47. MUHAMMED:

 

„ Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm! Bismillâhirrahmânirrahîm! “.

 

„ Sığınırım Allâh’a, şeytanın (âsilerin) ‘şerrinden’ ki, recmedilmiş (merhametinden uzaklaştırılmıştır)!*

 

>7:200, 15:34, 16:98<

 

Allâh adına… Ki, sonsuz şefkatle merhamet edendir; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir! “.

 

 

47:1    Ellezîne keferû ve saddû an sebîlillâhi edalle a’mâlehum.

 

‘Hakikat bilgisini’ inkâr eden kimseler ve alıkoyanlar Allâh’ın yolundan;* daha da saptırdı ‘Allâh, onlara’ gayretlerini.*

 

>6:123, 7:86, 8:36, 11:19, 14:3, 16:88, 17:16, 34:34, 43:23<

 

>14:18, 18:103, 18:104, 18:105, 24:39, 25:23, 27:4, 45:23, 47:1<

 

47:2    Vellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ve âmenû bi mâ nuzzile alâ muhammedin ve huvel hakku min rabbihim keffere anhum seyyiâtihim ve asleha bâlehum.

 

Ve îmân etmiş kimseler ve gayretleri erdemlilerdir ki, îmân ederler Muhammed’e indirilen şeylere;* ve o, hakikattir ‘İlâhî esaslardır’, Rablerinden! Ki ‘Allâh’, kefaret etti ‘örttü’ onlardan kötülüklerini (günahları, ölçülendirmedi).* Ve ‘gidişatını’ düzeltir onların.

 

>2:271, 3:193, 3:194, 3:195, 5:12, 8:29, 9:111, 25:70, 29:7, 39:35, 40:9, 46:16, 47:2, 48:5, 57:19, 64:9, 66:8<

 

47:3    Zâlike bi ennellezîne keferûttebeûl bâtıle ve ennellezîne âmenûttebeûl hakka min rabbihim, kezâlike yadribullâhu lin nâsi emsâlehum.

 

İşte bu ‘hakikat bilgisini’ inkâr eden kimselerin, asılsızlığın peşine düşüyor olduğundandır!* Ve îmân etmiş kimselerin Rablerinden ‘olan’ hakikat ‘bilgisine’ uyuyor olduğundandır! İşte bunun gibi vurgular Allâh, insanlara onların emsallerini!*

 

>8:8, 9:32, 9:33, 10:82, 17:81, 40:14, 61:8, 61:9<

 

47:4    Fe izâ lekîtumullezîne keferû fe darber rikâb (rikâbi), hattâ izâ eshantumûhum fe şuddûl vesâk (vesâka), fe immâ mennen ba’du ve immâ fidâen hattâ tedaal harbu evzârehâ, zalik (zalike), ve lev yeşâullâhu lentasara minhum ve lâkin li yebluve ba’dakum bi ba’d (ba’din), vellezîne kutilû fî sebîlillâhi fe len yudille a’mâlehum.

 

Artık rastladığınız zaman (içtimada), ‘hakikat bilgisini’ inkâr eden kimselere, vurun boyunlarını! Ta ki, onlara kayıplar verdirtecek zamana kadar. Buna rağmen (esirlerle) bağları sıkılaştırın! Bu yüzden ya, minnettar ederek (salıverin) ardından ve ya da fidye karşılığı; ta ki, harpte taşıdıklarını (önyargıyı) bırakıncaya kadar işte bunların.* Ve şayet dileseydi Allâh, (insanı tercihsiz kılmayı), galebe çalardı onlara. Ve lâkin denemek için sizleri ki, bazılarınızı bazılarıyla. Ve katledilen kimseler ki, Allâh’ın yolunda; artık şaşırtılmaz onlara gayretleri.*

 

>3:160, 8:15, 8:45, 22:40, 40:51, 42:40, 47:4, 47:7<

 

>2:154, 3:169, 3:170, 3:171, 3:195, 4:69, 9:111, 22:58, 33:23, 47:4, 57:19<

 

47:5    Seyehdîhim ve yuslihu bâlehum.

