46. AHKÂF:

 

„ Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm! Bismillâhirrahmânirrahîm! “.

 

„ Sığınırım Allâh’a, şeytanın (âsilerin) ‘şerrinden’ ki, recmedilmiş (merhametinden uzaklaştırılmıştır)!*

 

>7:200, 15:34, 16:98<

 

Allâh adına… Ki, sonsuz şefkatle merhamet edendir; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir! “.*

 

>33:43<

 

 

46:1    Hâ mîm.

 

Hâ, Mîm…*

 

Kur’ân’ın şifresi, anahtarı Hurûf-ı Mukattaa: – https://ikra.vision

 

46:2    Tenzîlul kitâbi minallâhil azîzil hakîm (hakîmi).

 

Peyderpey indirilişi Kitabın (Kur’ân-ı Kerîm’in), Allâh’tandır!* Ki ‘Zât’ı’, mutlak yüce, eşsiz, benzersizdir; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!

 

>2:2, 7:52, 10:38, 10:57, 16:102, 17:82, 17:106, 26:192, 26:193, 26:194, 26:195, 36:69<

 

46:3    Mâ halaknes semâvâti vel arda ve mâ beynehumâ illâ bil hakkı ve ecelin musemmâ (musemmen), vellezîne keferû ammâ unzirû mu’ridûn (mu’ridûne).

 

Ve ‘oluşumu yapılandırılarak’ yarattığımız şeyler, göklerde ve yerde ve bunların arasındaki şeylerde, illâki haklı ‘bir dava içindir’.* Ve adlandırılmış bir vadeyledir.* Ve ‘hakikat bilgisini’ inkâr eden kimseler, uyarıldıkları şeylere (İlâhî esaslara) aldırış etmeyenlerdir.*

 

>3:191, 30:8, 38:27, 44:38, 44:39, 45:22, 51:56, 75:36<

 

>3:145, 3:154, 4:78, 6:2, 11:104, 16:61, 20:129, 28:15, 35:11, 39:42, 50:4<

 

>10:7, 10:8, 19:38, 21:1, 21:2, 21:97, 23:63, 32:12, 50:22, 51:11, 53:57, 53:58, 53:59<

 

46:4    Kul ereeytum mâ ted’ûne min dûnillâhi erûnî mâzâ halakû minel ardı em lehum şirkun fîs semâvât (semâvâti), îtûnî bi kitâbin min kabli hâzâ ev esâretin min ilmin in kuntum sâdikîn (sâdikîne).

 

‘Yâ Muhammed!’ De ki: „ Bakar mısınız, davet ‘dua’ ettikleriniz şeylere (kutsallaştırılan zât’a, puta) ki, Allâh’tan ziyade!* Gösterin Bana, yeryüzünde nedir yarattıkları! Yoksa onların bir ortaklığı mı var göklerde?* Getirin bana bir kitap ile bundan önceki veya izler ‘eserler’ bilgiden ‘bir şeyler’,* eğer samimilerseniz! “.

 

>2:166, 3:151, 4:117, 6:100, 10:18, 18:52, 23:117, 35:14, 39:3, 42:21, 46:5<

 

>21:22, 34:22, 35:40, 42:29<

 

>2:168, 2:169, 7:33, 16:116<

 

46:5    Ve men edallu mimmen yed’û min dûnillâhi men lâ yestecîbu lehu ilâ yevmil kıyâmeti ve hum an duâihim gâfilûn (gâfilûne).

 

Ve kimdir davet ‘dua’ edenden daha sapmış kişi (kutsallaştırılan zât’a, puta) ki, Allâh’tan ziyade.* Ki ‘bu’ kimse, ‘çağrıya’ icabet etmez ona, kıyâmet gününe dek. Ve onlar, onun davetinden ‘duasından’ gafillerdir.

 

>2:166, 3:151, 4:117, 6:100, 10:18, 18:52, 23:117, 35:14, 39:3, 42:21, 46:5<

 

46:6    Ve izâ huşiren nâsu kânû lehum a’dâen ve kânû bi ibâdetihim kâfirîn (kâfirîne).

