„ Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm! Bismillâhirrahmânirrahîm! “.
„ Sığınırım Allâh’a, şeytanın ‘şerrinden’ ki, taşlanmıştır (merhametinden uzaklaştırılmıştır)!*
>7:200, 15:34, 16:98<
Allâh adına… Ki, sonsuz şefkatle merhamet edendir; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir! “.
28:1 Tâ sîn mîm.
Tâ, Sîn, Mîm…*
Kur’ân’ın şifresi, anahtarı Hurûf-ı Mukattaa: – https://ikra.vision
28:2 Tilke âyâtul kitâbil mubîn (mubîni).
Bunlar âyetleridir, apaçık ‘İlâhî esasları açıklayan’ kitabın (Levh-i Mahfûz; Allâh’ın ilminin, saklanmış ve korunmuş kayıt levhası)!*
>6:59, 13:39, 36:12, 57:22, 85:21, 85:22<
28:3 Netlû aleyke min nebei mûsâ ve fir’avne bil hakkı li kavmin yu’minûn (yu’minûne).
‘Yâ Muhammed!’, Kıraat ediyoruz onu sana, havadisinden Mûsâ ve Firavunun hak ile ‘gayeyle’, inançlı bir toplum için!*
>2:2, 7:52, 10:38, 10:57, 16:102, 17:82, 17:106, 26:192, 26:193, 26:194, 26:195<
28:4 İnne fir’avne alâ fîl ardı ve ceale ehlehâ şiyean yestad’ıfu tâifeten minhum yuzebbihu ebnâehum ve yestahyî nisâehum, innehu kâne minel mufsidîn (mufsidîne).
Muhakkak ki Firavun, yüceydi o yerde. Yerleştirdi erbabını ‘ayrı ayrı’ taraflara ki, zayıf ‘âciz’ bırakıyor bir tayfayı; oğullarının boğazını kesiyorlar ve kadınlarını ‘hayâsızca davranarak’ utandırıyorlardı. Muhakkak ki o, oldu bozgunculardan.
28:5 Ve nurîdu en nemunne alellezînestud’ıfû fîl ardı ve nec’alehum eimmeten ve nec’alehumul vârisîn (vârisîne).
Ve muradımız, ‘lâyık görüp’ minnettar kılmak, zayıf ‘âciz’ bırakılan kimseleri yeryüzünde. Ve onları rehberler kılmak ve onları vârisler kılmak.*
>2:124, 6:84, 28:5, 32:24<
28:6 Ve numekkine lehum fîl ardı ve nuriye fir’avne ve hâmâne ve cunûdehumâ minhum mâ kânû yahzerûn (yahzerûne).
Ve imkânlandıralım onları yeryüzünde. Ve gösterelim Firavun ve Hâmân’a ve ordularına ki, onlardan ‘âciz bıraktıklarından’ sakınıyor oldukları şeyleri (isyanlarına tanık olmalarını sağlayarak).
28:7 Ve evhaynâ ilâ ummi mûsâ en erdıîh (erdıîhi), fe izâ hıfti aleyhi fe elkîhi fîl yemmi ve lâ tehâfî ve lâ tahzenî, innâ râddûhu ileyki ve câılûhu minel murselîn (murselîne).
Ve vahyettik** annesine ki, emzirmesini onu ‘bebek Mûsâ’yı. Sonra dedik ki’: „ Nihayet korktuğun zaman aleyhine, artık bırak onu deryaya! Ve korkma ve hüzünlenme, muhakkak ki geri döndürürüz onu sana! Ve kılarız onu gönderilmiş ‘elçilerden’! “.
>2:253, 4:164, 7:62, 7:117, 7:143, 19:9, 21:45, 42:51<
(42:51’den bilindiği gibi, Allâhû Teâlâ’nın, hiçbir insanla konuşması olmamıştır! Kelâmıyla olsa da, yine vahiyledir veya melekler aracılığıyla.)
28:8 Feltekatahû âlu fir’avne li yekûne lehum aduvven ve hazenâ (hazenen), inne fir’avne ve hâmâne ve cunûdehumâ kânû hâtıîn (hâtıîne).
Böylece bulup aldı onu, Firavun hanedanı ki, ‘ilerde, kendilerine’ düşman ve üzüntü olması için. Muhakkak ki, Firavun ve Hâmân ve orduları oldular (bebek katliamıyla) hata edenlerden.
28:9 Ve kâletimraetu fir’avne kurretu aynin lî ve lek (leke), lâ taktulûhu asâ en yenfeanâ ev nettehızehu veleden ve hum lâ yeş’urûn (yeş’urûne).
Ve dedi ki Firavun’un karısı: „ Göz aydınlığıdır bana ve sana! Öldürmeyin onu; ola ki, bizlere faydası olur veya onu evlât ediniriz! “. Ve onlar, ‘başlarına geleceklerin’ farkına ‘bile’ varmazlarken.
28:10 Ve asbaha fuâdu ummi mûsâ fârigâ (fârigan), in kâdet le tubdî bihî lev lâ en rabatnâ alâ kalbihâ li tekûne minel mu’minîn (mu’minîne).
Ve sabahladı gönlü boş annesi, ‘bebek’ Mûsâ’nın. Neredeyse elbette açıklayacaktı onu ‘durumu’ ki, olmasaydı pekiştirmemiz yüreğini, inançlılardan olması için.
28:11 Ve kâlet li uhtihî kussîhi fe besurat bihî an cunubin ve hum lâ yeş’urûn (yeş’urûne).
Ve dedi ki ablasına: „ Takip et onu! “. ‘O da’ böylelikle bakıyordu ona uzaktan ve onlar, farkına ‘bile’ varmazlarken.
28:12 Ve harremnâ aleyhil merâdıa min kablu fe kâlet hel edullukum alâ ehli beytin yekfulûnehu lekum ve hum lehu nâsıhûn (nâsıhûne).
Ve haram ‘caiz olmaz’ kıldık üzerine, süt annelerini daha önceden. ‘Ablası, onlara’ dedi ki: „ delalet edeyim mi size bir ev ahalisi, ki ona kefil olup ‘emzirecek, bakımını üstlenecek’ sizler için? Ve onlar ona iyi nasihatçiler! “.
28:13 Fe redednâhu ilâ ummihî key tekarra aynuhâ ve lâ tahzene ve li ta’leme enne va’dallâhi hakkun ve lâkinne ekserehum lâ ya’lemûn (ya’lemûne).
Böylece onu, annesine geri döndürdük ki, ona göz aydınlığı olsun ve hüzünlenmesin. Ve bilmesi için ki, Allâh’ın vaadinin, gerçek olduğunu. Ve lâkin onların birçoğu, bilmezler.
28:14 Ve lemmâ belega eşuddehu vestevâ âteynâhu hukmen ve ilmâ (ilmen), ve kezâlike neczîl muhsinîn (muhsinîne).
Ve ulaştığında gücüne ve oturaklılığa, verdik ona, idrak ‘yetisi’ ve ‘hakikat bilgisi’ ilmi. Ve işte böyledir ödülü, ‘kendisini’ koruyan, iyilere!
