ (semâi).

 

Görmez misin ki, nasıl vurgularla Allâh, emsal verdi: Ki, temiz ‘hoş’ kelâm, temiz ‘hoş’ bir ağaç gibidir, aslı ‘kökü’ sabittir ve dalları göktedir!

 

14:25  Tu’tî ukulehâ kulle hînin bi izni rabbihâ, ve yadrıbullâhul emsâle lin nâsi leallehum yetezekkerûn (yetezekkerûne).

 

‘O ağaç’ her daim verir yemişlerini, Rabbinin izniyle. Ve vurgular Allâh, emsallerle insanlara ki, belki hatırda tutarlar!*

 

>7:52, 7:185, 10:101, 18:109, 23:71, 27:93, 31:27, 41:53, 51:20, 51:21, 51:22, 51:23<

 

14:26  Ve meselu kelimetin habîsetin ke şeceretin habîsetinictusset min fevkıl ardı mâ lehâ min karâr (karârin).

 

Ve emsali, kötü kelâmın, kötü bir ağaç gibidir ki, yerin üstünde kökünden koparılmıştır da, yoktur ona istikrar.

 

14:27  Yusebbitullâhullezîne âmenû bil kavlis sâbiti fil hayâtid dunyâ ve fil âhıreh (âhıreti), ve yudıllullâhuz zâlimîne ve yef’alullâhu mâ yeşâ’ (yeşâu).

 

Sabit kılar Allâh, inançlı kimseleri sabit sözle, dünya hayatında ve âhirette de. Ve şaşırtır Allâh zalimleri. Ve Allâh, dilediği şeyi ifa eder!

 

14:28  E lem tere ilellezîne beddelû ni’metallâhi kufren ve ehallû kavmehum dârel bevâr (bevâri).

 

Baksana o kimselere ki, Allâh’ın lütfunu ‘hakikat bilgisini’, inkârla değiştirip ve konuşlandırdılar toplumlarını mahvolma diyarına!*

 

>2:75, 2:159, 5:13, 9:9, 9:10, 14:28, 41:40<

 

14:29  Cehennem (cehenneme), yaslevnehâ, ve bi’sel karâr (karâru).

 

Ki, cehenneme! Maruz bırakılırlar ona ‘inkârları sebebiyle’.* Ve ne kötü karar kılınan ‘yer’!

 

>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 36:63, 39:8, 40:6<

 

14:30  Ve cealû lillâhi endâden li yudıllû an sebîlih (sebîlihî), kul temetteû fe inne masîrekum ilen nâr (nâri).

 

Ve kıldılar Allâh’a denkler ki, şaşırtmak için O’nun yolundan. ‘Yâ Muhammed! Allâh’a ortak yakıştıranlara’, de ki: „ Menfaatlenin! “.* Nihayet muhakkak ki, varışınız ateşedir!

 

>3:185, 10:58, 17:18, 17:19, 17:20, 25:15, 57:20<

 

14:31  Kul li ibâdiyellezîne âmenû yukîmus salâte ve yunfikû mimmâ razaknâhum sirren ve alâniyeten min kabli en ye’tiye yevmun lâ bey’un fîhi ve lâ hilâl (hilâlun).

 

‘Yâ Muhammed!’, De ki kullarımdan inançlı kimselere: „ Uygulasınlar takdisi (Allâhû Teâlâ’yı kutsamak, hürmet ve hamd etmek için namaz)!* Ve bağış yapsınlar onları rızıklandırdığımız şeylerden, sırlarda ve aşikâr! “. ‘Öyle bir’ gün gelmeden önce ki, onda alış-veriş olmaz ve ne de ortaklık.

 

>2:43, 2:238, 4:103, 11:114, 14:40, 17:78, 17:110, 19:31, 19:55, 20:130, 20:132, 21:73, 22:78, 25:64, 30:17, 30:18, 39:9, 50:39, 51:17, 51:18, 52:49, 73:2, 73:3, 73:4, 76:16<

 

14:32  Allâhullezî halakas semâvâti vel arda ve enzele mines semâi mâen fe ahrece bihî mines semerâti rızkan lekum, ve sehhare lekumul fulke li tecriye fil bahri bi emrih (emrihî), ve sehhare lekumul enhâr (enhâra).

 

Allâh ki, Zât’ı oluşumunu yapılandırarak yarattı, gökleri ve yeri! Ve indirdi gökten su; ki, böylelikle çıkardı onunla mahsullerden rızık, sizlere. Ve riayet ettirdi (kullanılabilir kıldı) sizlere gemileri ki, yüzmesi için denizde O’nun emriyle ‘hükmü ile’. Ve riayet ettirdi sizlere, nehirleri de.

