„ Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm! Bismillâhirrahmânirrahîm! “.
„ Sığınırım Allâh’a, şeytanın ‘şerrinden’ ki, taşlanmıştır (merhametinden uzaklaştırılmıştır)!*
>7:200, 15:34, 16:98<
Allâh adına… Ki, sonsuz şefkatle merhamet edendir; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir! “.
26:1 Tâ, sin, mim.
Tâ, Sîn, Mîm…*
Kur’ân’ın şifresi, anahtarı Hurûf-ı Mukattaa: – https://ikra.vision
26:2 Tilke âyâtul kitâbil mubîn (mubîni).
Bunlar âyetleridir, apaçık ‘İlâhî esasları açıklayan’ kitabın (Levh-i Mahfûz; Allâh’ın ilminin, saklanmış ve korunmuş kayıt levhası)!*
>6:59, 13:39, 36:12, 57:22, 85:21, 85:22<
26:3 Lealleke bâhıun nefseke ellâ yekûnû mu’minîn (mu’minîne).
‘Yâ Muhammed!’, Artık belki de harap edersin kendini, inançlılar olmuyorlar ‘diye’!*
>4:153, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 10:97, 14:11, 14:47, 23:71, 29:51<
26:4 İn neşe’ nunezzil aleyhim mines semâi âyeten fe zallet a’nâkuhum lehâ hâdıîn (hâdıîne).
Dilersek ‘insanı tercihsiz kılmayı’, indiririz üzerlerine gökten bir âyet ‘alâmet’ de, artık gölgeler boyunlarını;* ki, ona itaatkâr olurlar.*
>2:19, 2:59, 7:162, 24:43<
>2:256, 5:16, 5:48, 7:178, 9:126, 16:9, 18:29, 31:22, 39:41, 64:11<
26:5 Ve mâ ye’tîhim min zikrin miner rahmâni muhdesin illâ kânû anhu mu’ridîn (mu’ridîne).
Ve gelmez ki, onlara ‘hakikati örtmeye şartlanmışlara, ‘hakikat bilgisini’ hatırlatan (bir âyet); Sonsuz şefkatle merhamet edenden ki, güncel; olmasınlar ona aldırış etmemiş.
26:6 Fe kad kezzebû fe seye’tîhim enbâu mâ kânû bihî yestehziûn (yestehziûne).
O zaman yalanlamışlardı ‘İlâhî esasları’. O hâlde gelecek onlara havadisleri, onunla alay etmiş oldukları şeyin.*
>2:15, 6:5, 6:10, 7:101, 10:11, 13:32, 14:42<
26:7 E ve lem yerev ilel ardı kem enbetnâ fîhâ min kulli zevcin kerîm (kerîmin).
Ve görmüyorlar mı ki, yeryüzüne nice ‘bitkiler’ yetiştirdik orada, her tür kıymetli ‘zıt cins’ çiftten.
26:8 İnne fî zâlike le âyeh (âyeten), ve mâ kâne ekseruhum mu’minîn (mu’minîne).
Muhakkak ki işte bunda, elbette âyet ‘alâmet vardır’. Ve olmadı onların birçoğu, inançlılar!*
>4:153, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 10:97, 14:11, 14:47, 23:71, 29:51<
26:9 Ve inne rabbeke le huvel azîzur rahîm (rahîme).
Ve şüphesiz ki Rabbin, elbette O’dur, mutlak yüce, eşsiz, benzersiz; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşeden!
26:10 Ve iz nâdâ rabbuke mûsâ eni’til kavmez zâlimîn (zâlimîne).
Ve nida etmişti Rabbin, Mûsâ’ya ki: „ Git, zalimler toplumuna!*
>2:38, 2:121, 14:4, 16:36, 39:71, 62:2<
26:11 Kavme fir’avn (fir’avne), e lâ yettekûn (yettekûne).
Ki Firavun halkı, ‘günahlardan’ korunmazlar mı?! “.
26:12 Kâle rabbi innî ehâfu en yukezzibûn (yukezzibûni).
‘Mûsâ aleyhisselâm’ dedi ki: „ Rabbim… Doğrusu, korkarım yalanlamalarından beni!*
>20:27, 20:28, 28:33, 28:34, 43:52<
26:13 Ve yadîku sadrî ve lâ yentaliku lisânî fe ersil ilâ hârûn (hârûne).
Ve daralıyor göğsüm ve dönmüyor lisanım ‘dilim’! Bu yüzden, gönder ‘bu emri’ Hârûn’a (ağabeyi)!
26:14 Ve lehum aleyye zenbun fe ehâfu en yaktulûn (yaktulûni).
Onların, bana karşı suç ‘davası var’. Bu yüzden korkarım ki, öldürmelerinden beni! “.*
>20:40, 28:15, 28:20, 28:21<
26:15 Kâle kellâ, fezhebâ bi âyâtinâ innâ meakum mustemiûn (mustemiûne).
‘Allâhû Teâlâ, vahiyle’** dedi ki: „ Hayır, hemen gidin, âyetlerimizle ‘alâmetlerimizle’!* Muhakkak ki Biz, sizlerle beraberiz; duyanlarız!*
>2:253, 4:164, 7:62, 7:117, 7:143, 19:9, 21:45, 42:51<
(42:51’den bilindiği gibi, Allâhû Teâlâ’nın, hiçbir insanla konuşması olmamıştır! Kelâmıyla olsa da, yine vahiyledir veya melekler aracılığıyla.)
>7:107, 7:108, 7:133, 7:160, 7:171, 17:101, 26:63, 28:30<
>2:255, 6:59, 11:123, 13:9, 15:24, 16:19, 67:13, 67:14<
26:16 Fe’tiyâ fir’avne fe kûlâ innâ resûlu rabbil âlemîn (âlemîne).
Haydi varın Firavun’a artık, deyin ki: „Muhakkak ki, elçisiyiz var olan her şeyin Rabbinin!
26:17 En ersil meanâ benî isrâîl (isrâîle).
‘Geldik ki’, gönderesin bizimle beraber İsrâîloğullarını!“ “.
26:18 Kâle e lem nurabbike fînâ velîden ve lebiste fînâ min umurike sinîn (sinîne).
‘Firavun’ dedi ki: „ ‘Himaye edip yetiştiren’ rab olmadık mı içimizde evlât olarak? Ve kaldın aramızda senelerce ömründen!
26:19 Ve fealte fa’letekelletî fealte ve ente minel kâfirîn (kâfirîne).
Ve ifa ettin ki o, uyguladığın faaliyetini! Ve sen nankörlerdensin! “.
26:20 Kâle fealtuhâ izen ve ene mined dâllîn (dâllîne).
‘Mûsâ aleyhisselâm’ dedi ki: „ ‘O’ faaliyetimde ve ben sapmışlara ‘uydum’!
26:21 Fe ferartu minkum lemmâ hıftukum fe vehebe lî rabbî hukmen ve cealenî minel murselîn (murselîne).
Hemen firar ettim sizlerden korktuğumdan. Ne var ki, hibe etti üzerime Rabbim idrak ‘yetisi’ ve kıldı beni, gönderilmiş ‘elçilerden’!
26:22 Ve tilke ni’metun temunnuhâ aleyye en abbedte benî isrâîl (isrâîle).
Ve bu lütuf ki, onunla minnettar kıldığın beni, kulluk (kölelik), ettirmendendir İsrâîloğullarına! “. (Erkek çocuklarını katlettirmesiyle eline düşme sebebi.)
26:23 Kâle fir’avnu ve mâ rabbul âlemîn (âlemîne).
Dedi ki Firavun: „ Ve nedir, var olan her şeyin Rabbi?! “.
26:24 Kâle rabbus semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ, in kuntum mûkınîn (mûkınîne).
‘Mûsâ aleyhisselâm’ dedi ki: „ ‘O’, Rabbidir göklerin ve yerin ve bunların arasındaki şeylerin de;* ki, eğer olursanız kat’i inanlardan! “.