28:15 Ve dehalel medînete alâ hîni gafletin min ehlihâ fe vecede fîhâ raculeyni yaktetilâni hâzâ min şîatihî ve hâzâ min aduvvih (aduvvihî), festegâsehullezî min şîatihî alellezî min aduvvihî, fe vekezehu mûsâ fe kadâ aleyhi kâle hâzâ min ameliş şeytân (şeytâni), innehu aduvvun mudillun mubîn (mubînun).
Ve girdi şehre bihaber oldukları esnada, ahalisinin. Derken, buldu orada dövüşen iki adam ki, bu ‘biri’ onun tarafı ve şu ‘diğeri de’ düşmanlarından. Derken, yardım istedi ondan, ki o taraf ‘olduğu’, düşmanlarından olana karşı. Bunun üzerine dürttü onu ‘öbürünü’ Mûsâ. Böylece ‘Allâhû Teâlâ’, olmasına takdir etti, ‘ölümü’ ona.* ‘Mûsâ aleyhisselâm’, dedi ki: „ Bu şeytanın gayretlerindendir! Muhakkak ki o ‘şeytan’, apaçık saptıran düşmandır! “.*
>3:145, 3:154, 4:78, 6:2, 28:15, 39:42<
>2:208, 2:268, 4:120, 5:91, 6:121, 8:48, 14:22, 16:99, 17:62, 17:63, 17:64, 17:65, 24:21, 35:6<
28:16 Kâle rabbi innî zalemtu nefsî fâgfirlî fe gafera leh (lehu), innehu huvel gafûrur rahîm (rahîmu).
Dedi ki: „ Rabbim… Muhakkak ki ben, zulmettim benliğime! Artık bağışla beni! “. Buna rağmen bağışladı onu. Şüphesiz ki O… O’dur ki, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayan;* inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşeden!
>4:48, 5:39, 15:49, 17:25, 20:82, 25:71, 28:16, 39:53<
28:17 Kâle rabbi bimâ en’amte aleyye fe len ekûne zahîren lil mucrimîn (mucrimîne).
‘Mûsâ aleyhisselâm’, dedi ki: „ Rabbim… Üzerime ‘iyi hâl’ bağışladığın sebebiyle, artık asla olmam arka çıkan, ‘günah’ suçluları için! “.
28:18 Fe asbaha fîl medîneti hâifen yeterakkabu fe izellezîstensarahu bil emsi yestasrihuh (yestasrihuhu), kâle lehu mûsâ inneke le gaviyyun mubîn (mubînun).
Derken sabahladı şehirde, korkuyla gözetleyerek. Fakat o ki, medet isteyen ondan dün, ‘yine’ yardım istiyor. Dedi ki ona, Mûsâ: „ Muhakkak ki sen, elbette apaçık bir zalimsin! “.
28:19 Fe lemmâ en erâde en yabtışe billezî huve aduvvun lehumâ kâle yâ mûsâ e turîdu en taktulenî kemâ katelte nefsen bil emsi in turîdu illâ en tekûne cebbâren fîl ardı ve mâ turîdu en tekûne minel muslihîn (muslihîne).
Bu yüzden muradı mutlaka tutmak ‘kayırmak’ olunca o kimseyi ki, o, onlara düşman; ‘kurtardığı adam, ikiyüzlülük yaparak’* dedi ki: „ Yâ Mûsâ, muradın öldürmek mi beni? Ki, katlettiğin gibi bir cana ‘kıyıp’ dün! Eğer muradın ‘buysa’, illâki zorba olursun yeryüzünde; ve muradın ‘gidişatı’ düzeltenlerden olmak ‘değildir’! “.
(Muhtemelen Mûsâ aleyhisselâm’ın kurtardığı adamın bu sefer umudu kalmayınca askerin elinden kurtulmak için, suçsuzluğunu belirtip onu karalayıp ikiyüzlülüğe başvurdu.)
28:20 Ve câe raculun min aksal medîneti yes’â kâle yâ mûsâ innel melee ye’temirûne bike li yaktulûke fahruc innî leke minen nâsıhîn (nâsıhîne).
(Bu olay haber olunca da) Ve geldi bir adam koşarak, şehrin uzak bir yerinden dedi ki: „ Yâ Mûsâ, muhakkak ki, yetkililer hakkında hüküm veriyorlar öldürmek için seni; hemen çık! Mutlaka ben, sana ‘iyiliğin için’ nasihat edenlerdenim! “.
28:21 Fe harece minhâ hâifen yeterakkabu, kâle rabbi neccinî minel kavmiz zâlimîn (zâlimîne).
Hemen çıktı oradan korkuyla gözetleyerek. Dedi ki: „ Rabbim… Kurtar beni zalimler toplumundan! “.*
>28:25<
28:22 Ve lemmâ teveccehe tilkâe medyene kâle asâ rabbî en yehdiyenî sevâes sebîl (sebîli).
Ve yöneldiğinde Medyen tarafına, dedi ki: „ Ola ki, Rabbim yönlendirir beni orantılı yola! “.
28:23 Ve lemmâ verede mâe medyene vecede aleyhi ummeten minen nâsi yeskûn (yeskûne), ve vecede min dûnihimumreeteyni tezûdân (tezûdâni), kâle mâ hatbukumâ, kâletâ lâ neskî hattâ yusdirar riâu ve ebûnâ şeyhun kebîr (kebîrun).
Ve vardığında bir suya Medyen de, buldu üzerinde bir ümmetin insanlarından ki, su taşıyan. Ve buldu onlardan ziyade iki kadın ‘daha ki, suvarmaktan’ engelliyorlar. ‘Mûsâ aleyhisselâm’, dedi ki: „ Nedir maksadınız? “. Dediler ki: „ Suvaramayız ‘sürüyü’ çoban çekilene kadar! Ve ‘erkek olarak’ babamız ‘var’ ki, kocamış, yaşlı! “.
28:24 Fe sekâ lehumâ summe tevellâ ilez zılli fe kâle rabbi innî limâ enzelte ileyye min hayrin fakîr (fakîrun).
Hemen ‘müdahale edip’, suvardı onlar ‘için sürüyü’. Sonra dönüp ‘çekildi bir’ gölgeye, böylelikle dedi ki: „ Rabbim… Doğrusu, bana ‘şimdiye dek’ indirdiğin ‘her’ hayırdan fakirim ‘yosunum’! “.**
(Saray hayatından sonra, gelip düştüğü şu durumu idrak etmesiyle, yaşadıklarına anlam vermeye çalışması ve medet beklemesi olabilir.)
>2:216, 61:11<
28:25 Fe câethu ıhdâhumâ temşî alestihyâin, kâlet inne ebî yed’ûke li yecziyeke ecra mâ sekayte lenâ, fe lemmâ câehu ve kassa aleyhil kasasa kâle lâ tehaf, necevte minel kavmiz zâlimîn (zâlimîne).
