38. SÂD:

 

„ Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm! Bismillâhirrahmânirrahîm! “.

 

„ Sığınırım Allâh’a, şeytanın (âsiler) ‘şerrinden’ ki, taşlanmıştır (merhametinden uzaklaştırılmıştır)!*

 

>7:200, 15:34, 16:98<

 

Allâh adına… Ki, sonsuz şefkatle merhamet edendir; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir! “.

 

 

38:1    Sâd, vel kur’âni zîz zikr (zikri).

 

Sâd…* Ve (hakikat bilgisini hatırlatan) Zikir sahibi Kur’ân’a yeminle ki…*

 

Kur’ân’ın şifresi, anahtarı Hurûf-ı Mukattaa: – https://ikra.vision

 

>2:2, 7:52, 10:38, 10:57, 16:102, 17:82, 17:106, 26:192, 26:193, 26:194, 26:195<

 

38:2    Belillezîne keferû fî izzetin ve şikâk (şikâkın).

 

Ki  ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlar, zilletteler ve bir kopukluk içindedirler.

 

38:3    Kem ehleknâ min kablihim min karnin fe nâdev ve lâte hîne menâs (menâsin).

 

Nicelerini yok ettik, onlardan öncekilerden de ‘bazı uyarılan inkârcı’ uygarlıklardan!* Öyle ki, nida ettiler de ve kaçmaya vakit olmadı.

 

>6:42, 6:43, 6:44, 6:45, 7:95, 7:96, 7:97, 7:98, 11:117, 15:4, 19:74, 19:75, 21:6, 23:64, 23:76<

 

38:4    Ve acibû en câehum munzirun minhum ve kâlel kâfirûne hâzâ sâhırun kezzâb (kezzâbun).

 

Ve tuhaflarına gitti, gelmesi onlara ‘kıyâmetle’ uyarıcının da dediler ki, inkâr edenler: „ Bu yalan ‘söyleyen, dalavereci’ bir sihirbaz!

 

>2:38, 6:130, 6:131, 14:4, 16:36,, 28:46, 32:3, 34:44, 35:24, 35:25, 36:6, 46:3, 62:2<

 

38:5    E cealel âlihete ilâhen vâhıdâ (vâhıden), inne hâzâ le şey’un ucâb (ucâbun).

 

İlâhları var eden tek İlâh mı? Doğrusu bu, elbette tuhaf bir şeydir! “.

 

38:6    Ventalekal meleu minhum enimşû vasbirû alâ âlihetikum inne hâzâ le şey’un yurâd (yurâdu).

 

Ve ‘kalkıp’ gittiler, onlardan yetkililer ‘diyerek ki’:. „ Yürümeniz ve sabretmeniz ilâhlarınıza karşı ki, doğrusu budur, elbette murad ‘olunan’ şeyin!

 

38:7    Mâ semi’nâ bi hâzâ fîl milletil âhıreh (âhıreti), in hâzâ illâhtilâk (illâhtilâkun).

 

Ki, duymadık bunun ‘gibi bir vakayı’ son millette ‘aynı inancı paylaşanlardan da’! Bu olsa olsa ancak uydurmadır!

 

38:8    E unzile aleyhiz zikru min beyninâ, bel hum fî şekkin min zikrî, bel lemmâ yezûkû azâb (azâbi).

 

Ona mı indirildi Zikir (Kur’ân-ı Kerîm) aramızdan?! “. Ki, şüphe içindeler onlar, zikrimden,* ki, azabı tatmadıkça.

 

>11:109, 11:110, 11:62, 27:66, 34:20, 34:21, 34:53, 34:54, 40:34, 44:9, 44:10<

 

38:9    Em inde hum hazâinu rahmeti rabbikel azîzil vehhâb (vehhâbi).

 

Yoksa yanlarında mı Rabbinin bahşetmesi, bağışlaması, merhametle esirgemesinin ‘bilgi’ hazineleri* ki, mutlak yüce, eşsiz, benzersiz, karşılıksız, her daim hibe eden bahşedenin?

 

>6:50, 11:31, 38:9, 40:83, 52:37, 52:41, 68:47<

 

38:10  Em lehum mulkus semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ, felyertekû fîl esbâb (esbâbi).

 

Yoksa onların mı hükümranlık, göklerde ve yerde ve bunların arasındaki şeylerde?! Öyleyse yükselsinler vesileler içinde!**

 

>15:14, 34:2, 57:4<

 

Uzayda yolculuk yapılacağının bildirimi: – https://ikra.vision

 

38:11  Cundun mâ hunâlike mehzûmun minel ahzâb (ahzâbi).

