27. NEML:

 

„ Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm! Bismillâhirrahmânirrahîm! “.

 

„ Sığınırım Allâh’a, şeytanın ‘şerrinden’ ki, taşlanmıştır (merhametinden uzaklaştırılmıştır)!*

 

>7:200, 15:34, 16:98<

 

Allâh adına… Ki, sonsuz şefkatle merhamet edendir; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir! “.

 

 

27:1    Tâ sîn, tilke âyâtul kur’âni ve kitâbin mubîn (mubînin).

 

Tâ, Sîn…* Bunlar âyetleridir, Kur’ân’ın ve apaçık ‘İlâhî esasları açıklayan’ kitabın (Levh-i Mahfûz; Allâh’ın ilminin, saklanmış ve korunmuş kayıt levhası)!*

 

Kur’ân’ın şifresi, anahtarı Hurûf-ı Mukattaa: – https://ikra.vision

 

>6:59, 13:39, 36:12, 57:22, 85:21, 85:22<

 

27:2    Huden ve buşrâ lil mu’minîn (mu’minîne).

 

Yönlendirilmeye ‘vesiledir’ ve müjdedir, inançlılara!

 

27:3    Ellezîne yukîmûnes salâte ve yu’tûnez zekâte ve hum bil âhıreti hum yûkınûn (yûkınûne).

 

O kimselerdir, uygulayanlar takdisi (Allâhû Teâlâ’yı kutsamak, hürmet ve hamd etmek için namaz)* ve verirler zekâtı! Ve onlar âhirete kat’i inanırlar.

 

>2:43, 2:238, 4:103, 11:114, 14:40, 17:78, 17:110, 19:31, 19:55, 20:130, 20:132, 21:73, 22:78, 25:64, 30:17, 30:18, 39:9, 50:39, 51:17, 51:18, 52:49, 73:2, 73:3, 73:4, 76:16<

 

27:4    İnnellezîne lâ yu’minûne bil âhireti zeyyennâ lehum a’mâlehum fe hum ya’mehûn (ya’mehûne).

 

Ve muhakkak o kimseler ki, inanmazlar âhirete.* Süsledik ‘cazip gösterdik’ onlar için gayretlerini ki, bu yüzden körü körüne bocalarlar.

 

>2:6, 6:12, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 8:55, 10:39, 10:40, 10:96, 10:97, 17:10, 26:201<

 

27:5    Ulâikellezîne lehum sûul azâbi ve hum fîl âhıreti humul ahserûn (ahserûne).

 

İşte onlar, o kimseler ki, onlaradır, azabın en kötüsü. Ve onlar, âhirette en çok hüsranda olanlardır.

 

27:6    Ve inneke le tulekkal kur’âne minledun hakîmin alîm (alîmin).

 

Ve muhakkak ki sana, elbette ‘vahiyle’ ulaştırılıyor Kur’ân; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmeden; en iyi bilenin katından!

 

27:7    İz kâle mûsâ li ehlihî innî ânestu nârâ (nâren), se âtîkum minhâ bi haberin ev âtîkum bi şihâbin kabesin leallekum tastalûn (tastalûne).

 

Dediği zaman Mûsâ ‘ev’ ahalisine: „ Muhakkak ki ben, bir ateş fark ettim;* getireceğim size ondan bir haber veya getiririm size kor ‘halinde bir’ köz ki, belki ısınırsınız! “.

 

(Şimşek çakması nedeniyle yanan çalılar olabilir.)

 

27:8    Fe lemmâ câehâ nûdiye en bûrike men fîn nâri ve men havlehâ, ve subhânallâhi rabbil âlemîn (âlemîne).

 

Artık geldiğinde oraya, nidâ edildi** ki: „ Kutsanmıştır ateş içindeki kimseler ve çevresindeki kimseler! Ve noksanlık, kusur, âcizlikten ötedir Allâh! Ki, var olan her şeyin Rabbidir! “.

 

>2:253, 4:164, 7:62, 7:117, 7:143, 19:9, 21:45, 42:51<

 

(42:51’den bilindiği gibi, Allâhû Teâlâ’nın, hiçbir insanla konuşması olmamıştır! Kelâmıyla olsa da, yine vahiyledir veya melekler aracılığıyla.)

 

27:9    Yâ mûsâ innehû enallâhul azîzul hakîm (hakîmu).

 

„ Yâ Mûsâ! Şüphesiz ki O… Benim, Allâh! “.* Ki, mutlak yüce, eşsiz, benzersiz; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmeden!

 

>16:60, 16:74, 27:9, 30:27, 87:1, 92:20<

 

27:10  Ve elkı asâk (asâke), fe lemmâ reâhâ tehtezzu ke ennehâ cânnun vellâ mudbiren ve lem yuakkıb, yâ mûsâ lâ tehaf innî lâ yehâfu ledeyyel murselûn (murselûne).

 

„ ‘Yâ Mûsâ!’, Ve at, asanı ‘yere’! “. Ne var ki, gördüğünde onun depreşen cinler gibi olduğunu, dönüp ‘kaçtı’ arkasına ve ardına bakmadan. „ Yâ Mûsâ! Korkma! Muhakkak ki, Benim yanımda korkmaz gönderilmiş ‘elçi’!

 

27:11  İllâ men zaleme summe beddele husnen ba’de sûin fe innî gafûrun rahîm (rahîmun).

 

Ki müstesnadır, zulmeden kişinin ‘korkması’. Sonra değiştirir de ‘gayretini’ güzele ki, kötülüğün ardından;* artık mutlaka ‘bilsin ki’, inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedenim;* fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayanım!

 

>4:17, 4:110, 28:15, 28:16<

 

>4:48, 5:39, 15:49, 17:25, 20:82, 25:71, 28:16, 39:53<

 

27:12  Ve edhıl yedeke fî ceybike tahruc beydâe min gayri sûin fî tis’ı âyâtin ilâ fir’avne ve kavmih (kavmihî), innehum kânû kavmen fâsikîn (fâsikîne).

 

Ve içeri ‘sok’ et elini cebine ki, çıkar berrak, kusursuz! ‘Bu da’ dokuz âyet ‘alâmet’ içindedir, Firavun ve halkına! “.* Muhakkak ki oldular, fesat bir toplum.