>17:44, 26:23, 26:24, 42:11, 59:22, 59:23, 59:24, 112:4<
26:25 Kâle li men havlehû e lâ testemiûn (testemiûne).
‘Firavun’ dedi ki çevresindeki ‘yetkili’ kimselere: „ (Beni rab saymıyor) Duydunuz mu?! “.
26:26 Kâle rabbukum ve rabbu âbâikumul evvelîn (evvelîne).
‘Mûsâ aleyhisselâm’ dedi ki: „ ‘O’, Rabbinizdir ve Rabbidir atalarınızın ve evvelkilerin de! “.
26:27 Kâle inne resûlekumullezî ursile ileykum le mecnûn (mecnûnun).
‘Firavun’ dedi ki: „ Elbette elçiniz ki o, gönderilen sizlere; mutlak deli! “.
26:28 Kâle rabbul meşrıkı vel magribi ve mâ beynehumâ, in kuntum ta’kılûn (ta’kılûne).
‘Mûsâ aleyhisselâm’ dedi ki: „ ‘O’, Rabbidir doğunun ve batının ve bunların arasındaki şeylerin de;* ki, eğer akıl yürütürseniz! “.
>17:44, 26:23, 26:24, 42:11, 59:22, 59:23, 59:24, 112:4<
26:29 Kâle leinittehazte ilâhen gayrî le ec’alenneke minel mescûnîn (mescûnîne).
‘Firavun’ dedi ki: „ Mutlaka eğer edinirsen gayrı ilâh,* mutlaka tıkarım seni de, olursun mahkumlardan! “.
>7:127, 26:29, 28:38, 79:24<
26:30 Kâle e ve lev ci’tuke bi şey’in mubîn (mubînin).
Mûsâ aleyhisselâm’ dedi ki: „ Eğer olsa da mı, getirmem sana, ‘delil olarak’ apaçık bir şey?! “.
26:31 Kâle fe’ti bihî in kunte mines sâdikîn (sâdikîne).
‘Firavun’ dedi ki: „ Öyleyse getir onu, eğer samimilerdensen! “.
26:32 Fe elkâ asâhu fe izâ hiye su’bânun mubîn (mubînun).
Bunun üzerine ‘Mûsâ aleyhisselâm’ attı asasını ‘yere’. Hemen o oluverdi, apaçık bir yılan.
26:33 Ve nezea yedehu fe izâ hiye beydâu lin nâzırîn (nâzırîne).
Ve elini ‘böğründen’ çekip çıkardığında, öyle ki berrak ‘göründü’ bakanlar için.
26:34 Kâle lil melei havlehû inne hâzâ le sâhırun alîm (alîmun).
‘Firavun’ dedi ki, halkından yetkililere, çevresindeki: „ Doğrusu bu, mutlaka bilgili ‘dalavereci’ bir sihirbaz!
26:35 Yurîdu en yuhricekum min ardıkum bi sıhrihî fe mâzâ te’murûn (te’murûne).
(Mûsâ aleyhisselâm ve Hârûn aleyhisselâm’ı kastederek, Yahudi halkına sordu):* „ Muradı, çıkarmak sizleri yerinizden ki, ‘dalavere’ sihriyle! “. ‘Çevresindeki yetkililere de’: „ O hâlde, ‘onun hakkında’ ne buyurursunuz?! “.
>2:61<
26:36 Kâlû ercih ve ehâhu veb’as fîl medâini hâşirîn (hâşirîne).
‘Yetkililer’ dediler ki: „ Onu ve ağabeyi ‘Hârûn aleyhisselâm’ı’ oyala ve harekete geçir, şehirlere bir araya getiriciler ‘tellâllar’!
26:37 Ye’tûke bi kulli sehhârin alîm (alîmin).
Ki, getirsinler sana hepsini, en bilgili sihirbazların! “.
26:38 Fe cumias seharatu li mîkâti yevmin ma’lûm (ma’lûmin).
Artık toplandılar sihirbazlar belirlenen sürede, malûm ‘bayram’ günü.*
>20:59<
26:39 Ve kîle lin nâsi hel entum muctemiûn (muctemiûne).
Ve denildi insanlara ki: „ Sizler de, toplandınız mı!? “.
26:40 Leallenâ nettebius seharate in kânû humul gâlibîn (gâlibîne).
(Toplanan şehir halkı) ‘Diyorlardı ki’: „ Herhâlde sihirbazlara uyarız, eğer galip gelenler olurlarsa! “.
26:41 Fe lemmâ câes seharatu kâlû li fir’avne e inne lenâ le ecran in kunnâ nahnul gâlibîn (gâlibîne).
Artık geldiğinde sihirbazlar dediler ki, Firavuna: „ Mutlaka bizlere ise, elbet bir ücret vardır mıdır, eğer galip gelenler olursak!? “.
26:42 Kâle neam ve innekum izen le minel mukarrabîn (mukarrabîne).
‘Firavun’ dedi ki: „ Evet ve muhakkak sizler de o zaman, elbette ‘bana’ yakınlaştırılanlardansınız! “.
26:43 Kâle lehum mûsâ elkû mâ entum mulkûn (mulkûne).
Dedi ki onlara, Mûsâ: „ Sizler atacağınız şeyleri ‘ortaya’ atın! “.
26:44 Fe elkav hıbâlehum ve ısıyyehum ve kâlû bi izzeti fir’avne innâ le nahnul gâlibûn (gâlibûne).
Bunun üzerine ‘sihirbazlar’ attılar urganları ve asalarını ve dediler ki: „ Firavun’un itibarına! Muhakkak ki biz… Elbette ‘yalnızca’ biziz galip gelenler! “.
26:45 Fe elkâ mûsâ asâhu fe izâ hiye telkafu mâ ye’fikûn (ye’fikûne).
Bunun üzerine Mûsâ attı asasını ‘yere’. Öyle ki o, yutuverdi aldatmaca şeyleri.
26:46 Fe ulkıyes seharatu sâcidîn (sâcidîne).
Ve atıldılar ‘ikna olan’ sihirbazlar ki, ‘Allâhû Teâlâ’nın huzuruna’ yere kapananlardan ‘oldular’.
26:47 Kâlû âmennâ bi rabbil âlemîn (âlemîne).
‘Îmân eden sihirbazlar’ dediler ki: „ İnandık var olan her şeyin Rabbine!
26:48 Rabbi mûsâ ve hârûn (hârûne).
Rabbine, Mûsâ ve Hârûn’un! “.
26:49 Kâle âmentum lehu kable en âzene lekum, innehu le kebîrukumullezî allemekumus sıhr (sıhra), fe le sevfe ta’lemûn (ta’lemûne), le ukattıanne eydiyekum ve erculekum min hılâfin ve le usallibennekum ecmaîn (ecmaîne).
‘Firavun’ dedi ki: „ İnandınız ona ‘ha’? İzin vermemden önce sizlere! Muhakkak ki o, elbette büyüğünüz ‘ustanız’; ki o, öğretti sizlere sihri! Artık elbet kesinlikle bileceksiniz! Mutlaka keserim ellerinizi ve ayaklarınızı ki, karşı çıkmaktan! Ve mutlaka asarım sizleri topluca! “.
26:50 Kâlû lâ dayra innâ ilâ rabbinâ munkalibûn (munkalibûne).
‘Îmân eden sihirbazlar’ dediler ki: „ Zararı yok; doğrusu bizler, Rabbimize geri dönenleriz!
26:51 İnnâ natmeu en yagfira lenâ rabbunâ hatâyânâ en kunnâ evvelel mu’minîn (mu’minîne).
Muhakkak umuyoruz ki, bağışlamasını bizleri Rabbimizin, hatalarımızdan.* Ki, öncüsü olduğumuzdan inançlıların! “.