 

‘Bir’ ordudur ‘bunlar’ orada ki, hezimete uğratılan topluluklardan; (evrim sürecinin, Allâh’ın eseri olmadığını savunanlar, zekâ ve teknolojiyi yeterli sayıp, Allâh’ı inkâr edenler).*

 

>10:45, 17:52, 36:52, 23:112, 23:113, 23:114, 30:55, 30:56, 38:11, 46:35, 54:44, 54:45<

 

38:12  Kezzebet kablehum kavmu nûhın ve âdun ve fir’avnu zul evtâdi.

 

Yalanladı onlardan önceki Nûh’un halkı da ve Âd (Hûd’un halkı) ve evtad sahibi Firavun.*

 

>2:38, 6:130, 6:131, 14:4, 16:36,, 28:46, 32:3, 34:44, 35:24, 35:25, 36:6, 46:3, 62:2<

 

38:13  Ve semûdu ve kavmu lûtın ve ashâbul eykeh (eyketi), ulâikel ahzâb (ahzâbu).

 

Ve Semûd (Sâlih’in halkı) ve Lût’un halkı ve Eyke sahabesi de (Şuayb’ın halkı), işte onlar da, ‘bu’ topluluklardır.*

 

>2:38, 6:130, 6:131, 14:4, 16:36,, 28:46, 32:3, 34:44, 35:24, 35:25, 36:6, 46:3, 62:2<

 

38:14  İn kullun illâ kezzeber rusule fe hakka ıkâb (ıkâbi).

 

Ve her biri ise, ancak yalanladılar elçileri. Bu yüzden hak oldu eziyet!

 

38:15  Ve mâ yanzuru hâulâi illâ sayhaten vâhıdeten mâ lehâ min fevâk (fevâkın).

 

Ve bakındıkları şey bunların, ancak tek bir çığlık ki,*** yoktur onda gecikme.

 

>14:43, 15:14, 15:15, 15:16, 21:97, 26:4, 34:2, 34:9, 36:41, 36:42, 36:43, 36:44, 36:45, 36:49, 36:50, 36:51, 36:53, 44:16, 52:44, 52:45, 52:46, 54:1, 54:7, 79:6, 79:7, 79:8, 79:9, 99:1, 99:2, 99:3, 99:4, 99:5, 99:6<

 

Dünyanın karşı karşıya kalacağı felaket: – https://ikra.vision

 

Dünyanın sonunun muhtemelen bir Meteorit felaketiyle olacağı: – https://ikra.vision

 

Dünya yaşamının nasıl sona ereceği, ardından yaşam savaşı verileceği: – https://ikra.vision

 

38:16  Ve kâlû rabbenâ accil lenâ kıttanâ kable yevmil hisâb (hisâbi).

 

Ve dediler ki: „ Rabbimiz… Acele et bize tezkeremize ‘vadedilen azaba’, hesap gününden (kıyâmetten) önce! “.*

 

>10:11, 10:50, 10:51, 16:1, 18:58, 21:37, 29:53, 29:54, 37:176, 38:16, 51:14<

 

38:17  Isbır alâ mâ yekûlûne vezkur abdenâ dâvûde zel eyd (eydi), innehû evvâb (evvâbun).

 

‘Yâ Muhammed!’ Sabret, söyledikleri şeylere karşı! Ve zikret güçlü kulumuz Dâvûd’u! Muhakkak ki o, itaate dönen, tövbekârdı.

 

38:18  İnnâ sahharnel cibâle meahu yusebbıhne bil aşiyyi vel işrâk (işrâkı).

 

Muhakkak ki Biz, riayet ettirdik (hesaplanıp ölçülebilir, kullanılabilir kıldık) onunla beraber dağları ki,* noksanlık, kusur, âcizlikten öte sayarlardı gün batımı ve gün ışıyınca.

 

>21:79, 34:10, 38:18<

 

38:19  Vet tayre mahşûreh (mahşûreten), kullun lehû evvâb (evvâbun).

 

Ve kalabalık kuşların hepsi ona itaate dönenlerdi.

 

38:20  Ve şedednâ mulkehu ve âteynâhul hikmete ve faslel hıtâb (hıtâbi).

 

Ve şiddetlendirdik hükümranlığını.* Ve verdik ona yargılama ‘yetisi’ ve ayrıntılı hitabı.

 

>6:17, 10:107, 33:17, 39:38<

 

38:21  Ve hel etâke nebeul hasm (hasmi), iz tesevverûl mihrâb (mihrâbe).