 

>7:107, 7:108, 7:133, 7:160, 7:171, 17:101, 26:63, 28:30<

 

27:13  Fe lemmâ câethum âyâtunâ mubsıraten kâlû hâzâ sihrun mubîn (mubînun).

 

Ne var ki, geldiğinde onlara âyetlerimizle ‘alâmetlerimizle’* ki, görünür; dediler ki: „ Bu apaçık sihir ‘dalavere’! “.

 

>7:107, 7:108, 7:133, 7:160, 7:171, 17:101, 26:63, 28:30<

 

27:14  Ve cehadû bihâ vesteykanethâ enfusuhum zulmen ve uluvvâ (uluvven), fenzur keyfe kâne âkıbetul mufsidîn (mufsidîne).

 

Ve inandıkları hâlde inkâr ettiler onu ve kanaat getirdikleri hâlde nefslerinde; ‘haksız yere’ zulümle ve üstünlük ‘taslayarak’. Haydi bak, nasıl oldu âkıbeti bozguncuların?!*

 

>6:123, 7:86, 8:36, 11:19, 14:3, 16:88, 17:16, 34:34, 43:23<

 

27:15  Ve lekad âteynâ dâvûde ve suleymâne ilmâ (ilmen), ve kâlal hamdu lillâhillezî faddalenâ alâ kesîrin min ibâdihil mu’minîn (mu’minîne).

 

Ve andolsun ki, verdik Dâvûd’a ve Süleyman’a ‘hakikat bilgisi’ ilmi. Ve dediler ki: „ ‘Esas’ yüceltilme, övgü, ‘sırf’ Allâh’adır! Ki O, liyakatli kıldı bizi, birçok inançlı kullarından! “.

 

27:16  Ve varise suleymânu dâvûde ve kâle yâ eyyuhen nâsu ullimnâ mentıkat tayrı, ve ûtînâ min kulli şey’ (şey’in), inne hâzâ le huvel fadlul mubîn (mubînu).

 

Ve vâris oldu Süleyman Dâvûd’a ve dedi ki: „ Ey insanlar… Öğretildi bize kuşların nutku!* Ve verildi bize her şeyden! “. Muhakkak ki bu, elbette o, apaçık liyakattir.

 

İnsana telepati, duru görü ve teleportasyon yeteneği verildiği: – https://ikra.vision

 

27:17  Ve huşire li suleymâne cunûduhu minel cinni vel insi vet tayrı fe hum yûzeûn (yûzeûne).

 

Ve bir araya geldi Süleyman için ordusu; ki, cinlerden (görünmeyen varlıklar) ve insanlardan ve kuşlardan; böylelikle onlar dağıtıldılar. (Burada bahsedilen, âhiret olmalı.)*

 

>4:41, 5:109, 27:17, 27:83, 41:19, 46:6, 81:5<

 

27:18  Hattâ izâ etev alâ vâdin nemli kâlet nemletun yâ eyyuhen nemludhulû mesâkinekum, lâ yahtımennekum suleymânu ve cunûduhu ve hum lâ yeş’urûn (yeş’urûne).

 

Ta ki, vardıkları zaman karınca vadisine, dedi ki dişi ‘ana’ karınca: (Bu yetkili bir şahıs lakabı da olabilir!) „ Ey karıncalar… Girin meskenlerinize ki, ezerek kırıp geçirmesin sizi Süleyman ve ordusu farkına varmazlarken! “.

 

27:19  Fe tebesseme dâhıken min kavlihâ ve kâle rabbi evzı’nî en eşkure ni’metekelletî en’amte aleyye ve alâ vâlideyye ve en a’mele salihan terdâhu ve edhılnî bi rahmetike fî ibâdikes sâlihîn (sâlihîne).

 

Bunun üzerine tebessüm etti ‘Süleyman aleyhisselâm’, gülümseyerek onun sözüne de; dedi ki: „ Rabbim… Başarılı kıl beni şükretmemde lütfuna ki o, üzerime ‘iyi hâl’ bağışladığın ve ebeveynimin üzerine de! Ve gayretlerimi erdemli kıl ki, hoşnut olduğun ‘gibi’ ve dâhil et beni bahşedip, bağışlamanla, merhametle esirgemenle, erdemli kullarının içine! “.

 

27:20  Ve tefekkadat tayra fe kâle mâliye lâ eral hudhude em kâne minel gâibîn (gâibîne).

 

‘Süleyman aleyhisselâm’, denetledi kuşları derken dedi ki: „ Neden göremiyorum İbibiği? (Bu yetkili bir şahıs lakabı da olabilir!) Yoksa kaybolanlardan mı oldu!?

 

27:21  Le uazzibennehu azâben şedîden ev le ezbehannehû ev le ye’tiyennî bi sultânin mubîn (mubînin).

 

Mutlaka azap ederim ona şiddetli azapla veya mutlaka boğazını keserim; veya elbet getirir ‘savunacağı’ apaçık delil! “.

 

27:22  Fe mekese gayre baîdin fe kâle ehattu bi mâ lem tuhıt bihî ve ci’tuke min sebein bi nebein yakîn (yakînin).

 

Derken bekledi… Uzun sürmedi ki, hemen ‘geldi ve’ dedi ki: „ Kavradım, hakkında kavrayamadığın şeyi. Ve getirdim sana Seba’dan kesin bir bildiri’!

 

27:23  İnnî vecedtumreeten temlikuhum ve ûtiyet min kulli şey’in ve lehâ arşun azîm (azîmun).

 

Doğrusu ben, bir kadın buldum ki, hükümdarlık eden onlara (Seba halkına). Ve verilmiş ona her şeyden; ve onun yüce bir Arş’ı (yönetmeliği) ‘var’!*

 

>27:26<

 

27:24  Vecedtuhâ ve kavmehâ yescudûne liş şemsi min dûnillâhi ve zeyyene lehümuş şeytânu a’mâlehum fe saddehum anis sebîli fe hum lâ yehtedûn (yehtedûne).

