„ Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm! Bismillâhirrahmânirrahîm! “.
„ Sığınırım Allâh’a, şeytanın ‘şerrinden’ ki, taşlanmıştır (merhametinden uzaklaştırılmıştır)!*
>7:200, 15:34, 16:98<
Allâh adına… Ki, sonsuz şefkatle merhamet edendir; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir! “.
25:1 Tebârekellezî nezzelel furkâne alâ abdihî li yekûne lil âlemîne nezîrâ (nezîren).
Mübârek’tir Zât’ı ki, indirdi gerçeği itibarsızdan ayıranı(İlâhî esasları), kuluna. Olması için cümle âlemlere, ‘kıyâmetle’ uyaran.*
>2:151, 3:164, 3:184, 4:41, 4:166, 6:42, 14:44, 16:44, 16:89, 17:77, 28:47<
25:2 Ellezî lehu mulkus semâvâti vel ardı ve lem yettehız veleden ve lem yekûn lehu şerîkun fîl mulki ve halaka kulle şey’in fe kadderahu takdîrâ (takdîren).
O ki, Zât’ının dır saltanat, hükümranlık, göklerde ve yerde! Ve edinmez evlât! Ve olmadı Zât’ının, bir ortağı saltanat, hükümranlıkta! Ve oluşumunu yapılandırarak yarattı her şeyi! Böylelikle kaderlerinin olmasını takdir etti.
25:3 Vettehazû min dûnihî âliheten lâ yahlukûne şey’en ve hum yuhlekûne ve lâ yemlikûne li enfusihim darran ve lâ nef’an ve lâ yemlikûne mevten ve lâ hayâten ve lâ nuşûrâ (nuşûren).
Ve ‘âyetleri inkâr eden kimseler’ edindiler ilâhlar; ki, O’ndan ‘Allâhû Teâlâ’dan’ ziyade;* ki, ‘hiçbir’ şey yaratamazlar! Ve onlar ‘kendileri’, yaratılmışlardır!* Ve ehil olmayan canlarına zararı ‘önlemeye’ ve ne de fayda ‘sağlamaya’. Ve ehil olmayan, öldürmeye ve ne hayata ve ne de ‘yeniden’ dirilişe.
>3:151, 4:117, 6:100, 10:18, 23:117, 39:3, 42:21, 46:5<
>2:166, 4:117, 6:100, 10:28, 10:29, 14:36, 16:86, 18:52, 19:82, 21:65, 25:17, 28:63, 29:25, 34:40, 34:41, 35:14, 46:5, 46:6<
25:4 Ve kâlellezîne keferû in hâzâ illâ ifkunifterâhu ve eânehu aleyhi kavmun âharûn (âharûne), fe kad câû zulmen ve zûrâ (zûran).
Ve dediler o kimseleri ki, ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlardır: „ Bu ancak uydurmadır ki, onun uydurmasıdır ve yardımcı olmasıyla ona üstlenip, başka bir toplumun da! “. Bu yüzden gelmiş oldular, ‘haksız yere’ zulümle ve çarpıtmayla.
25:5 Ve kâlû esâtîrul evvelînektetebehâ fe hiye tumlâ aleyhi bukreten ve asîlâ (asîlen).
Ve dediler ki: „ ‘Kur’ân-ı Kerîm’, evvelkilerin masalları ‘gibi, ki önceden’ yazdırdılar onu; böylelikle o ‘Muhammed aleyhisselâm’ın’, üstlendiğidir dikte etmeye, erkenden ve gün sonu! “.*
>7:157, 10:16, 25:5, 29:48<
25:6 Kul enzelehullezî ya’lemus sırre fîs semâvâti vel ard (ardı), innehu kâne gafûran rahîmâ (rahîmen).
‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Onu (Kur’ân-ı Kerîm), indirdi Zât’ı* ki bilir, sırları göklerde ve yerde! “. Şüphesiz ki O, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlıyor olandır;* inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!
>2:2, 7:52, 10:38, 10:57, 16:102, 17:82, 17:106, 26:192, 26:193, 26:194, 26:195<
>4:48, 5:39, 15:49, 17:25, 20:82, 25:71, 28:16, 39:53<
25:7 Ve kâlû mâli hâzer resûli ye’kulit taâme ve yemşî fîl esvâk (esvâkı), lev lâ unzile ileyhi melekun fe yekûne meahu nezîrâ (nezîren).
Ve dediler ki ‘hakikati örtmeye şartlanmışlar’: „ Bu nasıl bir elçi ki, yemek yiyor ve pazarlarda yürüyor!* İndirilseydi ya ona ‘Muhammed aleyhisselâm’a’, bir melek, böylelikle olurdu beraberinde uyaran!*
>12:109, 21:8, 21:34, 25:7, 32:11<
>4:153, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 10:97, 14:11, 14:47, 23:71, 29:51<
25:8 Ev yulkâ ileyhi kenzun ev tekûnu lehu cennetunye’kulu minhâ, ve kâlez zâlimûne in tettebiûne illâ raculen meshûrâ (meshûran).