 

‘Yâ Muhammed!’ Ve gelmedi mi sana hasımların havadisi? Ki, ibadet yerine duvara tırmandıkları zaman.

 

38:22  İz dehalû alâ dâvûde fe fezia minhum kâlû lâ tehaf, hasmâni begâ ba’dunâ alâ ba’dın fahkum beynenâ bil hakkı ve lâ tuştıt vehdinâ ilâ sevâis sırât (sırâtı).

 

Girdikleri zaman Dâvûd’un karşısına ‘çıkıp’, hemen dehşete kapıldı onlardan da, dediler ki: „ Korkma… Bazımız, bazımıza ‘diğerine’ agresif iki hasımız; ki, artık hükmet aramızda hak ile! Ve aykırılık sız yönlendir bizleri, orantılı yola!

 

38:23  İnne hâzâ ahî lehu tis’un ve tis’ûne na’ceten ve liye na’cetun vâhidetun fe kâle ekfilnîhâ ve azzenî fîl hıtâb (hıtâbi).

 

Doğrusu bu kardeşimdir. Onundur doksan dokuz dişi koyun; ve benimdir tek dişi koyun. Ne var ki, (ortaklık kabul etmeyip) dedi ki: „Kefil kıl beni ona!“. Ve azimkâr ‘bu konuda’ bana, hitabında! “.

 

38:24  Kâle lekad zalemeke bi suâli na’cetike ilâ niâcih (niâcihî), ve inne kesîren minel huletâi le yebgî ba’duhum alâ ba’dın illellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ve kalîlun mâ hum, ve zanne dâvûdu ennemâ fetennâhu festagfere rabbehu ve harre râkian ve enâb (enâbe).

 

(Dâvûd, diğer kardeşe) Dedi ki: „ Andolsun ki, zulmetmiştir sana ‘ortaklık’ sual etmekle ki, dişi koyununu (soran kardeşe dönüp) onun dişi koyunlarına ‘katıp’! Ve muhakkak ki, ‘toplum içine’ karışmışlardan birçoğu elbette aşarlar onların bazıları bazılarını! İllâki (böyle bir ortaklığı kabul edecek ise) o kimseler ki, ‘samimi’ inananlardır ve gayretleri erdemlidir. Ve onlar, ‘o kadar’ az ki! “. Ve (bu ortaklığın geçersizliğini söyleyerek, aralarını açmakla)* zannetti ki Dâvûd, sınıyor olduğumuzu onu. Hemen istiğfar etti Rabbine ve düştü ‘Allâh’ın huzuruna’ eğildi ve ‘Allâh’a’ doğruldu.

 

(38:20’de yargı yeteneğine özellikle değinilen Hz. Dâvûd’un, soran kardeşin bir koyunu ile ortaklık istemesine verilen cevaptır! Böyle bir ortaklığı geçersiz sayması, âyeti mantıklı kılar. Tüm diğer açıklamalar ise, ortaklık nereden sorusunu akla getirir; ve verdiği hükümle nerede hata yaptığı anlaşılamaz!)

 

38:25  Fe gafernâ lehu zâlik (zâlike), ve inne lehu indenâ le zulfâ ve husne meâb (meâbin).

 

Böylelikle bağışladık onu, işte bununla. Ve mutlaka onadır, nezdimizde elbette yakınlık mertebesi ve güzel mahal.*

 

>8:24, 18:46, 23:55, 23:56, 34:37, 39:3, 57:20, 64:15<

 

38:26  Yâ dâvûdu innâ cealnâke halîfeten fîl ardı fahkum beynen nâsi bil hakkı ve lâ tettebiil hevâ fe yudılleke an sebîlillâh (sebîlillâhi), innellezîne yadıllûne an sebîlillâhi lehum azâbun şedîdun bi mâ nesû yevmel hisâb (hisâbi).

 

Yâ Dâvûd! Muhakkak ki Biz, kıldık seni yeryüzüne halef (yerine geçen)! Ki, artık hükmet aralarında insanların, hak ile! Ve uyma ‘onların’ isteklerine ki, yoksa şaşırtırlar seni Allâh’ın yolundan!* Muhakkak o kimseler ki, şaşırtanlar ‘insanları’ Allâh’ın yolundan,* ki onlaradır şiddetli azap,* ‘önemsemeyip’ unuttukları sebebiyle hesap gününü.*

 

(42:51’den bilindiği gibi, Allâh’ın, hiçbir insanla konuşması olmamıştır! Kelâmı, yine vahiyle veya melekler aracılığıyladır.)

