„ Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm! Bismillâhirrahmânirrahîm! “.
„ Sığınırım Allâh’a, şeytanın ‘şerrinden’ ki, taşlanmıştır (merhametinden uzaklaştırılmıştır)!*
>7:200, 15:34, 16:98<
Allâh adına… Ki, sonsuz şefkatle merhamet edendir; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir! “.
15:1 Elif lâm râ tilke âyâtul kitâbi ve kur’ânin mubîn (mubînin).
Elif, Lâm, Râ…* Bunlar âyetleridir, kitabın (Levh-i Mahfûz; Allâh’ın ilminin, saklanmış ve korunmuş kayıt levhası)!* Ve apaçık ‘İlâhî esasları açıklayan’ Kur’ân’ın!
Kur’ân’ın şifresi, anahtarı Hurûf-ı Mukattaa: – https://ikra.vision
>6:59, 13:39, 36:12, 57:22, 85:21, 85:22<
15:2 Rubemâ yeveddullezîne keferû lev kânû muslimîn (muslimîne).
Mümkün ki, arzularlar ‘kıyâmeti gördüklerinde, hakikat bilgisini’ inkâr eden kimseler, keşke olsaydılar Müslümanlar (Allâhû Teâlâ’ya teslimiyeti benimseyen)!*
>6:27, 25:26, 25:27, 32:12, 33:66, 33:67, 34:52, 34:53, 89:23<
15:3 Zerhum ye’kulû ve yetemetteû ve yulhihimul emelu fe sevfe ya’lemûn (ya’lemûne).
Bırak yesinler ve menfaatlensinler ve oyalasın onları emel (arzularının esiri yapan tutkular)!* O hâlde kesinlikle bilecekler!*
>7:176, 10:58, 14:43, 15:3, 17:18, 17:19, 17:20, 18:28, 20:16, 25:43, 28:50, 38:26, 45:23, 47:14, 47:25, 57:20, 79:40, 79:41<
>11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 14:49, 21:103, 22:56, 24:24, 25:26, 28:66, 30:14<
15:4 Ve mâ ehleknâ min karyetin illâ ve lehâ kitâbun ma’lûm (ma’lûmun).
Ve yok etmedik ‘hiç’ bir memleketten ki,* ve olmaksızın onun malûm bir kitabı ‘hakikat bilgisi’.*
>7:94, 12:109, 14:4, 15:4, 17:58, 26:208<
>2:38, 2:121, 14:4, 16:36, 39:71, 62:2<
15:5 Mâ tesbiku min ummetin ecelehâ ve mâ yeste’hırûn (yeste’hırune).
Önüne geçmez ‘engel olamaz, hiç’ bir ümmet, vadesine ‘ömrüne’ ve erteleyemez.
15:6 Ve kâlû yâ eyyuhellezî nuzzile aleyhiz zikru inneke le mecnûn (mecnûnun).
Ve ‘alaycı tavırla’ dediler ki: „ Hey! Ki, o… ‘Güya, hakikat bilgisini’ hatırlatan (İlâhî esaslar) indirilen!… Muhakkak ki sen, elbette delisin!
>21:48, 21:50, 25:29, 25:30, 29:45, 43:44, 58:19<
15:7 Lev mâ te’tînâ bil melâiketi in kunte minas sâdıkîn (sâdıkîne).
Bizlere melekleri getirseydin ya, eğer samimilerdensen! “.*
>4:153, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 10:97, 14:11, 14:47, 23:71, 29:51<
15:8 Mâ nunezzilul melâikete illâ bil hakkı ve mâ kânû izen munzarîn (munzarîne).
Ki, indirmeyiz melekleri hak ile ‘gayeyle’ olmaksızın. Ve o zaman, göz açtırılmazlar ki, ‘süre verilmeden kıyâmet hükmü yerine getirilir’. (Mesele kapanır, peygambere ihtiyaç kalmaz, işleri Allâhû Teâlâ’ya kalır).*
>2:210, 5:109, 6:57, 6:58, 10:11, 10:50, 10:51, 13:6, 14:42, 15:8, 16:1, 16:33, 16:61, 17:11, 18:58, 18:59, 25:25, 25:26, 35:45, 39:69, 47:18<
15:9 İnnâ nahnu nezzelnez zikre ve innâ lehu le hâfizûn (hâfizûne).