Veya bırakılsa ona bir define veya olsa onun bir bahçesi, yediği ondan ‘imkânlarından’! dediler ki, zalimler: „peşine düştüğünüz ise, illâki büyülenmiş bir adam!“. “*
>2:77, 9:78, 11:103, 17:47, 21:3, 43:80, 58:7, 58:8<
25:9 Unzur keyfe darabû lekel emsâle fe dallû fe lâ yestetîûne sebîlâ (sebîlen).
‘Yâ Muhammed!’, Bak nasıl da, vurguladılar sana emsalleri! Ne var ki, ‘hakikati örtmeye şartlandıkları için’ saptılar da, artık mecal edemezler ‘varmaya, Allâh’ın razı olduğu’ yola.*
>11:20, 17:48, 18:101, 41:15, 41:28, 68:43, 89:23, 89:24<
25:10 Tebârekellezî in şâe ceale leke hayren min zâlike cennâtin tecrî min tahtihel enhâru ve yec’al leke kusûrâ (kusûran).
‘Yâ Muhammed!’, Mübârek’tir Zât’ı ki, eğer dilerse var eder sana, işte bundan daha hayırlı has bahçeler ‘cennetler’ ki, akar onun altından nehirler. Ve var eder sana, saraylar!
25:11 Bel kezzebû bis sâati ve a’tednâ li men kezzebe bis sâati saîrâ (saîren).
Yok yalanladılar o saati (kıyâmet).* Ve hazırladık yalanlayan kişi için, ‘cehennemde’ karıştırılan, kızgınlaştırılan çılgın ateş.*
>7:53, 10:39, 25:11, 45:32, 50:5<
>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 36:63, 39:8, 40:6<
25:12 İzâ raethum min mekânin baîdin semiû lehâ tegayyuzan ve zefîrâ (zefîran).
Ki gördüğü zaman onları, (7 cehennem kapılarını) uzak bir yerden, duydular onun öfkeli harıltısını.*
>11:106, 21:100, 21:102, 25:12, 67:7<
25:13 Ve izâ ulkû minhâ mekânen dayyıkan mukarrenîne deav hunâlike subûrâ (subûran).
Ve atıldıkları zaman oradan daracık bir yere, birbirlerine bağlanmış ‘olarak’ çağırdılar orada yok olmayı.
25:14 Lâ ted’ûl yevme subûran vâhıden ved’û subûran kesîrâ (kesîren).
Çağırmayın bugün yok olmayı bir ‘kez’ ve çağırın yok olmayı birçok ‘kez’!
25:15 Kul e zâlike hayrun em cennetul huldilletî vuidel muttekûn (muttekûne), kânet lehum cezâen ve masîrâ (masîren).
‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ İşte bu mu en hayırlısıdır, yoksa kalıcı has bahçe ‘cennet’ mi? Ki onunla, ‘günahlardan’ korunanlara vadedilen! “. Ki ‘hak’ oldu onlara, ödül ve varış!
25:16 Lehum fîhâ mâ yeşâûne hâlidîn (hâlidîne), kâne alâ rabbike va’den mes’ûlâ (mes’ûlen).
Onlaradır, orada ‘cennetlerde’ diledikleri şeyler kalıcı. Ki, Rabbinin üstlenmiş olduğu mesul bir vaattir!*
>19:70, 19:71, 25:16<
25:17 Ve yevme yahşuruhum ve mâ ya’budûne min dûnillâhi fe yekûlu e entum adleltum ibâdî hâulâi em hum dallûs sebîl (sebîle).
Ve o gün* ‘Allâhû Teâlâ’, bir araya getirir onları ‘cehennemlikleri’ ve Allâh’tan ziyade ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk ettikleri şeyleri ‘edindikleri’ (ilahları).* Artık der ki: „ Siz mi saptırdınız kullarımı, yoksa onlar mı saptılar yoldan? “.*
>11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 14:49, 21:103, 22:56, 24:24, 25:26, 28:66, 30:14<
>6:60, 9:109, 9:110, 10:19, 24:64, 27:83, 27:84, 27:85<
>3:151, 4:117, 6:100, 10:18, 23:117, 39:3, 42:21, 46:5<
25:18 Kâlû subhâneke mâ kâne yenbegî lenâ en nettehıze min dûnike min evliyâe ve lâkin metta’tehum ve âbâehum hattâ nesûz zikre, ve kânû kavmen bûra (bûren).
