„ Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm! Bismillâhirrahmânirrahîm! “.
„ Sığınırım Allâh’a, şeytanın (âsilerin) ‘şerrinden’ ki, recmedilmiş (merhametinden uzaklaştırılmıştır)!*
>7:200, 15:34, 16:98<
Allâh adına… Ki, sonsuz şefkatle merhamet edendir; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir! “.
42:1 Hâ mim.
Hâ, Mîm…*
Kur’ân’ın şifresi, anahtarı Hurûf-ı Mukattaa: – https://ikra.vision
42:2 Ayn sin kâf.
Ayn, Sîn, Kâf…*
Kur’ân’ın şifresi, anahtarı Hurûf-ı Mukattaa: – https://ikra.vision
42:3 Kezâlike yûhî ileyke ve ilellezîne min kablikellâhul azîzul hakîm (hakîmu).
‘Yâ Muhammed!’ İşte böyle vahyeder sana** ve senden önceki kimselere de Allâh! Ki, mutlak yüce, eşsiz, benzersizdir; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!
>2:253, 4:164, 7:62, 7:117, 7:143, 19:9, 21:45, 42:51<
(42:51’den bilindiği gibi, Allâh’ın, hiçbir insanla konuşması olmamıştır! Kelâmı, yine vahiyle veya melekler aracılığıyladır.)
42:4 Lehu mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard (ardı), ve huvel aliyyul azîm (azîmu).
Zât’ının dır, göklerdeki şeyler ve yerdeki şeyler! Ve O’dur, üstün, kudretli, ulvi; ihtişamlı, ölçüsüz büyük!
42:5 Tekâdus semâvâtu yetefattarne min fevkıhinne vel melâiketu yusebbihûne bi hamdi rabbihim ve yestagfirûne li men fîl ard (ardı), e lâ innallâhe huvel gafûrur rahîm (rahîmu).
Ki, neredeyse çatlayıp bozulacaklar gökler, üstlerinden.* Ve melekler noksanlık, kusur, âcizlikten öte sayarlar, minnet ederek, Rablerine. Ve istiğfar ederler yeryüzündeki kimseler için. Değil mi ki, şüphesiz ki Allâh… O’dur, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayan; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşeden?!*
>19:90, 27:83, 38:59, 42:5, 67:8<
>4:48, 5:39, 15:49, 17:25, 20:82, 25:71, 28:16, 39:53<
42:6 Vellezînettehazû min dûnihî evliyâllâhu hafîzun aleyhim ve mâ ente aleyhim bi vekîl (vekîlin).
Ve (kutsallaştırılan zât’tan, puttan) himayeciler edinen kimseler ki, O’ndan ‘Allâh’tan’ ziyade;* Allâh, muhafızdır üzerlerine. ‘Yâ Muhammed!’ Ve sen değilsin, üzerlerine ‘savunan’ yetkili!*
>3:118, 4:89, 4:144, 5:51, 5:57, 9:16, 9:23, 58:22, 60:1, 60:8, 60:9<
>4:109, 6:104, 6:107, 7:2, 17:2, 20:100, 20:124, 39:41, 90:10, 90:11<
42:7 Ve kezâlike evhaynâ ileyke kur’ânen arabiyyen li tunzire ummel kurâ ve men havlehâ ve tunzire yevmel cem’i lâ reybe fîh (fîhi), ferîkun fîl cenneti ve ferîkun fîs saîr (saîri).
‘Yâ Muhammed!’ Ve işte böyle sana vahyettik** Kur’ân’ı Arapça!** Ki, uyarman için şehirlerin anası ‘Mekke’ ve onun çevresindeki kimseleri! Ve uyarasın toplanma günüyle ‘kıyâmetle’ ki, kuşku yoktur onda!* (Kaderleri gereği),* bir kısmı has bahçe ‘cennette’* ve bir kısmı da ‘cehennemde’ karıştırılan, kızgınlaştırılan çılgın ateştedir.*
>2:253, 4:164, 7:62, 7:117, 7:143, 19:9, 21:45, 42:51<
(42:51’den bilindiği gibi, Allâh’ın, hiçbir insanla konuşması olmamıştır! Kelâmı, yine vahiyle veya melekler aracılığıyladır.)
>2:2, 7:52, 10:38, 10:57, 16:102, 17:82, 17:106, 26:192, 26:193, 26:194, 26:195, 36:69<
>14:4, 16:103, 19:97, 46:12<
>10:53, 10:54, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 16:111, 18:47, 20:15, 20:102, 21:104, 24:24, 28:66, 29:55, 30:14, 40:16, 40:59, 44:11, 52:9, 70:8, 73:14, 73:18, 79:35, 101:104<
>7:43, 18:31, 52:20, 76:13, 76:14, 76:15, 76:19, 76:20, 76:21, 76:22<
>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 21:98, 36:63, 39:8, 40:6, 40:17, 43:39<
42:8 Ve lev şâallâhu le cealehum ummeten vâhıdeten ve lâkin yudhilu men yeşâu fî rahmetih (rahmetihî), vez zâlimûne mâ lehum min velîyyin ve lâ nasîr (nasîrin).