>4:48, 5:39, 15:49, 17:25, 20:82, 25:71, 28:16, 39:53<
26:52 Ve evhaynâ ilâ mûsâ en esri bi ıbâdî innekum muttebeûn (muttebeûne).
Ve vahyettik** Mûsâ’ya ki, yola koyulmasını kullarımla. Ki: „ Muhakkak ki takip edilenlersiniz! “.
>2:253, 4:164, 7:62, 7:117, 7:143, 19:9, 21:45, 42:51<
(42:51’den bilindiği gibi, Allâhû Teâlâ’nın, hiçbir insanla konuşması olmamıştır! Kelâmıyla olsa da, yine vahiyledir veya melekler aracılığıyla.)
26:53 Fe ersele fir’avnu fîl medâini hâşirîn (hâşirîne).
(Bu anlatımın 26:36 öncesinden); Hemen gönderdi Firavun, şehirlere bir araya getiriciler ‘tellâllar’ (sihirbazların getirilmesi için)!*
>7:110, 7:111, 7:112, 26:36, 26:37<
26:54 ‘İnne hâulâi le şirzimetun kalîlûn (kalîlûne).
Ve dedi ki’: „ Doğrusu bunlar (isyancılar), mutlaka az ‘sayıda’ küçük bir grup!
26:55 Ve innehum lenâ le gâizûn (gâizûne).
Ve muhakkak ki onlar, bize mutlaka kızgınlar!
26:56 Ve innâ le cemîun hâzirûn (hâzirûne).
Ve muhakkak ki bizler, elbette ihtiyatlı cemaatiz! “.
26:57 Fe ahracnâhum min cennâtin ve uyûn (uyûnin).
Ne var ki, Biz onları çıkardık bahçelerden ve pınarlardan.*
>7:110, 20:57, 20:63, 26:34, 26:35<
26:58 Ve kunûzin ve makâmin kerîm (kerîmin).
Ve hazinelerden ve kıymetli makamlardan…*
>6:42, 6:43, 6:44, 6:45, 7:95, 7:96, 7:97, 7:98, 11:117, 15:4, 19:74, 19:75, 21:6, 23:64, 23:76<
26:59 Kezâlik (kezâlike), ve evresnâhâ benî isrâîl (isrâîle).
İşte böyle! Ve vâris kıldık ona ‘bereketli topraklara’, İsrâîloğullarını.*
>7:128, 7:129, 7:137, 14:14, 21:105, 24:55, 28:5, 28:6, 44:25, 44:26, 44:27, 44:28<
26:60 Fe etbeûhum muşrikîn (muşrikîne).
(Bu anlatımın 26:52’nin devamında ise); Hemen peşlerine düştüler ‘Firavun ve ordusu’ gün doğarken.
26:61 Fe lemmâ terâel cem’âni kâle ashâbu musâ innâ le mudrakûn (mudrakûne).
Artık ‘birbirlerini’ gördüklerinde iki toplum; dedi ki sahabesi Mûsâ’ya: „ Muhakkak ki biz, elbet yetişilenleriz! “.
26:62 Kâle kellâ, inne maiye rabbî seyehdîn (seyehdîni).
‘Mûsâ aleyhisselâm’ dedi ki: „ Hayır, muhakkak ki, benimle beraberdir Rabbim; ‘ilhamla, idrak ettirerek’ yönlendirecektir! “.
26:63 Fe evhaynâ ilâ mûsâ enıdrib bi asâkel bahr (bahra), fenfeleka fe kâne kullu firkın ket tavdil azîm (azîmi).
Bunun üzerine vahyettik** Mûsâ’ya ki, vurmasını: „ Asan ile denize ‘vur diye’! “. Öyle ki yarıldı hemen. Oluverdi her bir kısım, sanki kocaman halka kabarık.
>2:253, 4:164, 7:62, 7:117, 7:143, 19:9, 21:45, 42:51<
(42:51’den bilindiği gibi, Allâhû Teâlâ’nın, hiçbir insanla konuşması olmamıştır! Kelâmıyla olsa da, yine vahiyledir veya melekler aracılığıyla.)
26:64 Ve ezlefnâ semmel âharîn (âharîne).
Ve yaklaştırdık oraya, ötekiler de.
26:65 Ve enceynâ mûsâ ve men meahû ecmaîn (ecmaîne).
Ve kurtardık Mûsâ’yı ve beraberindeki kimseleri topluca.*
>10:103, 21:88, 30:47, 40:51<
26:66 Summe agraknel âharîn (âharîne).
Sonra ‘suda’ boğduk ötekileri.*
Firavun, Haman ve Karun’un inkârı ve yok edilmeleri: – https://ikra.vision
26:67 İnne fî zâlike le âyeh (âyeten), ve mâ kâne ekseruhum mu’minîn (mu’minîne).
Muhakkak ki işte bunda, elbette âyet ‘alâmet vardır’. Ve olmadı onların birçoğu, inançlılar!*
>4:153, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 10:97, 14:11, 14:47, 23:71, 29:51<
26:68 Ve inne rabbeke le huvel azîzur rahîm (rahîmu).
Ve şüphesiz ki Rabbin, elbette O’dur, mutlak yüce, eşsiz, benzersiz; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşeden!
26:69 Vetlu aleyhim nebee ibrâhîm (ibrâhîme).
‘Yâ Muhammed!’, Ve kıraat et onlara, havadisini İbrâhîm’in!
26:70 İz kâle li ebîhi ve kavmihî mâ ta’budûn (ta’budûne).
Demişti ki, babasına ve halkına: „ Nedir ‘bu, hizmetle, ibadetle’ kulluk ettikleriniz (ilâhlar)?! “.*
>3:151, 4:117, 6:100, 10:18, 23:117, 39:3, 42:21, 46:5<
26:71 Kâlû na’budu asnâmen fe nezallu lehâ âkifîn (âkifîne).
Dediler ki: „ ‘Hizmetle, ibadetle’ kulluk ediyoruz putlara! Böylelikle devam ederiz onlara, ibadete çekilmeye! “.
26:72 Kâle hel yesmeûnekum iz ted’ûn (ted’ûne).
‘İbrâhîm aleyhisselâm’ dedi ki: „ İşitirler mi ki sizleri, davet ‘dua’ ettiğinizde?!
26:73 Ev yenfeûnekum ev yedurrûn (yedurrûne).
Veya fayda sağlarlar sizlere, veya zarar verirler ‘mi’?! “.
26:74 Kâlû bel vecednâ âbâenâ kezâlike yef’alûn (yef’alûne).
‘Halkı’ dediler ki: „ Yok… Atalarımızda bulduğumuz ‘onlardan gördüğümüz budur’ ki, işte böyle uyguluyorlardı! “.
26:75 Kâle e fe raeytum mâ kuntum ta’budûn (ta’budûne).
‘İbrâhîm aleyhisselâm’ dedi ki: „ Fakat bakar mısınız ‘şu, hizmetle, ibadetle’ kulluk ettiğiniz şeylere (edindiğiniz ilâhlara)?!*
>3:151, 4:117, 6:100, 10:18, 23:117, 39:3, 42:21, 46:5<
26:76 Entum ve âbâukumul akdemûn (akdemûne).
Sizlerin ve eski atalarınızın?
26:77 Fe innehum aduvvun lî illâ rabbel âlemîn (âlemîne).
Ne var ki, muhakkak ki onlar düşmandır ‘benim’ için; ki, var olan her şeyin Rabbi haricinde ‘kime tapılıyorsa’!
26:78 Ellezî halakanî fe huve yehdîn (yehdîni).
Ki Zât’ı, oluşumunu yapılandırarak yarattı beni ve O’dur, yönlendiren beni!*
>2:38, 2:121, 14:4, 16:36, 39:71, 62:2<
26:79 Vellezî huve yut’ımunî ve yeskîn (yeskîni).
Ve Zât’ı, O’dur ki besleyendir beni ve içiren beni!
26:80 Ve izâ maridtu fe huve yeşfîn (yeşfîni).