Muhakkak ki Biz, indirdik ‘hakikat bilgisini’ hatırlatanı (Kur’ân-ı Kerîm)! Ve muhakkak ki Biz, onu elbette ‘iyi’ muhafaza edenleriz!*
>11:1, 11:120, 15:9, 22:52, 25:32, 41:42<
15:10 Ve le kad erselnâ min kablike fî şiyaıl evvelîn (evvelîne).
‘Yâ Muhammed!’, Ve andolsun ki, gönderdik ‘nice elçileri’ senden önce de, evvelki bir araya getirilenlere!*
>2:38, 2:121, 14:4, 16:36, 39:71, 62:2<
15:11 Ve mâ ye’tîhim min resûlin illâ kânû bihî yestehziûn (yestehziûne).
Ve gelmez ki, onlara ‘hakikati örtmeye şartlanmışlara, bir’ elçiden ki, olmasınlar onunla alay etmemiş.*
>2:15, 6:5, 6:10, 7:101, 10:11, 13:32, 14:42<
15:12 Kezâlike neslukuhu fî kulûbil mucrimîn (mucrimîne).
İşte böyle sokarız onu ‘inkârı’ kalplerine, ‘günah’ suçlularının.*
>4:48, 6:88, 7:146, 8:23, 8:51, 9:80, 16:107, 16:108, 40:12, 47:28<
15:13 Lâ yu’minûne bihî ve kad halet sunnetul evvelîn (evvelîne).
İnanmazlar ona (İlâhî esaslara), * ve gelip geçmiş olsa da, evvelkilere ‘uygulanan’ usul (İlâhî hüküm).*
>2:6, 6:12, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 8:55, 10:39, 10:40, 10:96, 10:97, 17:10, 26:201<
>3:137, 8:38, 15:13, 17:77, 18:55, 33:38, 33:62, 35:43, 40:85, 48:23<
15:14 Ve lev fetahnâ aleyhim bâben mines semâi fe zallû fîhi ya’rucûn (ya’rucûne).
Ve açsaydık üzerlerine bir kapı gökten, öyle ki, orada devam ederler sekerek…**
>15:14, 32:5, 57:4<
Uzayda yolculuk yapılacağının bildirimi: – https://ikra.vision
15:15 Le kâlû innemâ sukkiret ebsârunâ bel nahnu kavmun meshûrûn (meshûrûne).
Mutlaka, derlerdi ki: „ Görüşlerimiz bağlanmış olmalı! Ki bizler, toplumca büyülendik (kurtulmamız kendi başarımızdı; İlâhî olduğuna inandırılmakla dalavereye geldik)! “.
15:16 Ve le kad cealnâ fis semâi burûcen ve zeyyennâhâ lin nâzırîn (nâzırîne).
Ve andolsun ki, var ettik gökte yıldız kümeleri. Ve onu süsledik ‘ihtişamlı gösterdik’ bakanlar için.
15:17 Ve hafıznâhâ min kulli şeytânin recîm (recîmin).
Ve muhafaza ettik onu taşlanmış ‘kovulmuş’ şeytanın hepsinden.
15:18 İllâ menisterakas sem’a fe etbeahu şihâbun mubîn (mubînun).
Ancak ki, kim ‘gizli ilim çalmak için’ duyma ‘kulak’ hırsızlığı yaptıysa, hemen peşine düştü, apaçık bir kor.
15:19 Vel arda medednâhâ ve elkaynâ fîhâ revâsiye ve enbetnâ fîhâ min kulli şey’in mevzûn (mevzûnin).
Ve yeryüzü… Ki, yayıp ‘serdik’ onu; ve bıraktık orada sağlam ağırlıklar.* Ve ‘bitkiler’ yetiştirdik orada, her bir şeyden, ahenkle.*
15:20 Ve cealnâ lekum fîhâ meâyişe ve men lestum lehu bi râzıkîn (râzıkîne).
Ve var ettik sizlere orada geçimlikler! Ve ‘o’ kimselere de ki, değilsiniz onun rızıklandırıcısı!
15:21 Ve in min şey’in illâ indenâ hazâinuhu ve mâ nunezziluhû illâ bi kaderin ma’lûm (ma’lûmin).