 

>7:38, 14:30, 22:9, 25:42, 31:6, 33:68<

 

>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 21:98,  36:63, 39:8, 40:6<

 

>7:51, 9:67, 20:126, 32:14, 38:26, 45:34, 58:19, 59:19<

 

38:27  Ve mâ halaknes semâe vel arda ve mâ beynehumâ bâtıla (bâtılen), zâlike zannullezîne keferû, fe veylun lillezîne keferû minen nâr (nâri).

 

Ve ‘oluşumu yapılandırılarak’ yaratmadık, göğü ve yeri ve bunların arasındaki şeyleri gerekçesiz.* İşte bu, zanlarıdır ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmış kimselerin! Bu yüzden vay hallerine ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmış kimselerin ki, ateşten ‘dolayı’.

 

>3:191, 30:8, 38:27, 44:38, 44:39, 45:22, 51:56, 75:36<

 

>2:159, 2:161, 3:85, 3:86, 3:87, 7:38, 29:13<

 

38:28  Em nec’alullezîne âmenû ve amilûs sâlihâti kel mufsidîne fîl ardı em nec’alul muttekîne kel fuccâr (fuccâri).

 

Yoksa, bir mi tutarız o kimseleri ki, ‘samimi’ inananlardır ve gayretleri erdemlidir; bozguncular gibi yeryüzünde? Ya da, bir mi tutarız ‘günahlardan’ korunanları,* ahlâksızlar gibi?*

 

>2:195, 7:128, 8:40, 11:49, 13:22, 13:23, 13:24, 13:35, 18:44, 25:15, 28:77, 28:83<

 

>32:18, 38:28, 45:21, 57:10, 59:20<

 

38:29  Kitâbun enzelnâhu ileyke mubârekun li yeddebberû âyâtihî ve li yetezekkere ûlul elbâb (elbâbi).

 

‘Yâ Muhammed! Kur’ân-ı Kerîm, bir’ Kitap ki, indirdik onu sana ki, mübarektir!* Ki, ‘insanların’ tefekkür etmeleri için âyetlerini ‘hakikat bilgisini’! Ve akıl işleten, derin kavrayış sahiplerinin hatırda tutması içindir!

 

>2:2, 7:52, 10:38, 10:57, 16:102, 17:82, 17:106, 26:192, 26:193, 26:194, 26:195<

 

38:30  Ve vehebnâ li dâvûde suleymân (suleymâne), ni’mel abd (abdu), innehû evvâb (evvâbun).

 

Ve hibe ettik Dâvûd’a Süleyman’ı ki, ne müthiş bir kul! Muhakkak ki o, itaate dönen, tövbekârdı.

 

38:31  İz urıda aleyhi bil aşiyyis sâfinâtul ciyâd (ciyâdu).

 

Gün batımı takdim edildiği zaman kendisine ‘Süleyman’a, poz veren asil cins atlar

 

38:32  Fe kâle innî ahbebtu hubbel hayri an zikri rabbî, hattâ tevâret bil hıcâb (hıcâbi).

 

Bunun üzerine dedi ki: „ Doğrusu ben ‘onları’, Rabbimi yâd etme hayrına, ‘O’nun’ sevdasına sevdim! “.* Ta ki ‘atlar’, gözden kaybolunca ‘toz’ örtüsüyle.

 

>7:176, 10:58, 14:43, 15:3, 16:107, 17:18, 17:19, 17:20, 18:28, 20:16, 21:42, 23:71, 24:37, 43:36, 43:37, 45:23, 47:14, 47:25, 57:20, 63:9, 72:17, 79:40, 79:41<

 

38:33  Ruddûhâ aleyy (aleyye), fe tafıkâ meshan bis sûkı vel a’nâk (a’nâkı).

 

„ Geri döndürün ‘getirin’ bana! “ ‘dedi’. Derken başladı sıvazlamaya, bacaklarını ve boyunlarını.

 

38:34  Ve lekad fetennâ suleymâne ve elkaynâ alâ kursiyyihî ceseden summe enâb (enâbe).

 

Ve andolsun ki, sınadık Süleymân’ı. Ve bıraktık onun kürsüsü ‘hükümranlığına’* karşı, ‘tanrı edinilen’ bir cisim ki,* sonra ‘Allâh’a’ doğruldu.

 

(Bu âyetin kolay anlaşılması için bu iki kelimenin kullanıldığı âyetlere bakılmalı!)