 

Ve bir araya toplandığı zaman insanlar, ‘dua ettikleri, kendilerine’ düşmanlardır ve ibadetlerini, inkâr ettiler.**

 

>2:166, 3:151, 4:117, 6:100, 10:18, 18:52, 23:117, 35:14, 39:3, 42:21, 46:5<

 

>10:18, 29:25, 30:13, 46:6<

 

46:7    Ve izâ tutlâ aleyhim âyâtunâ beyyinâtin kâlellezîne keferû lil hakkı lemmâ câehum hâzâ sihrun mubîn (mubînun).

 

Ve kıraat edildiği zaman onlara âyetlerimiz ayan beyan, dediler ‘hakikat bilgisini’ inkâr eden kimseler, ‘Muhammed’ hakikatle geldiğinde onlara ki: „ Bu olsa olsa ancak apaçık sihir ‘dalaveredir’! “.*

 

>2:6, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 10:96, 10:97, 14:11, 23:71, 45:32, 50:5<

 

46:8    Em yekûlûnefterâh (yekûlûnefterâhu), kul iniftereytuhu fe lâ temlikûne lî minallahi şey’â (şey’en), huve a’lemu bimâ tufîdûne fîh (fîhi), kefâ bihî şehîden beynî ve beynekum ve huvel gafûrur rahîm (rahîmu).

 

‘Yâ Muhammed!’ Yoksa, onu ‘âyetleri’, uydurdu mu diyorlar?!* De ki: „ Eğer onu uydurduysam, öyleyse tutamazsınız Allâh’tan ‘gelen’ bir şeyi. Ki O’dur, en iyi bilen; ona daldığınız şeyleri. Kâfidir Onun, şahitliği benim ve sizlerin arasında! “. O’dur, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayan;* inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşeden!*

 

>2:2, 7:52, 10:38, 10:57, 16:102, 17:82, 17:106, 26:192, 26:193, 26:194, 26:195, 36:69<

 

>4:48, 5:39, 15:49, 17:25, 20:82, 25:71, 28:16, 39:53<

 

>33:43<

 

46:9    Kul mâ kuntu bid’an miner rusuli ve mâ edrî mâ yuf’alu bî ve lâ bikum, in ettebiu illâ mâ yûhâ ileyye ve mâ ene illâ nezîrun mubîn (mubînun).

 

‘Yâ Muhammed!’ De ki: „ Ki değilim, elçiler ‘içinde’ yenilik ‘getiren’! Ve anlayamamam ne yapılır bana ve ne de sizlere! Ki, ancak bana vahyolunan şeye ‘İlâhî esaslara’ uyarım! Ve değilim ancak apaçık ‘kıyâmetle’ uyarandan ‘başka’! “.*

 

>2:151, 3:184, 4:41, 4:79, 4:166, 6:42, 7:184, 11:17, 14:1, 16:89, 17:77, 23:70, 34:46, 47:14<

 

46:10  Kul e reeytum in kâne min indillâhi ve kefertum bihî ve şehide şâhidun min benî isrâîle alâ mislihî fe âmene vestekbertum innallâhe lâ yehdîl kavmez zâlimîn (zâlimîne).

 

‘Yâ Muhammed! Hakikati örtmeye şartlanmışlara’ de ki: „ Bakar mısınız, eğer Allâh’ın huzurundan ise, ve inkâr ederseniz onu (Kur’ân-ı Kerîm’i)! Ve şahit oldu ki, ‘görüşüne başvurulan’ bir şahit, İsrâîloğullarından, onun bir benzerine de hemen îmân etti; ve ‘sizler ise’ büyüklendiniz ‘hükümlere’! “. Muhakkak ki Allâh, ‘hakikati örtmeye şartlandıkları için, razı olduğu yola’ yönlendirmez inkârcılar toplumunu!*

 

>3:19, 3:83, 3:84, 3:85, 5:3, 6:153, 6:161, 10:105, 12:108, 15:41, 16:9, 16:123, 21:25, 30:30<

 

46:11  Ve kâlellezîne keferû lillezîne âmenûlev kâne hayren mâ sebekûnâ ileyh (ileyhi), ve iz lem yehtedû bihî fe seyekûlûne hâzâ ifkun kadîm (kadîmun).