Ve hastalandığım zaman, hemen O’dur, şifa veren bana!
26:81 Vellezî yumîtunî summe yuhyîn (yuhyîni).
Ve Zât’ı dır ki, öldürür beni, sonra da yaşatır beni!**
>2:28, 2:56, 22:66, 39:42, 40:11<
İki defa ölüm, iki defa diriltilme: – https://ikra.vision
26:82 Vellezî atmeu en yagfira lî hatîetî yevmed dîn (dîni).
Ve Zât’ı dır umduğum ki, bağışlamasını beni, hatalarımdan;* dîn ‘İlâhî esaslar’ günü!*
>4:48, 5:39, 15:49, 17:25, 20:82, 25:71, 28:16, 39:53<
>11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 14:49, 21:103, 22:56, 24:24, 25:26, 28:66, 30:14<
26:83 Rabbi heb lî hukmen ve elhıknî bis sâlihîn (sâlihîne).
Rabbim… Hibe et bana, idrak ‘yetisi’! Ve dâhil et beni erdemlilere!*
>1:4, 2:186, 3:195, 8:9, 21:112<
26:84 Vec’al lî lisâne sıdkın fîl âhırîn (âhırîne).
Ve ‘nasip’ kıl sadakatli bir lisanı (namımı yücelt),* sonraki ‘nesiller’ içinde!
>19:50, 26:84, 37:78, 37:108, 37:119, 37:129<
26:85 Vec’alnî min veraseti cennetin naîm (naîmi).
Ve kıl beni vârislerden; Naîm has bahçeleri ‘cennetlerine’!*
>7:43, 18:107, 19:63, 23:11, 39:74, 43:72, 76:22<
26:86 Vagfir li ebî innehu kâne mined dâllîn (dâllîne).
Ve bağışla babamı! Muhakkak ki o, oldu sapmışlardan!
26:87 Ve lâ tuhzinî yevme yûb’asûn (yûb’asûne).
Ve rezil etme beni, ‘insanların’ diriltildikleri gün! “.
26:88 Yevme lâ yenfau mâlun ve lâ benûn (benûne).
Ki ‘o’ gün, fayda sağlamaz mal ve oğullar (İbrâhîm aleyhisselâm’ın, babasına bir faydası olamayacağı gibi).*
>3:116<
26:89 İllâ men etâllâhe bi kalbin selîm (selîmin).
Müstesnadır, Allâh’a kim geldiyse ‘gönülden’, samimi yürekle.*
>37:83, 37:84<
26:90 Ve uzlifetil cennetu lil muttekîn (muttekîne).
Ve yaklaştırılır has bahçe ‘cennet’, günahlardan’ korunanlara.
26:91 Ve burrizetil cahîmu lil gâvîn (gâvîne).
Ve barizdir ‘cehennemin’ alevli ateşi, ayartılanlara.*
>6:27, 25:26, 25:27, 32:12, 33:66, 33:67, 34:52, 34:53, 89:23<
26:92 Ve kîle lehum eyne mâ kuntum ta’budûn (ta’budûne).
Denilir ki onlara: „ Nerede ‘bu, hizmetle, ibadetle’ kulluk ettikleriniz şeyler (ilâhlar)?! “.*
>3:151, 4:117, 6:100, 10:18, 23:117, 39:3, 42:21, 46:5<
26:93 Min dûnillâh (dûnillâhi), hel yensurûnekum ev yentesırûn (yentesırûne).
Ki, Allâh’tan ziyade! Yardım edebiliyorlar mı sizlere veya kurtarabilirler mi?
26:94 Fe kubkıbû fîhâ hum vel gâvun (gâvune).
Derken yüzükoyun atılırlar. Onda ‘cehennem ateşinde’, onlar (ilâhları)* ve ayartılanlar…*
>21:98, 21:99<
>6:27, 25:26, 25:27, 32:12, 33:66, 33:67, 34:52, 34:53, 89:23<
26:95 Ve cunûdu iblîse ecmeûn (ecmeûne).
Ve orduları İblis’in (ümidi kesilmiş olan), topluca.
26:96 Kâlû ve hum fîhâ yahtesımûn (yahtesımûne).
Derler ki ve onlar, orada çekiştiklerinde…
26:97 Tallâhi in kunnâ le fî dalâlin mubîn (mubînin).
„ Allâh’a yemin olsun ki, bizler ise olmuşuz, elbet apaçık şaşkınlık içinde…
26:98 İz nusevvîkum bi rabbil âlemîn (âlemîne).
Sizleri eşit tuttuğumuzda, var olan her şeyin Rabbine!
26:99 Ve mâ edallenâ illel mucrimûn (mucrimûne).
Ki saptırmadı bizleri, ‘asıl, günah’ suçlularından başkası!*
>7:38, 14:30, 22:9, 25:42, 31:6, 33:68<
26:100 Fe mâ lenâ min şâfiîn (şâfiîne).
Ne var ki, olmaz bizlere ‘artık, hiçbir’ şefaatçi!*
>19:87, 21:28, 39:43, 39:44, 53:26, 78:38<
26:101 Ve lâ sadîkın hamîm (hamîmin).
Ve ne de samimi bir hami!
26:102 Fe lev enne lenâ kerraten fe nekûne minel mu’minîn (mu’minîne).
Buna rağmen, keşke olsaydı bizim için bir defa ‘daha dönüş’; ki hemen olalım ‘samimi’ inananlardan! “.*
>6:27, 25:26, 25:27, 32:12, 33:66, 33:67, 34:52, 34:53, 89:23<
26:103 İnne fî zâlike le âyeh (âyeten), ve mâ kâne ekseruhum mu’minîn (mu’minîne).
Muhakkak ki işte bunda, elbette âyet ‘alâmet vardır’. Ve olmadı onların birçoğu, inançlılar!*
>4:153, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 10:97, 14:11, 14:47, 23:71, 29:51<
26:104 Ve inne rabbeke le huvel azîzur rahîm (rahîmu).
Ve şüphesiz ki Rabbin, elbette O’dur, mutlak yüce, eşsiz, benzersiz; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşeden!
26:105 Kezzebet kavmu nûhınil murselîn (murselîne).
Yalanladı Nûh’un halkı da gönderilmiş ‘elçilerini’.*
>2:38, 2:121, 14:4, 16:36, 39:71, 62:2<
26:106 İz kâle lehum ehûhum nûhun e lâ tettekûn (tettekûne).
O zaman demişti ki onlara, kardeşleri Nûh: „ ‘Günahlardan’ korunmaz mısınız!?
26:107 İnnî lekum resûlun emîn (emînun).
Muhakkak ki, sizler için ‘gönderilmiş’ güvenilir bir elçiyim!
26:108 Fettekûllâhe ve etîûn (etîûni).
Artık korunun Allâh’a ‘karşı gelmekten’! Ve itaat edin bana!*
>3:179, 4:13, 4:14, 4:69, 8:13, 8:29, 9:63, 24:47, 33:36, 58:5, 58:20<
26:109 Ve mâ es’elukum aleyhi min ecr (ecrin), in ecriye illâ alâ rabbil âlemîn (âlemîne).
Ve sual etmiyorum sizlerden ‘tebliğime’ karşı bir ücret! Varsa da ücretim, ancak üzerinedir var olan her şeyin Rabbinin!
26:110 Fettekûllâhe ve etîûn (etîûni).
Artık korunun Allâh’a ‘karşı gelmekten’! Ve itaat edin bana! “.*
>3:179, 4:13, 4:14, 4:69, 8:13, 8:29, 9:63, 24:47, 33:36, 58:5, 58:20<
26:111 Kâlû e nu’minu leke vettebeakel erzelûn (erzelûne).
‘Halkı’ dediler ki: „ İnanalım mı… Sana ve sana uyan rezillere?! “.
26:112 Kâle ve mâ ilmî bimâ kânû ya’melûn (ya’melûne).