 

14:33  Ve sehhare lekumuş şemse vel kamere dâibeyn (dâibeyni), ve sehhare lekumul leyle ven nehâr (nehâra).

 

Ve ‘Allâhû Teâlâ’, riayet ettirdi (hesaplanıp ölçülebilir, kullanılabilir kıldı) sizlere, güneşi ve ay’ı!* İkisi de (Allâhû Teâlâ’nın onlara öngördüğü doğa yasalarına uyup, yaratılış amaçları gereği) hareket hâlindelerdir. Ve riayet ettirdi sizlere, geceyi ve gündüzü.

 

>6:96, 55:5<

 

14:34  Ve âtâkum min kulli mâ se’eltumûh (se’eltumûhu), ve in teuddû ni’metallâhi lâ tuhsûhâ,innel insâne le zalûmûn keffâr (keffârun).

 

Ve verdi sizlere Kendisinden, ihtiyacınız ‘olan’ her tür şeyden! Ve eğer ‘tek tek’ sayarsanız Allâh’ın lütfunu, sayamazsınız onu!* Muhakkak ki insan, elbette zalim, nankördür!*

 

>7:52, 7:185, 10:101, 18:109, 23:71, 27:93, 31:27, 41:53, 51:20, 51:21, 51:22, 51:23<

 

>6:63, 6:64, 10:12, 10:22, 10:23, 16:54, 30:33, 31:32, 41:49, 41:50, 41:51<

 

14:35  Ve iz kâle ibrâhîmu rabbic’al hâzel belede âminen vecnubnî ve beniyye en na’budel asnâm (asnâme).

 

Ve demişti ki İbrâhîm: „ Rabbim… Kıl bu beldeyi (Mekke) emniyetli!* Ve kaçındır beni ve oğullarımı da, putlara ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk etmemizden!

 

>2:126, 2:127, 3:96, 3:97, 8:26, 27:91, 28:57, 29:67<

 

14:36  Rabbi innehunne adlelne kesîren minen nâs (nâsi), fe men tebianî fe innehu minnî, ve men asânî fe inneke gafûrun rahîm (rahîmun).

 

Rabbim… Muhakkak ki onlar (vesvese veren, insan ve cin şeytanlar), şaşırttılar insanlardan birçoğunu!* Ama kim uyduysa bana, artık o mutlaka bendendir. Ve kim de isyan ederse bana, o hâlde şüphesiz ki Sen, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayansın;* inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedensin!

 

>2:166, 4:117, 6:100, 10:28, 10:29, 14:36, 16:86, 18:52, 19:82, 21:65, 25:17, 28:63, 29:25, 34:40, 34:41, 35:14, 46:5, 46:6<

 

>4:48, 5:39, 15:49, 17:25, 20:82, 25:71, 28:16, 39:53<

 

14:37  Rabbenâ innî eskentu min zurriyyetî bi vâdin gayri zî zer’ın inde beytilkel muharremi rabbenâ li yukîmus salâte fec’al ef’ideten minen nâsi tehvî ileyhim verzukhum mines semerâti leallehum yeşkurûn (yeşkurûne).

 

Rabbimiz… Muhakkak ki iskân ettim, soyumdan (oğlu İsmâîl aleyhisselâm ve karısı Hâcer’i) ‘meyve-sebze’ ekinlerine sahip olmayan bir vadiye; Senin hürmetli, yasakların uygulandığı mukaddes Ev’in (Kâbe) yanında!* Ki, Rabbimiz… Uygulamaları için takdisi (Allâhû Teâlâ’yı kutsamak, hürmet ve hamd etmek için namaz)!* Artık kıl insanlardan ‘bir kısmına’, meyilli gönüller onlara! Ve onları rızıklandır mahsullerden! Ki, belki şükrederler!

 

>2:126, 2:127, 3:96, 3:97, 8:26, 27:91, 28:57, 29:67<

 

>2:43, 2:238, 4:103, 11:114, 14:40, 17:78, 17:110, 19:31, 19:55, 20:130, 20:132, 21:73, 22:78, 25:64, 30:17, 30:18, 39:9, 50:39, 51:17, 51:18, 52:49, 73:2, 73:3, 73:4, 76:16<

 

14:38  Rabbenâ inneke ta’lemu mâ nuhfî ve mâ nu’lin (nu’linu), ve mâ yahfâ alallâhi min şey’infil ardı ve lâ fis semâ (semâi).