 

Ve dediler ‘hakikat bilgisini’ inkâr eden kimseler, îmân etmiş kimselere ki: „ Şayet olsaydı hayırlı, ‘hiç kimseler’ geçemezlerdi bizleri, ona ‘inanmakta’! “. Ve (inkâra şartlandıkları için, Allâh’ın razı olduğu yola) yönlenmedikleri zaman da onunla,* artık diyecekler ki: „ Bu eski uydurmadır! “.*

 

>2:166, 3:151, 4:117, 6:100, 10:18, 18:52, 23:117, 35:14, 39:3, 42:21, 46:5<

 

>7:157, 10:16, 25:5, 29:48<

 

46:12  Ve min kablihî kitâbu mûsâ imâmen ve rahmeh (rahmeten) ve hâzâ kitabun musaddikun lisânen arabiyyen li yunzirellezîne zalemû ve buşrâ lil muhsinîn (muhsinîne).

 

Ve ondan önce Mûsâ’nın Kitabı (Tevrât) ‘bunu destekler’ ki, bir rehber ve bahşedilme, bağışlanma, esirgenme ‘vesilesidir’. Ve bu Kitap (Kur’ân-ı Kerîm) ‘de öncekileri’ tasdikleyendir, lisanı Arapçadır.** Ki ‘kıyâmetle’ uyarması için* zalim kimseleri ve müjdedir, iffetli, iyiler için!*

 

>2:2, 7:52, 10:38, 10:57, 16:102, 17:82, 17:106, 26:192, 26:193, 26:194, 26:195, 36:69<

 

>14:4, 16:103, 19:97, 46:12<

 

>2:38, 6:130, 6:131, 14:4, 16:36,, 28:46, 32:3, 34:44, 35:24, 35:25, 36:6, 46:3, 62:2<

 

>2:25, 8:4, 16:30, 16:41, 16:96, 16:97, 18:88, 20:15, 22:50, 32:17, 33:31, 34:4, 39:10<

 

46:13  İnnellezîne kâlû rabbunallâhu summestekâmû fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn (yahzenûne).

 

Muhakkak ki: „ Rabbimiz Allâh’tır! “ diyen kimselere, sonra da istikametteyseler ‘dürüstseler’; öyle ki, ‘âhirette’ korku yoktur onlara ve ne de hüzünlenirler!

 

46:14  Ulâike ashâbul cenneti hâlidîne fîhâ, cezâen bimâ kânû ya’melûn (ya’melûne).

 

İşte onlar, has bahçe ‘cennet’ sahabeleridir; orada kalıcılardır.* ödül ‘olarak’ ki, gayret ettikleri şeylere.*

 

>7:43, 18:31, 52:20, 76:13, 76:14, 76:15, 76:19, 76:20, 76:21, 76:22<

 

>2:25, 8:4, 16:30, 16:41, 16:96, 16:97, 18:88, 20:15, 22:50, 32:17, 33:31, 34:4, 39:10<

 

46:15  Ve vassaynel insâne bi vâlideyhi ihsânâ (ihsânen), hamelethu ummuhu kurhen ve vadaathu kurhâ (kurhan), ve hamluhu ve fisâluhu selâsûne şehrâ (şehren), hattâ izâ belega eşuddehu ve belega erbaîne seneten kâle rabbi evzı’nî en eşkure ni’metekelletî en’amte aleyye ve alâ vâlideyye ve en a’mele sâlihan terdâhu ve aslıh lî fî zurriyyetî, innî tubtu ileyke ve innî minel muslimîn (muslimîne).