‘Nûh aleyhisselâm’ dedi ki: „ Yok ‘hakkında’ bir bilgim, gayret ediyor oldukları şeylerden!
26:113 İn hısâbuhum illâ alâ rabbî lev teş’urûn (teş’urûne).
Olsa da, hesaplarının ‘sorgulanması’, ancak Rabbimin üzerinedir!* Keşke ‘bunun’ farkına varsanız!
>10:53, 10:54, 11:104, 11:105, 14:48, 16:111, 18:47, 20:15, 20:102, 21:104, 29:53, 40:59, 52:9, 70:8, 73:14, 73:18, 79:35, 101:104<
26:114 Ve mâ ene bi târidil mu’minîn (mu’minîne).
Ve değilim kovacak, ‘samimi’ inananları ‘aşağı görseniz de’!
26:115 İn ene illâ nezîrun mubîn (mubînun).
Ki ben, ancak apaçık ‘kıyâmetle’ uyaranım! “.*
>2:151, 3:164, 3:184, 4:41, 4:166, 6:42, 14:44, 16:44, 16:89, 17:77, 28:47<
26:116 Kâlû le in lem tentehi yâ nûhule tekûnenne minel mercûmîn (mercûmîne).
‘Halkı’ dediler ki: „ Mutlaka eğer son vermezsen yâ Nûh, elbet taşlananlardan olursun! “.
26:117 Kâle rabbi inne kavmî kezzebûn (kezzebûni).
‘Nûh aleyhisselâm’ dedi ki: „ Rabbim… Muhakkak ki halkım, yalanladılar beni!
26:118 Feftah beynî ve beynehum fethan ve neccinî ve men maiye minel mu’minîn (mu’minîne).
Aç benim ve onların aralarını, zafere ‘kavuşturarak’!* Ve kurtar beni ve benimle beraber ‘olan’ inançlı kişileri! “.
>5:25, 6:34, 7:89, 10:88, 12:110, 14:15, 71:24<
26:119 Fe enceynâhu ve men meahu fîl fulkil meşhûn (meşhûni).
Bunun üzerine kurtardık onu ve beraberindeki kimseleri, dolu gemilerde.*
>10:103, 21:88, 30:47, 40:51<
26:120 Summe agraknâ ba’dul bâkîn (bâkîne).
Sonra ‘suda’ boğduk ardından, kalanları.*
Hz. Nûh a.s.’ın halkının inkârı ve yok edilmeleri: – https://ikra.vision
26:121 İnne fî zâlike le âyeh (âyeten), ve mâ kâne ekseruhum mu’minîn (mu’minîne).
Muhakkak ki işte bunda, elbette âyet ‘alâmet vardır’. Ve olmadı onların birçoğu, inançlılar!*
>4:153, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 10:97, 14:11, 14:47, 23:71, 29:51<
26:122 Ve inne rabbeke le huvel azîzur rahîm (rahîmu).
Ve şüphesiz ki Rabbin, elbette O’dur, mutlak yüce, eşsiz, benzersiz; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşeden!
26:123 Kezzebet âdunil murselîn (murselîne).
Yalanladı Âd (Hûd aleyhisselâm’ın halkı) da gönderilmiş ‘elçilerini’.*
>2:38, 2:121, 14:4, 16:36, 39:71, 62:2<
26:124 İz kâle lehum ehûhum hûdun e lâ tettekûn (tettekûne).
O zaman demişti ki onlara, kardeşleri Hûd: „ ‘Günahlardan’ korunmaz mısınız!?
26:125 İnnî lekum resûlun emîn (emînun).
Muhakkak ki, sizler için ‘gönderilmiş’ güvenilir bir elçiyim!
26:126 Fettekullâhe ve etîûn (etîûni).
Artık korunun Allâh’a ‘karşı gelmekten’! Ve itaat edin bana!*
>3:179, 4:13, 4:14, 4:69, 8:13, 8:29, 9:63, 24:47, 33:36, 58:5, 58:20<
26:127 Ve mâ es’elukum aleyhi min ecr (ecrin), in ecriye illâ alâ rabbil âlemîn (âlemîne).
Ve sual etmiyorum sizlerden ‘tebliğime’ karşı bir ücret! Varsa da ücretim, ancak üzerinedir var olan her şeyin Rabbinin!
26:128 E tebnûne bi kulli rîın âyeten ta’besûn (ta’besûne).
Bina edinip her bir tepeye, abes âyet ‘hadiselerle mi uğraşıyorsunuz’!?
26:129 Ve tettehızûne mesânia leallekum tahludûn (tahludûne).
Ve edindiniz yapıtları ki, herhâlde kalıcısınız!
26:130 Ve izâ betaştum betaştum cebbârîn (cebbârîne).
Ve ele geçirdiğinizi de zorbalıkla ele geçirirsiniz!
26:131 Fettekullâhe ve etîûn (etîûni).
Artık korunun Allâh’a ‘karşı gelmekten’! Ve itaat edin bana!*
>3:179, 4:13, 4:14, 4:69, 8:13, 8:29, 9:63, 24:47, 33:36, 58:5, 58:20<
26:132 Vettekûllezî emeddekum bimâ ta’lemûn (ta’lemûne).
Ve korunun ‘karşı gelmekten’, ki Zât’ı, iane etti sizlere, bildiğiniz şeylerde!
26:133 Emeddekum bi en’âmin ve benîn (benîne).
İane etti sizlere, hayvanlarla* ve oğullar ‘vererek’…
>16:5 16:66, 16:80, 23:21<
26:134 Ve cennâtin ve uyûn (uyûnin).
Ve bahçeler ve pınarlar!
26:135 İnnî ehâfu aleykum azâbe yevmin azîm (azîmin).
Muhakkak ki ben, korkarım üzerlerinize ‘gelen’ büyük günün azabından! “.
26:136 Kâlû sevâun aleynâ e vaazte em lem tekun minel vâızîn (vâızîne).
‘Halkı’ dediler ki: „ Eşittir bizlere ki, vaaz mı verdin, ya da vaaz eden olmadın!
26:137 İn hâzâ illâ hulukul evvelîn (evvelîne).
Bu ise, evvelkilerin yaratmalarından başka ‘bir şey’ değildir!*
>3:151, 4:117, 6:100, 10:18, 23:117, 39:3, 42:21, 46:5<
26:138 Ve mâ nahnu bi muazzebîn (muazzebîne).
Ve azap edilenler de değiliz! “.
26:139 Fe kezzebûhu fe ehleknâhum, inne fî zâlike le âyeh (âyeten), ve mâ kâne ekseruhum mu’minîn (mu’minîne).
Ne var ki yalanladılar onu ‘Hûd aleyhisselâm’ı’. Böylelikle yok ettik onları ‘uyarılan inkârcıları’.** Muhakkak ki işte bunda, elbette âyet ‘alâmet vardır’. Ve olmadı onların birçoğu, inançlılar!*
>6:42, 6:43, 6:44, 6:45, 7:95, 7:96, 7:97, 7:98, 11:117, 15:4, 19:74, 19:75, 21:6, 23:64, 23:76<
Hz. Hûd a.s.’ın Âd halkının inkârı ve yok edilmeleri: – https://ikra.vision
>4:153, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 10:97, 14:11, 14:47, 23:71, 29:51<
26:140 Ve inne rabbeke le huvel azîzur rahîm (rahîmu).
Ve şüphesiz ki Rabbin, elbette O’dur, mutlak yüce, eşsiz, benzersiz; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşeden!
26:141 Kezzebet semûdul murselîn (murselîne).
Yalanladı Semûd (Sâlih aleyhisselâm’ın halkı) da gönderilmiş ‘elçilerini’.*
>2:38, 2:121, 14:4, 16:36, 39:71, 62:2<
26:142 İz kâle lehum ehûhum sâlihun e lâ tettekûn (tettekûne).
O zaman demişti ki onlara, kardeşleri Sâlih: „ ‘Günahlardan’ korunmaz mısınız!?