Ve ‘hiçbir’ şey ise olmaz ki, hazineleri ‘kaynağı, olmasın’ yanımızda! Ve indirmeyiz onu, malûm, takdir ‘miktarınca’ olmaksızın.
15:22 Ve erselner riyâha levâkıha fe enzelnâ mines semâi mâen fe eskaynâkumûh (eskaynâkumûhu), ve mâ entum lehu bi hâzinîn (hâzinîne).
Ve gönderdik aşılayıcı rüzgârları.* Böylelikle indirdik gökten su; ki, böylelikle içirdik sizlere onu. Ve ‘sizler‘ değilsiniz onun hazinelerini ‘suyun kaynaklarını’ oluşturan!
Rüzgârın, yağmuru çöl tozuyla aşıladığı: – https://ikra.vision
15:23 Ve innâ le nahnu nuhyî ve numîtu ve nahnul vârisûn (vârisûne).
Ve muhakkak ki Biz… Elbette ‘yalnızca’ biz yaşatır ve öldürürüz. Ve Biziz vârisler!*
>6:94, 15:23, 19:40, 19:80, 19:95<
15:24 Ve le kad alimnel mustakdimîne minkum ve le kad alimnel muste’hırîn (muste’hırîne).
Andolsun ki, iyi biliriz sizlerden kıdemli ‘nesilleri’! Ve andolsun ki, iyi biliriz ertelenenleri de!*
>2:255, 6:59, 11:123, 13:9, 15:24, 16:19, 67:13, 67:14<
15:25 Ve inne rabbeke huve yahşuruhum, innehu hakîmun alîm (alîmun).
Ve şüphesiz ki Rabbin… Ki O’dur, bir araya getiren onları!* Şüphesiz ki O, âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir; en iyi bilendir!
>11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 14:49, 21:103, 22:56, 24:24, 25:26, 28:66, 30:14<
15:26 Ve le kad halaknel insâne min salsâlin min hamein mesnûn (mesnûnin).
Ve andolsun ki, oluşumunu yapılandırarak yarattık insanı, bir balçıktan, katılaşmış çamurdan!**
(Özümlenme ile vücuda yarayışlı biçime sokularak, dokuların yapısında yer alışı)
>15:28, 17:61, 20:55, 25:54, 30:20, 71:17<
15:27 Vel cânne halaknâhu min kablu min nâris semûm (semûmi).
Ve Cânn (cinlerin; görünmeyen varlıkların atası İblis: (ümidi kesilmiş olan); 18:50); onu da yarattık öncesinden, semûm’un (iliklere işleyen radyasyon) ‘cehennem’ ateşinden.*
Cin’in fiziksel tarifi: – https://ikra.vision
15:28 Ve iz kâle rabbuke lil melâiketi innî hâlikun beşeren min salsâlin min hamein mesnûn (mesnûnin).
Ve demişti ki, Rabbin, meleklere: „ Mutlaka Ben, oluşumunu yapılandırarak yaratacağım insanoğlunu bir balçıktan, katılaşmış çamurdan!**
(Özümlenme ile vücuda yarayışlı biçime sokularak, dokuların yapısında yer alışı)
>15:28, 17:61, 20:55, 25:54, 30:20, 71:17<
15:29 Fe izâ sevveytuhu ve nefahtu fîhi min rûhî fekaû lehu sâcidîn (sâcidîne).
Artık orantılandırdığım zaman onu ve üfürdüğümde içine, Ruhumdan,* hemen ona ‘saygı ile’ yere kapananlardan ‘olun’! “.
>5:110, 16:2, 16:102, 17:85, 58:22, 66:12<
15:30 Fe secedel melâiketu kulluhum ecmaûn (ecmaûne).
Hemen ‘saygı ile’ yere kapandılar meleklerin her biri onların, toplanıp.
15:31 İllâ iblîs (iblîse), ebâ en yekûne meas sâcidîn (sâcidîne).
İblis (ümidi kesilmiş olan) hariç; ‘o’ karşı çıktı beraber olmaya ‘saygı ile’ yere kapananlardan.
15:32 Kâle yâ iblîsu mâ leke ellâ tekûne meas sâcidîn (sâcidîne).