Dediler ki: „ Noksanlık, kusur, âcizlikten ötesin! Olması imkânsız bizlere ki, himayeciler edinmemiz, Senden ziyade! Ve lâkin menfaatlendirdin onları ve atalarını da, ta ki, ‘önemsemeyip’ unuttular ‘bu günlerine kavuşmayı’ hatırda tutmayı! “. Ve oldular verimsiz bir toplum.*
>2:166, 4:117, 6:100, 10:28, 10:29, 14:36, 16:86, 18:52, 19:82, 21:65, 25:17, 28:63, 29:25, 34:40, 34:41, 35:14, 46:5, 46:6<
25:19 Fe kad kezzebûkum bimâ tekûlûne fe mâ testetîûne sarfan ve lâ nasrâ (nasran), ve men yazlım minkum nuzıkhu azâben kebîrâ (kebîren).
O zaman yalanlamışlardı sizleri ki, söylediğiniz şeyleri. Artık mecal edemezsiniz ‘azabı’ savuşturmaya ve ne de yardım ‘almaya’. Ve kim ‘ilâhlar ortaklar edinerek, kendisine’ zulmederse içinizden, tattırırız ona büyük bir azap!
25:20 Ve mâ erselnâ kableke minel murselîne illâ innehum le ye’kulûnet taâme ve yemşûne fîl esvâkı ve cealnâ ba’dakum li ba’dın fitneten (fitneten), e tasbirûn (tasbirûne), ve kâne rabbuke basîrâ (basîren).
Ve göndermedik senden önce de elçilerden, ‘olması’ dışında ki, muhakkak ki onlar da, elbette yemek yiyor ve pazarlarda yürüyorlardı*. Ve kıldık bazılarınızı bazılarına sınanma ‘vesilesi’ ki, sabreder misiniz?* Ve Rabbin, her hâliyle görüyor olandır!
>2:38, 2:121, 14:4, 16:36, 39:71, 62:2<
>8:25, 9:126, 21:35, 29:2<
25:21 Ve kâlellezîne lâ yercûne likâenâ lev lâ unzile aleynel melâiketu ev nerâ rabbenâ, lekad istekberû fî enfusihim ve atev utuvven kebîrâ (kebîren).
Ve derler o kimseler ki, ummazlar buluşmayı Bizimle: „ İndirilseydi ya huzurumuza melekler! Veya görsek Rabbimizi! “.* Andolsun ki, kibirlendiler hemcinsleri içinde ve başkaldırdılar büyük bir taşkınlıkla.
>4:153, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 10:97, 14:11, 14:47, 23:71, 29:51<
25:22 Yevme yerevnel melâikete lâ buşrâ yevme izin lil mucrimîne ve yekûlûne hicran mahcûrâ (mahcûren).
O gün görürler melekleri ki, müjde yoktur izin günü (Allâhû Teâlâ’nın izniyle gerçekleşecek kıyâmet günü),* ‘günah’ suçlularına. Ve (onlar için, melekler) derler ki: „ Mâni olunarak ayrılmıştır! “.*
>11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 14:49, 21:103, 22:56, 24:24, 25:26, 28:66, 30:14<
>23:99, 23:100, 25:22, 55:20<
25:23 Ve kadimnâ ilâ mâ amilû min amelin fe cealnâhu hebâen mensûrâ (mensûran).
Ve ‘üzerine’ vardık, gayretle yaptıkları şeylere.* Öyle ki, kıldık onu dağılmış toz.*
>7:131, 17:13, 25:23, 27:47, 36:18, 36:19, 52:3<
>2:264, 3:117, 14:18, 18:103, 18:104, 18:105, 24:39, 25:23, 33,19, 47:1<
25:24 Ashâbul cenneti yevme izin hayrun mustekarran ve ahsenu makîlâ (makîlen).
Has bahçe ‘cennet’ sahabesine, izin günü (Allâhû Teâlâ’nın izniyle gerçekleşecek kıyâmet günü),* en hayırlısı ‘vardır’; ki, karar kılınan ‘yer’ ve en iyi istirahat.
>11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 14:49, 21:103, 22:56, 24:24, 25:26, 28:66, 30:14<
25:25 Ve yevme teşakkakus semâu bil gamâmi ve nuzzilel melâiketu tenzîlâ (tenzîlen).
O gün parçalanır gök bulutlarla.* Ve indirilir melekler peyderpey bir indirişle. (Mesele kapandı, peygambere ihtiyaç kalmaz, işleri Allâhû Teâlâ’ya kaldı).*
>11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 14:49, 21:103, 22:56, 24:24, 25:26, 28:66, 30:14<
>2:210, 5:109, 6:57, 6:58, 10:11, 10:50, 10:51, 13:6, 14:42, 15:8, 16:1, 16:33, 16:61, 17:11, 18:58, 18:59, 25:25, 25:26, 35:45, 39:69, 47:18<
25:26 El mulku yevmeizinil hakku lir rahmân (rahmâni), ve kâne yevmen alel kâfirîne asîrâ (asîran).