 

>2:255, 7:148, 20:88<

 

38:35  Kâle rabbigfir lî veheb lî mulken lâ yenbagî li ehadin min ba’dî, inneke entel vehhâb (vehhâbu).

 

‘Süleymân’ dedi ki: „ Rabbim… Beni bağışla! Hibe et bana bir hükümranlık ki, ardımdan ‘hiç’ birinin yaraşmayacağı! Şüphesiz ki Sen… Sen’sin, karşılıksız, her daim hibe eden bahşeden! “.

 

38:36  Fe sehharnâ lehur rîha tecrî bi emrihî ruhâen haysu esâb (esâbe).

 

Böylelikle riayet ettirdik ona yeli ki, cereyan ederdi onun emriyle ‘kararıyla’, kolayca nereye dilerse.

 

38:37  Veş şeyâtîne kulle bennâin ve gavvâsın.

 

Ve şeytanların (âsiler) hepsi bina inşaatçıları ve dalgıçlardı.

 

38:38  Ve âharîne mukarrenîne fîl asfâd (asfâdi).

 

Ve ötekiler de, birbirlerine bağlanmış prangalar içinde.*

 

(Büyük ihtimal mahkum işçiler.)

 

38:39  Hâzâ atâunâ femnun ev emsik bi gayri hisâb (hisâbin).

 

Bu, vergimizdir ‘lütfumuzdur’ artık iyilik ‘yap’ veya tut hesapsızca!

 

38:40  Ve inne lehu ındenâ le zulfâ ve husne meâb (meâbin).

 

Ve mutlaka onadır, nezdimizde elbette yakınlık mertebesi ve güzel mahal.*

 

>8:24, 18:46, 23:55, 23:56, 34:37, 39:3, 57:20, 64:15<

 

38:41  Vezkur abdenâ eyyûb (eyyûbe), iz nâdâ rabbehû ennî messeniyeş şeytânu bi nusbin ve azâb (azâbin).

 

‘Yâ Muhammed!’ Ve zikret kulumuz Eyyûb’u! Nida etmişti Rabbine ki: „ Muhakkak ki, dokundu bana şeytandan bıkkınlık ve azap! “.

 

38:42  Urkud biriclik (biriclike), hâzâ mugteselun bâridun ve şerâb (şerâbun).

 

Tepin ayağınla ki bu, ‘şifalı suda, hem’ yıkanıp serinletir ve ‘hem de’ içimliktir.*

 

Nehirlerin dağlarda oluşup, taşların su barındırdığı / Şifalı sular: – https://ikra.vision

 

38:43  Ve vehebnâ lehû ehlehu ve mislehum meahum rahmeten minnâ ve zikrâ li ûlîl elbâb (elbâbi).

 

Ve hibe ettik ona ‘ev’ ahalisini ve bir mislini daha ona, onlarla beraber; ki bahşetme, bağışlama, merhametle esirgeme ‘olarak’ Bizden. Ve ‘hakikat bilgisini’ hatırlatmadır, akıl işleten, derin kavrayışlılara.

 

>2:2, 7:52, 10:38, 10:57, 16:102, 17:82, 17:106, 26:192, 26:193, 26:194, 26:195<

 

38:44  Ve huz bi yedike dıgsen fadrıb bihî ve lâ tahnes, innâ vecednâhu sâbira (sâbiren), ni’mel abd (abdu), innehû evvâb (evvâbun).

 

Ve al eline ‘uygula’, bir deste sap, haydi vur onunla ve yeminini bozma! Muhakkak ki Biz, onu sabırlı bulduk. Ne müthiş bir kul! Muhakkak ki o, itaate dönen, tövbekârdı.

 

38:45  Vezkur ıbâdenâ ibrâhîme ve ishâka ve ya’kûbe ûlîl eydî vel ebsâr (ebsâri).

 

‘Yâ Muhammed!’ Ve zikret ibadet eden, güçlü basiretli kullarımız İbrâhîm ve İshâk ve Yâkub’u (İbrâhîm’in torunu)!

 

>3:33, 3:42, 22:75, 27:59, 35:32<

 

38:46  İnnâ ahlasnâhum bi hâlisatin zikred dâr (dâri).

 

Muhakkak ki Bize samimi, has, kullarımızdılar diyarda yâd edilen.*

 

>38:46, 94:4<

 

37:47  Ve innehum indenâ le minel mustafeynel ahyâr (ahyâri).

 

Ve muhakkak ki onlar, nezdimizde, elbette tercih edilmiş hayırlılardandır.