‘Allâhû Teâlâ’ dedi ki: „ Ey İblis (ümidi kesilmiş olan)! Sana ne oluyor da olmuyorsun ‘saygı ile’ yere kapanlarla beraber?! “.
15:33 Kâle lem ekun li escude li beşerin halaktehu min salsâlin min hamein mesnûn (mesnûnin).
‘İblis’ dedi ki: „ Ben ‘saygı ile’ yere kapananlardan olmam, insanoğluna! Ki, oluşumunu yapılandırarak yarattın onu, bir balçıktan, katılaşmış çamurdan! “.**
(Özümlenme ile vücuda yarayışlı biçime sokularak, dokuların yapısında yer alışı)
>15:28, 17:61, 20:55, 25:54, 30:20, 71:17<
15:34 Kâle fahruc minhâ fe inneke recîm (recîmun).
‘Allâhû Teâlâ’ dedi ki: „ Hemen çık oradan! Artık muhakkak ki sen, taşlandın ‘bahşetmem, bağışlamam, merhametle esirgememden kovuldun’!*
>6:130, 7:14, 7:15, 7:16, 7:17, 7:18, 7:38, 7:179, 17:63, 17:64, 17:65, 41:28<
15:35 Ve inne aleykel lâ’nete ilâ yevmid dîn (dîni).
Ve muhakkak ki, lânet üzerinedir, dîn ‘İlâhî esaslar’ gününde! “.*
>11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 14:49, 21:103, 22:56, 24:24, 25:26, 28:66, 30:14<
15:36 Kâle rabbi fe enzırnî ilâ yevmi yub’asûn (yub’asûne).
‘İblis’ dedi ki: „ Rabbim… Öyleyse beni gözlemle ‘süre ver, insanların’ diriltildikleri güne dek! “.
15:37 Kâle fe inneke minel munzarîn (munzarîne).
‘Allâhû Teâlâ’ dedi ki: „ Haydi mutlaka gözlemlenenlerdensin ‘süre verilenlerdensin’!
15:38 İlâ yevmil vaktil ma’lûm (ma’lûmi).
Malûm olan vaktin gününde! “.
15:39 Kâle rabbi bi mâ agveytenî le uzeyyinenne lehum fil ardı ve le ugviyennehum ecmeîn (ecmeîne).
‘İblis’ dedi ki: „ Rabbim… Beni ayartmaya ‘mahkûmiyetin’ sebebiyle, mutlaka süslerim ‘cazip göstereceğim’ onlara ‘insanlara’, yeryüzünde ‘arzularının esiri yapan tutkularını’! Ve mutlaka ayartırım onları topluca!*
>7:16, 15:39, 15:42, 26:94, 26:95, 26:224, 28:63, 37:32<
15:40 İllâ ıbâdeke minhumul muhlasîn (muhlasîne).
Ki müstesnadır, samimi kulların! “.
15:41 Kâle hâzâ sırâtun aleyye mustekîm (mustekîmun).
‘Allâhû Teâlâ’ dedi ki: „ Bu ‘idrak etmişlik’ üzerine istikâmetin yoludur!*
>6:153, 12:108, 15:41, 16:9, 92:12<
15:42 İnne ıbâdî leyse leke aleyhim sultânun illâ menittebeake minel gâvîn (gâvîne).
Doğrusu kullarım üzerinde sana ‘hiç’ bir salahiyet yoktur, sana uyan kimselerden ayartılanlar dışında! “.*
>2:208, 2:268, 4:120, 5:91, 6:121, 8:48, 14:22, 16:99, 17:62, 17:63, 17:64, 17:65, 24:21, 35:6<
15:43 Ve inne cehenneme le mev’ıduhum ecmaîn (ecmeîne).
Ve mutlaka cehennem, elbette vadedilendir onlara topluca.*
>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 36:63, 39:8, 40:6<
15:44 Lehâ seb’atu ebvâb (ebvâbin), likulli bâbin minhum cuz’un maksûm (maksûmun).
Onun ‘cehennemin’, yedi kapıları vardır. Her bir kapı için onlardan ‘günahkârlardan’, bir kısmı taksim edilmiştir.
15:45 İnnel muttekîne fî cennâtin ve uyûn (uyûnin).
Muhakkak ki ‘günahlardan’ korunanlar, has bahçeler ‘cennetlerde’ ve pınarlardadırlar.