26:143 İnnî lekum resûlun emîn (emînun).
Muhakkak ki, sizler için ‘gönderilmiş’ güvenilir bir elçiyim!
26:144 Fettekullâhe ve etîûn (etîûni).
Artık korunun Allâh’a ‘karşı gelmekten’! Ve itaat edin bana!*
>3:179, 4:13, 4:14, 4:69, 8:13, 8:29, 9:63, 24:47, 33:36, 58:5, 58:20<
26:145 Ve mâ es’elukum aleyhi min ecr (ecrin), in ecriye illâ alâ rabbil âlemîn (âlemîne).
Ve sual etmiyorum sizlerden ‘tebliğime’ karşı bir ücret! Varsa da ücretim, ancak üzerinedir var olan her şeyin Rabbinin!
26:146 E tutrakûne fî mâ hâhunâ âminîn (âminîne).
Kalır mısınız ‘sanıyorsunuz’ burada, emniyet içinde?!
26:147 Fî cennâtin ve uyûn (uyûnin).
Bahçeler ve pınarlarda!
26:148 Ve zurûın ve nahlin tal’uhâ hedîm (hedîmun).
Ve ‘meyve-sebze’ ekinleri ve hurma ağaçlarıyla ki, sarkmış tomurcuklu.
26:149 Ve tenhıtûne minel cibâli buyûten fârihîn (fârihîne).
Ve yontuyorsunuz dağlardan maharetle evler!
26:150 Fettekullâhe ve etîûn (etîûni).
Artık korunun Allâh’a ‘karşı gelmekten’! Ve itaat edin bana!*
>3:179, 4:13, 4:14, 4:69, 8:13, 8:29, 9:63, 24:47, 33:36, 58:5, 58:20<
26:151 Ve lâ tutîû emral musrifîn (musrifîne).
Ve itaat etmeyin emre ki, israf ‘aşırılık’ edenlerin (onların buyruklarına boyun eğme)!
26:152 Ellezîne yufsidûne fîl ardı ve lâ yuslihûn (yuslihûne).
O kimseler ki, bozgun çıkarırlar yeryüzünde ve ne de ‘gidişatı’ düzeltirler! “.*
>6:123, 7:86, 8:36, 11:19, 14:3, 16:88, 17:16, 34:34, 43:23<
26:153 Kâlû innemâ ente minel musahharîn (musahharîne).
‘Halkı’ dediler ki: „ Sen sadece büyülenmişlerdensin!
26:154 Mâ ente illâ beşerun mislunâ, fe’ti bi âyetin in kunte mines sâdikîn (sâdikîne).
Ki, sen de insanoğlundan başka ‘değilsin’, bizler benzeri! Yoksa, gelseydin ya bizlere bir âyetle ‘alâmetle’, eğer samimilerdensen! “.*
>4:153, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 10:97, 14:11, 14:47, 23:71, 29:51<
26:155 Kâle hâzihî nâkatun lehâ şirbun ve lekum şirbu yevmin ma’lûm (ma’lûmin).
‘Sâlih aleyhisselâm’ dedi ki: „ ‘İşte alâmet’, bu ‘başıboş’ dişi devedir!* Onun ‘kuyudan’ içeceği ve sizin içeceğiniz malûm gündür!
>17:59, 54:27<
26:156 Ve lâ temessûhâ bi sûin fe ye’huzekum azâbu yevmin azîm (azîmin).
Ve kötülükle dokunmayın ona, yoksa alır sizleri büyük günün azabı! “.*
>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 36:63, 39:8, 40:6<
26:157 Fe akarûhâ fe asbahû nâdimîn (nâdimîne).
Buna rağmen bacaklarını biçerek devirip doğradılar onu. Bu yüzden oldular, pişman olanlardan.
26:158 Fe ehazehumul azâb (azâbu), inne fî zâlike le âyeh (âyeten), ve mâ kâne ekseruhum mu’minîn (mu’minîne).
Bunun üzerine aldı ‘yakaladı’ onları bir azap.** Muhakkak ki işte bunda, elbette âyet ‘alâmet vardır’. Ve olmadı onların birçoğu, inançlılar!*
>6:42, 6:43, 6:44, 6:45, 7:95, 7:96, 7:97, 7:98, 11:117, 15:4, 19:74, 19:75, 21:6, 23:64, 23:76<
Hz. Sâlih a.s.’ın Semûd halkının inkârı ve yok edilmeleri: – https://ikra.vision
>4:153, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 10:97, 14:11, 14:47, 23:71, 29:51<
26:159 Ve inne rabbeke le huvel azîzur rahîm (rahîmu).
Ve şüphesiz ki Rabbin, elbette O’dur, mutlak yüce, eşsiz, benzersiz; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşeden!
26:160 Kezzebet kavmu lûtınil murselîn (murselîne).
Yalanladı Lût’un halkı da gönderilmiş ‘elçilerini’.*
>2:38, 2:121, 14:4, 16:36, 39:71, 62:2<
26:161 İz kâle lehum ehûhum lûtun e lâ tettekûn (tettekûne).
O zaman demişti ki onlara, kardeşleri Lût: „ ‘Günahlardan’ korunmaz mısınız!?
26:162 İnnî lekum resûlun emîn (emînun).
Muhakkak ki, sizler için ‘gönderilmiş’ güvenilir bir elçiyim!
26:163 Fettekullâhe ve etîûn (etîûni).
Artık korunun Allâh’a ‘karşı gelmekten’! Ve itaat edin bana!*
>3:179, 4:13, 4:14, 4:69, 8:13, 8:29, 9:63, 24:47, 33:36, 58:5, 58:20<
26:164 Ve mâ es’elukum aleyhi min ecr (ecrin), in ecriye illâ alâ rabbil âlemîn (âlemîne).
Ve sual etmiyorum sizlerden ‘tebliğime’ karşı bir ücret! Varsa da ücretim, ancak üzerinedir var olan her şeyin Rabbinin!
26:165 E te’tûnez zukrâne minel âlemîn (âlemîne).
Erkeklere mi varırsınız? Cümle âlemlerden, ‘hiç birinde olmadığı kadar’!
26:166 Ve tezerûne mâ halaka lekum rabbukum min ezvâcikum, bel entum kavmun âdûn (âdûne).
Ve bırakıyorsunuz Rabbinizin oluşumunu yapılandırarak yarattığı şeyleri, eşlerinizden! Yok sizler, sınır tanımayan bir toplumsunuz! “.
26:167 Kâlû le in lem tentehi yâ lûtu le tekûnenne minel muhracîn (muhracîne).
‘Halkı’ dediler ki: „ Mutlaka eğer son vermezsen yâ Lût, elbet ‘kovulup’ çıkarılanlardan olursun! “.
26:168 Kâle innî li amelikum minel kâlîn (kâlîne).
‘Lût aleyhisselâm’ dedi ki: „ Muhakkak ki ben, yaptıklarınızı nefretle kınayanlardanım!
26:169 Rabbi neccinî ve ehlî mimmâ ya’melûn (ya’melûne).
Rabbim… Kurtar beni ve ‘ev’ ahalimi, yaptıkları şeylerden! “.
26:170 Fe necceynâhu ve ehlehû ecmaîn (ecmaîne).
Böylelikle kurtardık onu ve ‘ev’ ahalisini* topluca.**
>7:83, 11:81, 26:171, 51:35, 51:36<
>10:103, 21:88, 30:47, 40:51<
26:171 İllâ acûzen fîl gâbirîn (gâbirîne).
Âciz bir kocakarı hariç; ‘o, toza’ bürünenler içindeydi.*
>80:40<
26:172 Summe demmernel âharîn (âharîne).
Sonra harap ettik ötekileri (Sodom ve Gomorra).
>6:42, 6:43, 6:44, 6:45, 7:95, 7:96, 7:97, 7:98, 11:117, 15:4, 19:74, 19:75, 21:6, 23:64, 23:76<
26:173 Ve emtarnâ aleyhim matara (mataran), fe sâe matarul munzerîn (munzerîne).