 

Rabbimiz… Şüphesiz ki Sen, bilirsin sakladığımız şeyi de, açıkladığımız şeyi de! Ve saklı yoktur Allâh’a ‘hiçbir’ şey, yerde ve ne de gökte!*

 

>2:255, 6:59, 11:123, 13:9, 15:24, 16:19, 67:13, 67:14<

 

14:39  Elhamdulillâhillezî vehebe lî alel kiberi ismâîle ve ishâk (ishâka), inne rabbî le semîud duâ (duâi).

 

‘Esas’ yüceltilme, övgü, ‘sırf’ Allâh’adır! Ki Zât’ı, hibe etti bana, yaşlılık üzerinde İsmâîl ve İshâk’ı! Şüphesiz ki Rabbim, elbette işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiği duaya icabet edendir!

 

14:40  Rabbic’alnî mukîmas salâti ve min zurriyyetî rabbenâ ve tekabbel duâ (duâi).

 

Rabbim… Kıl beni uygulayanlardan takdisi (Allâhû Teâlâ’yı kutsamak, hürmet ve hamd etmek için namaz)* ve zürriyetimi de! Rabbimiz… Ve kabul buyur davetimi ‘duamı’!*

 

>2:43, 2:238, 4:103, 11:114, 14:40, 17:78, 17:110, 19:31, 19:55, 20:130, 20:132, 21:73, 22:78, 25:64, 30:17, 30:18, 39:9, 50:39, 51:17, 51:18, 52:49, 73:2, 73:3, 73:4, 76:16<

 

>2:83, 2:183, 3:39, 5:12, 10:87, 14:40, 19:31, 20:14, 21:73, 22:26, 22:27, 22:28, 22:78, 31:17, 42:13<

 

14:41  Rabbenagfirlî ve li vâlideyye ve lil mu’minîne yevme yekûmul hisâb (hisâbu).

 

Rabbimiz… Bağışla beni ve ebeveynimi ve inançlıları, kalkılan gün! “.*

 

>2:275, 14:41, 40:51, 83:6<

 

14:42  Ve lâ tahsebennallâhe gâfilen ammâ ya’meluz zâlimûn (zâlimûne), innemâ yuahhıruhum li yevmin teşhasu fîhil ebsâr (ebsâru).

 

Ve olduğunu sanmayın ki, Allâh, bihaberdir zalimlerin gayretlerinden. Sadece erteler* onları o güne ‘kıyâmete’ ki, onda, görme duyuları teşhis içindedir (olan biteni anlamaya çalışır).***

 

>2:210, 5:109, 6:57, 6:58, 10:11, 10:50, 10:51, 13:6, 14:42, 15:8, 16:1, 16:33, 16:61, 17:11, 18:58, 18:59, 25:25, 25:26, 35:45, 39:69, 47:18<

 

>14:42, 14:43, 15:14, 15:15, 21:97, 24:37, 52:44, 52:45, 52:46, 52:47, 54:7, 54:8, 99:1, 99:2, 99:3, 99:4<

 

Dünyanın sonunun muhtemelen bir Meteorit felaketiyle olacağı: – https://ikra.vision

 

Dünya yaşamının nasıl sona ereceği, ardından yaşam savaşı verileceği: – https://ikra.vision

 

14:43  Muhtıîne mukniî ruûsihim lâ yerteddu ileyhim tarfuhum, ve ef’idetuhum hevâ’ (hevâun).

 

‘Kıyâmet günü’ hızla gidenler, ‘şaşkınlıktan’ başlarını dikerek ‘göğe’ ki, dönmez kendilerine ‘bile’ bakışları.** Ve gönüllerinde isteklerinden (arzularının esiri yapan tutkular)* ‘eser yoktur’!*

 

Dünyanın sonunun muhtemelen bir Meteorit felaketiyle olacağı: – https://ikra.vision

 

Dünya yaşamının nasıl sona ereceği, ardından yaşam savaşı verileceği: – https://ikra.vision

 

>7:176, 10:58, 14:43, 15:3, 17:18, 17:19, 17:20, 18:28, 20:16, 25:43, 28:50, 38:26, 45:23, 47:14, 47:25, 57:20, 79:40, 79:41<

 

>14:42, 14:43, 15:14, 15:15, 21:97, 24:37, 52:44, 52:45, 52:46, 52:47, 54:7, 54:8, 99:1, 99:2, 99:3, 99:4<

 

14:44  Ve enzirin nâse yevme ye’tîhimul azâbu fe yekûlullezîne zalemû rabbenâ ahhırnâ ilâ ecelin karîbin nucib da’veteke ve nettebiır rusul (rusule), e ve lem tekûnû aksemtum min kablu mâ lekum min zevâl (zevâlin).