15:46 Udhulûhâ bi selâmin âminîn (âminîne).
‘Denir ki’: „ Dâhil olun oraya ‘cennete’. Selâm ‘esenlik’ ile emniyetle! “.
15:47 Ve neza’nâ mâ fî sudûrihim min gıllin ıhvânen alâ sururin mutekâbilîn (mutekâbilîne).
Ve kaldırdık göğüslerinden ‘gönüllerinde kalmış her’ şeyi kinden. Kardeşçe karşılıklı tahtlar üzerindedirler.
15:48 Lâ yemessuhum fîhâ nasabun ve mâ hum minhâ bi muhrecîn (muhrecîne).
Dokunmaz onlara, orada bir yorgunluk.* Ve değiller onlar, oradan çıkarılacak da.
>15:48, 35:35, 36:55, 88:9<
15:49 Nebbî’ ibâdî ennî enel gafûrur rahîm (rahîmu).
‘Yâ Muhammed!’, Bildir kullarıma! Şüphesiz ki Ben… Ben, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayanım;* inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedenim!
>4:48, 5:39, 15:49, 17:25, 20:82, 25:71, 28:16, 39:53<
15:50 Ve enne azâbî huvel azâbul elîm (elîmu).
Ve azabımın olduğunu! Ki o, elem bir azaptır!*
>6:27, 25:26, 25:27, 32:12, 33:66, 33:67, 34:52, 34:53, 89:23<
15:51 Ve nebbi’hum an dayfi ibrâhîm (ibrâhîme).
‘Yâ Muhammed!’, Ve bildir onlara, İbrâhîm’in ‘insan görünümündeki melek’ misafirlerinden!
15:52 İz dehalû aleyhi fe kâlû selâmâ (selâmen), kâle innâ minkum vecilûn (vecilûne).
Girdikleri zaman karşısına, dediler ki: „ Selâm! “. ‘İbrâhîm aleyhisselâm’ dedi ki: „ Doğrusu bizler, sizlerden tedirgin oluyoruz! “.
15:53 Kâlû lâ tevcel innâ nubeşşiruke bi gulâmin alîm (alîmin).
‘Melekler’ dediler ki: „ Tedirgin olmayın! Doğrusu sana müjdeliyoruz bir oğlan ki, bilgin ‘olacak’! “.
15:54 Kâle e beşşertumûnî alâ en messeniyel kiberu fe bime tubeşşirûn (tubeşşirûne).
‘İbrâhîm aleyhisselâm’ dedi ki: „ Beni mi müjdeliyorsunuz? Bana yaşlılık dokunmuşken! Neyi müjdeliyorsunuz!? “.
15:55 Kâlû beşşernâke bil hakkı fe lâ tekun minel kânıtîn (kânıtîne).
‘Melekler’ dediler ki: „ Müjdeledik seni ki, gerçekle! O hâlde ‘olma, Allâhû Teâlâ’ya’ âmâde olmayanlardan! “.
15:56 Kâle ve men yaknetu min rahmeti rabbihî illad dâllûn (dâllûne).
‘İbrâhîm aleyhisselâm’ dedi ki: „ Ve kim umudu keser ki, Rabbinin bahşetmesi, bağışlaması, merhametle esirgemesinden, sapmışlardan başka?! “.*
>12:87, 15:56, 17:83, 29:23, 30:36, 39:53, 41:49<
15:57 Kâle fe mâ hatbukum eyyuhel murselûn (murselûne).
Dedi ki: „ Öyleyse nedir maksadınız? Ey elçiler! “.
15:58 Kâlû innâ ursilnâ ilâ kavmin mucrimîn (mucrimîne).
‘Melekler’ dediler ki: „ Doğrusu biz, gönderildik ki, ‘günah’ suçluları toplumunu ‘ikaza’!
15:59 İllâ âle lût (lûtın), innâ le muneccûhum ecma’în (ecma’îne).
Lût’un ailesi hariç.* Muhakkak ki biz, elbette kurtarıcılarız onları topluca!*
>7:83, 11:81, 26:171, 51:35, 51:36<
>10:103, 21:88, 30:47, 40:51<
15:60 İllemre’etehu kaddernâ innehâ le minel gâbirîn (gâbirîne).