 

38:48  Vezkur ismâîle velyesea ve zel kifl (kifli), ve kullun minel ahyâr (ahyâri).

 

‘Yâ Muhammed!’ Ve zikret İsmâîl ve El-Yesa’ ve Zu’l-kifl’i (sorumluluk alan kimse) ki, her biri hayırlılardandır.

 

38:49  Hâzâ zikr (zikrun), ve inne lil muttekîne le husne meâb (meâbin).

 

Ve bu da, Zikirdir (Kur’ân-ı Kerîm)! Ve mutlaka ‘günahlardan’ korunanlara, elbette ‘ne’ güzeldir ‘o’ mahal.

 

38:50  Cennâti adnin mufettehaten le humul ebvâb (ebvâbu).

 

Adn has bahçeleri ‘cennetleri’ ki, açılmıştır onlara ‘cennetliklere’ kapıları.

 

38:51  Muttekiîne fîhâ yed’ûne fîhâ bi fâkihetin kesîretin ve şerâb (şerâbin).

 

Kurulmuşlardır uzanarak orada. Davet ‘dua’ ederler orada ‘cennetlerde Rablerine’ ki, birçok sefa ve ‘hem de’ içimliğe.

 

38:52  Ve inde hum kâsırâtut tarfi etrâb (etrâbun).

 

Ve yanlarında, bakışlarını ‘onlardan’ ayırmayan akranlarla.

 

38:53  Hâzâ mâ tûadûne li yevmil hisâb (hisâbi).

 

Budur sizlere vadedilen şey, hesap gününde (kıyâmette).

 

38:54  İnne hâzâ le rızkunâ mâ lehu min nefâd (nefâdin).

 

Muhakkak ki bu, elbette rızkımızdır ki,* yoktur ona tükenmek…

 

>2:25, 8:4, 16:30, 16:41, 16:96, 16:97, 18:88, 20:15, 22:50, 24:26, 32:17, 33:31, 34:4, 39:10<

 

38:55  Hâzâ, ve inne lit tâgıyne le şerre meâb (meâbin).

 

Şu ‘cennetliklere’. Ve muhakkak ki azgınlar için de, elbette şerli mahal ‘vardır’…

 

38:56  Cehennem (cehenneme), yaslevnehâ, fe bi’sel mihâd (mihâdu).

 

Cehenneme. Ki, maruz bırakılırlar ona ‘inkârları sebebiyle’.* Fakat ne kötü bir döşek!

 

>9:68, 19:70, 19:71, 21:98, 21:101, 27:89, 39:60, 39:61, 92:14, 92:15, 92:16, 92:17<

 

38:57 Hâzâ fel yezûkûhu hamiymun ve gassâk (gassâkun).

 

Şu ‘cehennemlikler’, artık tatsınlar onu, kaynamış sıvıyı ve kokuşmuş sıvıyı.

 

38:58  Ve âharu min şeklihî ezvâc (ezvâcun).

 

Ve diğer, onun şeklinden özdeşleri de.

 

38:59  Hâzâ fevcun muktehımun meakum, lâ merhaben bihim, innehum sâlûn nâr (nâri).

 

Şu istilacı ‘bir’ takım ki, katlanacak beraberinizde! Yoktur merhaba onlara. Muhakkak ki, onlar da maruz bırakılırlar ‘cehennemde’ ateşe.*

 

>27:83, 38:59, 67:8<

 

>9:68, 19:70, 19:71, 21:98, 21:101, 27:89, 39:60, 39:61, 92:14, 92:15, 92:16, 92:17<

 

38:60  Kâlû bel entum, lâ merhaben bikum, entum kaddemtumûhu lenâ, fe bi’sel karâr (karâru).

 

‘Onlar da’ dediler ki (diğer cehennemliklere): „ Yok sizlere merhaba! Sizler bize sundunuz onu! “. Fakat ne kötü karar kılınan ‘yer’.

 

38:61  Kâlû rabbenâ men kaddeme lenâ hâzâ fe zidhu azâben dı’fen fîn nâr (nâri).

 

Dediler ki: „ Rabbimiz… Kim sunduysa bizlere bunu, artık ziyade et ona azabı kat kat fazlasıyla,** ateş içinde! “.*

 

>2:159, 2:161, 3:85, 3:86, 3:87, 7:38, 29:13<

 

>7:38, 14:30, 22:9, 25:42, 31:6, 33:68<

 

>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 21:98,  36:63, 39:8, 40:6<

 

38:62  Ve kâlû mâ lenâ lâ nerâ ricâlen kunnâ neudduhum minel eşrâr (eşrâri).