 

Yönlendirecektir onları (önyargıyı bırakan esirleri) ve ‘gidişatını’ düzeltir onların.

 

47:6    Ve yudhıluhumul cennete arrefehâ lehum.

 

Ve ‘Allâh’, dâhil eder onları has bahçe ‘cennete’ ki onu, tanıttığı ‘gibi’ onlara.

 

47:7    Yâ eyyuhellezîne âmenû in tensurûllâhe yensurkum ve yusebbit akdâmekum.

 

Ey îmân etmiş kimseler… Eğer yardım edersiniz Allâh’a, yardım eder sizlere ve sabit kılar ‘davasında’ sizlere ayaklarınızı.*

 

>2:250, 3:147, 8:11, 16:94, 47:7<

 

47:8    Vellezîne keferû fe tağsen lehum ve edalle a’mâlehum.

 

Ve ‘hâlen hakikat bilgisini’ inkâr eden kimselere, artık yazıklar olsun onlara.* Ve daha da saptırdı ‘Allâh, onlara’ gayretlerini.*

 

>6:123, 7:86, 8:36, 11:19, 14:3, 16:88, 17:16, 34:34, 43:23<

 

>14:18, 18:103, 18:104, 18:105, 24:39, 25:23, 27:4, 45:23, 47:1<

 

47:9    Zâlike bi ennehum kerihû mâ enzelallâhu fe ahbeta a’mâlehum.

 

İşte bu onların, hoşlanmamalarındandır Allâh’ın indirdiği şeyi ‘âyetlerindeki hükümlerini’.* Bu yüzden heba etti ‘Allâh’, gayretlerini.*

 

>2:170, 6:148, 14:10, 16:35, 19:38, 36:6, 37:69, 37:70, 37:71, 37:175, 43:22, 43:23, 98:5<

 

>14:18, 18:103, 18:104, 18:105, 24:39, 25:23, 27:4, 45:23, 47:1<

 

47:10  E fe lem yesîrû fîl ardı fe yenzurû keyfe kâne âkıbetullezîne min kablihim, demmerallâhu aleyhim ve lil kâfirîne emsâluhâ.

 

Hâlâ gezinmezler mi yeryüzünde ki, haydi baksınlar, nasıl oldu âkıbeti, onlardan önceki kimselerden de ‘bazılarının’ (ilk çağdaki putlara tapanlardan sonraki ataları)?* Ki, harap etti Allâh onları. Ve ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlar içindir onun emsali.

 

>7:94, 7:95, 11:117, 12:109, 14:4, 15:4, 17:58, 23:76, 26:208<

 

>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 21:98, 36:63, 39:8, 40:6, 40:17, 43:39<

 

47:11  Zâlike bi ennallâhe mevlellezîne âmenû ve ennel kâfirîne lâ mevlâ lehum.

 

İşte bu, Allâh olduğundandır! Ki Mevlâ’sıdır îmân etmiş kimselerin. Ve muhakkak ki, ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlara ‘ise’, ahbap yoktur onlara.

 

47:12  İnnallâhe yudhılullezîne âmenû ve amilûs sâlihâti cennâtin tecrî min tahtihel enhâr (enhâru), vellezîne keferû yetemetteûne ve ye’kulûne kemâ te’kulul en’âmu ven nâru mesven lehum.

 

Muhakkak ki Allâh, dâhil eder îmân etmiş kimseleri ve gayretleri erdemlilerdir ki, has bahçelere ‘cennetlere’ ki, akar ‘ayaklarının’ altından nehirler. Ve ‘hakikat bilgisini’ inkâr eden kimseler,  menfaatlenirler ve yerler davarların yediği gibi. Ve ‘bilsinler ki, âhirette’ ateş, kalınan yerdir onlara.*

 

>9:68, 19:70, 19:71, 21:98, 21:101, 27:89, 39:60, 39:61, 92:14, 92:15, 92:16, 92:17<

 

47:13  Ve keeyyin min karyetin hiye eşeddu kuvveten min karyetikelletî ahrecetke, ehleknâhum fe lâ nâsıra lehum.