Ve şayet dileseydi Allâh, (insanı tercihsiz kılmayı), elbette kılardı onları ‘aynı inançtan’ bir ümmet.* Ve lâkin dâhil eder, dilediği ‘rızasına uyan kişiyi bahşedilme, bağışlanma, merhametle esirgemesine. Ve yoktur onlara himayecilerden ve ne de yardımcılardan!
>2:256, 5:16, 5:48, 7:178, 9:126, 16:9, 18:29, 31:22, 39:41, 64:11<
42:9 Emittehazû min dûnihî evliyâe, fallâhu huvel velîyyu ve huve yuhyîl mevtâ ve huve alâ kulli şey’in kadîr (kadîrun).
‘Buna rağmen’ edindiler ya (kutsallaştırılan zât’tan, puttan) ki, O’ndan ‘Allâh’tan’ ziyade; himayeciler.* Artık Allâh… O’dur, himayeci ve O’dur, canlandıran ölüleri. Ve O’dur, her şey üzerinde ‘irade ettiğini, icraya’ kudretli!
>3:118, 4:89, 4:144, 5:51, 5:57, 9:16, 9:23, 58:22, 60:1, 60:8, 60:9<
42:10 Ve mahteleftum fîhi min şey’in fe hukmuhû ilallâh (ilallâhi), zâlikumullâhu rabbî aleyhi tevekkeltu ve ileyhi unîb (unîbu).
Ve hakkında ihtilâf ettiğiniz şeyin,* artık onun hükmü, ‘ancak’ Allâh’ındır!* ‘Yâ Muhammed! De ki’: „ İşte budur Allâh!… Rabbim! Zât’ına itimat ettim! Ve Zât’ına nedametle yöneliyorum! “.
>6:60, 9:109, 9:110, 10:19, 24:64, 27:83, 27:84, 27:85<
>6:57, 6:62, 12:40, 12:67, 28:70, 28:88, 40:12, 42:10<
42:11 Fâtırus semâvâti vel ard (ardı), ceale lekum min enfusikum ezvâcen ve minel en’âmi ezvâcâ (ezvâcen), yezreukum fîh (fîhi), leyse ke mislihî şey’un, ve huves semîul basîr (basîru).
Fâtîr’dır göklerde ve yerde!* Ki, var etti sizlere ‘kendi’ cinslerinizden eşler! Ve davarlardan da eşler; ki, dağıtır sizleri orada! Değildir O’nun bir benzeri gibi ‘hiçbir’ şey!* Ve O’dur, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet eden; her hâliyle gören!
(Yokluktan dâhili cevher yaratılması, bunun yarılma ile meydana gelmesi, açığa çıkarılması)
>17:44, 26:23, 26:24, 42:11, 59:22, 59:23, 59:24, 112:4<
42:12 Lehu mekâlîdus semâvâti vel ard (ardı), yebsutur rızka li men yeşâu ve yakdir (yakdiru), innehu bi kulli şey’in alîm (alîmun).
Zât’ının dır anahtarlar (tüm kuvveler) göklerde ve yerde! ‘Allâh’, rızkı genişletir, dilediği ‘rızasına uyan’ kişiye ve takdir ‘miktarınca’ verir!** Şüphesiz ki O, her şeyi en iyi bilendir!
(Doğa yasaları, yaşam şartları gereği!)
>11:6, 15:19, 15:20, 22:28, 29:60, 34:24,. 34:39<
42:13 Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîh (fîhi), kebure alel muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh (ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb (yunîbu).
Şeriattır (yaşam ortamı ve şartlarına göre kurallar) sizlere, ‘Allâh’ın’, dînden ‘İslâm’dan’ vasiyet ettiği şey Nûh’a onu! ‘Yâ Muhammed!’ Ve ki o, sana vahyettiğimiz!** Ve vasiyet ettiğimiz şey İbrâhîm’e onu ve Mûsâ’ya ve Îsâ’ya uygulamayı dîni ‘İslâm’ı’!* Ve fırkalara ayrılmayın onda! Ki, ‘gözlerinde’ büyütüp ‘ağrına gidiyor, ‘Allâh’a’ ortak yakıştıranlar üzerine, onları, kendisine davet ettiğin şey. Allâh, ‘bildirmek için’ seçer Zât’ına dilediği ‘rızasına uyan’ kişiyi. Ve yönlendirir ‘razı olduğu yola’, Zât’ına doğrulan kişiyi de! “.*
>2:253, 4:164, 7:62, 7:117, 7:143, 19:9, 21:45, 42:51<
(42:51’den bilindiği gibi, Allâh’ın, hiçbir insanla konuşması olmamıştır! Kelâmı, yine vahiyle veya melekler aracılığıyladır.)
Âdem’dan beri Allâh’ın inananlara emri: – https://ikra.vision
>2:256, 5:16, 5:48, 7:178, 9:126, 16:9, 18:29, 31:22, 39:41, 64:11<
42:14 Ve mâ teferrekû illâ min ba’di mâ câehumul ilmu bagyen beynehum, ve lev lâ kelimetun sebekat min rabbike ilâ ecelin musemmen le kudıye beynehum, ve innellezîne ûrisûl kitâbe min ba’dihim le fî şekkin minhu murîb (murîbin).