 

Ve dediler ki: „ Neden görmedik ki, şerliler saydığımız adamları! “.

 

38:63  Ettehaznâhum sıhriyyen em zâgat anhumul ebsâr (ebsâru).

 

Edindik onları (Rablerine, inandık diyenleri), eğlenme konusu!* Veya kaçırdık onlardan bakışları!

 

>9:82, 23:110, 38:61, 38:62, 38:63, 53:59, 53:60, 53:61, 83:29<

 

38:64  İnne zâlike le hakkun tehâsumu ehlin nâr (nâri).

 

Muhakkak ki işte bu, elbette hakikidir; çekişmeleri ateş ahalisinin.

 

38:65  Kul innemâ ene munzirun ve mâ min ilâhin ilallahul vâhıdul kahhâr (kahhâru).

 

‘Yâ Muhammed!’ De ki: „ Ben, sadece ‘kıyâmetle’ uyaranlardanım!* Ve yoktur ilâh, tek yegâne kahredici Allâh dışında! “.

 

>2:151, 3:184, 4:41, 4:79, 4:166, 6:42, 7:184, 14:1, 16:89, 17:77, 23:70, 34:46<

 

38:66  Rabbus semâvâti vel ardı ve mâ beynehumel azîzul gaffâr (gaffâru).

 

Ki, Rabbidir göklerin ve yerin ve bunların arasındaki şeylerin de!* Mutlak yüce, eşsiz, benzersizdir; tekrar tekrar bağışlayandır!*

 

>17:44, 26:23, 26:24, 42:11, 59:22, 59:23, 59:24, 112:4<

 

>4:48, 5:39, 15:49, 17:25, 20:82, 25:71, 28:16, 39:53<

 

38:67  Kul huve nebeun azîmun.

 

‘Yâ Muhammed!’ De ki: „ O (Kıyâmet), büyük havadis…*

 

>6:67, 38:67, 38:87, 38:88, 78:1, 78:2, 78:3, 78:4<

 

38:68  Entum anhu mu’ridûn (mu’ridûne).

 

Ki sizler, ona ‘hakikat bilgisine’ aldırış etmeyenlersiniz!

 

38:69  Mâ kâne liye min ilmin bil meleil a’lâ iz yahtesımûn (yahtesimûne).

 

Ve olamazdı benim, bilgiden ‘bir şey’; üstün meclisin çekiştikleri zaman! “.*

 

>2:30, 15:28, 38:69, 38:71<

 

38:70  İn yûhâ ileyye illâ ennemâ ene nezîrun mubîn (mubînun).

 

Ki, vahyolunuyor bana ki, ancak ben, sadece sizleri apaçık ‘kıyâmetle’ uyaranım! “.*

 

>2:151, 3:184, 4:41, 4:79, 4:166, 6:42, 7:184, 14:1, 16:89, 17:77, 23:70, 34:46<

 

38:71  İz kâle rabbuke lil melâiketi innî hâlikun beşeren min tîn (tînin).

 

Demişti ki, Rabbin, meleklere**: „ Mutlaka Ben, ‘oluşumu yapılandırılarak’ yaratacağım insanoğlunu, kilden!**

 

>2:30, 15:28, 38:69, 38:71<

 

(Bu âyet 2:30’dakinin aksine, ilk insan türü yaratıldığını ve meleklerin bundan haberdar olmadığı bildiriyor!)

 

(Özümlenme ile vücuda yarayışlı biçime sokularak, dokuların yapısında yer alışı)

 

>15:28, 17:61, 20:55, 25:54, 30:20, 71:17<

 

38:72  Fe izâ sevveytuhu ve nefahtu fîhi min rûhî fe kaû lehu sâcidîn (sâcidîne).

 

Artık orantılandırdığım zaman onu ve üfürdüğümde içine, Ruhumdan,* hemen ona ‘saygı ile’ yere kapananlardan ‘olun’! “.

 

>5:110, 16:2, 16:102, 17:85, 58:22, 66:12<

 

38:73  Fe secedel melâiketu kulluhum ecmaûn (ecmaûne).

 

Hemen ‘saygı ile’ yere kapandılar meleklerin her biri onların, toplanıp.

 

38:74  İllâ iblîs (iblîse), istekbere ve kâne minel kâfirîn (kâfirîne).

 

İblis (ümidi kesilmiş olan) hariç; ‘o’ kibirlendi ve nankörlerden oldu.