Saltanat, hükümranlık, izin günü (Allâhû Teâlâ’nın izniyle gerçekleşecek kıyâmet günü),* gerçektir; sonsuz şefkatle merhamet eden için.* Ve o gün, ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlara zor olur.
>11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 14:49, 21:103, 22:56, 24:24, 25:26, 28:66, 30:14<
>6:60, 9:109, 9:110, 10:19, 24:64, 27:83, 27:84, 27:85<
25:27 Ve yevme yeadduz zâlimu alâ yedeyhi yekûlu yâ leytenîttehaztu mear resûli sebîlâ (sebîlen).
Ve o gün* zalim, ‘pişmanlıktan’ ısırır ellerini, der ki: „ Yâ, keşke edinseydim elçiyle beraber bir yol!*
>11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 14:49, 21:103, 22:56, 24:24, 25:26, 28:66, 30:14<
>6:27, 25:26, 25:27, 32:12, 33:66, 33:67, 34:52, 34:53, 89:23<
25:28 Yâ veyletâ leytenî lem ettehız fulânen halîlâ (halîlen).
Yâ, eyvahlar olsun! Keşke edinmeseydim filancayı dost!
25:29 Lekad edallenî aniz zikri ba’de iz câenî, ve kâneş şeytânu lil insâni hazûlâ (hazûlen).
Andolsun ki, daha da saptırdı beni hakikat bilgisini’ hatırlatandan (İlâhî esaslar)* ki, bana geldiği zaman ardından! “. Ve şeytan, insanı hayal kırıklığına uğratan olur.
>21:48, 21:50, 25:29, 25:30, 29:45, 43:44, 58:19<
25:30 Ve kâler resûlu yâ rabbi inne kavmîttehazû hâzel kur’âne mehcûrâ (mehcûran).
Ve dedi ki elçi ‘Muhammed aleyhisselâm’: „ Yâ Rabbim… Muhakkak ki halkım, ‘huy’ edindiler bu Kur’ân’dan ayrılmayı! “.*
>21:48, 21:50, 25:29, 25:30, 29:45, 43:44, 58:19<
25:31 Ve kezâlike cealnâ li kulli nebiyyin aduvven minel mucrimîn (mucrimîne), ve kefâ bi rabbike hâdiyen ve nasîrâ (nasîran).
Ve işte bunun gibi, kıldık bildiricilerin (peygamber) hepsine ‘düşmanlığına müsaade ederek, günah’ suçlularından düşman.* Ve kâfidir Rabbin, yönlendirici ve yardımcıdır!
>6:123, 17:16, 25:30, 34:34, 43:23<
25:32 Ve kâlellezîne keferû lev lâ nuzzile aleyhil kur’ânu, cumleten vâhideh (vâhideten), kezâlike li nusebbite bihî fuâdeke ve rettelnâhu tertîlâ (tertîlen).
Ve dedi o kimseler ki, ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlardır: „ İndirileydi ya ona ‘Muhammed aleyhisselâm’a’, Kur’ân, topyekûn bir ‘defada’! “. İşte bu, sabitlememiz için gönlünü ‘idrak kuvvelerini’, onunla! Ve seslendirdik onu, ‘nağmeleri’ yerli yerinde.*
>2:2, 7:52, 10:38, 10:57, 16:102, 17:82, 17:106, 26:192, 26:193, 26:194, 26:195<
25:33 Ve lâ ye’tûneke bi meselin illâ ci’nâke bil hakkı ve ahsene tefsîrâ (tefsîren).
‘Yâ Muhammed!’, Ve getiremezler sana misaller ki, gelmiş olmayalım gerçek (İlâhî esaslarla) ve en iyi yorumla!*
>7:52, 7:185, 10:101, 18:109, 23:71, 27:93, 31:27, 41:53, 51:20, 51:21, 51:22, 51:23<
25:34 Ellezîne yuhşerûne alâ vucûhihim ilâ cehenneme ulâike şerrun mekânen ve edallu sebîlâ (sebîlen).
O kimseler ki, ‘hakikat bilgisini örtmeye şartlanmışlar’, bir araya getirilirler yüzüstü cehenneme. İşte onlar ki, konumu şerli ve daha da sapanlardır yoldan.
25:35 Ve lekad âteynâ mûsel kitâbe ve cealnâ meahû ehâhu hârûne vezîrâ (vezîren).
Ve andolsun ki, verdik Mûsâ’ya kitap (Tevrât). Ve kıldık onunla beraber ağabeyi Hârûn’u görevli.
25:36 Fe kulnazhebâ ilel kavmillezîne kezzebû bi âyâtinâ, fe demmernâhum tedmîrâ (tedmîren).