 

Ve vasiyet ettik insana ki, ebeveynine iyilikle, ‘davranmasını’!* Ki, yüklendi (hamile kaldı) ona annesi, zahmetle ve doğurdu onu zahmetli. Yüklenmesi (hamilelik süresi) onun ve sütten kesilmesi otuz aydır. Ta ki, ulaştığı zaman gücüne ve ulaştığında kırk seneye,* dedi ki ‘uysal kimse’: „ Rabbim… Başarılı kıl beni şükretmemde lütfuna ki o, üzerime ‘iyi hâl’ bağışladığın ve ebeveynimin üzerine de! Ve gayretlerimi erdemli kıl, ondan razı ol! Ve ‘gidişatı’ düzelt soyumda! Muhakkak ki ben, tövbe ettim Sana! Muhakkak ki ben, Müslümanlardanım (Allâh’a teslimiyeti benimseyenlerdenim)! “.*

 

>4:36, 6:151, 16:90, 17:23, 28:77, 55:60, 71:28<

 

(Kendisi ebeveyn olup, ana-babanın seneler süren emeğini idrak yaşına geldiğinde)

 

>27:81, 28:52, 28:53, 30:53<

 

46:16  Ulâikellezîne netekabbelu anhum ahsene mâ amilû ve netecâvezu an seyyiâtihim fî ashâbil cenneh (cenneti), va’des sıdkıllezî kânû yûadûn (yûadûne).

 

İşte onlar, kabul buyurduklarımız kimselerdir onlardan, en iyisiyle ‘ölçülendirip’, gayret ettikleri şeyleri. Ve vazgeçtiklerimiz kötülüklerinden (günahları, ölçülendirmez).* Ki, has bahçe ‘cennet’ sahabeleri içindedirler. ‘Bu’ vaat, doğrulukla, dürüstlükle ‘yaşayan’ kimselere vadedilmiştir.*

 

>2:271, 3:193, 3:194, 3:195, 5:12, 8:29, 9:111, 25:70, 29:7, 39:35, 40:9, 46:16, 47:2, 48:5, 57:19, 64:9, 66:8<

 

>2:25, 8:4, 16:30, 16:41, 16:96, 16:97, 18:88, 20:15, 22:50, 32:17, 33:31, 34:4, 39:10<

 

46:17  Vellezî kâle li vâlideyhi uffın lekumâ e teidâninî en uhrece ve kad haletil kurûnu min kablî ve humâ yestegîsânillâhe veyleke âmin, inne va’dallâhi hakk (hakkun), fe yekûlu mâ hâzâ illâ esâtîrul evvelîn (evvelîne).

 

Ve ‘âsi’ kimseler ‘ise’, der ki ebeveynine: „ Öf be size! ‘Diriltilip’ çıkarılacağımı mı vadediyorsunuz ki, gelip geçmişken benden önce de ‘uyarılan inkârcı’ uygarlıklar?! “.* Ve onlar, Allâh’tan medet isteyerek: „ Eyvahlar olsun sana, îmân et! Muhakkak ki, Allâh’ın vaadi hakikattir!* ‘O’, böylelikle der ki: „ Bu ise, olsa olsa ancak evvelkilerin masallarıdır! “.*

 

>6:30, 36:81, 46:33, 50:15, 75:40, 83:4<

 

>10:53, 10:54, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 16:111, 18:47, 20:15, 20:102, 21:104, 24:24, 28:66, 29:55, 30:14, 40:16, 40:59, 44:11, 52:9, 70:8, 73:14, 73:18, 79:35<

 

>2:166, 3:151, 4:117, 6:100, 10:18, 18:52, 23:117, 35:14, 39:3, 42:21, 46:5<

 

46:18  Ulâikellezîne hakka aleyhimul kavlu fî umemin kad halet min kablihim minel cinni vel ins (insi), innehum kânû hâsirîn (hâsirîne).