Derken, geldi ona yürüyerek onlardan ‘kadınlardan’ biri, utana sıkıla; dedi ki: „ Mutlaka babam seni davet ediyor ki, ödüllendirmek için seni bir ücretle; suvardığın için bizlere ‘sürüyü’! “ Böylelikle geldiğinde ona, kıssa etti ‘bahsetti’ kıssasını. ‘O’da’ dedi ki: „ Korkma, kurtuldun zalimler toplumundan! “.
28:26 Kâlet ıhdâhumâ yâ ebetiste’cirhu inne hayra meniste’certel kaviyyul emîn (emînu).
Dedi ki, onlardan ‘kadınlardan’ biri: „ Yâ babacığım! Ücretle kirala onu! Mutlaka en hayırlısıdır ‘diğer’ ücretli kiraladığın kimselerden ki, ‘hem’ güçlü, ‘hem’ güvenilir! “.
28:27 Kâle innî urîdu en unkihake ihdebneteyye hâteyni alâ en te’curenî semâniye hıcec (hıcecin), fe in etmemte aşran fe min indik (indike), ve mâ urîdu en eşukka aleyk (aleyke), setecidunî in şâallâhu mines sâlihîn (sâlihîne).
‘Baba, bir zaman’ dedi ki: „ Doğrusu muradım, nikâhlamak sana, şu iki kızlarımdan birini ki, ücretli kiralığına karşılık sekiz hac ‘ziyareti’!* Eğer ‘bunu’ on a tamamlarsan, artık nezdindendir! Ve değil muradım sana meşakkat. Bulacaksın beni, eğer dilerse Allâh, erdemlilerden! “.
(Kutsal kitap Zebur’a göre edilen Hac olmalı.)
28:28 Kâle zâlike beynî ve beynek (beyneke), eyyemel eceleyni kadaytu fe lâ udvâne aleyy (aleyye), vallâhu alâ mâ nekûlu vekîl (vekîlun).
‘Mûsâ aleyhisselâm’, dedi ki: „ İşte bu senin ve benim aramdadır; ki, iki vadeden hangisini icra edersem! Bu yüzden, olmasın düşmanlık aleyhime! Allâh, söylediğimiz şeyler üzerinde her hususta tanık, idareyi üstlenen, itimat edilendir! “.
28:29 Fe lemmâ kadâ mûsel ecele ve sâre bi ehlihî ânese min cânibit tûri nârâ (nâren), kâle li ehlihimkusû innî ânestu nâren leallî âtîkum minhâ bi haberin ev cezvetin minen nâri leallekum testalûn (testalûne).
Artık icra ettiğinde Mûsâ vadeyi ve yola çıktı ‘ev’ ahalisiyle. Fark etti ki, Tur’un (Sînâ’daki Tur dağı) yamacında bir ateş.* Dedi ki ‘ev’ ahalisine: „ Bekleyin! Muhakkak ki ben, bir ateş fark ettim; belki getiririm size ondan bir haber veya bir tutam ateşten ki, belki ısınırsınız! “.
(Şimşek çakması nedeniyle yanan çalılar olabilir.)
28:30 Fe lemmâ etâhâ nûdiye min şâtııl vâdil eymeni fîl buk’atil mubâreketi mineş şecerati en yâ mûsâ innî enallâhu rabbul âlemîn (âlemîne).
Artık vardığında oraya, nidâ edildi ki,** vadinin sağ tarafındaki mübarek bir ağaçtan: „ Yâ Mûsâ! Şüphesiz ki Benim, Allâh; ki, var olan her şeyin Rabbi! “.
>2:253, 4:164, 7:62, 7:117, 7:143, 19:9, 21:45, 42:51<
(42:51’den bilindiği gibi, Allâhû Teâlâ’nın, hiçbir insanla konuşması olmamıştır! Kelâmıyla olsa da, yine vahiyledir veya melekler aracılığıyla.)
28:31 Ve en elkı asâk (asâke), fe lemmâ reâhâ tehtezzu keennehâ cânnun vellâ mudbiren ve lem yuakkıb, yâ mûsâ akbil ve lâ tehaf, inneke minel âminîn (âminîne).
Ve atmasını ‘istedik’; asanı ‘yere, bırak diye’! Ne var ki, gördüğünde onun depreşen cinler gibi olduğunu, dönüp ‘kaçtı’ arkasına ve ardına bakmadan. „ Yâ Mûsâ! Gel hadi; korkma! Muhakkak ki, emniyette ‘olanlardansın’!
28:32 Usluk yedeke fî ceybike tahruc beydâe min gayri sû (sûin), vadmum ileyke cenâhake miner rehbi fe zânike burhânâni min rabbike ilâ fir’avne ve melâih (melâihî), innehum kânû kavmen fâsikîn (fâsikîne).
Sok elini cebine ki, çıkar berrak, kusursuz, koyduğun ‘gibi, her zaman’ kanatlarına ‘böğrüne’ korkusuzca! İşte bu iki delildir Rabbinden Firavuna ve yetkililerine! “.* Muhakkak ki oldular, fesat bir toplum.
>7:107, 7:108, 7:133, 7:160, 7:171, 17:101, 26:63, 28:30<
28:33 Kâle rabbi innî kateltu minhum nefsen fe ehâfu en yaktulûn (yaktulûni).
‘Mûsâ aleyhisselâm’ dedi ki: „ Rabbim… Doğrusu, öldürdüm onlardan bir cana ‘kıyıp’! Bu yüzden korkarım ki, öldürmelerinden beni! *
>20:40, 28:15, 28:20, 28:21<
28:34 Ve ahî hârûnu huve efsahu minnî lisânen fe ersilhu maiye rid’en yusaddıkunî, innî ehâfu en yukezzibûn (yukezzibûni).
Ve ağabeyim Hârûn, o, daha belagatlidir lisanı ‘dili’, benden. Bu yüzden, gönder ‘bu emri, ona da’ ki, benimle beraber görüşümü tasdikler benim! Doğrusu, korkarım yalanlamalarından beni! “.*
>20:27, 20:28, 28:33, 28:34, 43:52<
28:35 Kâle se neşuddu adudeke bi ahîke ve nec’alu lekumâ sultânen fe lâ yasılûne ileykumâ bi âyâtinâ, entumâ ve menittebeakumel gâlibûn (gâlibûne).
‘Allâhû Teâlâ’ dedi ki: „ Güçlendireceğiz pazunu (dînin kolu, pazusu) ağabeyinle! Ve belirleriz ikinize de delil; öyle ki, vasıl olamazlar ikinize de, âyetlerimizle ‘alâmetlerimizle vardığınızda’ ikiniz!* Ve size uyan kimseler ki, galip olanlardır!
>7:107, 7:108, 7:133, 7:160, 7:171, 17:101, 26:63, 28:30<
28:36 Fe lemmâ câehum mûsâ bi ayâtinâ beyyinâtin kâlû mâ hâzâ illâ sihrun mufteren ve mâ semi’nâ bi hâzâ fî âbâinel evvelîn (evvelîne).