Bunun üzerine dedik ki: „ Git, o toplumdaki kimselere ki, yalanladılar âyetlerimizi! “.* Böylelikle harap ettik onları ‘kendini değiştirmeyen şehir halkını’, darmadağın ederek.*
>2:6, 6:12, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 8:55, 10:39, 10:40, 10:96, 10:97, 17:10, 26:201<
>6:42, 6:43, 6:44, 6:45, 7:95, 7:96, 7:97, 7:98, 11:117, 15:4, 19:74, 19:75, 21:6, 23:64, 23:76<
25:37 Ve kavme nûhın lemmâ kezzebûr rusule agraknâhum ve cealnâhum lin nâsi âyeh (âyeten), ve a’tednâ liz zâlimîne azâben elîmâ (elîmen).
Ve Nûh halkı, yalanladıklarında ‘önceki’ elçileri de, ‘suda’ boğduk onları.* Ve kıldık onları âyet ‘hadise’, insanlara. Ve hazırladık zalimlere, elem azap.*
Hz. Nûh a.s.’ın halkının inkârı ve yok edilmeleri: – https://ikra.vision
>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 36:63, 39:8, 40:6<
25:38 Ve âden ve semûdâ ve ashâber ressi ve kurûnen beyne zâlike kesîrâ (kesîren).
Ve Âd (Hûd aleyhisselâm’ın halkı) ve Semûd (Sâlih aleyhisselâm’ın halkı) ve Ress (Şuayb aleyhisselâm’ın halkı) ve ‘uyarılan inkârcı’ uygarlıklara ki, işte bunların arasında birçoğuna.*
>6:42, 6:43, 6:44, 6:45, 7:95, 7:96, 7:97, 7:98, 11:117, 15:4, 19:74, 19:75, 21:6, 23:64, 23:76<
25:39 Ve kullen darabnâ lehul emsâle ve kullen tebbernâ tetbîrâ (tetbîren).
Ve her birine vurguladık onun, emsalleri. Ve hepsini dumura uğrattık onu ‘kendini değiştirmeyen şehir halkını’, tüketerek.*
>6:42, 6:43, 6:44, 6:45, 7:95, 7:96, 7:97, 7:98, 11:117, 15:4, 19:74, 19:75, 21:6, 23:64, 23:76<
25:40 Ve lekad atev alel karyetilletî umtırat mataras sev’ (sev’ı), e fe lem yekûnû yerevnehâ, bel kânû lâ yercûne nuşûrâ (nuşûren).
Ve andolsun ki, vardılar memlekete ki o, bet ‘taş’ yağmuru yağdırılan.* Hâlâ görmüyorlar mı onu? Ki yok, ‘yeniden’ dirilişi ummaz oldular!*
>7:84, 25:40, 26:173, 27:58<
>20:55, 22:6, 30:19, 35:9, 43:11, 50:11, 50:42, 71:18<
25:41 Ve iza reavke in yettehızûneke illâ huzuvâ (huzuven), e hâzellezî beasallâhu resûlâ (resûlen).
‘Yâ Muhammed!’, Ve gördükleri zaman seni, illâki alay konusu edinirler seni, ‘derler ki’: „ Bu mu ki o, harekete geçirdiği elçi, Allâh’ın?!
25:42 İn kâde le yudıllunâ an âlihetinâ lev lâ en sabernâ aleyhâ, ve sevfe ya’lemûne hîne yerevnel azâbe men edallu sebîlâ (sebîlen).
Neredeyse elbette şaşırtıyordu bizleri ilâhlarımızdan ki, olmasaydı sabretmemiz ona! “. Ve kesinlikle bilecekler* gördükleri esnada azabı ki, kimin daha da saptığını yoldan!
>11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 14:49, 21:103, 22:56, 24:24, 25:26, 28:66, 30:14<
25:43 E raeyte menittehaze ilâhehu hevâh (hevâhu), e fe ente tekûnu aleyhi vekîlâ (vekîlen).
‘Yâ Muhammed!’, Bakar mısın ilâhı edinen kişiyi ki, isteklerini (arzularının esiri yapan tutkular)?!* Fakat sen, olabilir misin ona, ‘savunan’ yetkili?
>7:176, 10:58, 14:43, 15:3, 17:18, 17:19, 17:20, 18:28, 20:16, 25:43, 28:50, 38:26, 45:23, 47:14, 47:25, 57:20, 79:40, 79:41<
25:44 Em tahsebu enne ekserehum yesmeûne ev ya’kılûn (ya’kılûne), in hum illâ kel en’âmi bel hum edallu sebîlâ (sebîlen).
‘Yâ Muhammed!’, Yoksa olduğunu mu sandın onların birçoğu, ‘İlâhî esasları’ duyarlar veya ‘anlayıp’ akıl ederler?!* Ki onlar, ancak ‘iç güdüyle hareken eden sürü’ hayvanları gibilerdir; yok daha da sapanlardır yoldan.