Ki, karısı hariç; olmasına taktir ettik ki, mutlaka o, elbette ‘toza’ bürünenlerdendir! “.*
>80:40<
15:61 Fe lemmâ câe âle lûtınil murselûn (murselûne).
Artık geldiğinde Lût’un ailesine, elçiler (insan görünümündeki melekler)…
15:62 Kâle innekum kavmun munkerûn (munkerûne).
‘Lût aleyhisselâm’ dedi ki: „ Doğrusu sizler, fena ‘aykırı’ bir toplumsunuz! “.
15:63 Kâlû bel ci’nâke bi mâ kânû fîhi yemterûn (yemterûne).
‘Melekler’ dediler ki: „ Yok geldik sana, ‘halkının’ hakkında kuruntu ediyor oldukları şey ‘azap haberi’ ile!
15:64 Ve eteynâke bil hakkı ve innâ le sâdikûn (sâdikûne).
Ve vardık sana, gerçekle! Ve muhakkak ki biz, elbette samimileriz!
15:65 Fe esri bi ehlike bi kıt’ın minel leyli vettebı’ edbârehum ve lâ yeltefit minkum ehadun vamdû haysu tu’merûn (tu’merûne).
Hemen yola koyul ‘ev’ ahalinle, gecenin bir kesiminde!* Ve arkalarından peşlerine düş. Ve sizlerden ‘hiç’ biri ardına bakmasın. Ve emredildiğiniz yere doğru geçip gidin! “.*
>7:83, 11:81, 26:171, 51:35, 51:36<
>10:103, 21:88, 30:47, 40:51<
15:66 Ve kadaynâ ileyhi zâlikel emre enne dâbire hâulâi maktûun musbihîn (musbihîne).
Ve icra ettik ona, işte bu emri ‘bildirdik ki’, mutlaka şunlar, ardı arkası kesilmişlerdir sabahleyin.
15:67 Ve câe ehlul medîneti yestebşirûn (yestebşirûne).
Ve geldi (Sodom) şehir ahalisi ‘misafirlere kötü niyetle’ müjdeleşerek.
15:68 Kâle inne hâulâi dayfî fe lâ tefdahûn (tefdahûni).
‘Lût aleyhisselâm’ dedi ki: „ Muhakkak ki, şunlar misafirlerim, haydi beni ‘mahcup edip’ utandırmayın!
15:69 Vettekullâhe ve lâ tuhzûn (tuhzûni).
Ve korunun Allâh’a ‘karşı gelmekten’! Ve rezil etmeyin beni! “.
15:70 Kâlû e ve lem nenheke anil âlemîn (âlemîne).
‘Sodom halkı’ dediler ki: „ Ve men etmedik mi seni, el âlemden ‘işine karışmaktan’? “.
15:71 Kâle hâulâi benâtî in kuntum fâilîn (fâilîne).
‘Lût aleyhisselâm’ dedi ki: „ Şunlar kızlarım; eğer ki, ‘düşündüğünüzü’ ifa ederseniz! “.
15:72 Le amruke innehum le fî sekretihim ya’mehûn (ya’mehûne).
‘Melekler dediler ki’: „ ‘Üzülme’ canın sağ olsun! Muhakkak ki onlar, elbette ‘şehvet’ sarhoşlukları içinde körü körüne bocalarlar! “.
15:73 Fe ehazethumus sayhatu muşrikîn (muşrikîne).
Nihayet aldı ‘yakaladı’ onları bir çığlık, gün doğmasına ulaşanları.*
>6:42, 6:43, 6:44, 6:45, 7:95, 7:96, 7:97, 7:98, 11:117, 15:4, 19:74, 19:75, 21:6, 23:64, 23:76<
15:74 Fe cealnâ âliyehâ sâfilehâ ve emternâ aleyhim hıcâreten min siccîl (siccîlin).
Artık ettik onu ‘o şehri’ altüst.* Ve yağdırdık üzerlerine, pişirilmiş sert taşlar.*
>6:42, 6:43, 6:44, 6:45, 7:95, 7:96, 7:97, 7:98, 11:117, 15:4, 19:74, 19:75, 21:6, 23:64, 23:76<
Hz. Lût a.s.’ın halkının inkârı ve yok edilmeleri: – https://ikra.vision
15:75 İnne fî zâlike le âyâtin lil mutevessimîn (mutevessimîne).