 

İşte onlar, üzerlerine söz ‘dâhil olma hükmü’,* müstahak olan kimselerdir, ümmetlerin içinde ki, gelip geçmiş onlardan önceki, ‘cehennemlik’ olan cinlerden (görünmeyen varlıklar) ve insanlardan!* Muhakkak ki onlar, hüsrana uğrayanlardandır!*

 

>6:123, 7:86, 8:36, 11:19, 14:3, 16:88, 17:16, 34:34, 43:23<

 

>7:38, 27:66, 43:61<

 

>4:48, 6:88, 7:146, 8:23, 8:51, 9:80, 16:107, 16:108, 40:12, 47:28<

 

46:19  Ve li kullin derecâtun mimmâ amilû, ve li yuveffiyehum a’mâlehum ve hum lâ yuzlemûn (yuzlemûne).

 

Ve her ‘ümmet’ için dereceler ‘vardır’, gayretleri sebebiyle. Ve muvaffak etmesi için onlara ‘Rabbin’, gayretlerini. Ve onlar zulmedilmezler.*

 

>7:8, 7:9, 23:102, 23:103, 99:7, 99:8, 101:6, 101:7, 101:8, 101:9<

 

46:20  Ve yevme yu’radullezîne keferû alen nâr (nâri), ezhebtum tayyibâtikum fî hayâtikumud dunyâ vestemta’tum bihâ fel yevme tuczevne azâbel hûni bimâ kuntum testekbirûne fîl ardı bi gayril hakkı ve bimâ kuntum tefsukûn (tefsukûne).

 

Ve ‘kıyâmet’ günü* arz olunurlarken, ‘hakikat bilgisini’ inkâr eden kimseler, ‘cehennemde’ ateşe, ‘denir ki’: „ Giderdiniz temizinizi ‘güzel ahlâkınızı’ dünya hayatınızda ve istifade ettiniz ondan ‘ahlâksızlığınızla’! Öyleyse bugün alçaltıcı azap ile cezalandırılırsınız* ki, büyüklenmiş olduğunuz şeylerden ‘mevkiinizle’, yeryüzünde haksızca. Ve fesat olmanız sebebiyle!* “.

 

>10:53, 10:54, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 16:111, 18:47, 20:15, 20:102, 21:104, 24:24, 28:66, 29:55, 30:14, 40:16, 40:59, 44:11, 52:9, 70:8, 73:14, 73:18, 79:35<

 

>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 21:98, 36:63, 39:8, 40:6, 40:17, 43:39<

 

>9:68, 19:70, 19:71, 21:98, 21:101, 27:89, 39:60, 39:61, 92:14, 92:15, 92:16, 92:17<

 

46:21  Vezkur ehâ âd (âdin), iz enzere kavmehu bil ahkâfi ve kad haletin nuzuru min beyni yedeyhi ve min halfihî ellâ ta’budû illallâh (illâllâhe), innî ehâfu aleykum azâbe yevmin azîm (azîmin).

 

‘Yâ Muhammed!’ Ve yâd et, kardeşini Âd (Hûd’un halkının)! Ki uyardığı zaman halkını Ahkâf’taki (kum tepelerinde) ki, ve gelip geçmişti uyarıcılar, önünden ve arkasından; ‘Hûd, demişti ki’: „ ‘Hizmetle, ibadetle’ kulluk etmeyin, Allâh dışında ‘kimseye’!* Doğrusu ben, korkarım üzerlerinize ‘gelecek’ büyük günün azabından! “.

 

46:22  Kâlû e ci’tenâ li te’fikenâ an âlihetinâ, fe’tinâ bimâ teıdunâ in kunte mines sâdikîn (sâdikîne).

 

Dediler ki: „ Geldin ki bizlere, yanıltmak için mi bizleri ilâhlarımızdan? Haydi, getir bizlere vadettiğin şeyi, eğer samimilerdensen! “.*

 

>2:170, 6:148, 14:10, 16:35, 19:38, 36:6, 37:69, 37:70, 37:71, 37:175, 43:22, 43:23, 98:5<

 

46:23  Kâle innemel ilmu indallâhi ve ubelligukum mâ ursiltu bihî ve lâkinnî erâkum kavmen techelûn (techelûne).