>2:171, 3:108, 6:104, 7:101, 7:179, 8:22, 8:23, 10:100, 13:19, 17:72, 17:97, 21:45, 22:46, 25:44, 40:35, 64:11, 67:10<
25:45 E lem tere ilâ rabbike keyfe meddez zıll (zılle), ve lev şâe le cealehu sâkinâ (sâkinen), summe cealneş şemse aleyhi delîlâ (delîlen).
Görmez misin ki, Rabbin nasıl uzattı gölgeyi? Ve eğer dileseydi, elbette kılardı onu sakin.* Sonra kıldık güneşi ona delil.
Devamlı karanlık veya aydınlık olan gezegenler: – https://ikra.vision
25:46 Summe kabadnâhu ileynâ kabdan yesîrâ (yesîren).
Sonra da kavzadık onu ‘güneşi’,* Kendimize ‘doğru’ kolayca elde ederek.
The helical model – our solar system is a vortex (youtube.com)
25:47 Ve huvellezî ceale lekumul leyle libâsen ven nevme subâten ve cealen nehâre nuşûrâ (nuşûren).
Ve O’dur ki Zât’ı, var etti sizlere geceyi, örtü ve uykuyu dinlenme. Ve var etti gündüzü, ‘yeniden’ dirilişe.
25:48 Ve huvellezî erseler riyâha buşren beyne yedey rahmetih (rahmetihî), ve enzelnâ mines semâi mâen tahûrâ (tahûran).
Ve O’dur ki Zât’ı, gönderdi rüzgârları müjdeleyici; ‘belli ederek’ önlerinden bahşetmesi, bağışlamasını (yağmuru). Ve indirdik gökten su; ki, tertemizdir.
25:49 Li nuhyiye bihî beldeten meyten ve nuskıyehu mimmâ halaknâ en’âmen ve enâsiyye kesîrâ (kesîren).
Yaşatmamız için onunla ölü şehri. İçiririz onunla, oluşumu yapılandırılarak yaratılan şeylerden; hayvan ve insanlardan birçoğunu da.
25:50 Ve lekad sarrafnâhu beynehum li yezzekkerû fe ebâ ekserun nâsi illâ kufûrâ (kufûran).
Ve andolsun ki, sarf ettik onu ‘Kur’ân’da, insanlar’ arasında ‘tüm misalleri’ ki, hatırda tutsunlar!* Buna rağmen karşı çıktı insanların birçoğu, illâda nankörlükte.*
>7:52, 7:185, 10:101, 18:109, 23:71, 27:93, 31:27, 41:53, 51:20, 51:21, 51:22, 51:23<
>4:153, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 10:97, 14:11, 14:47, 23:71, 29:51<
25:51 Ve lev şi’nâ le beasnâ fî kulli karyetin nezîrâ (nezîren).
Ve eğer dileseydik, elbette harekete geçirirdik her memlekete ‘kıyâmetle’ uyaran.
25:52 Fe lâ tutııl kâfirîne ve câhidhum bihî cihâden kebîrâ (kebîren).
‘Yâ Muhammed!’, Artık itaat etme ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlara! Ve cihâd (kararlılıkla İslâm’ı yaşama mücâdelesi) et onlarla! Ki o, ‘Kur’ân-ı Kerîm âyetleriyle’ büyük bir cihâd et!
25:53 Ve huvellezî meracel bahreyni hâzâ azbun furâtun ve hâzâ milhun ucâc (ucâcun), ve ceale beynehumâ, berzehan ve hıcran mahcûrâ (mahcûran).
Ve O’dur ki Zât’ı, salıverdi iki denizi. Bu ‘biri’ lezzetli, tatlı ve bu ‘biri de’ tuzlu, acıdır. Var etti bunların arasında berzah ve mâni olunarak ayrılmıştır.
25:54 Ve huvellezî halaka minel mâi beşeren fe cealehû neseben ve sıhrâ (sıhran), ve kâne rabbuke kadîrâ (kadîren).
Ve O’dur ki Zât’ı, oluşumunu yapılandırarak yarattı insanoğlunu sudan.* Böylece kıldı ona sülale ve hısımlık. Ve Rabbin, irade ettiğini, icraya kudretli olandır!
>21:30, 25:54, 31:10, 41:11, 79:27, 79:28, 79:29, 79:30<
25:55 Ve ya’budûne min dûnillâhi mâ lâ yenfeuhum ve lâ yadurruhum, ve kânel kâfiru alâ rabbihî zahîrâ (zahîran).