 

‘Yâ Muhammed!’ Ve nice memleketlerde ‘olduğu’ gibi ‘uyarılan inkârcı’ uygarlıklardan,* ki o, daha şiddetli, kuvvetçe ki o, çıkardıkları memleketinden; yok ettik onları (uyarılan inkârcı halkını).* Artık yardımcı yoktur onlara.

 

>7:94, 7:95, 11:117, 12:109, 14:4, 15:4, 17:58, 23:76, 26:208<

 

47:14  E fe men kâne alâ beyyinetin min rabbihî ke men zuyyine lehu sûu amelihî vettebeû ehvâehum.

 

O hâlde, Rabbinden bir beyan üzerine ‘hakikat bilgisine dayanıyor’ olan kimse (Muhammed),* ‘o’ kimse gibi midir ki, süslendi ‘cazip gösterildi’ ona kötü gayretleri de ve peşine düştüler isteklerinin (arzularının esiri yapan tutkulara)!?*

 

>2:151, 3:184, 4:41, 4:79, 4:166, 6:42, 7:184, 11:17, 14:1, 16:89, 17:77, 23:70, 34:46, 47:14<

 

>7:176, 10:58, 14:43, 15:3, 16:107, 17:18, 17:19, 17:20, 18:28, 20:16, 21:42, 23:71, 24:37, 43:36, 43:37, 45:23, 47:14, 47:25, 57:20, 63:9, 72:17, 79:40, 79:41<

 

47:15  Meselul cennetilletî vuidel muttekûn (muttekûne), fîhâ enhârun min mâin gayri âsin (âsinin), ve enhârun min lebenin lem yetegayyer ta’muh (ta’muhu), ve enhârun min hamrin lezzetin liş şâribîn (şâribîne), ve enhârun min aselin musaffâ (musaffen), ve lehum fîhâ min kullis semerâti ve magfiretun min rabbihim, ke men huve hâlidûn fîn nâri ve sukû mâen hamîmen fe kattaa em’âehum.

 

Emsali has bahçe ‘cennetin’ ki o, ‘günahlardan’ korunanlara vadedilen: İçinde nehirler ki, bozulmamış sudan, ve nehirler ki, tadı değişmeyen sütten ve nehirler ki, lezzetli şaraptan ki, içenlere ‘içimi’ hoştur; ve nehirler ki, saflaştırılmış baldan. Ve onlaradır, orada ‘cennetlerde’ mahsullerin hepsinden ve bağışlanma Rablerinden!* Ki o, kimse gibi midir, ateş içinde kalıcı ve kaynamış suyla suvarılan ki, onların bağırsaklarını parçalar?!*

 

>7:43, 18:31, 52:20, 76:13, 76:14, 76:15, 76:19, 76:20, 76:21, 76:22<

 

>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 21:98, 36:63, 39:8, 40:6, 40:17, 43:39<

 

47:16  Ve minhum men yestemiu ileyke, hattâ izâ harecû min indike kâlû lillezîne ûtûl ilme mâzâ kâle ânifâ (ânifen), ulâikellezîne tabeallâhu alâ kulûbihim vettebeû ehvâehum.

 

‘Yâ Muhammed!’ Ve onlardan kimileri seni dinlerler! Ta ki, yanından çıktıkları zaman, ‘ilhamla’ ilim verilen kimselere* dediler ki: „ Nedir söylediği az önce?! “. İşte onlar, Allâh’ın yüreklerinin üzerini mühürledikleri kimselerdir (anlamak istemedikleri için, idrak kuvveleri kilitlidir).* Ve peşine düştüler isteklerinin (arzularının esiri yapan tutkulara)!?*

 

>3:7, 4:162, 17:107, 29:49, 34:6<

 

>4:48, 6:88, 7:146, 8:23, 8:51, 9:80, 16:107, 16:108, 40:12, 47:28<

 

>7:176, 10:58, 14:43, 15:3, 16:107, 17:18, 17:19, 17:20, 18:28, 20:16, 21:42, 23:71, 24:37, 43:36, 43:37, 45:23, 47:14, 47:25, 57:20, 63:9, 72:17, 79:40, 79:41<

 

47:17  Vellezînehtedev zâdehum huden ve âtâhum takvâhum.