Ve yağdırdık üzerlerine ‘taş’ yağmuru.* Ne var ki, kötü ‘oldu’ uyarılanların yağmuru.*
>7:84, 25:40, 26:173, 27:58<
Hz. Lût a.s.’ın halkının inkârı ve yok edilmeleri: – https://ikra.vision
26:174 İnne fî zâlike le âyeh (âyeten), ve mâ kâne ekseruhum mu’minîn (mu’minîne).
Muhakkak ki işte bunda, elbette âyet ‘alâmet vardır’. Ve olmadı onların birçoğu, inançlılar!*
>4:153, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 10:97, 14:11, 14:47, 23:71, 29:51<
26:175 Ve inne rabbeke le huvel azîzur rahîm (rahîmu).
Ve şüphesiz ki Rabbin, elbette O’dur, mutlak yüce, eşsiz, benzersiz; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşeden!
26:176 Kezzebe ashâbul eyketil murselîn (murselîne).
Yalanladı Eyke (Şuayb aleyhisselâm’ın halkı) sahabesi de gönderilmiş ‘elçilerini’.*
>2:38, 2:121, 14:4, 16:36, 39:71, 62:2<
26:177 İz kâle lehum şuaybun e lâ tettekûn (tettekûne).
O zaman demişti ki onlara, Şuayb: „ ‘Günahlardan’ korunmaz mısınız!?
26:178 İnnî lekum resûlun emîn (emînun).
Muhakkak ki, sizler için ‘gönderilmiş’ güvenilir bir elçiyim!
26:179 Fettekullâhe ve etîûn (etîûni).
Artık korunun Allâh’a ‘karşı gelmekten’! Ve itaat edin bana!*
>3:179, 4:13, 4:14, 4:69, 8:13, 8:29, 9:63, 24:47, 33:36, 58:5, 58:20<
26:180 Ve mâ es’elukum aleyhi min ecr (ecrin), in ecriye illâ alâ rabbil âlemîn (âlemîne).
Ve sual etmiyorum sizlerden ‘tebliğime’ karşı bir ücret! Varsa da ücretim, ancak üzerinedir var olan her şeyin Rabbinin!
26:181 Evfûl keyle ve lâ tekûnû minel muhsirîn (muhsirîne).
Ve vefa edin ölçeğe; ve olmayın zararla kaybettirenlerden!
26:182 Vezinû bil kıstâsil mustekîm (mustekîmi).
Terazide, adalet istikâmeti ‘üzere olun’!
26:183 Ve lâ tebhasun nâse eşyâehum ve lâ ta’sev fîl ardı mufsidîn (mufsidîne).
Ve ‘değerini’ düşürmeyin insanların eşyalarının! Ve karışıklık çıkarmayın yeryüzünde, bozguncular ‘olup’! “.
26:184 Vettekûllezî halakakum vel cibilletel evvelîn (evvelîne).
Ve korunun ‘karşı gelmekten’, ki Zât’ı, oluşumunu yapılandırarak yarattı sizleri ve evvelki cibilletleri de!
26:185 Kâlû innemâ ente minel musahharîn (musahharîne).
‘Halkı’ dediler ki: „ Sen sadece büyülenmişlerdensin!
26:186 Ve mâ ente illâ beşerun mislunâ ve in nazunnuke le minel kâzibîn (kâzibîne).
Ve sen de insanoğlundan başka ‘değilsin’, bizler benzeri! Ve olsa olsa zannediyoruz ki, seni elbet yalancılardansın!
26:187 Fe eskıt aleynâ kisefen mines semâi in kunte mines sâdıkîn (sâdıkîne).
Haydi düşür üzerimize ‘dolu’ parçaları gökten,* eğer samimilerdensen! “.
>2:266, 17:92, 18:40, 24:43, 30:48, 34:9<
>4:153, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 10:97, 14:11, 14:47, 23:71, 29:51<
26:188 Kâle rabbî a’lemu bi mâ ta’melûn (ta’melûne).
‘Şuayb aleyhisselâm’ dedi ki: „ Rabbim, en iyi bilendir; gayret ettiğiniz şeyleri! “.*
>2:255, 6:59, 11:123, 13:9, 15:24, 16:19, 67:13, 67:14<
26:189 Fe kezzebûhu fe ehazehum azâbu yevmiz zulleh (zulleti), innehu kâne azâbe yevmin azîm (azîmin).
Ne var ki yalanladılar onu ‘Şuayb aleyhisselâm’ı’. Bunun üzerine aldı ‘yakaladı’ onları azap ki, gölge günün azabı.* Muhakkak ki o, oldu büyük günün azabı.*
>6:42, 6:43, 6:44, 6:45, 7:95, 7:96, 7:97, 7:98, 11:117, 15:4, 19:74, 19:75, 21:6, 23:64, 23:76<
Hz. Şuayb a.s.’ın Medyen, Eyke, Ress halkının inkârı, yok edilmeleri: – https://ikra.vision
26:190 İnne fî zâlike le âyeh (âyeten), ve mâ kâne ekseruhum mu’minîn (mu’minîne).
Muhakkak ki işte bunda, elbette âyet ‘alâmet vardır’. Ve olmadı onların birçoğu, inançlılar!*
>4:153, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 10:97, 14:11, 14:47, 23:71, 29:51<
26:191 Ve inne rabbeke le huvel azîzur rahîm (rahîmu).
Ve şüphesiz ki Rabbin, elbette O’dur, mutlak yüce, eşsiz, benzersiz; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşeden!
26:192 Ve innehu le tenzîlu rabbil âlemîn (âlemîne).
‘Yâ Muhammed!’, Ve muhakkak ki o (Kur’ân-ı Kerîm), elbette peyderpey bir indirilişle, var olan her şeyin Rabbindendir!*
>8:8, 9:32, 9:33, 10:82, 17:81, 40:14, 61:8, 61:9<
26:193 Nezele bihir rûhul emîn (emînu).
‘Yâ Muhammed!’, Ki, indirdi onu Ruh’ûl Emîn (Güvenilir Ruh; Cebrâîl aleyhisselâm)…*
>5:110, 16:2, 16:102, 17:85, 58:22, 66:12<
26:194 Alâ kalbike li tekûne minel munzirîn (munzirîne).
Kalbine ki, ‘kıyâmetle’ uyaranlardan olman için!
26:195 Bi lisânin arabiyyin mubîn (mubînin).
Apaçık Arapça lisanı ile.**
>2:2, 7:52, 10:38, 10:57, 16:102, 17:82, 17:106, 26:192, 26:193, 26:194, 26:195<
>14:4, 16:103, 19:97, 46:12<
26:196 Ve innehu lefî zuburil evvelîn (evvelîne).
Ve muhakkak ki o (İlâhî esaslar), elbette evvelkilere ‘verilen’ İlâhî sayfalarda ‘vardı’.*
>2:38, 2:121, 14:4, 16:36, 39:71, 62:2<
26:197 E ve lem yekun lehum âyeten en ya’lemehu ulemâu benî isrâîl (isrâîle).
Ve olmadı mı onlara, bir âyet ‘alâmet’ ki, bilmesi, İsrâîloğullarından (hizmetle, ibadetle kendini Rabbine adayan, dîni) âlimlerin!?
26:198 Ve lev nezzelnâhu alâ ba’dıl a’cemîn (a’cemîne).
Ve ola ki, indirseydik onu ‘İlâhî esasları’, bazı ‘Arapçaya’ yabancılar üzerine…
26:199 Fe karaehu aleyhim mâ kânû bihî mu’minîn (mu’minîne).
Öyle ki okusaydı onu onlara, ‘yine de’ olmazlardı, hakkında inançlılar.*
>6:7, 10:33, 13:1, 26:198, 26:199, 41:44<
26:200 Kezâlike seleknâhu fî kulûbil mucrimîn (mucrimîne).