 

Ve buldum ki onu ve halkını ‘saygıyla’ yere kapanıyorlar güneşe! “. Ki, Allâh’tan ziyade! Ve süsledi ‘cazip gösterdi’ şeytan onlara, gayretlerini.* Bu yüzden alıkoymaktadır onları ‘Allâhû Teâlâ’nın razı olduğu’ yoldan. Artık onlar, ‘Allâhû Teâlâ’nın razı olduğu yola’ yönlenemezlerdi…*

 

>2:208, 2:268, 4:120, 5:91, 6:121, 8:48, 14:22, 16:99, 17:62, 17:63, 17:64, 17:65, 24:21, 35:6<

 

>3:151, 4:117, 6:100, 10:18, 23:117, 39:3, 42:21, 46:5<

 

27:25  Ellâ yescudû lillâhillezî yuhriculhab’e fîs semâvâti vel ardı ve ya’lemu mâ tuhfûne ve mâ tu’linûn (tu’linûne).

 

Ki, ‘Allâhû Teâlâ’nın huzuruna’ yere kapanmadıkları için! Zât’ı, ‘ortaya’ çıkarır gizemi göklerde ve yerde. Ve Allâh bilir, sakladığınız şeyleri ve açıkladıklarınızı!*

 

>2:255, 6:59, 11:123, 13:9, 15:24, 16:19, 67:13, 67:14<

 

27:26  Allâhu lâ ilâhe illâ huve rabbul arşil azîm (azîmi).

 

Allâh ki, ilâh olamaz O’nun dışında! Rabbidir, yüce Arş’ın (cennet ve cehennemi de içinde barındıran, zamansız, mekânsız, evrenin yönetmeliğinin)!*

 

>17:44, 26:23, 26:24, 42:11, 59:22, 59:23, 59:24, 112:4<

 

27:27  Kâle se nenzuru e sadakte em kunte minel kâzibîn (kâzibîne).

 

‘Süleyman aleyhisselâm’, dedi ki: „ Göreceğiz doğru sözlü müsün, yoksa yalancılardan mı?!

 

27:28  İzheb bi kitâbî hâzâ fe elkıh ileyhim summe tevelle anhum fenzur mâzâ yerciûn (yerciûne).

 

Git bu kitabımla (Kutsal kitap Zebur)* o hâlde, bırak onlara! Sonra da dönüp ‘git’ onlardan, bak bakalım ‘inançlarından sonra’ neye rücu ederler!? “.

 

>2:38, 2:121, 14:4, 16:36, 39:71, 62:2<

 

27:29  Kâlet yâ eyyuhel meleu innî ulkıye ileyye kitâbun kerîm (kerîmun).

 

‘Seba kraliçesi halkına’ dedi ki: „ Ey yetkililer! Muhakkak ki bana, bırakıldı ki, kıymetli bir kitap!

 

27:30  İnnehu min suleymâne ve innehu bismillâhir rahmânir rahîm (rahîmi).

 

Muhakkak ki o, Süleyman’dandır. Ve muhakkak ‘diyor’ ki o… „Allâh adına… Ki, sonsuz şefkatle merhamet edendir; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!…

 

27:31  Ellâ ta’lû aleyye ve’tûnî muslimîn (muslimîne).

 

Ululanmayın Bana karşı ve gelin Bana, Müslümanlar (Allâhû Teâlâ’ya teslimiyeti benimseyen) ‘olarak’!“ “.

 

27:32  Kâlet yâ eyyuhel meleu eftûnî fî emrî, mâ kuntu kâtıaten emren hattâ teşhedûn (teşhedûni).

 

‘Kraliçe’ dedi ki: „ Ey yetkililer! Bir fetva ‘fikir’ verin bana işime ki, değilim kesin emir ‘karar verecek’, ta ki ‘birileri’ şahit olmadıkça! “.

 

27:33  Kâlû nahnu ûlû kuvvetin ve ûlû be’sin şedîdin vel emru ileyki fenzurî mâzâ te’murîn (te’murîne).

 

Dediler ki: „ Kuvvetliyiz ve şiddetli baskıcıyız (baş edebiliriz onlarla). Ve ‘ama’ emir sizindir! Artık bakın neye emrederseniz! “.

 

27:34  Kâlet innel mulûke izâ dehalû karyeten efsedûhâ ve cealû eizzete ehlihâ ezilleh (ezilleten), ve kezâlike yef’alûn (yef’alûne).

 

‘Kraliçe’ dedi ki: „ Muhakkak ki, hükümdarlar ‘zorla’ girdikleri zaman bir memlekete, bozguna uğratırlar onu ve zillete düşürürler itibarlı ahalisini. İşte böyle uygularlar!

 

27:35  Ve innî mursiletun ileyhim bi hediyyetin fe nâzıratun bime yerciul murselûn (murselûne).

 

Muhakkak ki ben de, ‘bir heyet’ göndererek onlara hediyeyle, ‘bekleyeceğim’ o zaman, gözleyerek ki, neyle rücu ederler elçiler! “.

 

27:36  Fe lemmâ câe suleymâne kâle e tumiddûneni bi mâlin fe mâ âtâniyallâhu hayrun mimmâ âtâkum, bel entum bi hediyyetikum tefrahûn (tefrahûne).

 

Artık geldiğinde ‘elçiler’ Süleyman’a, dedi ki: „ İane mi ediyorsunuz bana, mal ‘mülkle’? Oysa ki Allâh’ın bana verdiği şey, daha hayırlıdır ‘dünyada’ sizlere verdiği şeylerden! * Ki, hediyelerinizle ‘ancak’ sizler mutlu olursunuz!

 

>3:185, 10:58, 17:18, 17:19, 17:20, 25:15, 57:20<

 

27:37  İrcı’ ileyhim fe le ne’tiyennehum bi cunûdin lâ kıbele lehum bihâ ve le nuhricennehum minhâ ezilleten ve hum sâgırûn (sâgırûne).

 

‘Hediyelerle’ rücu et onlara artık! Mutlaka geliriz onlara ordularla ki, doğrulamazlar ‘daha da’ ondan. Ve elbet çıkarırız onları oradan, zillete düşürüp ve küçümseyerek onları! “.

 

27:38  Kâle yâ eyyuhel meleu eyyekum ye’tînî bi arşihâ kable en ye’tûnî muslimîn (muslimîne).

 

‘Süleyman aleyhisselâm’, dedi ki: „ Ey yetkililer! Hanginiz ‘ele geçirir’ getirir bana Arş’ını (yönetmeliğini); gelmelerinden önce bana, Müslümanlar (Allâhû Teâlâ’ya teslimiyeti benimseyenler) ‘olarak’?! “.