 

Ve ‘Allâh, razı olduğu yola’ yönelmiş kimselere… Artırır onlara yönlendirilmeye ‘vesileleri’. Ve verir onlara ‘günahlardan’ korunmalarına ‘sebepler’!

 

47:18  Fe hel yenzurûne illes sâate en te’tiyehum bagteh (bagteten), fe kad câe eşrâtuhâ, fe ennâ lehum izâ câethum zikrâhum.

 

Artık ‘hakikati örtmeye şartlanmışlar’, neye bakınırlar? İllâki gelmeli onlara ‘son’ saat (kıyâmet)* ansızın! Nihayet gelmiştir sizlere onun işaretleri! Buna rağmen nasıl ‘fayda sağlar’ ki onlara hatırlatılmaları, (kıyâmet) geldiği zaman?

 

>10:53, 10:54, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 16:111, 18:47, 20:15, 20:102, 21:104, 24:24, 28:66, 29:55, 30:14, 40:16, 40:59, 44:11, 52:9, 70:8, 73:14, 73:18, 79:35, 101:104<

 

47:19  Fa’lem ennehu lâ ilâhe illâllâhu vestagfir li zenbike ve lil mu’minîne vel mu’minât (mû’minâti), vallâhu ya’lemu mutekallebekum ve mesvâkum.

 

‘Yâ Muhammed!’ O hâlde bil ki, ‘diğer bir’ ilâh olamaz Allâh’tan başka!* Ve suçun için istiğfar et!* Ve inançlı erkekler ve inançlı kadınlar için de! Ve Allâh bilir, ‘beldelerde’ dolaşmalarınızı* ve kaldığınız yerinizi!

 

>17:44, 26:23, 26:24, 42:11, 59:22, 59:23, 59:24, 112:4<

 

>9:43, 47:19, 48:2, 80:9, 80:10, 93:3, 93:10, 110:3<

 

>3:196, 3:197, 12:109, 40:4, 47:19, 50:36<

 

47:20  Ve yekûlullezîne âmenû lev lâ nuzzilet sûreh (sûretun), fe izâ unzilet sûretun muhkemetun ve zukire fî hel kıtâlu re’eytellezîne fî kulûbihim maradun yenzurûne ileyke nazaral magşiyyi aleyhi minel mevt (mevti), fe evlâ lehum.

 

Ve der ki, (ikiyüzlülük yapan, seçkin) îmân etmiş kimseler: „ Olmaz mıydı indirilse bir sûre? “.* Nihayet indirildiği zaman net bir sûre ve yâd edilince onda ‘zorunlu kılınan’ savaş, görürsün ki yürekleri ‘şüphe, inkâr’ hastalıklı kimseler ‘yalvarırcasına’ bakınırlar sana bir bakışla ki, ölüm çökmüşçesine baygınlık geçiren birinin üzerine.* ‘Bu’, daha revadır onlara.

 

>5:53, 6:53, 7:49, 9:94, 47:20, 47:31, 58:8, 58:9<

 

>2:216, 4:77, 4:78, 8:6, 33:16, 62:8, 63:7<

 

47:21  Tâatun ve kavlun ma’rûf (ma’rûfun), fe izâ azemel emr (emru), fe lev sadekûllâhe le kâne hayran lehum.

 

İtaat ve söz makul olandır!* Artık karar verdikleri zaman bir işe, samimi ‘olsaydılar’ Allâh’a, elbette olurdu onlara ‘daha’ hayırlı.