Ve fırkalara ayrılmadılar (Yahudiler ve Hristiyanlar) ki, onlara ‘hakikat bilgisi’ ilmi gelmesinin ardından; ‘İlâhî esaslar’ verilen, onların aralarındaki ihlâl eden ‘bazılarından’ başkası.* Ve olmasaydı geçmiş bir kelâm ‘vade hükmü’, Rabbinden,* adlandırılmış bir vadeye ‘dek’, elbette bitirilmiş olurdu ‘emir’ onların aralarında.** Ve muhakkak ki, kitaba ‘hakikat bilgisine’ vâris kılınan kimselerin (Yahudiler ve Hristiyanların) ‘bazıları’, onların ardından ‘gelen’, elbette endişeliler ondan, kaygıyla.
>2:41, 2:89, 2:91, 2:101, 4:47, 5:48, 6:91, 9:30, 9:31, 35:31, 46:12, 98:94, 98:5<
>7:34, 10:19, 11:110, 20:129, 41:45, 42:14<
>2:210, 5:109, 6:57, 6:58, 10:11, 10:50, 10:51, 13:6, 14:42, 15:8, 16:1, 16:33, 16:61, 17:11, 18:58, 18:59, 25:25, 25:26, 35:45, 39:69, 47:18<
(Mesele kapanır, peygambere ihtiyaç kalmaz, işleri Allâh’a kalır!)
42:15 Fe li zâlike fed’u vestekım kemâ umirt (umirte), ve lâ tettebi’ ehvâehum, ve kul âmentu bi mâ enzelallâhu min kitâb (kitâbin), ve umirtu li a’dile beynekum, allâhu rabbunâ ve rabbukum, lenâ a’mâlunâ ve lekum a’mâlukum, lâ huccete beynenâ ve beynekum, allâhu yecmeubeynenâ, ve ileyhil masîr (masîru).
‘Yâ Muhammed!’ Artık işte bunun için davet ‘dua’ et ve istikamette ‘dürüst ol’ emredildiğin gibi! Ve uyma onların isteklerine (arzularının esiri yapan tutkulara)!** Ve de ki: „ Îmân ettim indirdiği şeylere Allâh’ın ‘âyetlerine’ herhangi bir, kitaptan! Ve emrolundum ki, adil olmak için aranızda! Allâh, Rabbim ve sizlerin de Rabbidir! Bizleredir gayretlerimiz ve sizleredir gayretleriniz! Kanıt (Kur’ân-ı Kerîm ile indirilen İlâhî esaslar)* ‘tartışması’ yoktur aramızda ve aranızda!* Allâh Toplar ‘bulur’ aramızı! “.* Ve Zât’ınadır varış!
>7:176, 10:58, 14:43, 15:3, 16:107, 17:18, 17:19, 17:20, 18:28, 20:16, 21:42, 23:71, 24:37, 43:36, 43:37, 45:23, 47:14, 47:25, 57:20, 63:9, 72:17, 79:40, 79:41<
>5:48, 5:49, 11:12, 11:112, 11:113, 17:74, 28:87<
>4:174, 5:15, 6:104, 6:149, 6:157, 10:76, 43:29, 44:13<
>2:148, 22:67, 29:46, 42:15<
>5:109, 7:6, 28:65, 28:75, 33:7, 39:69, 42:13<
42:16 Vellezîne yuhâccûne fîllâhi min ba’di mestucîbe lehu huccetuhum dâhıdatun inde rabbihim ve aleyhim gadabun ve lehum azâbun şedîd (şedîdun).
Ve kanıtlarla tartışan kimseler, Allâh hakkında ki, icabet edilmesinin ardından;* onların, ‘kullanabilecekleri’ kanıtları geçersizdir Rablerinin nezdinde.* Ve üzerlerinedir gazap!** Ve onlaradır, şiddetli azap!*
>2:225, 2:284, 5:89, 33:5, 66:2<
>2:76, 3:73, 42:13, 42:14, 42:15, 42:16<
>3:90, 3:105, 3:106, 4:137, 16:106<
>1:6, 2:90, 4:93, 4:69, 5:60, 5:77, 16:106, 20:81, 43:55<
>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 21:98, 36:63, 39:8, 40:6, 40:17, 43:39<
42:17 Allahullezî enzelel kitâbe bil hakkı vel mîzân (mîzâne) ve mâ yudrîke lealles sâate karîb (karîbun).
Allâh ki, .. indirdi Kitabı (Kur’ân-ı Kerîm’i),* hakikat ‘bilgisi’ ile ve ölçülü!** Ne algılayabilirsin ki, belki de ‘son’ saat (kıyâmet)* yakındır?!
>2:2, 7:52, 10:38, 10:57, 16:102, 17:82, 17:106, 26:192, 26:193, 26:194, 26:195, 36:69<
>42:17, 55:5, 55:7, 55:8, 55:9, 55:10<
(Allâh’ın koyduğu doğa kurallarında, yaratılışlarda bir ölçü gözettiği; buna Kur’ân-ı Kerîm’de dâhil olduğu. Ve insanların da her şeyde dengeli ve ölçülü olması gerektiği bilgisi!)
>10:53, 10:54, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 16:111, 18:47, 20:15, 20:102, 21:104, 24:24, 28:66, 29:55, 30:14, 40:16, 40:59, 44:11, 52:9, 70:8, 73:14, 73:18, 79:35, 101:104<
42:18 Yesta’cilu bihellezîne lâ yû’minûne bihâ, vellezîne âmenû muşfikûne minhâ ve ya’lemûne ennehel hakk (hakku), e lâ innellezîne yumârûne fîs sâati le fî dalâlin baîd (baîdin).