 

27:39  Kâle ıfrîtun minel cinni ene âtîke bihî kable en tekûme min makâmik (makâmike) ve innî aleyhi le kaviyyun emîn (emînun).

 

Dedi ki cinlerden İfrit: „ Ben getiririm sana onu ki, makamında durmandan önce! Muhakkak ki ben, ‘bunu’ üstlenmeye elbet ‘hem’ güç yetirir, ‘hem’ güvenilirim! “.

 

27:40  Kâlellezî indehu ilmun minel kitâbi ene âtîke bihî kable en yertedde ileyke tarfuk (tarfuke), fe lemmâ reâhu mustekırran indehu kâle hâzâ min fadlı rabbî, li yebluvenî e eşkur em ekfur (ekfuru), ve men şekere fe innemâ yeşkuru li nefsih (nefsihî) ve men kefere fe inne rabbî ganiyyun kerîm (kerîmun).

 

Dedi ki o, yanında kitaptan ‘hakikat bilgisi’ ilmi ‘olan’: „ Ben getiririm sana onu ki, dönmeden kendine ‘bile’ bakışın! “. Artık yanında durduğunu görünce onu, ‘Süleyman aleyhisselâm’, dedi ki: „ Bu Rabbimin denemesi için beni ki, şükreder miyim yoksa nankörlük mü ederim.* Ve kim şükrederse ‘Allâhû Teâlâ’ya’, artık sadece şükreder kendi benliği için. Ve kim nankörlük ederse ‘lütuflarına’, o hâlde, şüphesiz ki Rabbim, hiçbir şeye muhtaç olmayan, müstağnidir; çok şeref sahibi, hoş görülü, pek cömerttir! “.

 

>8:25, 9:126, 21:35, 29:2<

 

27:41  Kâle nekkirû lehâ arşehâ nenzur e tehtedî em tekûnu minellezîne lâ yehtedûn (yehtedûne).

 

‘Süleyman aleyhisselâm’, dedi ki: „ Mahrum edin onu ‘Kraliçeyi’, Arş’ından (yönetmeliğinden) ki, bakalım ‘Allâhû Teâlâ’nın razı olduğu yola’ yönlenir mi, yoksa yönlenemez kimselerden midir!? “.

 

27:42  Fe lemmâ câet kîle e hâkezâ arşuk (arşuki), kâlet ke ennehu huve ve ûtînel ilme min kablihâ ve kunnâ muslimîn (muslimîne).

 

Artık geldiğinde ‘ele geçirilen Kraliçe’, denildi ki: „ Böyle midir Arş’ın (yönetmeliğinin yapılandırılması)!? “.* Dedi ki: „ Onun gibi olmalı ki, ‘evet’ o’dur! Ve verildi bizlere ‘bu’ bilgi ondan önce ‘atalarımızdan’. Ve ‘geri döndüğümde’ bizler de Müslümanlarız (Allâhû Teâlâ’ya teslimiyeti benimseyen)! “. (Oturmuş ve savaş bilgisi yüksek bir topluma karşı, zaiyat ve zarar vermeden istenen sonuca ulaşmak amacıyla izlenen en sağlam yol. Bk. 21:79, 27:40)

 

>27:33, 27:38, 27:41<

 

27:43  Ve saddehâ mâ kânet ta’budu min dûnillâh (dûnillâhi), innehâ kânet min kavmin kâfirîn (kâfirîne).

 

Ve alıkoymaktaydı onu ‘Kraliçeyi’, Allâh’tan ziyade ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk ettiği şeyler. Muhakkak ki o, olmuştu inkârcı toplumdan.

 

27:44  Kîle lehadhulîs sarh (sarha), fe lemmâ raethu hasibethu lucceten ve keşefet an sâkayhâ, kâle innehu sarhun mumerradun min kavârîr (kavârîra), kâlet rabbi innî zalemtu nefsî ve eslemtu mea suleymâne lillâhi rabbil âlemîn (âlemîne).

 

Denildi ki ona: „ Gir kuleye ‘köşke’! “. Nihayet gördüğünde onu, hesapladı ‘sandı’ ki, duru su; ve giderdi ‘sıvadı’ baldırlarından. ‘Yanındaki’ dedi ki: „ Doğrusu o, bir kule ‘köşk ki, zemini’ billur mermer sahadır. Dedi ki: „ Rabbim… Muhakkak ki ben, zulmettim benliğime ve teslimiyeti benimsedim; Süleyman ile birlikte ‘sırf’ Allâh’a ‘yöneldim’! Ki, Rabbidir var olan her şeyin!*

 

>17:44, 26:23, 26:24, 42:11, 59:22, 59:23, 59:24, 112:4<

 

27:45  Ve lekad erselnâ ilâ semûde ehâhum sâlihan eni’budûllâhe fe izâhum ferîkâni yahtesımûn (yahtesımûne).

 

Ve andolsun ki, gönderdik Semûd’a kardeşleri Sâlih’i ki, ‘yalnızca’ Allâh’a ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk edin ‘diye’!* Öyle ki, onların iki kesim ‘olup’ çekiştikleri zaman.

 

>2:21, 2:153, 2:186, 6:102, 7:55, 7:56, 7:205, 15:98, 15:99, 17:110, 20:8, 59:24, 98:5<

 

27:46  Kâle yâ kavmi lime testa’cilûne bîs seyyieti kablel haseneh (haseneti), lev lâ testagfirûnallâhe leallekum turhamûn (turhamûne).

 

Dedi ki: „ Ey halkım! neden acele istiyorsunuz ‘vadedilen’ kötülüğün ‘olmasını’ ki, iyilikten önce!* İstiğfar etseniz ya; ki, belki bahşedilip, bağışlanıp, merhametle esirgenirsiniz! “.

 

>10:53, 10:54, 11:104, 11:105, 14:48, 16:111, 18:47, 20:15, 20:102, 21:104, 29:53, 40:59, 52:9, 70:8, 73:14, 73:18, 79:35, 101:104<

 

27:47  Kâlût tayyernâ bike ve bi men meak (meake), kâle tâirukum indallâhi bel entum kavmun tuftenûn (tuftenûne).