Muhakkak ki işte bunlar, elbette âyetlerdir ‘alâmetlerdir’, anlam çıkaranlar için!*
>7:52, 7:185, 10:101, 18:109, 23:71, 27:93, 31:27, 41:53, 51:20, 51:21, 51:22, 51:23<
15:76 Ve innehâ le bi sebîlin mukîm (mukîmîn).
Ve muhakkak ki o ‘şehrin kalıntıları’, elbette ‘uğrak’ bir yol üzerinde kalıcıdır.
15:77 İnne fî zâlike le âyeten lil mu’minîn (mu’minîne).
Muhakkak ki işte bunda, elbette âyetler ‘alâmetler vardır, samimi’ inananlar için!
15:78 Ve in kâne ashâbul eyketi le zâlimîn (zâlimîne).
Ve Eyke (Şuayb aleyhisselâm’ın halkı) sahabeleri de elbette zalimlerdi.
15:79 Fentekamnâ minhum, ve innehumâ le bi imâmin mubîn (mubînin).
Bu yüzden intikam aldık onlardan.* Ve muhakkak ki onlar da, (Sodom ve Eyke: Şuayb aleyhisselâm’ın halkı, şehirlerinin kalıntıları) elbette, apaçık rehberdir ‘ibrettir’.*
Hz. Şuayb a.s.’ın Medyen, Eyke, Ress halkının inkârı, yok edilmeleri: – https://ikra.vision
>6:42, 6:43, 6:44, 6:45, 7:95, 7:96, 7:97, 7:98, 11:117, 15:4, 19:74, 19:75, 21:6, 23:64, 23:76<
15:80 Ve le kad kezzebe ashâbul hıcril murselîn (murselîne).
Ve andolsun ki, yalanladı Hicr (Sâlih aleyhisselâm’ın Semûd halkı), sahabeleri de gönderilmiş ‘elçileri’.
15:81 Ve âteynâhum âyâtinâ fe kânû anhâ mu’rıdîn (mu’rıdîne).
Ve verdik onlara âyetlerimizi. Fakat oldular, ona aldırış etmeyenler.
15:82 Ve kânû yanhıtûne minel cibâli buyûten âminîn (âminîne).
Ve yontuyorlardı dağlardan emniyetli evler.
15:83 Fe ehazethumus sayhatu musbıhîn (musbıhîne).
Nihayet aldı ‘yakaladı’ onları bir çığlık, sabahleyin.*
>6:42, 6:43, 6:44, 6:45, 7:95, 7:96, 7:97, 7:98, 11:117, 15:4, 19:74, 19:75, 21:6, 23:64, 23:76<
15:84 Fe mâ agnâ anhum mâ kânû yeksibûn (yeksibûne).
Ne var ki, yarar sağlamadı onlara, kazanmış oldukları şeyler.*
>18:35, 18:36, 19:77, 19:78, 26:205, 41:50<
15:85 Ve mâ halaknes semâvâti vel arda ve mâ beynehumâ illâ bil hakk (hakkı), ve innes sâate le âtiyetun fasfehıs safhal cemîl (cemîle).
Ve oluşumunu yapılandırarak yarattığımız şeyler, göklerde ve yerde ve bunların arasındaki şeylerde, illâki hak iledir ‘gayeyledir’* Ve muhakkak ki, o saat (kıyâmet) elbette gelir!* ‘Yâ Muhammed!’, Yine de affet ve hoş görü ile güzellikle vazgeç!
>3:191, 30:8, 38:27, 44:38, 44:39, 45:22, 51:56, 75:36<
>10:53, 10:54, 11:104, 11:105, 14:48, 16:111, 18:47, 20:15, 20:102, 21:104, 29:53, 40:59, 52:9, 70:8, 73:14, 73:18, 79:35, 101:104<
15:86 İnne rabbeke huvel hallâkul alîm (alîmu).
Şüphesiz ki Rabbin… Ki O’dur, tekrar tekrar yaratan; en iyi bilen!
15:87 Ve le kad âteynâke seb’an minel mesânî vel kur’ânel azîm (azîme).