İşte böyle soktuk onu ‘inkârı’ kalplerine, ‘günah’ suçlularının.*
>4:48, 6:88, 7:146, 8:23, 8:51, 9:80, 16:107, 16:108, 40:12, 47:28<
26:201 Lâ yu’minûne bihî hattâ yeravul azâbel elîm (elîme).
İnanmazlar ona (İlâhî esaslara), * ta ki, elem azabı görürler.*
>2:6, 6:12, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 8:55, 10:39, 10:40, 10:96, 10:97, 17:10, 26:201<
26:202 Fe ye’tîyehum bagteten ve hum lâ yeş’urûn (yeş’urûne).
Artık gelir onlara ‘kıyâmet’, ansızın ve onlar, ‘bunun’ farkına ‘bile’ varmazlarken.*
>10:53, 10:54, 11:104, 11:105, 14:48, 16:111, 18:47, 20:15, 20:102, 21:104, 29:53, 40:59, 52:9, 70:8, 73:14, 73:18, 79:35, 101:104<
26:203 Fe yekûlû hel nahnu munzarûn (munzarûne).
Böylelikle der ki, ‘cehennemlikler’: „ Göz açtırılmaz mı ‘süre verilmez mi’ bize?! “.*
>6:27, 25:26, 25:27, 32:12, 33:66, 33:67, 34:52, 34:53, 89:23<
26:204 E fe bi azâbinâ yesta’cilûn (yesta’cilûne).
Oysa ki, acele istemiyorlar mıydı azabımızı?*
>2:210, 5:109, 6:57, 6:58, 10:11, 10:50, 10:51, 13:6, 14:42, 15:8, 16:1, 16:33, 16:61, 17:11, 18:58, 18:59, 25:25, 25:26, 35:45, 39:69, 47:18<
26:205 E fe raeyte in metta’nâhum sinîn (sinîne).
‘Yâ Muhammed!’, Fakat bakar mısın, menfaatlendirdik te onları, senelerce…*
>18:35, 18:36, 19:77, 19:78, 26:205, 41:50<
26:206 Summe câehum mâ kânû yûadûn (yûadûne).
Sonra geldi onlara verilmiş olan söz (dünya azabı veya kıyâmet)…*
>18:35, 18:36, 19:77, 19:78, 26:205, 41:50<
26:207 Mâ agnâ anhum mâ kânû yumetteûn (yumetteûne).
Ki, yarar sağlamadı onlara, menfaatlendirilmiş oldukları şeyler.
26:208 Ve mâ ehleknâ min karyetin illâ lehâ munzirûn (munzirûne).
Ve yok etmedik ‘hiç’ bir memleketten ki,* olmaksızın onun uyarıcıları.*
>7:94, 12:109, 14:4, 15:4, 17:58, 26:208<
>2:38, 2:121, 14:4, 16:36, 39:71, 62:2<
26:209 Zikrâ, ve mâ kunnâ zâlimîn (zâlimîne).
bir hatırlatma! Ve değildik zalimler.*
>9:115, 17:15, 26:209, 28:59<
26:210 Ve mâ tenezzelet bihiş şeyâtîn (şeyâtînu).
Ve indirmedi onu ‘Kur’ân-ı Kerîm’i’, şeytanlar.
26:211 Ve mâ yenbagî lehum ve mâ yestetîûn (yestetîûne).
Ve yaraşmaz ‘düşmez’ onlara ve mecal edemezler de.
26:212 İnnehum anis sem’i le ma’zûlûn (ma’zûlûne).
Muhakkak ki onlar, işitmekten izole edilmişlerdir.*
>37:8, 72:9<
26:213 Fe lâ ted’u meallahi ilâhen âhara fe tekûne minel muazzebîn (muazzebîne).
‘Ey insanoğlu!’, Artık davet ‘dua’ etme, Allâh ile beraber diğerlerine ilâh ‘diye’! Bu yüzden olursun azap edilenlerden!*
>11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 14:49, 21:103, 22:56, 24:24, 25:26, 28:66, 30:14<
26:214 Ve enzir aşîretekel akrebîn (akrebîne).
Ve uyar ‘kıyâmetle’ yakın aşiretini!*
>2:151, 3:164, 3:184, 4:41, 4:166, 6:42, 14:44, 16:44, 16:89, 17:77, 28:47<
26:215 Vahfıd cenâhake li menittebeake minel mu’minîn (mu’minîne).
Ve ger ‘kol’ kanadını ‘esirge, kayır’ sana uyan kimseleri ki, ‘samimi’ inananlardan!*
>3:153, 3:172, 3:173, 4:95, 9:25<
26:216 Fe in asavke fe kul innî berîun mimmâ ta’melûn (ta’melûne).
Fakat eğer âsi olurlarsa sana, o hâlde deki: „ Muhakkak ki, alâkasızım gayret ettiğiniz şeylerden! “.
26:217 Ve tevekkel alel azîzir rahîm (rahîmi).
Ve itimat et, mutlak yüce, eşsiz, benzersiz; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedene!
26:218 Ellezî yerâke hîne tekûm (tekûmu).
Ki Zât’ı, görür seni ‘namaza’ durduğun esnada.
26:219 Ve tekallubeke fîs sâcidîn (sâcidîne).
Ve evrilip, çevrilmen ‘dolaşman, Allâhû Teâlâ’nın huzuruna’ yere kapananlar içinde.
26:220 İnnehu huves semîul alîm (alîmu).
Şüphesiz ki O… O’dur ki, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet eden; en iyi bilen!
26:221 Hel unebbiukum alâ men tenezzeluş şeyâtîn (şeyâtînu).
Bildireyim mi sizlere, kimlere iner şeytanlar?!*
>19:64, 41:30, 97:4<
26:222 Tenezzelu alâ kulli effâkin esîm (esîmin).
İnerler tüm iftiracı günahkârlara!
26:223 Yulkûnes sem’a ve ekseruhum kâzibûn (kâzibûne).
Ki, ‘bunlar’, kulak atarlar ‘kabartırlar, asılsız şeylere’. Ve onların birçoğu, yalancılardır!*
>18:49, 22:76, 23:105, 29:3, 29:68, 41:20, 43:80, 50:16, 50:17, 50:18, 69:49<
26:224 Veş şuarâu yettebiuhumul gâvun (gâvune).
Ve ‘bunlar, birde hayalperest’ şairleri ‘dinlerler’… Uyarlar onlara da; ayartılanlar.*
>6:27, 25:26, 25:27, 32:12, 33:66, 33:67, 34:52, 34:53, 89:23<
26:225 E lem tera ennehum fî kulli vâdin yehîmûn (yehîmûne).
‘Yâ Muhammed!’, Görmez misin onların ‘bu şairlerin’, her vadide evhamlanıyor olduğunu!
26:226 Ve ennehum yekûlûne mâ lâ yef’alûn (yef’alûne).
Ve onların, uygulamadıkları şeyleri söylüyorlar olduğunu!
26:227 İllellezîne âmenû ve amilus sâlihâti ve zekerûllâhe kesîran ventesarû min ba’di mâ zulimû, ve se ya’lemullezîne zalemû eyye munkalebin yenkalibûn (yenkalibûne).
Müstesnadır o kimseler ki, ‘samimi’ inananlardır ve gayretleri erdemlidir; yâd ederler Allâh’ı çokça.* Ve yardımlaşanlardır zulmedildikleri şeylerin ardından. Ve bilecekler zalim kimseler ki, hangi döndürülüşe geri dönerler.*
>2:152, 2:239, 3:135, 3:191, 4:103, 6:118, 13:28, 20:14, 33:41<
>10:53, 10:54, 11:104, 11:105, 14:48, 16:111, 18:47, 20:15, 20:102, 21:104, 29:53, 40:59, 52:9, 70:8, 73:14, 73:18, 79:35, 101:104<