 

‘Hûd’ dedi ki: „ (Kıyâmet) İlmi, ancak Allâh’ın nezdindedir! Ve tebliğ ediyorum sizlere, onunla gönderildiğim şeyi (hakikat bilgisini)!* Ve lâkin ben, görüyorum ki sizler, cahillik ‘düşüncesizlik’ eden toplumsunuz! “.

 

>6:123, 17:16, 25:30, 34:34, 43:23<

 

46:24  Fe lemmâ reevhu âridan mustakbile evdiyetihim kâlû hâzâ âridun mumtırunâ, bel huve mesta’celtum bih (bihî), rîhun fîhâ azâbun elîm (elîmun).

 

Ne var ki gördüklerinde onu,* sağanak olarak vadilerine doğru beliren, dediler ki: „ Budur sağanak yağışımız! “. Yok… O, hakkında acele ettiğiniz bir yel ki, içindeki elem azaptır!

 

Hz. Hûd a.s.’ın Âd halkının inkârı ve yok edilmeleri: – https://ikra.vision

 

46:25  Tudemmiru kulle şey’in bi emri rabbihâ fe asbehû lâ yurâ illâ mesâkinuhum kezâlike neczîl kavmel mucrimîn (mucrimîne).

 

Harap eder her şeyi, Rabbinin emriyle. Öyle ki, sabahlayınca görünmez oldu meskenleri dışında ‘her şey’. İşte böyle cezalandırırız, ‘günah’ suçlularını!*

 

>7:94, 7:95, 11:117, 12:109, 14:4, 15:4, 17:58, 23:76, 26:208<

 

46:26  Ve lekad mekkennâ hum fî mâ in mekkennâkum fîhi ve cealnâ lehum sem’an ve ebsâren ve ef’ideten fe mâ agnâ anhum sem’uhum ve lâ ebsâruhum ve lâ ef’idetuhum min şey’in iz kânû yechadûne bi âyâtillâhi ve hâka bihim mâ kânû bihî yestehziûn (yestehziûne).

 

Ve andolsun ki, imkânlandırdık onları orada ki, sizleri imkânlandırmadığımız şeylerle. Ve kıldık onlara da duyma ve görme duyuları ve gönüller ‘idrak kuvveleri’. Ne var ki, yararı olmadı onlara, ‘hakikat bilgisini’ duymaları ve ne de görme duyuları ve ne de gönülleri ‘idrak kuvveleri’ bir şeye ki,* karşı çıktıkları zaman Allâh’ın âyetlerine.* Ve sarıverdi onları, onunla alay ettikleri şey.*

 

>11:20, 17:48, 18:101, 25:9, 25:19, 68:43, 89:23, 89:24<

 

>4:48, 6:88, 7:146, 8:23, 8:51, 9:80, 16:107, 16:108, 40:12, 47:28<

 

>2:15, 6:5, 6:10, 7:101, 10:11, 13:32, 14:42<

 

46:27  Ve lekad ehleknâ mâ havlekum minel kurâ ve sarrafnel âyâti leallehum yerciûn (yerciûne).

 

Ve andolsun ki, yok ettik ‘uyarılan inkârcıları’ çevrenizdeki şehirlerden.* Ve sarf ettik âyetleri ‘hakikat bilgisini’. Ki, belki rücu ederler!

 

>7:94, 7:95, 11:117, 12:109, 14:4, 15:4, 17:58, 23:76, 26:208<

 

46:28  Fe lev lâ nasare humullezînettehâzu min dûnillâhi kurbânen âliheh (âliheten), bel dallû anhum, ve zâlike ifkuhum ve mâ kânû yefterûn (yefterûne).