‘Yâ Muhammed!’, Ve andolsun ki, verdik sana, iç içe kıvrımlarla, manalarla, tıklım tıklım ‘dolu’ ikili ‘tekrarlı bir sisteme dayalı’ yediyi ve yüce Kur’ân’ı!*
Kavrayış kabiliyeti eksikliği ve kalp hastalığını oluşturan 7. Kromozom: – https://ikra.vision
15:88 Lâ temuddenne ayneyke ilâ mâ metta’nâ bihî ezvâcen minhum ve lâ tahzen aleyhim vahfıd cenâhake lil mu’minîn (mu’minîne).
‘Yâ Muhammed!’, Dikme gözlerini ki, menfaatlendirdiğimiz şeylere onunla, onlardan ‘bir kısmının, İlâhî adalet gereği sahip olduklarına’ çifter çifter! Ve hüzünlenme, onlar ‘davetine uymadılar diye’!* Ve ger ‘kol’ kanadını ‘esirge, kayır, samimi’ inananlara!
>5:48, 5:49, 11:12, 11:112, 11:113, 17:74, 28:87<
15:89 Ve kul innî enen nezîrul mubîn (mubînu).
‘Yâ Muhammed!’, Ve de ki: „ Muhakkak ki ben… Ben, apaçık ‘kıyâmetle’ uyaranım! “.*
>2:151, 3:164, 3:184, 4:41, 4:166, 6:42, 14:44, 16:44, 16:89, 17:77, 28:47<
15:90 Ke mâ enzelnâ alel muktesimîn (muktesimîne).
‘Çıkarları gereği’ yemin edenlere indirdiğimiz şey ‘delil’ gibi.*
>30:55<
15:91 Ellezîne cealûl kur’âne ıdîn (ıdîne).
Şimdi de’ o kimseler, kıldılar Kur’ân’ı koparılmış!
15:92 Fe ve rabbike le nes’elennehum ecmaîn (ecmaîne).
Fakat ve Rabbin ‘adına’ ki, elbette sorarız mutlaka onlara topluca.*
>11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 14:49, 21:103, 22:56, 24:24, 25:26, 28:66, 30:14<
15:93 Ammâ kânû ya’melûn (ya’melûne).
Ki, gayret ediyor oldukları şeylerden.
15:94 Fasda’ bi mâ tu’meru ve a’rıd anil muşrikîn (muşrikîne).
‘Yâ Muhammed!’, Buna rağmen açıkça ortaya koy, emredildiğin şeyi! Ve aldırış etme, ‘Allâhû Teâlâ’ya’ ortak yakıştıranlara!
15:95 İnnâ kefeynâkel mustehziîn (mustehziîne).
‘Yâ Muhammed!’, Muhakkak ki, kâfiyiz sana, alay edenlere ‘karşı’!*
>2:15, 6:5, 6:10, 7:101, 10:11, 13:32, 14:42<
15:96 Ellezîne yec’alûne meallâhi ilâhen âhar (âhare), fe sevfe ya’lemûn (ya’lemûne).
O kimseler ki kılarlar, Allâh ile beraber diğerlerini ilâh. O hâlde kesinlikle bilecekler!*
>11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 14:49, 21:103, 22:56, 24:24, 25:26, 28:66, 30:14<
15:97 Ve le kad na’lemu enneke yadîku sadruke bi mâ yekûlûn (yekûlûne).
‘Yâ Muhammed!’, Ve andolsun ki, biliyoruz göğsünün daraldığını, söyledikleri şeylerden!
15:98 Fe sebbih bi hamdi rabbike ve kun mines sâcidîn (sâcidîne).
‘Yâ Muhammed!’, Bu yüzden noksanlık, kusur, âcizlikten öte say; yücelterek överek Rabbini! Ve ‘huzuruna’ yere kapananlardan ol!
15:99 Va’bud rabbeke hattâ ye’tiyekel yakîn (yakînu).
‘Yâ Muhammed!’, Ve ‘yalnızca’ Rabbine kulluk et!* Ki, gelinceye kadar sana nihai ‘bilgi’!*
>2:21, 2:153, 2:186, 6:102, 7:55, 7:56, 7:205, 15:98, 15:99, 17:110, 20:8, 59:24, 98:5<
>15:99, 24:25, 24:55, 32:24, 56:95, 69:51, 74:47, 102:5<