 

38:75  Kâle yâ iblîsu mâ meneake en tescude limâ halaktu bi yedeyy (yedeyye), estekberte em kunte minel âlîn (âlîne).

 

‘Allâh’ dedi ki: „ Ey İblis (ümidi kesilmiş olan)! Nedir sana mâni olan şey, ‘saygı ile’ yere kapanmana ki, ellerimle ‘oluşumu yapılandırılarak’ yarattığım şeye?! Yoksa yücelik ‘taslayan mı’ oldun? “.

 

38:76  Kâle ene hayrun minh (minhu), halaktenî min nârin ve halaktehu min tîn (tînin).

 

‘İblis’ dedi ki: „ Ben ondan daha hayırlıyım ‘üstünüm’ ki, yarattın beni, ateşten ve yarattın onu da, kilden! “.**

 

(Özümlenme ile vücuda yarayışlı biçime sokularak, dokuların yapısında yer alışı)

 

>15:28, 17:61, 20:55, 25:54, 30:20, 71:17<

 

38:77  Kâle fahruc minhâ fe inneke recîm (recîmun).

 

‘Allâh’ dedi ki: „ Hemen çık oradan! Artık muhakkak ki sen, taşlandın ‘(merhametimden uzaklaştırıldın)!*

 

>6:130, 7:14, 7:15, 7:16, 7:17, 7:18, 7:38, 7:179, 17:63, 17:64, 17:65, 41:28<

 

38:78  Ve inne aleyke la´netî ilâ yevmid dîn (dîni).

 

Ve muhakkak ki, lânetim üzerinedir, dîn ‘İlâhî esaslar’ gününe dek! “.*

 

>11:103, 11:104, 11:105, 11:106, 14:48, 14:49, 17:22, 21:103, 24:24, 28:66, 30:14<

 

38:79  Kâle rabbi fe enzırnî ilâ yevmi yub’asûn (yub’asûne).

 

‘İblis’ dedi ki: „ Rabbim… Öyleyse beni gözlemle ‘süre ver, insanların’ diriltildikleri güne dek! “.

 

38:80  Kâle fe inneke minel munzarîn (munzarîne).

 

‘Allâh’ dedi ki: „ Haydi mutlaka gözlemlenenlerdensin ‘süre verilenlerdensin’!

 

38:81  İlâ yevmil vaktil ma’lûm (ma’lûmi).

 

Malûm olan vaktin gününe dek! “.

 

38:82  Kâle fe bi izzetike le ugviyennehum ecmaîn (ecmaîne).

 

‘İblis’ dedi ki: „ Fakat yüceliğine, itibarına ‘andolsun ki’; mutlaka ayartırım onları topluca!*

 

>7:16, 15:39, 15:42, 26:94, 26:95, 26:224, 28:63, 37:32<

 

38:83  İllâ ibâdeke minhumul muhlasîn (muhlasîne).

 

Ki müstesnadır, onlardan samimi kulların! “.

 

38:84  Kâle fel hakku vel hakka ekûl (ekûlu).

 

‘Allâh’ dedi ki: „ Nihayet hakikat ‘budur’! Ve hak oldu demem ‘hüküm’, ki…

 

38:85  Le emleenne cehenneme minke ve mimmen tebiake minhum ecmaîn (ecmaîne).

 

„ Mutlaka doldururum cehennemi, senden ve o kimselerden ki, ‘kim’ uyduysa sana, onlardan ‘insanlardan’, topluca!*

 

>6:130, 7:14, 7:15, 7:16, 7:17, 7:18, 7:38, 7:179, 17:63, 17:64, 17:65, 41:28<

 

38:86  Kul mâ es’elukum aleyhi min ecrin ve mâ ene minel mutekellifîn (mutekellifîne).

 

‘Yâ Muhammed!’ De ki: „ Sual etmiyorum sizlerden ‘tebliğime’ karşı bir ücret! Ve değilim külfet yükleyenlerden! “.

 

38:87  İn huve illâ zikrun lil âlemîn (âlemîne).

 

Ki o, ancak ‘hakikat bilgisini’ hatırlatmadır, cümle âlemlere!*

 

>2:2, 7:52, 10:38, 10:57, 16:102, 17:82, 17:106, 26:192, 26:193, 26:194, 26:195<

 

38:88  Ve le talemunne nebeehu ba’de hîn (hînin).

 

Ve elbet bilirsiniz onun havadisini,* bir sürenin ardından.

 

>6:67, 38:67, 38:87, 38:88, 78:1, 78:2, 78:3, 78:4<