Ne var ki, geldiğinde onlara Mûsâ, âyetlerimizle ayan beyan ‘delillerle’, dediler ki: „ Bu ancak uydurulmuş sihir ‘dalavere’! Ki, duymadık bunun ‘gibi bir vakayı’ evvelki atalarımızdan da! “.*
>2:170, 6:148, 7:173, 14:10, 16:35, 36:6, 98:5<
28:37 Ve kâle mûsâ rabbî a’lemu bi men câe bil hudâ min indihî ve men tekûnu lehu âkıbetud dâr (dârı), innehu lâ yuflihuz zâlimûn (zâlimûne).
Ve dedi ki Mûsâ: „ Rabbim, en iyi bilendir; ki, kim gelir O’nun katından yönlendirilmeyle ve kimin ‘lehine’ olur ‘esenlik’ diyarı âkıbeti! “.* Muhakkak ki, zalimler, felâha eremezler!
>2:195, 7:128, 8:40, 11:49, 13:22, 13:23, 13:24, 13:35, 18:44, 25:15, 28:77, 28:83<
28:38 Ve kâle fir’avnu yâ eyyuhel meleu mâ alimtu lekum min ilâhin gayrî, fe evkıd lî yâ hâmânu alet tîni fec’al lî sarhan leallî attaliu ilâ ilâhi mûsâ ve innî le ezunnuhu minel kâzibîn (kâzibîne).
Ve dedi ki Firavun: „ Ey yetkililer! Bilmiyorum sizlere gayrı ilâh! (Alaycı tavırla) Hemen ateş yak ki, ey Hâmân kil üzerinde, hemen yap bir kule; belki aşina olurum İlâhına Mûsâ’nın! Ve muhakkak ki, elbette zannediyorum ki onu, yalancılardan! “.
>7:127, 26:29, 28:38, 79:24<
28:39 Vestekbere huve ve cunûduhu fîl ardı bi gayril hakkı ve zannû ennehum ileynâ lâ yurceûn (yurceûne).
Ve kibirlendi o ve orduları, yeryüzünde, haksız yere. Ve zannettiler ki onlar, Bize rücu edilmez olduklarını!
28:40 Fe ehaznâhu ve cunûdehu fe nebeznâhum fîl yemm (yemmi), fanzur keyfe kâne âkıbetuz zâlimîn (zâlimîne).
Derken aldık ‘yakaladık’ onu ve ordularını bunun üzerine, attık deryaya.** Haydi bak, nasıl oldu âkıbeti zalimlerin!*
>10:103, 21:88, 30:47, 40:51<
Firavun, Haman ve Karun’un inkârı ve yok edilmeleri: – https://ikra.vision
>6:123, 7:86, 8:36, 11:19, 14:3, 16:88, 17:16, 34:34, 43:23<
28:41 Ve cealnâhum eimmeten yed’ûne ilen nâr (nârı), ve yevmel kıyâmeti lâ yunsarûn (yunsarûne).
Ve kıldık onları, rehberler ‘ibret’, ki davet ederler ateşe. Ve kıyâmet günü ‘onlara’ yardım olunmaz.
28:42 Ve etba’nâhum fî hâzihid dunyâ la’neh (la’neten) ve yevmel kıyâmeti hum minel makbûhîn (makbûhîne).
Ve uğrattık burada dünyada lânete ve kıyâmet günü de onlar, çirkinleşenlerdendir.
28:43 Ve lekad âteynâ mûsel kitâbe min ba’di mâ ehleknel kurûnel ûlâ besâire lin nâsi ve huden ve rahmeten leallehum yetezekkerûn (yetezekkerûne).
Ve andolsun ki, verdik Mûsâ’ya kitap (Tevrât). Ki, ilk ‘uyarılan inkârcı’ uygarlıkları yok ettikten sonra,* basiretler ‘idrak vesilesi olsun’ insanlar için. Ve yönlendirilmeye ‘vesiledir’ ve bahşedilme, bağışlanma, esirgenmedir.* Ki, belki hatırda tutarlar!
>6:42, 6:43, 6:44, 6:45, 7:95, 7:96, 7:97, 7:98, 11:117, 15:4, 19:74, 19:75, 21:6, 23:64, 23:76<
>2:2, 7:52, 10:38, 10:57, 16:102, 17:82, 17:106, 26:192, 26:193, 26:194, 26:195<
28:44 Ve mâ kunte bi cânibil garbiyyi iz kadaynâ ilâ mûsel emre ve mâ kunte mineş şâhidîn (şâhidîne).
‘Yâ Muhammed!’, Ve batı tarafında değildin, ‘bunların’ olmasına takdir ettiğimiz zaman. Ve sen şahitlerden de değildin!
28:45 Ve lâkinnâ enşe’nâ kurûnen fe tetâvele aleyhimul umur (umuru), ve mâ kunte sâviyen fî ehli medyene tetlû aleyhim âyâtinâ, ve lâkinnâ kunnâ mursilîn (mursilîne).
Ve lâkin inşa ettik, uygarlıklar; böylelikle onlara uzun olan bir ömür boyu’.* ‘Yâ Muhammed!’, Ve Medyen ahalisiyle oturuyor (yaşıyor) değildin ki, kıraat edesin onlara (oradaki hadiseleri ve sonraki) âyetlerimizi ‘alâmetlerimizi’! Ve lâkin Bizlerdik, gönderenler (Mûsâ aleyhisselâm’ı Medyen’e)!*
>3:151, 4:117, 6:100, 10:18, 23:117, 39:3, 42:21, 46:5<
>20:40<
28:46 Ve mâ kunte bi cânibit tûri iz nâdeynâ, ve lâkin rahmeten min rabbike li tunzire kavmen mâ etâhum min nezîrin min kablike leallehum yetezekkerûn (yetezekkerûne).
‘Yâ Muhammed!’, Ve Tur’un (Sînâ’daki Tur dağı) yamacında değildin, nida ettiğimiz zaman ‘Mûsâ’ya’!* Ve lâkin bahşedilme, bağışlanma, merhametle esirgenmedir Rabbinden; uyarman için ‘inkârcı bir’ halkı ki, senden önce uyaranlardan gelmeyen, onlara! Ki, belki hatırda tutarlar!*
>19:52<
>2:2, 7:52, 10:38, 10:57, 16:102, 17:82, 17:106, 26:192, 26:193, 26:194, 26:195<
28:47 Ve lev lâ en tusîbehum musîbetun bimâ kaddemet eydîhim fe yekûlû rabbenâ lev lâ erselte ileynâ resûlen fe nettebia âyâtike ve nekûne minel mu’minîn (mu’minîne).
Ve oysa ki, isabet etmesinde onlara bir musibet ki, elleriyle sundukları şeylerden, buna rağmen derler ki: „ Rabbimiz… Olmaz mıydı, gönderseydin bizlere de bir elçi ki, hemen uyardık âyetlerine* ve olalım ‘samimi’ inananlardan! “.*
>4:163, 4:164, 4:165, 6:130, 6:131, 6:155, 6:156, 6:157, 7:172, 7:173, 17:15, 20:134, 26:208, 28:59, 35:24, 67:8, 67:9<
>6:27, 25:26, 25:27, 32:12, 33:66, 33:67, 34:52, 34:53, 89:23<
28:48 Fe lemmâ câehumul hakku min indinâ kâlû lev lâ ûtiye misle mâ ûtıye mûsâ, e ve lem yekfurû bimâ ûtiye mûsâ min kabl (kablu), kâlû sihrâni tezâher (tezâhera), ve kâlû innâ bi kullin kâfirûn (kâfirûne).