Acele istiyorlar ‘vadedilen azabı, ona inanmayan kimseler.* Ve îmân etmiş kimseler, ondan titreyenlerdir. Ve bilirler hakikatin ‘İlâhî esasların, gerçek’ olduğunu. Değil mi ki, muhakkak ki, münakaşa eden kimseler ‘son’ saat (kıyâmet hakkında),* elbette uzak ‘geri dönülmez’ bir şaşkınlık içindeler?
>10:11, 10:50, 10:51, 16:1, 18:58, 21:37, 29:53, 29:54, 37:176, 38:16, 51:14<
>10:53, 10:54, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 16:111, 18:47, 20:15, 20:102, 21:104, 24:24, 28:66, 29:55, 30:14, 40:16, 40:59, 44:11, 52:9, 70:8, 73:14, 73:18, 79:35, 101:104<
42:19 Allâhu latîfun bi ibâdihî yerzuku men yeşâu, ve huvel kavîyyul azîz (azîzu).
Allâh, hoş, nazik, tüm inceliklere, ayrıntılara nüfuz ederek bilen, lütufkârdır; kullarına! Rızıklandırır dilediği ‘rızasına uyan’ kişiyi.** Ve O’dur, gücüne, iktidarına güç yetirilemeyen, sağlam, kuvvetli; mutlak yüce, eşsiz, benzersiz!
(Doğa yasaları, yaşam şartları gereği!)
>11:6, 15:19, 15:20, 22:28, 29:60, 34:24,. 34:39<
42:20 Men kâne yurîdu harsel âhireti nezid lehu fî harsih (harsihî), ve men kâne yurîdu harsed dunyâ nû’tihî minhâ ve mâ lehu fîl âhireti min nasîb (nasîbin).
Muradı, âhiret hasatı ‘kazancı’ olan kimseye ki, artırırız ona hasatı ‘kazancını’. Ve muradı, dünya hasatı ‘kazancı’ olan kimseye de veririz ona ondan. Ki, yoktur ona ‘bununla yetinene’, âhirette, nasipten (vadedilen cennet hayatı).*
>2:200, 10:7, 10:8, 11:15, 11:16, 17:18, 17:19, 17:20, 42:20<
42:21 Em lehum şurekâu şeraû lehum mined dîni mâ lem ye’zen bihillâh (bihillâhu), ve lev lâ kelimetul faslı le kudiye beynehum, ve innez zâlimîne lehum azâbun elîm (elîmun).
Yoksa onların ortakları (edindikleri ilâhları) mı ‘var’, onlara şeriat (yaşam ortamı ve şartlarına göre kurallar koyan) ki, Allâh’ın ona, dînde ‘İslâm’da’ izin vermediği?* Ve olmasaydı ayrım kelâmı ‘hükmü’, elbette bitirilmiş olurdu ‘emir’ onların aralarında.** Ve muhakkak ki zalimler, onlaradır, elem azap.*
>2:170, 6:148, 14:10, 16:35, 19:38, 36:6, 37:69, 37:70, 37:71, 37:175, 43:22, 43:23, 98:5<
>2:210, 5:109, 6:57, 6:58, 10:11, 10:50, 10:51, 13:6, 14:42, 15:8, 16:1, 16:33, 16:61, 17:11, 18:58, 18:59, 25:25, 25:26, 35:45, 39:69, 47:18<
(Mesele kapanır, peygambere ihtiyaç kalmaz, işleri Allâh’a kalır!)
>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 21:98, 36:63, 39:8, 40:6, 40:17, 43:39<
42:22 Terez zâlimîne muşfikîne mimmâ kesebû ve huve vâkıun bihim, vellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti fî ravdâtil cennât (cennâti), lehum mâ yeşâûne inde rabbihim zâlike huvel fadlul kebîr (kebîru).
‘Âhirette’ görürsün ki zalimleri, titrerler kazandıkları şeylerden ‘cezalandırılacak olmalarına’.* Ve o, onlara vuku bulacak ‘başlarına gelecek’. Ve îmân etmiş kimseler ve gayretleri erdemlilerdir ki, ‘onlar’, has bahçelerde ‘cennetlerde’ kırlardadır. Onlaradır, diledikleri şeyler Rablerinin huzurunda. İşte budur o, koca bir liyakat.*
>6:70, 20:15, 32:17, 40:17, 45:22, 74:38<
>2:25, 8:4, 16:30, 16:41, 16:96, 16:97, 18:88, 20:15, 22:50, 32:17, 33:31, 34:4, 39:10<
42:23 Zâlikellezî yubeşşirullâhu ibâdehullezîne âmenû ve amilûs sâlihât (sâlihâti), kul lâ es’elukum aleyhi ecren illel meveddete fîl kurbâ ve men yakterif haseneten nezid lehu fîhâ husnâ (husnen), innellâhe gafûrun şekûr (şekûrun).
İşte budur müjdelediği kimseler Allâh’ın, kullarından îmân etmiş kimselere ve gayretleri erdemlidir.* ‘Yâ Muhammed!’ De ki: „ Sual etmiyorum sizlerden, ‘tebliğime’ karşı bir ücret! Ki, sevecenlikten ‘muhabbetten’ yakınlıktan başka! “.* Ve kim, iyilik işlerse, artırırız ona orada, en güzelini. Şüphesiz ki Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır;* şükredeni mükâfatlandırandır!