 

Ne var ki olsaydı ya, yardım edenler onlara, ‘o’ kimseler ki, yakınlık edindikleri ilâhlar Allâh’tan ziyade. Yok… Saptılar onlardan (kutsallaştırılan zât, put)! Ve işte bu, iftirasıdır onların, uydurmuş oldukları şeylerdir (edindikleri ilâhları).*

 

>2:166, 3:151, 4:117, 6:100, 10:18, 18:52, 23:117, 35:14, 39:3, 42:21, 46:5<

 

46:29  Ve iz sarefnâ ileyke neferen minel cinni yestemiûnel kur’ân (kur’âne), fe lemmâ hadarûhu kâlû ensıtû, fe lemmâ kudıye vellev ilâ kavmihim munzirîn (munzirîne).

 

Ve savdığımız zaman bir nüfusu sana, cinlerden (görünmeyen varlıklardan) ki, dinlesinler diye Kur’ân’ı,* hazır olduklarında dediler ki: „ Susun! “. Nihayet bitirildiğinde, döndüler halkına ‘kıyâmetle’ uyaranlar ‘olarak’!*

 

>2:2, 7:52, 10:38, 10:57, 16:102, 17:82, 17:106, 26:192, 26:193, 26:194, 26:195, 36:69<

 

>6:128, 6:130, 46:29, 46:31, 46:32, 72:1, 72:2, 72:3, 72:4, 72:5, 72:6, 72:7<

 

46:30  Kâlû yâ kavmenâ innâ semî’nâ kitâben unzile min ba’di mûsâ musaddikan limâ beyne yedeyhi yehdî ilel hakkı ve ilâ tarîkın mustekîm (mustekîmin).

 

‘Uyaran Cinler’, dediler ki: „ Ey halkımız… Doğrusu bizler, dinledik bir Kitap (Kur’ân-ı Kerîm) ki, Mûsâ’nın ardından indirilen ki, tasdikleyendir ellerindeki ‘diğer mukaddes kitapları’!* Yönlendirir, hakikate ve ‘Allâh’ın, razı olduğu, örnek’ yol, istikâmetine!*

 

>2:41, 2:89, 2:91, 2:101, 4:47, 5:48, 6:91, 9:30, 9:31, 35:31, 46:12, 98:94, 98:5<

 

>3:19, 3:83, 3:84, 3:85, 5:3, 6:153, 6:161, 10:105, 12:108, 15:41, 16:9, 16:123, 21:25, 30:30<

 

46:31  Yâ kavmenâ ecîbû dâiyallâhi ve âminû bihî yagfir lekum min zunûbikum ve yucirkum min azâbin elîm (elîmin).

 

Ey halkımız… İcabet edin davetine Allâh’ın ve îmân edin ona (Kur’ân-ı Kerîm’e) ki bağışlar sizlere suçlarınızdan ‘bir kısmını’! Ve korur ‘hesap günü’ elem azaptan! “.**

 

>6:128, 6:130, 7:34, 10:47, 16:36, 16:89, 22:67, 45:28<

 

>10:103, 21:88, 30:47, 40:51<

 

46:32  Ve men lâ yucib dâiyallâhi fe leyse bi mu’cizin fîl ardı ve leyse lehu min dûnihî evliyâu, ulâike fî dalâlin mubîn (mubînin).

 

Ve kim icabet etmezse davetine Allâh’ın; ne var ki ‘o’ değil ‘Allâh’ın hükmünü’ âciz bırakan yeryüzünde! Ve yoktur ona himayeciler ki, O’ndan ‘Allâh’tan’ ziyade.* İşte onlar, apaçık şaşkınlık içindedirler.*

 

>3:118, 4:89, 4:144, 5:51, 5:57, 9:16, 9:23, 58:22, 60:1, 60:8, 60:9<

 

>2:170, 6:148, 14:10, 16:35, 19:38, 36:6, 37:69, 37:70, 37:71, 37:175, 43:22, 43:23, 98:5<

 

46:33  E ve lem yerev ennallâhellezî halakas semâvâti vel arda ve lem ya’ye bi halkıhinne bi kâdirin alâ en yuhyiyel mevtâ, belâ innehu alâ kulli şey’in kadîr (kadîrun).