Ne var ki, geldiğinde onlara nezdimizden gerçek, dediler ki ‘hakikati örtmeye şartlanmış kimseler’: „ Olmaz mıydı, verilen şeyin bir benzeri Mûsâ’ya, ‘sana da verilse’!? “.* Ve inkâr etmediler mi, verilen şeyi Mûsâ’ya, daha önceleri de?! Dediler ki: „ İki sihirbaz dayanışması! “. Ve dediler ki: „ Muhakkak ki biz, hepsini de inkâr edenleriz! “.
>6:124, 10:76, 20:133, 28:48, 53:36, 53:37, 74:52, 87:18, 87:19<
28:49 Kul fe’tû bi kitâbin min indillâhi huve ehdâ min humâ ettebi’ hu in kuntum sâdikîn (sâdikîne).
‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Öyleyse bir kitap getirin Allâh’ın katından ki, o ikisinden de daha doğruya yönlendiren; ki uyayım ona; eğer samimilerseniz! “.
28:50 Fe in lem yestecîbû leke fa’lem ennemâ yettebiûne ehvâehum, ve men edallu mimmenittebea hevâhu bi gayri huden minallâh (minallâhi), innallâhe lâ yehdil kavmez zâlimîn (zâlimîne).
‘Yâ Muhammed!’, Hâlâ eğer icabet etmezlerse sana, öyleyse bil ki, sadece uyarlar ‘kendi’ isteklerine! Ve kimdir daha sapmış o kimseden ki, uyandan ‘kendi’ isteklerine, Allâh’tan gayrı yönlendirilmeye!* Muhakkak ki Allâh, ‘hakikati örtmeye şartlandıkları için, razı olduğu yola’ yönlendirmez zalimler toplumunu!*
>2:171, 3:108, 6:104, 7:101, 7:179, 8:22, 8:23, 10:100, 13:19, 17:72, 17:97, 21:45, 22:46, 25:44, 40:35, 64:11, 67:10<
28:51 Ve lekad vassalnâ lehumul kavle leallehum yetezekkerûn (yetezekkerûne).
Ve andolsun ki, bitiştirdik art arda onlara sözü. Ki, belki hatırda tutarlar!*
>2:2, 7:52, 10:38, 10:57, 16:102, 17:82, 17:106, 26:192, 26:193, 26:194, 26:195<
28:52 Ellezîne âteynâhumul kitâbe min kablihî hum bihî yu’minûn (yu’minûne).
O kimseler ki, kitap ‘hakikat bilgisi’ verdiklerimiz onlara ‘Yahudiler ve Hristiyanlardan bazıları’, daha önce; onlar, ‘samimi’ inanırlar ona (Kur’ân-ı Kerîm’e).*
>2:121, 6:114, 10:40, 13:36, 28:52, 29:47<
28:53 Ve izâ yutlâ aleyhim kâlû âmennâ bihî innehul hakku min rabbinâ innâ kunnâ min kablihî muslimîn (muslimîne).
Ve kıraat edildiği zaman onlara ‘âyetler’, dediler ki: „ ‘Samimi’ inandık ona, muhakkak ki o ‘İlâhî esaslar’, gerçekten Rabbimizdendir!* Muhakkak ki biz, ondan önce de Müslümandık (Allâhû Teâlâ’ya teslimiyeti benimseyen)! “.*
>8:8, 9:32, 9:33, 10:82, 17:81, 40:14, 61:8, 61:9<
>27:81, 28:52, 28:53, 30:53<
28:54 Ulâike yu’tevne ecrehum merreteyni bimâ saberû ve yedraûne bil hasenetis seyyiete ve mimmâ razaknâhum yunfikûn (yunfikûne).
İşte onlar ki, verilir ecirleri iki defa (dünyada ve âhirette) ki, sabrettikleri sebebiyle. Ve savarlar iyilik ile kötülüğü! Ve onları rızıklandırdığımız şeylerden, ‘Allâhû Teâlâ’nın rızası için’ bağış yaparlar!
28:55 Ve izâ semiûllagve a’radû anhu, ve kâlû lenâ a’mâlunâ ve lekum a’mâlukum selâmun aleykum lâ nebtegîl câhilîn (câhilîne).
Ve işittiklerinde boş söz, aldırış etmezler ona! Ve derler ki: „ Ve bizim gayretlerimiz ‘bizleredir’ ve sizlerin gayretleriniz ‘sizleredir’! Selâmun aleykum! ‘Esenlik üzerinize!’ Rağbet etmeyiz cahillere ‘düşüncesizlere’! “.
28:56 İnneke lâ tehdî men ahbebte ve lâkinnallâhe yehdî men yeşâ’ (yeşâu), ve huve a’lemu bil muhtedîn (muhtedîne).
‘Yâ Muhammed!’, Muhakkak ki sen, yönlendiremezsin sevdiğin kişi ‘de olsa’! Ve lâkin Allâh, yönlendirir dilediği ‘rızasına uyan’ kişiyi.* Ve O’dur, en iyi bilen; ‘razı olduğu yola’ yönlendirilmişleri de!
>2:256, 5:16, 5:48, 7:178, 9:126, 16:9, 18:29, 31:22, 39:41, 64:11<
28:57 Ve kâlû in nettebiıl hudâ meake nutehattaf min ardınâ, e ve lem numekkin lehum haremen âminen yucbâ ileyhi semerâtu kulli şey’in rızkan min ledunnâ ve lâkinne ekserehum lâ ya’lemûn (ya’lemûne).
Ve dediler ki ‘hakikati örtmeye şartlanmışlar’: „ Eğer uyarsak yönlendirilmeye seninle beraber, kaçırtılırız yerimizden! “. Ve imkânlandırmadık mı onları, hürmetli, yasakların uygulandığı mukaddes (Mekke’de) emniyetli!?* Ki, karşılanır kendilerine her türlü şeyin mahsulleri rızık ‘olarak’, katımızdan. Ve lâkin onların birçoğu, bilmezler.
>2:126, 2:127, 3:96, 3:97, 8:26, 27:91, 28:57, 29:67<
28:58 Ve kem ehleknâ min karyetin batırat maîşetehâ, fe tilke mesâkinuhum lem tusken min ba’dihim illâ kalîlâ (kalîlen), ve kunnâ nahnul vârisîn (vârisîne).