 

Dediler ki: „ Talihsiziz seninle ve beraberindeki kişilerle! “. Dedi ki: „ Talihsizliğiniz ‘gayretlerinin neticesi, yazılıdır’ Allâh’ın katında!** Yok sizler, sınanan bir toplumsunuz! “.*

 

>7:131, 17:13, 25:23, 27:47, 36:18, 36:19, 52:3<

 

Kader: – https://ikra.vision

 

>8:25, 9:126, 21:35, 29:2<

 

27:48  Ve kâne fîl medîneti tis’atu rahtın yufsidûne fîl ardı ve lâ yuslihûn (yuslihûne).

 

Ve şehir içinde dokuz ‘kişilik’ muhit vardı ki, bozgun çıkarırlar yeryüzünde ve ne de ‘gidişatı’ düzeltirler.*

 

>6:123, 7:86, 8:36, 11:19, 14:3, 16:88, 17:16, 34:34, 43:23<

 

27:49  Kâlû tekâsemû billâhi le nubeyyitennehu ve ehlehu summe le nekûlenne li veliyyihî mâ şehidnâ mehlike ehlihî ve innâ le sâdikûn (sâdikûne).

 

Dediler ki Allâh adına yemin ederek: „ Mutlaka geceleyin niyetlenelim ‘bir baskına’,* ona ve ‘ev’ ahalisine. Sonra da ‘dava eden’ himayecisine elbet deriz ki, doğrusu şahit olmadık ‘ev’ ahalisinin yok edilişine! Ve muhakkak ki biz, elbette samimileriz! “.

 

>4:81, 4:108, 27:49<

 

27:50  Ve mekerû mekran ve mekernâ mekran ve hum lâ yeş’urûn (yeş’urûne).

 

Ve ‘bu dokuz kişilik çete’, düzen kurdular. Ve Biz de düzenlerine, bir düzen kurduk; ve onlar, ‘bunun’ farkına ‘bile’ varmazlarken.

 

27:51  Fenzur keyfe kâne âkıbetu mekrihim ennâ demmernâhum ve kavmehum ecmeîn (ecmeîne).

 

Haydi bak, nasıl oldu âkıbeti düzenlerinin!* Nasıl Harap ettik onları ve halkını topluca.**

 

>6:123, 7:86, 8:36, 11:19, 14:3, 16:88, 17:16, 34:34, 43:23<

 

>6:42, 6:43, 6:44, 6:45, 7:95, 7:96, 7:97, 7:98, 11:117, 15:4, 19:74, 19:75, 21:6, 23:64, 23:76<

 

Hz. Sâlih a.s.’ın Semûd halkının inkârı ve yok edilmeleri: – https://ikra.vision

 

27:52  Fe tilke buyûtuhum hâviyeten bimâ zalemû, inne fî zâlike le âyeten li kavmin ya’lemûn (ya’lemûne).

 

Artık bunlar, boş, virane evleri ki, zulmettikleri sebebiyledir. Muhakkak ki işte bunda, elbette âyetler ‘alâmetler vardır, hakikat bilgisini, anlaya’ bilen bir toplum için!*

 

>4:153, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 10:97, 14:11, 14:47, 23:71, 29:51<

 

27:53  Ve enceynellezîne âmenû ve kânû yettekûn (yettekûne).

 

Ve kurtardık o kimseleri ki, ‘samimi’ inananlardır ve ‘günahlardan’ korunuyor olanlar.

 

>10:103, 21:88, 30:47, 40:51<

 

27:54  Ve lûtan iz kâle li kavmihî ete’tûnel fâhışete ve entum tubsırûn (tubsırûne).

 

Ve Lût, demişti ki, halkına: „ Müstehcenliğe mi varırsınız; ve siz, göz göre göre?!

 

27:55  E innekum le te’tûner ricâle şehveten min dûnin nisâi, bel entum kavmun techelûn (techelûne).

 

Doğrusu sizler, elbette varırsınız şehvetle erkeklere mi? Ki, kadınlardan ziyade! Yok sizler, cahillik ‘düşüncesizlik’ eden toplumsunuz! “.

 

27:56  Fe mâ kâne cevâbe kavmihî illâ en kâlû ahricû âle lûtın min karyetikum innehum unâsun yetetahherûn (yetetahherûne).

 

Ne var ki, olmadı halkının cevabı, demelerinden başka ki: „ Çıkarın Lût ailesini memleketinizden, doğrusu onlar ‘bu kirli işlerden’ arınmış insanlar! “.

 

27:57  Fe enceynâhu ve ehlehû illemreetehu kaddernâhâ minel gâbirîn (gâbirîne).

 

Bunun üzerine kurtardık onu ve ‘ev’ ahalisini.** Ki, karısı hariç; takdir ettik ki, o, ‘toza’ bürünenlerdendir! “.*

 

>10:103, 21:88, 30:47, 40:51<

 

>7:83, 11:81, 26:171, 51:35, 51:36<

 

>80:40<

 

27:58  Ve emtarnâ aleyhim matarâ (metaran), fe sâe matarul munzerîn (munzerîne).

 

Ve yağdırdık üzerlerine ‘taş’ yağmuru.* Ne var ki, kötü ‘oldu’ uyarılanların yağmuru.*

 

>7:84, 25:40, 26:173, 27:58<

 

Hz. Lût a.s.’ın halkının inkârı ve yok edilmeleri: – https://ikra.vision

 

27:59  Kulil hamdu lillâhi ve selâmun alâ ibâdihillezînastafâ, âllâhu hayrun emmâ yuşrikûn (yuşrikûne).

 

‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ ‘Esas’ yüceltilme, övgü, ‘sırf’ Allâh’adır! Ve esenlik ki, o seçkin kıldığı kulları üzerinedir! “. Allâh, en hayırlısıdır! Yoksa ortak yakıştırdıkları şeyler mi?

 

27:60  Emmen halakas semâvâti vel arda ve enzele lekum mines semâi mâ’ (mâen), fe enbetnâ bihî hadâika zâte behceh (behcetin), mâ kâne lekum en tunbitû şecerehâ, e ilâhun meallâh (meallâhi), bel hum kavmun ya’dilûn (ya’dilûne).