 

Ve görmüyorlar mı, nasıl Allâh’ın Zât’ı,* ‘oluşumu yapılandırılarak’ yarattı, gökleri ve yeri?!* Ve yorulmadı ‘oluşumu yapılandırılarak’ yaratmaktan onları.** Ki üzerinde kudretlidir, canlandıramaya da ölüleri. Yok… Şüphesiz ki O, her şey üzerinde ‘irade ettiğini, icraya’ kudretlidir!

 

>1:1, 6:1, 6:73, 7:54, 16:60, 17:111, 18:1, 30:27, 34:1, 35:1, 36:81, 46:33<

 

>3:191, 30:8, 38:27, 44:38, 44:39, 45:22, 51:56, 75:36<

 

>46:33, 50:15, 50:38<

 

(Mûsâ’ya indirildiğine inanılan Tevrât’tan alıntıdır: 2 Yar.2: 1 Gök ve yer bütün öğeleriyle tamamlandı. Yar.2: 2 Yedinci güne gelindiğinde Tanrı yapmakta olduğu işi bitirdi. Yaptığı işten o gün dinlendi. Yar.2: 3 Yedinci günü kutsadı. Onu kutsal bir gün olarak belirledi. Çünkü Tanrı o gün yaptığı, yarattığı bütün işi bitirip dinlendi.)

 

46:34  Ve yevme yu’radullezîne keferû alen nâr (nâri), e leyse hâzâ bil hakk (hakkı), kâlû belâ ve rabbinâ, kâle fe zûkûl azâbe bimâ kuntum tekfurûn (tekfurûne).

 

Ve ‘kıyâmet’ günü* arz olunurlarken, ‘hakikat bilgisini’ inkâr eden kimseler, ‘cehennemde’ ateşe, ‘denir ki’: „ Bu ‘diriliş’ hakikat değil midir? “. Derler ki: „ Yok… Ve Rabbimiz hakkı ‘için, hakikat! “.* Sonra denildi ki’: „ O hâlde tadın azabı,* ki, inkâr etmekte olduğunuz şeylerden! “.

 

>10:53, 10:54, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 16:111, 18:47, 20:15, 20:102, 21:104, 24:24, 28:66, 29:55, 30:14, 40:16, 40:59, 44:11, 52:9, 70:8, 73:14, 73:18, 79:35<

 

>6:27, 6:28, 25:26, 25:27, 25:28, 32:12, 32:13, 33:66, 33:67, 34:52, 34:53, 39:71, 40:6, 41:25, 46:18, 89:23<

 

>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 21:98, 36:63, 39:8, 40:6, 40:17, 43:39<

 

46:35  Fasbir kemâ sabere ulûl azmi miner rusuli ve lâ testa’cil lehum, ke ennehum yevme yerevne mâ yûadûne lem yelbesû illâ sâaten min nehâr (nehârin), belâg (belâgun), fe hel yuhleku illel kavmul fâsikûn (fâsikûne).

 

‘Yâ Muhammed!’ Artık sabret! Ki sabreden azim sahipleri elçiler gibi. Ve acele isteme! Onlar (evrim sürecinin, Allâh’ın eseri olmadığını savunanlar),** o gün görünce onlara vadedilen şeyi, sanki gündüzden bir saatten başka kalmamışlar gibi olurlar. ‘Bu’ (İlâhî esaslar), bir tebliğdir! Artık fesatlar toplumundan başkası mı mahvedilir!? “.*

 

Kur’ân’da, evrim teorisi: – https://ikra.vision

 

>10:45, 17:52, 36:52, 23:112, 23:113, 23:114, 30:55, 30:56, 38:11, 46:35, 54:44, 54:45<

 

>10:53, 10:54, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 16:111, 18:47, 20:15, 20:102, 21:104, 24:24, 28:66, 29:55, 30:14, 40:16, 40:59, 44:11, 52:9, 70:8, 73:14, 73:18, 79:35<