Ve nicelerini yok ettik ‘uyarılan inkârcı halkını’ memleketten* ki, geçimlikleriyle şımaran. Artık bunlar, meskenleridir onların; iskân edilmedi bunun ardından ki, birazı dışında! Ve Bizlerdik, vârisler!*
>6:42, 6:43, 6:44, 6:45, 7:95, 7:96, 7:97, 7:98, 11:117, 15:4, 19:74, 19:75, 21:6, 23:64, 23:76<
>6:94, 15:23, 19:40, 19:80, 19:95<
28:59 Ve mâ kâne rabbuke muhlikel kurâ hattâ yeb’ase fî ummihâ resûlen yetlû aleyhim âyâtinâ, ve mâ kunnâ muhlikîl kurâ illâ ve ehluhâ zâlimûn (zâlimûne).
Ve olmadı Rabbin ‘haksız yere’ yok edici, şehirleri ta ki, harekete geçirir yerleşim merkezine bir elçi.* Ki, kıraat eder onlara âyetlerimizi.* Ve değildik ‘haksız yere’ yok eden ve ahalisi zalimler olmadıkça.*
>9:115, 17:15, 26:209, 28:59<
>2:129, 9:99, 9:103, 28:59<
>6:42, 6:43, 6:44, 6:45, 7:95, 7:96, 7:97, 7:98, 11:117, 15:4, 19:74, 19:75, 21:6, 23:64, 23:76<
28:60 Ve mâ ûtîtum min şey’in fe metâul hayâtid dunyâ ve zînetuhâ ve mâ indallâhi hayrun ve ebkâ, e fe lâ ta’kılûn (ta’kılûne).
Ve ne verildiyse sizlere, artık dünya hayatının menfaatidir ve onun süsü ‘ihtişamı’!* Ve Allâh’ın katındaki şeyler ‘mükâfatlar’, en hayırlısıdır ve bâki. Hâlâ akıl yürütmez misiniz!?
>3:185, 10:58, 17:18, 17:19, 17:20, 25:15, 57:20<
28:61 E fe men vaadnâhu va’den hasenen fe huve lâkîhi ke men metta’nâhu metâal hayâtid dunyâ summe huve yevmel kıyâmeti minel muhdarîn (muhdarîne).
O hâlde, o kimse ki, ona vadettiğimiz artık iyilik vaadine kavuşan ‘hiç’ o kimse gibi midir ki, menfaatlendirdik onu dünya hayatının geçimliğiyle?!* Ki, sonra da o, kıyâmet gününe hazırlanmışlardandır.*
>3:185, 10:58, 17:18, 17:19, 17:20, 25:15, 57:20<
>11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 14:49, 21:103, 22:56, 24:24, 25:26, 28:66, 30:14<
28:62 Ve yevme yunâdîhim fe yekûlu eyne şurekâiyellezîne kuntum tez’umûn (tez’umûne).
Ve o gün* nida edilir; artık der ki, ‘Allâhû Teâlâ, ortak yakıştıran kimselere’: „ Nerede ortaklarım (ilâhlarınız), o kimseler ki, zanda bulunmuş olduğunuz?! “.*
>11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 14:49, 21:103, 22:56, 24:24, 25:26, 28:66, 30:14<
>3:151, 4:117, 6:100, 10:18, 23:117, 39:3, 42:21, 46:5<
28:63 Kâlellezîne hakka aleyhimul kavlu rabbenâ hâulâillezîne agveynâ, agveynâhum kemâ gaveynâ, teberre’nâ ileyke mâ kânû iyyânâ ya’budûn (ya’budûne).
Ve derler ki, söz ‘hüküm’ aleyhlerine gerçekleşenler: „ Rabbimiz… Şunlar ayarttıklarımız kimseler ki, ayarttık onları da ayartıldığımız gibi! Ki, alâkasızlığımızı ‘ilân ediyoruz’ Sana! Ve olmadılar yalnızca bize ‘hizmetle, ibadetle’, kulluk edenler (şeytana uyup, hayallerine tapıyorlardı)!*
>2:166, 4:117, 6:100, 10:28, 10:29, 14:36, 16:86, 18:52, 19:82, 21:65, 25:17, 28:63, 29:25, 34:40, 34:41, 35:14, 46:5, 46:6<
28:64 Ve kîled’û şurekâekum fe deavhum fe lem yestecîbû lehum ve reavul azâb (azâbe), lev ennehum kânû yehtedûn (yehtedûne).
Ve denildi ki: „ Çağırın ortaklarınızı (edindiğiniz ilâhları)! “. Bunun üzerine çağırdılar onları ‘kutsallaştırılan zât’ı, putu’. Fakat icabet etmediler onlara ‘Allâhû Teâlâ’ya ortak yakıştıran kimselere’.* Ve gördüler azabı ki, keşke onlar, ‘Allâhû Teâlâ’nın razı olduğu yola’ yönlendirilmiş olsalardı!
>3:151, 4:117, 6:100, 10:18, 23:117, 39:3, 42:21, 46:5<
28:65 Ve yevme yunâdîhim fe yekûlu mâzâ ecebtumul murselîn (murselîne).
Ve o gün* nida edilir; artık der ki, ‘Allâhû Teâlâ, ortak yakıştıran kimselere’: „ Ne cevap verdiniz gönderilmiş ‘elçilere’? “.*
>11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 14:49, 21:103, 22:56, 24:24, 25:26, 28:66, 30:14<
>5:109, 7:6, 28:65, 28:75, 33:7, 39:69, 42:13<
28:66 Fe amiyet aleyhimul enbâu yevme izin fe hum lâ yetesâelûn (yetesâelûne).
Artık körelir onlara havadisler, izin günü (Allâhû Teâlâ’nın izniyle gerçekleşecek kıyâmet günü),* öyle ki onlar, birbirlerini sormazlar.*
>11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 14:49, 21:103, 22:56, 24:24, 25:26, 28:66, 30:14<
>23:100, 23:101, 78:16, 78:17, 78:18<
28:67 Fe emmâ men tâbe ve âmene ve amile sâlihân fe asâ en yekûne minel muflihîn (muflihîne).
Ancak kim, tövbe eder ve ‘samimi’ inanır da ve gayretleri erdemliyse, O hâlde ola ki, felâha erenlerdir.
28:68 Ve rabbuke yahluku mâ yeşâu ve yahtâr (yahtâru), mâ kâne lehumul hıyarat (hıyaratu), subhânallâhi ve teâlâ ammâ yuşrikûn (yuşrikûne).
Ve Rabbin oluşumunu yapılandırarak yaratır dilediği şeyi; ve seçer! Olamaz onlara ‘kullara, bu yaratılışta’, seçim. Noksanlık, kusur, âcizlikten ötedir Allâh! Ve yücedir, ortak yakıştırdıkları şeylerden!
28:69 Ve rabbuke ya’lemu mâ tukinnu sudûruhum ve mâ yu’linûn (yu’linûne).
Ve Rabbin bilir, göğüslerindeki ‘gönüllerde’ gizli tutulan şeyleri (niyetleri) ve açıkladıkları şeyleri!*
>2:255, 6:59, 11:123, 13:9, 15:24, 16:19, 67:13, 67:14<
28:70 Ve huvallâhu lâ ilâhe illâ huve, lehul hamdu fîl ûlâ vel âhırati ve lehul hukmu ve ileyhi turceûn (turceûne).