Ve Allâh’tan ziyade ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk ederler ‘edinilen’ (ilahlara).* ‘O’ şeyler ki, ne fayda sağlar onlara ve ne de zarar verir onlara! Ve nankör ‘insan’, rab edindiğine (şeytana) dayanışan oldu!*
>3:151, 4:117, 6:100, 10:18, 23:117, 39:3, 42:21, 46:5<
>17:11, 17:67, 17:100, 18:54, 25:55<
25:56 Ve mâ erselnâke illâ mubeşşiren ve nezîrâ (nezîren).
‘Yâ Muhammed!’, Ve göndermedik seni, ‘olman’ dışında ki, ‘hakikat bilgisi ve cennetle’ müjdeleyici ve ‘kıyâmetle’ uyaran!*
>2:151, 3:164, 3:184, 4:41, 4:166, 6:42, 14:44, 16:44, 16:89, 17:77, 28:47<
25:57 Kul mâ es’elukum aleyhi min ecrin illâ men şâe en yettehıze ilâ rabbihî sebîlâ (sebîlen).
‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Sual etmiyorum sizlerden ‘tebliğime’ karşı bir ücret! Ki, kişinin dilemesi dışında, Rabbinin yolunu ‘rızasını’ edinmek! “.
25:58 Ve tevekkel alel hayyillezî lâ yemûtu ve sebbih bi hamdih (hamdihî), ve kefâ bihî bi zunûbi ibâdihî habîrâ (habîren).
Ve itimat et evvelî ve ebedî diriye! Ki Zât’ı, ölümsüzdür. Ve noksanlık, kusur, âcizlikten öte say, yücelterek överek O’nu! Ve kâfidir O, kullarının suçlarından haberdar, üstün bilgi sahibidir!
25:59 Ellezî halakas semâvâti vel arda ve mâ beynehumâ fî sitteti eyyâmin summestevâ alel arşir rahmânu fes’el bihî habîrâ (habîren).
Ki Zât’ı, oluşumunu yapılandırarak yarattı, gökleri ve yeri ve bunların arasındaki şeyleri altı günde!* Sonra teşrif etti Arş’a (cennet ve cehennemi de içinde barındıran, zamansız, mekânsız, evrenin yönetmeliğine), sonsuz şefkatle merhamet eden. Bu yüzden sual et onun ‘idraki için’, haberdar, üstün bilgi sahibine!*
„2 gün / 4 gün / 6 gün“ : – https://ikra.vision
>1:4, 2:186, 3:195, 8:9, 21:112<
25:60 Ve izâ kîle lehumuscudû lir rahmâni kâlû ve mer rahmânu e nescudu li mâ te’murunâ ve zâdehum nufûrâ (nufûren).
Ve denildiği zaman onlara ‘inkâr edenlere’: „ Secde edin sonsuz şefkatle merhamet edene! “; derler ki: „ Ve sonsuz şefkatle merhamet edene de mi secde edelim? Ki, tembihledin ‘diye’ bizleri! “. Ve ziyade etti ‘bu açıklamalar’ onlara, nefreti.*
>4:153, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 10:97, 14:11, 14:47, 23:71, 29:51<
25:61 Tebârekellezî ceale fîs semâi burûcen ve ceale fîhâ sirâcen ve kameren munîrâ (munîren).
Mübârek’tir Zât’ı ki, var etti gökte yıldız kümeleri. Ve var etti orada bir çırağ ve bir ay ki, aydınlatıcı.
25:62 Ve huvellezî cealel leyle ven nehâre hılfeten li men erâde en yezzekkere ev erâde şukûrâ (şukûren).
Ve O’dur ki Zât’ı, var etti geceyi ve gündüzü ardı ardına ki, murad eden kişi için ‘Allâhû Teâlâ’yı’ yâd etmeyi veya muradı şükretmek ‘olanı’.
25:63 Ve ibâdur rahmânillezîne yemşûne alel ardı hevnen ve izâ hâtabehumul câhilûne kâlû selâmâ (selâmen).
Ve ‘alçak gönüllü’ kulları sonsuz şefkatle merhamet edenin ki, onlar yürürler yeryüzünde tevazu ile. Ve ‘sataşıp’ hitap ettikleri zaman onlara cahiller, derler ki: „ Selâm! “.
25:64 Vellezîne yebîtûne li rabbihim succeden ve kıyâmâ (kıyâmen).
Ve onlar, geçirirler geceyi Rableri için ‘huzuruna’ yere kapanarak ve dikilerek (isteğe bağlı gece namazı).
25:65 Vellezîne yekûlûne rabbenasrif annâ azâbe cehenneme inne azâbehâ kâne garâmâ (garâmen).
Ve onlar, diyorlar ki: „ Rabbimiz… Savuştur bizden cehennem azabını! Muhakkak ki, onun azabı, cefa edicidir!
25:66 İnnehâ sâet mustekarren ve mukâmâ (mukâmen).
Muhakkak ki, kötü bir karar kılınan ‘yer’ ve ikâmettir! “.