 

Pekâlâ kim, oluşumunu yapılandırarak yarattı, gökleri ve yeri?! Ve indirdi sizlere gökten su? Ki böylelikle ‘bitkiler’ yetiştirdik onunla rengârenk hâlinde bahçelerde. Ki olmadı sizlerin, yetiştirmeniz ‘hiçbir’ ağacını! ‘Bunlar’ mı, ilâh’a ‘işaret’? Allâh ile beraber! Yok onlar, ‘öyle’ bir toplumdur ki, ‘Rablerine, Zât’ının yarattıklarını’ müsavi tutarlar.*

 

>3:151, 4:117, 6:100, 10:18, 23:117, 39:3, 42:21, 46:5<

 

27:61  Emmen cealel arda karâren ve ceale hılâlehâ enhâren ve ceale lehâ revâsiye ve ceale beynel bahreyni hâcizâ (hâcizen), e ilâhun meallâh (meallâhi), bel ekseruhum lâ ya’lemûn (ya’lemûne).

 

Ya da kim, var etti yeryüzünü karar kılınan ‘yer’ ve var etti ortasında nehirler* ve var etti onda sağlam ağırlıklar* ve var etti iki denizin arasına bariyer!? Bunlar’ mı, ilâh’a ‘işaret’? Allâh ile beraber! Yok onların birçoğu, bilmezler.

 

Dünyanın merkezindeki ağırlıklarının, volkanik depremlere yol açtığı ve bu nedenle yollar ve akarsu yataklarının oluşumu: – https://ikra.vision

 

Demirin indirildiği ve yerkürenin merkezinin demir ve nikel gibi madenlerden oluştuğu: – https://ikra.vision

 

27:62  Emmen yucîbul mudtarra izâ deâhu ve yekşifus sûe ve yec’alukum hulefâel ard (ardı), e ilâhun meallâh (meallâhi), kalîlen mâ tezekkerûn (tezekkerûne).

 

Ya da kim, icabet eder zorda kalmışa ki, davet ‘dua’ ettiği zaman ve giderir kötülüğü ve kılar sizleri, halefler (medeniyette yerine geçen) yeryüzünde! Bunlar’ mı, ilâh’a ‘işaret’? Allâh ile beraber! Ne de az hatırda tutarsınız!

 

27:63  Emmen yehdîkum fî zulumâtil berri vel bahri ve men yursilur riyâha buşren beyne yedey rahmetih (rahmetihî), e ilâhun meallâh (meallâhi), teâlallâhu ammâ yuşrikûn (yuşrikûne).

 

Ya da kim, yönlendirir sizleri karanlıklarında, karanın ve denizin?! Ve kim, gönderir rüzgârları müjdeleyici; ‘belli ederek’ önlerinden bahşetmesi, bağışlamasını (yağmuru)?! Bunlar’ mı, ilâh’a ‘işaret’? Allâh ile beraber! Yücedir Allâh, onların ortak yakıştırdıkları şeylerden!

 

27:64  Emmen yebdeul halka summe yuîduhu ve men yerzukukum mines semâi vel ard (ardı), e ilâhun meallâh (meallâhi), kul hâtû burhânekum in kuntum sâdikîn (sâdikîne).

 

Ya da kim, başlatandır, örneksiz, yoktan, oluşumunu yapılandırarak yaratmayı, sonra ‘çıkarıp’ geri döndürür ‘tekrar eder’ onu?! Kim, rızıklandırıyor sizleri, gökten ve yerden?! Bunlar’ mı, ilâh’a ‘işaret’? Allâh ile beraber! ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Getirin delilinizi, eğer samimilerseniz! “.

 

27:65  Kul lâ ya’lemu men fîs semâvâti vel ardıl gaybe illallâh (illallâhu) ve mâ yeş’urûne eyyâne yub’asûn (yub’asûne).

 

De ki: „ Bilemez kimse, göklerde ve yeryüzünde, algılanamayanı Allâh dışında! “. Ve farkında ‘bile’ değillerdir ki, ne ara diriltilirler.*

 

>16:21, 27:65, 27:66<

 

27:66  Beliddâreke ilmuhum fîl âhıreh (âhıreti), bel hum fî şekkin minhâ, bel hum minhâ amûn (amûne).

 

Ki, eriştiğinde âhirette ,‘gayretlerinin’ bilgisi onlara, ki, şüphe içindeler onlar ondan. Ki, (idrak etmek istemedikleri için) kördürler ondan.*

 

>6:9, 7:38, 17:72, 27:66<

 

27:67  Ve kâlellezîne keferû e izâ kunnâ turâben ve âbâunâ e innâ le muhracûn (muhracûne).

 

Ve dediler o kimseleri ki, ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlardır: „ Toprak olduğumuz zaman mı ve atalarımız da, mutlaka elbet ‘mezardan’ çıkarılırız ‘ha’!? “.*

 

>6:30, 36:81, 46:33, 50:15, 75:40, 83:4<

 

27:68  Lekad vuıdnâ hâzâ nahnu ve âbâunâ min kablu in hâzâ illâ esâtîrul evvelîn (evvelîne).

 

Andolsun vaad edildik biz bununla ve atalarımız da, daha önceleri.* Bu ise, evvelkilerin masallarından başka ‘bir şey’ değildir! “.*

 

>2:170, 6:148, 7:173, 14:10, 16:35, 36:6, 98:5<

 

>3:151, 4:117, 6:100, 10:18, 23:117, 39:3, 42:21, 46:5<

 

27:69  Kul sîrû fîl ardı fenzurû keyfe kâne âkibetul mucrimîn (mucrimîne).

 

‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ ‘İsterseniz’ dolaşın yeryüzünde, böylelikle bakın, nasıl oldu âkıbeti ‘günah’ suçlularının! “.

 

27:70  Ve lâ tahzen aleyhim ve lâ tekun fî daykın mimmâ yemkurûn (yemkurûne).

 

‘Yâ Muhammed!’, Ve hüzünlenme, onlar ‘davetine uymadılar diye’!* Ve olma daraltı içinde, kurdukları düzenler sebebiyle!

 

>5:48, 5:49, 11:12, 11:112, 11:113, 17:74, 28:87<

 

27:71  Ve yekûlûne metâ hâzel va’du in kuntum sâdıkîn (sâdıkîne).