>2:25, 8:4, 16:30, 16:41, 16:96, 16:97, 18:88, 20:15, 22:50, 32:17, 33:31, 34:4, 39:10<
>6:90, 12:104, 25:57, 34:47<
>4:48, 5:39, 15:49, 17:25, 20:82, 25:71, 28:16, 39:53<
42:24 Em yekûlûnefterâ alâllâhi kezibâ (keziben), fe in yeşeillâhu yahtim alâ kalbik (kalbike), ve yemhullâhul bâtıla ve yuhıkkul hakka bi kelimâtih (kelimâtihî), innehu alîmun bi zâtis sudûr (sudûri).
‘Yâ Muhammed!’ Yoksa, onu ‘âyetleri’, uydurdu mu diyorlar?!* Ki, Allâh ‘adına’ yalanla! Fakat eğer dilerse Allâh, tab eder kalbini de ve imha eder Allâh, gerekçesizi.* Ve gerçekleştirir hakikati ‘İlâhî esasları’ kelimeleriyle ‘hükümleriyle’!* Muhakkak ki O, en iyi bilendir; göğüslerin sahip olduğunu (gönüllerde barındırılan niyetleri)!*
>2:2, 7:52, 10:38, 10:57, 16:102, 17:82, 17:106, 26:192, 26:193, 26:194, 26:195, 36:69<
(Allâh’ın âyetleri çarpıtılsaydı eğer, bu, zamanla unutturulur yine gerçek ortay çıkardı.)
>8:8, 9:32, 9:33, 10:82, 17:81, 40:14, 61:8, 61:9<
>2:255, 6:59, 11:123, 13:9, 15:24, 16:19, 41:22, 67:13, 67:14<
42:25 Ve huvellezî yakbelut tevbete an ibâdihî ve ya’fû anis seyyiâti ve ya’lemu mâ tef’alûn (tef’alûne).
Ve O’dur Zât’ı ki, kabul edendir tövbeyi kullarından. Ve ‘vazgeçip’ affediyor kötülüklerini ve bilir yaptığınız şeyleri!
>4:48, 5:39, 15:49, 17:25, 20:82, 25:71, 28:16, 39:53<
42:26 Ve yestecîbullezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ve yezîduhum min fadlih (fadlihî), vel kâfirûne lehum azâbun şedîd (şedîdun).
Ve icabet eder îmân etmiş kimselere ve gayretleri erdemlilerdir ve artırır onlara, liyakatinden.* Ve inkâr eden kimselere, onlaradır şiddetli azap.*
>2:25, 8:4, 16:30, 16:41, 16:96, 16:97, 18:88, 20:15, 22:50, 32:17, 33:31, 34:4, 39:10<
>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 21:98, 36:63, 39:8, 40:6, 40:17, 43:39<
42:27 Ve lev besetallâhur rızka li ibâdihî le begav fîl ardı ve lâkin yunezzilu bi kaderin mâ yeşâu, innehu bi ibâdihî habîrun basîr (basîrun).
Ve şayet bollaştırsaydı Allâh rızkı kullarına, mutlaka haddi aşarlardı yeryüzünde. Ve lâkin indirir takdir ‘miktarınca’,* dilediği şeyi. Şüphesiz ki O, kullarından haberdar, üstün bilgi sahibidir; her hâliyle görendir!
>13:8, 35:11, 41:47, 43:11, 54:49, 55:7<
42:28 Ve huvellezî yunezzilul gayse min ba’di mâ kanetû ve yenşuru rahmeteh (rahmetehu), ve huvel velîyyul hamîd (hamîdu).
Ve O’dur Zât’ı ki, indirir yağmuru ardından ki, ‘yağmayacağına’ kanaat ettiklerinde. Ve yayar bahşedilme, bağışlanma, esirgenme ‘vesilesini’. Ve O’dur, himayeci; minnete lâyık!
42:29 Ve min âyâtihî halkus semâvâti vel ardı ve mâ besse fîhimâ min dâbbeh (dâbbetin), ve huve alâ cem’ihim izâ yeşâu kadîr (kadîrun).
Ve O’nun âyetlerindendir ‘alâmetlerindendir,* oluşumu yapılandırılarak’ yaratışı göklerin ve yerin. Ve ‘türetip’ yaydı onlarda (gökler ve yerde) mahlûkatlardan. Ve O’dur, üzerinde ‘irade ettiğini, icraya’ kudretli; ki, dilediği zaman onları toplamaya da!
>6:2, 7:10, 23:78, 27:93, 30:20, 30:22, 30:23, 30:24, 30:25, 30:46, 31:31, 32:9, 38:29, 40:13, 40:58, 40:81, 41:39, 42:29, 45:6, 62:2, 67:3, 75:21, 87:16<
42:30 Ve mâ esâbekum min musîbetin fe bi mâ kesebet eydîkum ve ya’fû an kesîr (kesîrin).
Ve musibetten isabet eden şey sizlere, öyle ki ‘o’, ellerinizin kazandığı sebebiyledir. Ve ‘Zât’ı, kötülüklerin’, çoğunu da ‘vazgeçip’ affediyor.*
>6:70, 20:15, 32:17, 40:17, 45:22, 74:38<
42:31 Ve mâ entum bi mu’cizîne fîl ard (ardı), ve mâ lekum min dûnillâhi min veliyyin ve lâ nasîr (nasîrin).