>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 36:63, 39:8, 40:6<
25:67 Vellezîne izâ enfekû lem yusrifû ve lem yakturû ve kâne beyne zâlike kavâmâ (kavâmen).
Ve onlar, bağış yaptıkları zaman israf ‘aşırılık’ etmezler ve cimrilikte etmezler; işte bunların arasında bir denge olur.
25:68 Vellezîne lâ yed’ûne meallâhi ilâhen âhara ve lâ yaktulûnen nefselletî harremallâhu illâ bil hakkı ve lâ yeznûn (yeznûne), ve men yef’al zâlike yelka esâmâ (esâmen).
Ve onlar, davet ‘dua’ etmezler Allâh ile beraber diğerlerine ilâh ‘diye’! Ve öldürmezler ‘hiçbir’ canı ‘sebepsiz yere’ ki onu, Allâh haram ‘caiz olmaz’ kıldı! Ki müstesnadır, haklı olmak!* Ve zina yapmazlar! Ve kim, ifa ederse işte bunu ‘yasaklananı’, günah işler.
>6:151, 17:31, 17:33, 25:68<
25:69 Yudâaf lehul azâbu yevmel kıyâmeti ve yahlud fîhî muhânâ (muhânen).
Defalarcadır ona azap, kıyâmet günü.* Ve kalıcıdır orada aşağılanarak.
>11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 14:49, 21:103, 22:56, 24:24, 25:26, 28:66, 30:14<
25:70 İllâ men tâbe ve âmene ve amile amelen sâlihan fe ulâike yubeddilullâhu seyyiâtihim hasenât (hasenâtin), ve kânallâhu gafûren rahîmâ (rahîmen).
Ancak kim, tövbe eder ve ‘samimi’ inanır da ve gayretleri erdemli gayretlerse, o hâlde işte onlara, değiştirir Allâh, kötülüklerini iyiliklerle. Ve Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlıyor olandır;* inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!
>4:48, 5:39, 15:49, 17:25, 20:82, 25:71, 28:16, 39:53<
25:71 Ve men tâbe ve amile sâlihan fe innehu yetûbu ilallâhi metâbâ (metâben).
Ve kim, tövbe eder ve gayretleri erdemlidir; o hâlde şüphesiz ki O, tövbeyi kabul eyler.* Ki Allâh’adır, makbul tövbe.
>4:48, 5:39, 15:49, 17:25, 20:82, 25:71, 28:16, 39:53<
25:72 Vellezîne lâ yeşhedûnez zûra ve izâ merrû bil lagvi merrû kirâmâ (kirâmen).
Ve onlar, şahit olmazlar çarpıtmayla. Ve karşılaştıkları zaman boş sözlerle, geçer giderler ağırbaşlılıkla.
25:73 Vellezîne izâ zukkirû bi âyâti rabbihim lem yahırrû aleyhâ summen ve umyânen (umyânen).
Ve onlara, hatırlatıldığı zaman Rablerinin âyetleri, düşmezler ‘Allâhû Teâlâ’ya’ karşı, sağırlık ve körlüğe*
>16:16, 17:107, 17:109, 20:3, 25:73<
25:74 Vellezîne yekûlûne rabbenâ heb lenâ min ezvâcinâ ve zurriyyâtinâ kurrete a’yunin vec’alnâ lil muttekîne imâmâ (imâmen).
Ve onlar, diyorlar ki: „ Rabbimiz… Hibe et bizlere, eşlerimizden ve soyumuzdan göz aydınlığı! Ve eyle bizleri ‘içlerinden, günahlardan’ korunanlara, rehber! “.
25:75 Ulâike yuczevnel gurfete bi mâ saberû ve yulekkavne fîhâ tahiyyeten ve selâmâ (selâmen).
İşte onlar, ödüllendirilir ‘cennetin yüce’ köşküyle ki, sabrettikleri sebebiyle. Ve ulaştırılırlar oraya esenlik ‘dilekleriyle’ ve selâmla.
25:76 Hâlidîne fîhâ, hasunet mustekarren ve mukâmâ (mukâmen).
Sonsuza ‘dek’ kalıcılardır orada. Ki, ne iyi bir karar kılınan ‘yer’ ve ikâmettir.
25:77 Kul mâ ya’beu bikum rabbî lev lâ duâukum, fe kad kezzebtum fe sevfe yekûnu lizâmâ (lizâmen).
‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Önemsemez sizleri Rabbim, olmazsa davetiniz ‘duanız’! O zaman yalanlamıştınız hakkı ‘İlâhî esasları’, o hâlde ‘âhirette sorgulanma’ kesinlikle kaçınılmazdır! “.*
>6:63, 6:64, 10:12, 10:22, 10:23, 16:54, 30:33, 31:32, 41:49, 41:50, 41:51<