Ve O’dur ki, Allâh, ilâh olamaz O’nun dışında!* ‘Sırf’ Zât’ına dır, ‘esas’ yüceltilme, övgü, ilkin* ve âhirette! ‘Ve bunlarda, ancak’ Zat’ınındır hüküm!* Ve Zât’ı ‘huzuruna’ rücu edilirsiniz!
>17:44, 26:23, 26:24, 42:11, 59:22, 59:23, 59:24, 112:4<
>27:80, 53:25, 79:25, 92:13, 93:4<
>6:57, 6:62, 12:40, 12:67, 28:70, 28:88, 40:12, 42:10<
28:71 Kul e reeytum in cealallâhu aleykumul leyle sermeden ilâ yevmil kıyâmeti men ilâhun gayrullâhi ye’tîkum bi dıyâ’ (dıyâin), e fe lâ tesme’ûn (tesme’ûne).
‘Yâ Muhammed! Allâh’a ortak yakıştıranlara’ de ki: „ Bakar mısınız, eğer kılsa Allâh, üzerlerinize geceyi sürekli* kıyâmet gününe dek, kimdir ‘o’ ilâh ki, Allâh’tan gayrı, sizlere ‘geri’ getirir ışığı?! “. Hâlâ dinlemez misiniz?* (Aydınlık verildiği hâlde kör gibi davranıyorsunuz ki, en azından körün hassas algısı gibi dinleyin!)
Devamlı karanlık veya aydınlık olan gezegenler: – https://ikra.vision
>6:1, 10:67, 28:71, 28:72, 32:26, 32:27<
28:72 Kul e reeytum in cealallâhu aleykumun nehâre sermeden ilâ yevmil kıyâmeti men ilâhun gayrullâhi ye’tîkum bi leylin teskunûne fîh (fîhi), e fe lâ tubsırûn (tubsırûne).
‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Bakar mısınız, eğer kılsa Allâh, üzerlerinize gündüzü sürekli* kıyâmet gününe dek, kimdir ‘o’ ilâh ki, Allâh’tan gayrı, sizlere ‘geri’ getirir geceyi ki, sükûnet bulursunuz onda?! “. Hâlâ görmez misiniz?* (Gördüğünüz alâmetlere inanmıyorsunuz ki, idrak edip görün!)
Devamlı karanlık veya aydınlık olan gezegenler: – https://ikra.vision
>6:1, 10:67, 28:71, 28:72, 32:26, 32:27<
28:73 Ve min rahmetihî ceale lekumul leyle ven nehâre li teskunû fîhi ve li tebtegû min fadlihî ve leallekum teşkurûn (teşkurûne).
Ve bahşetmesi, bağışlamasından, kıldı sizlere geceyi ve gündüzü, sükûnet bulmanız için onda. Ve gaye edinmeniz içindir, ‘Allâhû Teâlâ’nın’, liyakatinden. Ve belki şükredersiniz!
28:74 Ve yevme yunâdîhim fe yekûlu eyne şurekâiyellezîne kuntum tez’umûn (tez’umûne).
Ve o gün* nida edilir; artık der ki, ‘Allâhû Teâlâ, ortak yakıştıran kimselere’: „ Nerede ortaklarım (ilâhlarınız), o kimseler ki, zanda bulunmuş olduğunuz?! “.*
>11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 14:49, 21:103, 22:56, 24:24, 25:26, 28:66, 30:14<
>3:151, 4:117, 6:100, 10:18, 23:117, 39:3, 42:21, 46:5<
28:75 Ve neza’nâ min kulli ummetin şehîden fe kulnâ hâtû burhânekum fe alimû ennel hakka lillâhi ve dalle anhum mâ kânû yefterûn (yefterûne).
Ve kaldırdık her ümmetten bir şahit.* Bunun üzerine dedik ki: „ Getirin delilinizi! “. Artık bildiler ‘öğrendiler’ ki, hak ‘İlâhî esasların’, Allâh’a ait olduğunu. Saptı (hatırdan, gönülden çıkarıldı) onlardan, uydurmuş oldukları şeyler (edindikleri ilâhları).*
>4:41, 16:84, 16:89, 17:71, 22:78, 33:45<
>2:166, 4:117, 6:100, 10:28, 10:29, 14:36, 16:86, 18:52, 19:82, 21:65, 25:17, 28:63, 29:25, 34:40, 34:41, 35:14, 46:5, 46:6<
28:76 İnne kârûne kâne min kavmi mûsâ, fe begâ aleyhim, ve âteynâhu minel kunûzi mâ inne mefâtihahu le tenûu bil usbeti ulil kuvveh (kuvveti), iz kâle lehu kavmuhu lâ tefrah innallâhe lâ yuhıbbul ferihîn (ferihîne).
Muhakkak ki, Kârûn, Mûsâ’nın halkındandı; ne var ki, taşkınlık etti aleyhlerine. Ve verdik ona hazinelerden ki, doğrusu kilit altındakileri ‘taşımak’, elbet kuvvetli bir ekibe güç gelirdi. Demişti ki ona, toplumu: „ Övünme! “. Muhakkak ki Allâh, sevmez, ‘kendisiyle’ iftihar edenleri!
28:77 Vebtegı fîmâ âtâkellâhud dârel âhırete ve lâ tense nasîbekemined dunyâ ve ahsin kemâ ahsenallâhu ileyke ve lâ tebgıl fesâde fîl ard (ardı), innallâhe lâ yuhıbbul mufsidîn (mufsidîne).
Ve gaye edin, Allâh’ın sana verdiği şeylerde, âhiret diyarını!* Ve unutma nasibini dünyadan da! Ve iyilik et; nasıl ki, Allâh’ın iyiliği gibi sana!* Ve gaye edinme bozgunculuğa yeryüzünde!* Muhakkak ki Allâh, sevmez bozguncuları!
>28:77, 29:64, 33:29<
>4:36, 6:151, 16:90, 17:23, 28:77, 55:60, 71:28<
>5:64, 7:167, 14:7, 16:61<
28:78 Kâle innemâ ûtîtuhu alâ ilmin indî, e ve lem ya’lem ennellâhe kad ehleke min kablihî minel kurûni men huve eşeddu minhu kuvveten ve ekseru cem’â (cem’an), ve lâ yus’elu an zunûbihimul mucrimûn (mucrimûne).
‘Kârûn’ dedi ki: „ Verildi o ‘servet’, nezdimdeki ilim üzerine! “. Ve bilmez mi ki, Allâh’ın yok etmiş olduğunu, ondan önceki ‘uyarılan inkârcı’ uygarlıklardan?!* O kişiler ki, daha şiddetli ondan, kuvvetçe; daha çok ‘servet’ toplayan. Ve sorulmaz suçlarından ‘günah’ suçlularına.*
>6:42, 6:43, 6:44, 6:45, 7:95, 7:96, 7:97, 7:98, 11:117, 15:4, 19:74, 19:75, 21:6, 23:64, 23:76<
>28:78, 55:39, 55:41<
28:79 Fe harece alâ kavmihî fî zînetih (zînetihî), kâlellezîne yurîdûnel hayâted dunyâ yâ leyte lenâ misle mâ ûtiye kârûnu innehu le zû hazzın azîm (azîmin).