Ve değilsiniz ‘Allâh’ın hükmünü’ âciz bırakanlar, yeryüzünde.* Ve yoktur sizlere, (kutsallaştırılan zât’tan, puttan) ki, Allâh’tan ziyade; himayecilerden ve ne de yardımcı!
>10:53, 10:54, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 16:111, 18:47, 20:15, 20:102, 21:104, 24:24, 28:66, 29:55, 30:14, 40:16, 40:59, 44:11, 52:9, 70:8, 73:14, 73:18, 79:35, 101:104<
42:32 Ve min âyâtihil cevâri fîl bahri kel a’lâm (a’lâmi).
Ve O’nun âyetlerindendir ‘alâmetlerindendir’, deryada filolar ki, bayraklar gibi ‘yelkenleri’.
42:33 İn yeşe’ yuskinir rîha fe yazlelne revâkide alâ zahrih (zahrihi), inne fî zâlike le âyâtin li kulli sabbârin şekûr (şekûrin).
Eğer dilerse, sükûnet verir yel’e de artık kalakalırlar hareketsiz, sırtında ‘denizin’.** Muhakkak ki işte bunlar, elbette âyetlerdir ‘alâmetlerdir’, şükredip sabreden her biri için!*
>10:22, 13:31, 30:41, 42:32, 42:33, 42:34<
El Nino fenomeni: – https://ikra.vision
>2:164, 6:99, 10:101, 12:105, 13:4, 18:109, 21:37, 27:93, 30:20, 30:24, 30:25, 30:26, 31:27, 31:31, 40:13, 41:39, 41:53, 42:29, 51:20, 51:21, 51:22<
42:34 Ev yûbıkhunne bimâ kesebû ve ya’fu an kesîr (kesîrin).
Veya batırır kazandıkları şeylerle ‘cezalandırarak’.* Ve ‘Zât’ı, kötülüklerin’, çoğunu da ‘vazgeçip’ affediyor.*
>6:28, 18:58, 35:45, 39:47, 39:48, 39:51, 42:34, 45:33<
>6:70, 20:15, 32:17, 40:17, 45:22, 74:38<
42:35 Ve ya’lemellezîne yucâdilûne fî âyâtinâ, mâ lehum min mahîs (mahîsin).
Ve bilsinler, ‘o’ kimseler ki, cebelleşiyorlar âyetlerimiz hakkında;* yoktur onlara ondan ‘cehennemden’ kaçış.
>2:139, 22:3, 22:4, 22:8, 22:9, 22:19, 31:20, 31:21<
42:36 Fe mâ ûtîtum min şey’in fe metâ’ul hayâtid dunyâ ve mâ indallâhi hayrun ve ebkâ lillezîne âmenû ve alâ rabbihim yetevekkelûn (yetevekkelûne).
Ancak ne verildiyse sizlere bir şeylerden, artık dünya hayatının menfaatidir.* Ve Allâh’ın huzurundaki şeyler ‘mükâfatlar’, en hayırlısıdır ve bâki, îmân etmiş kimseler için.* Ve ‘onlar’ Rablerine itimat edenlerdir.*
>3:185, 10:23, 10:58, 13:26, 17:18, 17:19, 17:20, 25:15, 28:61, 57:20<
>7:43, 18:31, 52:20, 76:13, 76:14, 76:15, 76:19, 76:20, 76:21, 76:22<
>2:208, 2:268, 4:120, 5:91, 6:121, 8:48, 14:22, 17:62, 17:63, 17:64, 17:65, 24:21, 35:6<
42:37 Vellezîne yectenibûne kebâirel ismi vel fevâhışe ve izâ mâ gadıbûhum yagfirûn (yagfirûne).
Ve ‘o’ kimseler ki, kaçınırlar günahların büyüklerinden ve müstehcenlikten (kolay kazanç, kötü arzuların esiri olmaktan).* Ve onlar hiddetlendikleri zaman ‘bile’, bağışlarlar.
>2:25, 8:4, 16:30, 16:41, 16:96, 16:97, 18:88, 20:15, 22:50, 32:17, 33:31, 34:4, 39:10<
42:38 Vellezînestacâbû li rabbihim ve ekâmus salâte ve emruhum şûrâ beynehum ve mimmâ rezaknâhum yunfikûn (yunfikûne).
Ve ‘o’ kimselerdir icabet edenler Rablerine. Ve uygularlar takdisi (Allâh’ı kutsamak, hürmet ve hamd etmek için namaz)!* Ve işlerini dayanışmayla istişare ederler aralarında. Ve bağış yaparlar, onları rızıklandırdığımız şeylerden!
>2:43, 2:238, 4:103, 11:114, 14:40, 17:78, 17:110, 19:31, 19:55, 20:130, 20:132, 21:73, 22:78, 25:64, 30:17, 30:18, 39:9, 50:39, 51:17, 51:18, 52:49, 73:2, 73:3, 73:4, 76:16<
42:39 Vellezîne izâ esâbehumul bagyuhum yentesırûn (yentesırûne).
Ve ‘o’ kimseler, isabet ettiği zaman onlara ihlâl, ‘el birliğiyle’ yardımlaşırlar.