 

‘Yâ Muhammed!’, Ve uyar insanları ‘kıyâmet’ günü onlara gelen azabı!* Böylelikle der ki, zalim kimseler: „ Rabbimiz… Ertele bizleri yakın bir vadeye ki, icabet edelim davetine ve uyalım elçilere! “. Ve yemin etmediniz mi, daha önceleri olmadığına sizlere bir zeval?!

 

>2:151, 3:164, 3:184, 4:41, 4:166, 6:42, 14:44, 16:44, 16:89, 17:77, 28:47<

 

14:45  Ve sekentum fî mesâkinillezîne zalemû enfusehum ve tebeyyene lekum keyfe fealnâ bihimve darabnâ lekumul emsâl (emsâle).

 

Ve iskân oldunuz meskenlere ki, ‘günaha sebebiyet vererek’ benliklerine zulmeden kimselerin. Ve belli oldu ya sizlere, onlara nasıl ifa ettik ‘azabı’. Ve ‘vaziyeti’ vurguladık sizlere emsallerle!

 

14:46  Ve kad mekerû mekrehum ve indallâhi mekruhum, ve in kâne mekruhum li tezûle minhul cibâl (cibâlu).

 

Ve düzen kurmuşlardı ‘her türlü’ düzenlerle. Ve ‘bilgisi’ Allâh’ın katındadır, kurdukları düzenlerinin. Ve olsa da kurulan düzenleri, yok eden ‘güçte’ onunla, dağları!

 

14:47  Fe lâ tahsebennallâhe muhlife va’dihî rusuleh (rusulehu), innallâhe azîzun zuntikâm (zuntikâmin).

 

Öyleyse olduğunu sanmayın ki, Allâh, elçilerine ‘olan’ vaadine ters düşer. Şüphesiz ki Allâh, mutlak yüce, eşsiz, benzersizdir; intikam sahibidir!

 

14:48  Yevme tubeddelul ardu gayrel ardı ves semâvâtu ve berezû lillâhil vâhıdil kahhâr (kahhâri).

 

O gün yer, değiştirilir başka bir yeryüzüne ve gökler de. Ve ortaya çıktılar Allâh ‘huzuruna’** (Allâhû Teâlâ’nın gözle görülemeyip ancak âhirette Zât’ının görülebilmesi). Ki, tekdir; yegâne kahredicidir!*

 

>11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 14:49, 21:103, 22:56, 24:24, 25:26, 28:66, 30:14<

 

>6:103, 14:8, 20:108, 39:68, 39:69, 56:61, 56:89, 75:22, 75:23, 75:30, 83:15, 89:22<

 

>40:16<

 

14:49  Ve terel mucrimîne yevme izin mukarrenîne fil asfâd (asfâdi).

 

Ve görürsün ‘günah’ suçlularını izin günü (Allâhû Teâlâ’nın izniyle gerçekleşecek kıyâmet günü),* birbirlerine bağlanmış prangalar içinde.

 

>11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 14:49, 21:103, 22:56, 24:24, 25:26, 28:66, 30:14<

 

14:50  Serâbîluhum min katırânin ve tagşâ vucûhehumun nâr (nâru).

 

Gömlekleri ‘giysileri’ katrandandır ve bürümüştür yüzlerini ateş.

 

14:51  Li yecziyallâhu kulle nefsin mâ kesebet, innallâhe serîul hısâb (hısâbi).

 

Ki, Allâh’ın ödüllendirmesi için, her nefsi, kazandığı şeylerle. Şüphesiz ki Allâh, tez, noksansız hesaplayan, saptayandır!

 

14:52  Hâzâ belâgun lin nâsi ve li yunzerû bihî ve li ya’lemû ennemâ huve ilâhun vâhidun ve li yezzekkere ûlul elbâb (elbâbi).

 

Bu (İlâhî esaslar), bir tebliğdir insanlara ve uyarılmaları için onunla ‘kıyâmetle’! Ve bilsinler ki, sadece O’dur, tek İlâh! Ve aklı ve gönlü işleyen, derin kavrayış sahiplerinin hatırda tutması içindir!*

 

>7:52, 7:185, 10:101, 18:109, 23:71, 27:93, 31:27, 41:53, 51:20, 51:21, 51:22, 51:23<