Derken, çıktı ‘Kârûn’ halkı karşısına süsü ‘tüm ihtişamıyla’. Dedi o kimseler ki, muratları dünya hayatıdır: „ Yâ, keşke bizimde ‘olsaydı’ Kârûn’a verilen şeyin bir benzeri! Doğrusu o, elbette büyük bir pay sahibi! “.
28:80 Ve kâlellezîne ûtûl ilme veylekum sevâbullâhi hayrun li men âmene ve amile sâlihâ (sâlihan) ve lâ yulekkâhâ illes sâbirûn (sâbirûne).
Dediler ki, ‘ilhamla’ ilim verilen kimseler*: „ Eyvahlar olsun size! Allâh’ın sevabını ‘kazancını edinmek’ en hayırlısıdır! “. ‘O’ kişi için ki, ‘samimi’ inanır da ve gayretleri erdemliyse! Ve ulaştırılmazlar ona, sabredenler hariç!
>3:7, 4:162, 17:107, 29:49, 34:6<
28:81 Fe hasefnâ bihî ve bidârihil arda fe mâ kâne lehu min fietin yensurûnehu min dûnillâhi ve mâ kâne minel muntasırîn (muntasırîne).
Ne var ki, batırdık onunla ‘Kârûn’u’ ve diyarını yere (depremle).* Ve olmadı ona, Allâh’tan ziyade yardım eden birliklerden. Ve olmadı kurtulanlardan.
>18:42, 18:43, 18:44, 28:78<
28:82 Ve asbehallezîne temennev mekânehu bil emsi yekûlûne vey keennellâhe yebsutur rızka li men yeşâu min ıbâdihî ve yakdir (yakdiru), lev lâ en mennallâhu aleynâ le hasefe binâ, vey keennehu lâ yuflihul kâfirûn (kâfirûne).
Ve sabahladılar o kimseler ki, temenni eden dün, onun yerinde ‘olmayı’. Diyorlar ki: „ Vay be! Demek ki, Allâh, ‘adaleti gereği’ rızkı genişletir, kullarından dilediği ‘rızasına uyan’ kişiye ve ‘dilediğine de’ değersizleştirir! Ki, olmasaydı Allâh’ın bizleri ‘lâyık görüp’ minnettar kılması, elbet batırırdı bizleri de! Vay be! Demek ki inkâr edenler, felâha eremezlermiş! “.*
>10:53, 10:54, 11:104, 11:105, 14:48, 16:111, 18:47, 20:15, 20:102, 21:104, 29:53, 40:59, 52:9, 70:8, 73:14, 73:18, 79:35, 101:104<
28:83 Tilked dârul âhıretu nec’aluhâ lillezîne lâ yurîdûne uluvven fîl ardı ve lâ fesâdâ (fesâden), vel âkıbetu lil muttekîn (muttekîne).
Bu âhiret diyarını ki, kılarız onu o kimselere ki, muratları üstünlük ‘taslamak’ olmayan yeryüzünde; ve bozgun çıkarmayan. Ve ‘güzel’ âkıbet, ‘günahlardan’ korunanlarındır.*
>2:195, 7:128, 8:40, 11:49, 13:22, 13:23, 13:24, 13:35, 18:44, 25:15, 28:77, 28:83<
28:84 Men câe bil haseneti fe lehu hayrun minhâ ve men câe bis seyyieti fe lâ yuczellezîne amilûs seyyiâti illâ mâ kânû ya’melûn (ya’melûne).
Kim, ‘Allâhû Teâlâ’nın huzuruna’ iyilikle gelirse, o hâlde onadır, ondan daha hayırlısı. Ve kim kötülükle gelirse, artık cezalandırılmazlar o kimseler, yaptıkları kötülükten başkasıyla ki, gayret ediyor oldukları şeylerden.
28:85 İnnellezî farada aleykel kur’âne le râdduke ilâ meâd (meâdin), kul rabbî a’lemu men câe bil hudâ ve men huve fî dalâlin mubîn (mubînin).
‘Yâ Muhammed!’, Şüphesiz ki o, zorunlu kılan ‘hükümlerini’ Kur’ân’ın sana, elbette geri döndürür seni ‘mutlu son olan’ dönülen yere! De ki: „ Rabbim, en iyi bilendir; gelen kimseyi yönlendirilmeyle ve kimdir ki o, apaçık şaşkınlık içinde! “.
28:86 Ve mâ kunte tercû en yulkâ ileykel kitâbu illâ rahmeten min rabbike fe lâ tekûnenne zahîren lil kâfirîn (kâfirîne).
‘Yâ Muhammed!’, Ve umuyor değildin, ‘vahiyle’ bırakılmasını sana kitabın! ‘İlâhî esaslar’, ancak bahşedilme, bağışlanma, merhametle esirgenmedir Rabbinden.* O hâlde ‘bazılarına ne yapsan inanmazlar’,* olma arka ‘çıkan, hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlara!*
>8:8, 9:32, 9:33, 10:82, 17:81, 40:14, 61:8, 61:9<
>4:153, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 10:97, 14:11, 14:47, 23:71, 29:51<
>10:95, 10:105, 11:109, 28:86, 28:87<
28:87 Ve lâ yasuddunneke an âyâtillâhi ba’de iz unzılet ileyke ved’u ilâ rabbike ve lâ tekûnenne minel muşrikîn (muşrikîne).
‘Yâ Muhammed!’, Ve alıkoymasınlar seni Allâh’ın âyetlerinden* ki, indirildikten sonra sana.* Ve davet ‘dua’ et Rabbine! Ve ‘bazılarına ne yapsan inanmazlar’,* olma ‘Allâhû Teâlâ’ya’ ortak yakıştıranlardan ‘yana’!*
>2:2, 7:52, 10:38, 10:57, 16:102, 17:82, 17:106, 26:192, 26:193, 26:194, 26:195<
>5:48, 5:49, 11:12, 11:112, 11:113, 17:74, 28:87<
>4:153, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 10:97, 14:11, 14:47, 23:71, 29:51<
>10:95, 10:105, 11:109, 28:86, 28:87<
28:88 Ve lâ ted’u meallâhi ilâhen âhar (âhara), lâ ilâhe illâ hû (hûve), kullu şey’in hâlikun illâ vecheh (vechehu), lehul hukmu ve ileyhi turceûn (turceûne).
‘Ey insanoğlu!’, Artık davet ‘dua’ etme, Allâh ile beraber diğerlerine ilâh ‘diye’! Ki, ilâh olamaz O’nun dışında!* Her şey yok olucudur, yüzü ‘Zât’ı’ dışında. Ve Zat’ınındır hüküm!* Ve Zât’ı ‘huzuruna’ rücu edilirsiniz!
>17:44, 26:23, 26:24, 42:11, 59:22, 59:23, 59:24, 112:4<
>6:57, 6:62, 12:40, 12:67, 28:70, 28:88, 40:12, 42:10<