42:40 Ve cezâu seyyietin, seyyietun misluhâ, fe men afâ ve asleha fe ecruhu alâllâh (alâllâhi), innehu lâ yuhıbbuz zâlimîn (zâlimîne).
Ve kötülüğün cezası, onun misli kötülüktür. Artık kim, affetti de ve ‘arayı’ düzeltirse, artık onun ecri, Allâh’a ‘kalmıştır’.* Muhakkak ki O, sevmez zalimleri.
>2:25, 8:4, 16:30, 16:41, 16:96, 16:97, 18:88, 20:15, 22:50, 32:17, 33:31, 34:4, 39:10<
42:41 Ve le men intesare ba’de zulmihî fe ulâike mâ aleyhim min sebîl (sebîlin).
Ve elbette intikam alan kimseye ki, zulmünün ardından, o hâlde yoktur işte onların aleyhine bir yol ‘vebal’!
42:42 İnnemes sebîlu alellezîne yazlimûnen nâse ve yebgûne fîl ardı bi gayril hakk (hakkı), ulâike lehum azâbun elîm (elîmun).
Fakat yol ‘vebal, o’ kimselerin üzerlerinedir ki, zulmediyorlar insanlara ve amaçları yeryüzünde haksızlıktır. Ve işte onlar ki… Onlaradır, elem azap!*
>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 21:98, 36:63, 39:8, 40:6, 40:17, 43:39<
42:43 Ve le men sabere ve gafere inne zâlike le min azmil umûr (umûri).
Ve elbette sabreden kimse ve bağışlarsa, muhakkak ki işte bu, elbette azmedilmeye değer işlerdir.
42:44 Ve men yudlilillâhu fe mâ lehu min velîyin min ba’dih (ba’dihi), ve terez zâlimîne lemmâ reevul azâbe yekûlûne hel ilâ mereddin min sebîl (sebîlin).
Ve ‘müstahik’ kimi şaşırtırsa Allâh, artık yoktur ona, himayecilerden onun ardından.* Ve ‘âhirette’ görürsün ki zalimleri, gördüklerinde azabı, diyorlar ki: „ Var mı geri dönüşe bir yol? “.*
>4:48, 6:88, 7:146, 8:23, 8:51, 9:80, 16:107, 16:108, 40:12, 47:28
>23:65, 23:66, 39:71, 40:11, 40:12, 45:31, 67:9, 67:11<
42:45 Ve terâhum yu’redûne aleyhâ hâşiîne minez zulli yenzurûne min tarfin hafîy (hafîyyin), ve kâlellezîne âmenû innel hâsirîne ellezîne hasirû enfusehum ve ehlîhim yevmel kıyâmeh (kıyâmeti), e lâ innez zâlimîne fî azâbin mukîm (mukîmin).
Ve görürsün ki onlar, ona ‘ateşe’ arz olunurlarken* huşû duyarak zelaletten, bakınırlar gizli bir bakışla. Ve dediler, îmân etmiş kimseler ki: „ Muhakkak ki hüsrana uğrayanlar, ‘o’ kimselerdir ki, nefslerini ve erbaplarını hüsrana uğratanlardır kıyâmet günü! “.* Değil mi ki, muhakkak ki zalimler, ‘cehennemde’ devamlı bir azap içindeler.
>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 21:98, 36:63, 39:8, 40:6, 40:17, 43:39<
>4:48, 6:88, 7:146, 8:23, 8:51, 9:80, 16:107, 16:108, 40:12, 47:28<
42:46 Ve mâ kâne lehum min evliyâe yensurûnehum min dûnillâh (dûnillâhi). Ve men yudlilillâhu fe mâ lehu min sebîl (sebîlin).
Ve olamaz onlara, (kutsallaştırılan zât’tan, puttan), yardım edeni ki, himayecilerden, Allâh’tan ziyade.* Ve ‘müstahik’ kimi şaşırtırsa Allâh, artık yoktur ona, bir yol!*
>2:166, 3:151, 4:117, 6:100, 10:18, 18:52, 23:117, 35:14, 39:3, 42:21, 46:5<
>4:48, 6:88, 7:146, 8:23, 8:51, 9:80, 16:107, 16:108, 40:12, 47:28
42:47 İstecîbû li rabbikum min kabli en ye’tiye yevmun lâ meredde lehu minallâh (minallâhi), mâ lekum min melcein yevme izin ve mâ lekum min nekîr (nekîrin).
İcabet edin Rabbinize! Allâh’tan ‘öyle bir’ gün gelmeden önce ki, olmaz ona geri dönüş. Ve yoktur sizlere sığınılacak yer, izin günü (Allâh’ın izniyle gerçekleşecek kıyâmet günü)!* Ve yoktur sizlere tanımamak?!*
>10:53, 10:54, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 16:111, 18:47, 20:15, 20:102, 21:104, 24:24, 28:66, 29:55, 30:14, 40:16, 40:59, 44:11, 52:9, 70:8, 73:14, 73:18, 79:35, 101:104<
>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 21:98, 36:63, 39:8, 40:6, 40:17, 43:39<
42:48 Fe in a’redû fe mâ erselnâke aleyhim hafîzâ (hafîzan), in aleyke illel belâgu, ve innâ izâ ezaknal insâne minnâ rahmeten feriha bihâ, ve in tusibhum seyyietun bi mâ kaddemet eydîhim fe innel insâne kefûr (kefûrun).