 

Ve ‘hakikati örtmeye şartlanmışlar’ diyorlar ki: „ Ne zamanmış bu vaat (kıyâmet), eğer samimilerseniz?! “.*

 

>10:53, 10:54, 11:104, 11:105, 14:48, 16:111, 18:47, 20:15, 20:102, 21:104, 29:53, 40:59, 52:9, 70:8, 73:14, 73:18, 79:35, 101:104<

 

27:72  Kul asâ en yekûne radife lekum ba’dullezî testa’cilûn (testa’cilûne).

 

De ki: „ Ola ki, izliyordur sizleri ‘başınıza geleceklerin’ bazıları ki, acele istiyorsunuz! “.

 

27:73  Ve inne rabbeke le zû fadlın alen nâsi ve lâkinne ekserehum lâ yeşkurûn (yeşkurûne).

 

Ve şüphesiz ki Rabbin, elbette liyakat sahibidir insanlara! Ve lâkin onların birçoğu, şükretmezler.

 

27:74  Ve inne rabbeke le ya’lemu mâ tukinnu sudûruhum ve mâ yu’linûn (yu’linûne).

 

Ve şüphesiz ki Rabbin, elbette bilir, göğüslerindeki ‘gönüllerde’ gizli tutulan şeyleri (niyetleri) ve açıkladıkları şeyleri!*

 

>2:255, 6:59, 11:123, 13:9, 15:24, 16:19, 67:13, 67:14<

 

27:75  Ve mâ min gâibetin fîs semâi vel ardı illâ fî kitâbin mubîn (mubînin).

 

Ve yoktur algılanamayandan, gökte ve yerde ki, olmasın apaçık ‘İlâhî esasları açıklayan’ kitapta (Levh-i Mahfûz; Allâh’ın ilminin, saklanmış ve korunmuş kayıt levhası)!*

 

>6:59, 13:39, 36:12, 57:22, 85:21, 85:22<

 

27:76  İnne hâzel kur’âne yakussu alâ benî isrâîle ekserellezî hum fîhi yahtelifûn (yahtelifûne).

 

Muhakkak ki, bu Kur’ân, kıssa eder ‘bahseder’ üzerlerine İsrâîloğullarının ki onunla, onların birçoğunun hakkında ihtilâf ettikleri o şeyde.*

 

>7:34, 10:19, 11:110, 20:129, 41:45, 42:14<

 

27:77  Ve innehu le huden ve rahmetun lil mu’minîn (mu’minîne).

 

Ve muhakkak ki o, elbette yönlendirilmeye ‘vesiledir’ ve bahşedilme, bağışlanma, esirgenme, inançlılara!*

 

>2:2, 7:52, 10:38, 10:57, 16:102, 17:82, 17:106, 26:192, 26:193, 26:194, 26:195<

 

27:78  İnne rabbeke yakdî beynehum bi hukmihî, ve huvel azîzul alîm (alîmu).

 

Muhakkak ki Rabbin, değerlendirir onların aralarında, Kendi hükmü ile.* Ve O’dur, mutlak yüce, eşsiz, benzersiz; en iyi bilen!

 

>6:60, 9:109, 9:110, 10:19, 24:64, 27:83, 27:84, 27:85<

 

27:79  ‘Fe tevekkel alâllâh (alâllâhi), inneke alel hakkıl mubîn (mubîni).

 

Yâ Muhammed!’, Artık itimat et Allâh’a! Muhakkak ki sen, apaçık Hak ‘tan inen, İlâhî esaslar’ üzeresin!

 

27:80  İnneke lâ tusmiul mevtâ ve lâ tusmius summed duâe izâ vellev mudbirîn (mudbirîne).

 

‘Yâ Muhammed!’, Muhakkak ki sen, duyuramazsın ölülere ve duyuramazsın sağırlara çağrıyı ki, arkalarını dönüp ‘kaçtıkları’ zaman (anlamak istemedikleri için, idrak kuvveleri kilitlidir).*

 

>2:171, 3:108, 6:104, 7:101, 7:179, 8:22, 8:23, 10:100, 13:19, 17:72, 17:97, 21:45, 22:46, 25:44, 40:35, 64:11, 67:10<

 

27:81  Ve mâ ente bi hâdîl umyi an dalâletihim, in tusmiu illâ men yu’minu bi âyâtinâ fe hum muslimûn (muslimûne).

 

‘Yâ Muhammed!’, Ve sen değilsin körü* ‘Allâhû Teâlâ’nın razı olduğu yola’ yönlendiren, sapkınlıklarından! Olsa olsa, ancak âyetlerimize ‘samimi’ inanan kişilere duyurabilirsin! Oysa ki, onlar ‘zaten’ Müslümanlardır (Allâhû Teâlâ’ya teslimiyeti benimseyen).*

 

>2:171, 3:108, 6:104, 7:101, 7:179, 8:22, 8:23, 10:100, 13:19, 17:72, 17:97, 21:45, 22:46, 25:44, 40:35, 64:11, 67:10<

 

>27:81, 28:52, 28:53, 30:53<

 

27:82  Ve izâ vakaal kavlu aleyhim ahracnâ lehum dâbbeten minel ardı tukellimuhum ennen nâse kânû bi âyâtinâ lâ yûkınûn (yûkınûne).

 

‘Kıyâmet’ vaki olduğu zaman çıkarırız aleyhlerine onların, yerden mahlûkat ki, konuşur onlara* olduğunu insanların, (Kur’ân-ı Kerîm’in bildirdiği neticesine) kat’i inanmayanlar olduklarını.*

 

>19:84, 24:24, 27:82, 36:65<

 

>2:6, 6:12, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 8:55, 10:39, 10:40, 10:96, 10:97, 17:10, 26:201<

 

27:83  Ve yevme nahşuru min kulli ummetin fevcen mimmen yukezzibu bi âyâtinâ fe hum yûzeûn (yûzeûne).

 

Ve o gün* bir araya getiririz her ümmetten bir bölük ki, yalanlayan kişilerdir âyetlerimizi; böylelikle dağıtıldılar…*

 

>11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 14:49, 21:103, 22:56, 24:24, 25:26, 28:66, 30:14<

 

>4:41, 5:109, 27:17, 27:83, 41:19, 46:6, 81:5<

 

27:84  Hattâ izâ câû kâle e kezzebtum bi âyâtî ve lem tuhîtû bihâ ılmen em mâzâ kuntum ta’melûn (ta’melûne).