‘Yâ Muhammed!’ Fakat eğer aldırış etmezlerse, o hâlde seni göndermedik üzerlerine muhafız! Olsa olsa üzerindeki ‘sorumluluk, İlâhî esasları’ tebliğ etmekten başka değildir! Ve muhakkak ki Biz, tattırdığımız zaman insana Bizden, bir bahşedilme, bağışlanma, merhametle esirgenme, mutludur onunla.* Ve eğer isabet ederse onlara bir kötülük, elleriyle sundukları şeylerden,* artık muhakkak ki insan, ‘Rabbine karşı’ nankörleşir.**
>12:87, 15:56, 17:83, 29:23, 30:36, 39:53, 41:49<
>6:70, 20:15, 32:17, 40:17, 45:22, 74:38<
>7:189, 10:12, 10:22, 10:23, 13:14, 16:53, 16:54, 30:33, 40:50, 41:49, 41:50, 41:51 67:9<
>17:11, 17:67, 17:100, 18:54, 25:55<
42:49 Lillâhi mulkus semâvâti vel ard (ardı), yahluku mâ yeşâu, yehebu li men yeşâu inâsen ve yehebu li men yeşâuz zukûr (zukûra).
Allâh’ındır hükümranlık, göklerde ve yerde! Ki, ‘oluşumu yapılandırılarak’ yaratır dilediği şeyi. Verir dilediği kişiye kız çocuklar ve verir dilediği kişiye de erkek ‘çocuklar’.
42:50 Ev yuzevvicuhum zukrânen ve inâsâ (inâsen), ve yec’alu men yeşâu akîmâ (akîmen), innehu alîmun kadîr (kadîrun).
Veya eşleştirir, erkekleri ve dişileri ki, onları (ikizler olarak verir). Ve kılar dilediği kişiyi de kısır. Şüphesiz ki O, en iyi bilendir; ‘irade ettiğini, icraya’ kudretlidir!
42:51 Ve mâ kâne li beşerin en yukellimehullâhu illâ vahyen ev min verâi hıcâbin ev yursile resûlen fe yûhıye bi iznihî mâ yeşâu, innehu alîyyun hakîm (hakîmun).
Ve olamaz, ‘hiçbir’ insanoğluna konuşması Allâh’ın, vahiyle olmaksızın veya örtü ardından. Veya gönderir bir elçi (melek), ki, nihayet vahyeder O’nun izniyle dilediği şeyi.** Şüphesiz ki O, üstün, kudretli, ulvi; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!
>2:253, 4:164, 7:62, 7:117, 7:143, 19:9, 21:45, 42:51<
(Allâh’ın, hiçbir insanla konuşması olmamıştır! Kelâmı, yine vahiyle veya melekler aracılığıyladır.)
42:52 Ve kezâlike evhaynâ ileyke rûhan min emrinâ, mâ kunte tedrî mel kitâbu ve lel îmânu ve lâkin cealnâhu nûren nehdî bihî men neşâu min ibâdinâ, ve inneke le tehdî ilâ sırâtın mustekîm (mustekîmin).
‘Yâ Muhammed!’ Ve işte böyle sana vahyettik** Ruhu (Kur’ân-ı Kerîm ile indirilen İlâhî esasları)* emrimizden! Ki, anlıyor değildin ne kitap ve ne de îmân!* Ve lâkin kıldık onu bir aydınlık, ki, onunla ‘ilhamla, idrak ettirerek’ yönlendiririz kullarımızdan dilediğimiz ‘rızamıza uyan’ kimseyi.* Ve muhakkak ki sen, elbette yönlendirirsin ‘onunla, Allâh’ın razı olduğu’ yol istikâmetine.*
>2:253, 4:164, 7:62, 7:117, 7:143, 19:9, 21:45, 42:51<
(42:51’den bilindiği gibi, Allâh’ın, hiçbir insanla konuşması olmamıştır! Kelâmı, yine vahiyle veya melekler aracılığıyladır.)
>4:174, 5:15, 6:104, 6:149, 6:157, 10:76, 43:29, 44:13<
>7:157, 10:16, 25:5, 29:48<
>2:256, 5:16, 5:48, 7:178, 9:126, 16:9, 18:29, 31:22, 39:41, 64:11<
>3:19, 3:83, 3:84, 3:85, 5:3, 6:153, 6:161, 10:105, 12:108, 15:41, 16:9, 16:123, 21:25, 30:30<
42:53 Sırâtıllâhillezî lehu mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard (ardı), e lâ ilâllâhi tesîrul umûr (umûru).
Allâh’ın yoluna…* O ki, Zât’ının dır, göklerdeki şeyler ve yerdeki şeyler! Değil mi ki, Allâh’a ‘kalmıştır’ ki, olan ‘tüm’ işler!*
>2:256, 5:16, 5:48, 7:178, 9:126, 16:9, 18:29, 31:22, 39:41, 64:11<
>10:53, 10:54, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 16:111, 18:47, 20:15, 20:102, 21:104, 24:24, 28:66, 29:55, 30:14, 40:16, 40:59, 44:11, 52:9, 70:8, 73:14, 73:18, 79:35, 101:104<