 

Ta ki, geldikleri zamana kadar. ‘Âhirette, Allâhû Teâlâ’ dedi ki: „ Yalanladınız mı âyetlerimi ki, kavrayamadınız da onu, ilimle?!* Pekâlâ, nedir gayret ediyor olduğunuz? “.*

 

>6:98, 10:39, 20:110, 20:114<

 

>6:60, 9:109, 9:110, 10:19, 24:64, 27:83, 27:84, 27:85<

 

27:85  Ve vakaal kavlu aleyhim bimâ zalemû fe hum lâ yentıkûn (yentıkûne).

 

Ve vaki oldu üzerlerine ‘vaadedilen’ söz ki, zulmettikleri sebebiyledir. Artık konuşamazlar onlar.

 

27:86  E lem yerev ennâ cealnel leyle li yeskunû fîhî ven nehâra mubsırâ (mubsıran), inne fî zâlike le âyâtin li kavmin yu’minûn (yu’minûne).

 

Görmüyorlar mı ki, nasıl kıldık geceyi onda sükûnet bulmaları için ve gündüzü görmeye. Muhakkak ki işte bunda, elbette âyetler ‘alâmetler vardır, samimi’ inanan bir toplum için!*

 

>2:2, 7:52, 10:38, 10:57, 16:102, 17:82, 17:106, 26:192, 26:193, 26:194, 26:195<

 

27:87  Ve yevme yunfehu fîs sûri fe fezia men fis semâvâti ve men fîl ardı illâ men şâallâh (şâallâhu), ve kullun etevhu dâhırîn (dâhırîne).

 

Ve Sûr’a üfürüldüğü gün** dehşete kapılır göklerdeki kimseler* ve yeryüzündeki kimseler; ki, Allâh’ın dilediği kişi dışında. Ve her biri varırlar O’na, ‘Zât’ının hükmüne’ boyun eğerek.*

 

Sûr’a üfürülme ile kıyametin başlatılması ve bu sesin çöl kumu sesine benzetilmesi: – https://ikra.vision

 

İlk diriliş, 2. Sûr’a üfürülme: – https://ikra.vision

 

Dünya dışı başka varlıkların yaşadığı: – https://ikra.vision

 

>2:255, 3:83, 6:59, 13:15, 16:49, 17:44, 22:18, 67:14<

 

27:88  Ve terel cibâle tahsebuhâ câmideten ve hiye temurru merres sehâb (sehâbi), sun’allâhillezî etkane kulle şey’ (şey’in), innehu habîrun bimâ tef’alûn (tef’alûne).

 

Ve görürsün dağı ki, sanırsın onu kaskatı; ve o, geçer gider, bulutun geçişi ‘gibi’; ki, Allâh’ın işlemesiyle. Zât’ı ki, mükemmelleştirdi her şeyi. Şüphesiz ki, O, haberdar, üstün bilgi sahibidir; uyguladığınız şeylerden!

 

27:89  Men câe bil haseneti fe lehu hayrun minhâ, ve hum min fezein yevmeizin âminûn (âminûne).

 

Kim, ‘Allâhû Teâlâ’nın huzuruna’ iyilikle gelirse, o hâlde onadır, ondan daha hayırlısı.         Ve onlar dehşetten, izin günü (Allâhû Teâlâ’nın izniyle gerçekleşecek kıyâmet günü),* güvendedirler.

 

>11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 14:49, 21:103, 22:56, 24:24, 25:26, 28:66, 30:14<

 

27:90  Ve men câe bis seyyieti fe kubbet vucûhuhum fîn nâr (nâri), hel tuczevne illâ mâ kuntum ta’melûn (ta’melûne).

 

Ve kim kötülükle gelirse, artık, yüzleri ateş içindedir ki, cezalandırılırsınız ancak gayret ediyor olduğunuz şeylerden!*

 

>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 36:63, 39:8, 40:6<

 

27:91  İnnemâ umirtu en a’bude rabbe hâzihil beldetillezî harremehâ ve lehu kullu şey’in ve umırtu en ekûne minel muslimîn (muslimîne).

 

‘Yâ Muhammed!, De ki’: „ Emrolundum ki, ancak ‘hizmetle, ibadetle’ Rabbe kulluk etmemle;* ve her şeyin kendisine ait olduğu, buradaki şehri hürmetli, yasakların uygulandığı mukaddes (Mekke)* kılan Zât’ına. Ve emrolundum ki, Müslüman (Allâhû Teâlâ’ya teslimiyeti benimseyen) olmamla!

 

>2:21, 2:153, 2:186, 6:102, 7:55, 7:56, 7:205, 15:98, 15:99, 17:110, 20:8, 59:24, 98:5<

 

>2:126, 2:127, 3:96, 3:97, 8:26, 27:91, 28:57, 29:67<

 

27:92  Ve en etluvel kur’ân (kur’âne), fe menihtedâ fe innemâ yehtedî li nefsih (nefsihî), ve men dalle fe kul innemâ ene minel munzirîn (munzirîne).

 

Ve kıraat etmemle Kur’ân-ı! “. Ki, nihayet kim, ‘Allâhû Teâlâ’nın razı olduğu yola’ yönelmişse, artık sadece kendi benliği için yönelmiştir. Ve kim saptıysa, artık deki: „ Ben, sadece ‘kıyâmetle’ uyaranlardanım! “.*

 

>2:256, 4:170, 6:104, 7:146, 10:108, 11:120, 17:107, 18:29, 39:41, 90:10<

 

>6:66, 6:104, 6:107, 7:2, 10:108, 11:120, 20:100, 20:124, 39:41, 90:10<

 

27:93  Ve kulil hamdu lillâhi seyurîkum âyâtihî fe ta’rifûnehâ, ve mâ rabbuke bi gâfilin ammâ ta’melûn (ta’melûne).

 

‘Yâ Muhammed!’, Ve de ki: „ ‘Esas’ yüceltilme, övgü, ‘sırf’ Allâh’adır! Gösterir sizlere âyetlerini ‘alâmetlerini’! Ki, nihayet tanırsınız onları! “.* Ve değildir Rabbin bihaber, gayret ettiğiniz şeylerden!

 

>7:52, 7:185, 10:101, 12:105, 18:109, 27:93, 31:27, 41:53, 51:20, 51:21, 51:22, 51:23<