 

>3:179, 4:13, 4:14, 4:69, 8:13, 8:29, 9:63, 24:47, 33:36, 58:5, 58:20<

 

47:22  Fe hel aseytum in tevelleytum en tufsidû fîl ardı ve tukattıû erhâmekum.

 

Fakat ola ki, eğer ‘geçmişe’ dönerseniz, bozgun mu çıkarırsınız yeryüzünde ve kesersiniz (iyiliği, sevap kazanmayı) ve yakınların ‘haklarını’ da.*

 

>6:123, 7:86, 8:36, 11:19, 14:3, 16:88, 17:16, 34:34, 43:23<

 

47:23  Ulâikellezîne leanehumullâhu fe esammehum ve a’mâ ebsârehum.

 

İşte onlar, ‘o’ kimselerdir ki, lânetledi onları Allâh. Artık (Allâh onları, idrak etmek istemedikleri için), duymalarını sağırlaştırdı ve görme duyuların köreltti.*

 

>2:171, 3:108, 6:104, 7:101, 7:179, 8:22, 8:23, 10:100, 13:19, 17:72, 17:97, 21:45, 22:46, 25:44, 40:35, 64:11, 67:10<

 

47:24  E fe lâ yetedebberûnel kur’âne em alâ kulûbin akfâluhâ.

 

Hâlâ Kur’ân’ı tefekkür etmezler mi? Yoksa yüreklerinin üzeri kilitliler mi?*

 

>4:48, 6:88, 7:146, 8:23, 8:51, 9:80, 16:107, 16:108, 40:12, 47:28<

 

47:25  İnnellezînerteddû alâ edbârihim min ba’di mâ tebeyyene lehumul hudeş şeytânu sevvele lehum ve emlâ lehum.

 

Muhakkak ki ‘o’ kimseler, geri dönenlerdir artlarına ‘geçmişine’ ki, belli olmasının ardından yönlendirilmeye ‘vesile’.* Şeytan (âsiler) sevk etti onları; ve emellere de (arzularının esiri yapan tutkulara) onları*

 

>3:179, 4:13, 4:14, 4:69, 8:13, 8:29, 9:63, 24:47, 33:36, 58:5, 58:20<

 

>2:208, 2:268, 4:120, 5:91, 6:121, 8:48, 14:22, 17:62, 17:63, 17:64, 17:65, 24:21, 35:6<

 

47:26  Zâlike bi ennehum kâlû lillezîne kerihû mâ nezzelallâhu senutîukum fî ba’dil emr (emri), vallâhu ya’lemu isrârehum.

 

İşte bu onların, hoşlanmamalarındandır Allâh’ın indirdiği şeyi ‘âyetlerindeki hükümlerini’ de*, ‘o’, kimselerin demelerindendir, ki: „ Bazı emirlere ‘hükümlere’ size itaat edeceğiz! “. Ve Allâh bilir, gizlediklerini!

 

>2:170, 6:148, 14:10, 16:35, 19:38, 36:6, 37:69, 37:70, 37:71, 37:175, 43:22, 43:23, 98:5<

 

47:27  Fe keyfe izâ teveffethumul melâiketu yadribûne vucûhehum ve edbârehum.

 

Artık ‘hâlleri’ nasıl ‘olur, vade dolunca’ vefat ettirirken melekler (Ruh teslim edilerek)?!* Vururlar yüzlerine ve artlarına.

 

>4:97, 6:60, 6:61, 6:93, 7:37, 8:50, 16:28, 16:32, 47:27<

 

47:28  Zâlike bi ennehumuttebeû mâ eshatallâhe ve kerihû rıdvânehu fe ahbeta a’mâlehum.

 

İşte bu onların, peşine düştüklerindendir Allâh’ı hışımlandıran şeylerin. Ve hoşlanmamalarındandır O’nun, rızasına uyana. Bu yüzden heba etti ‘Allâh’, gayretlerini.*

 

>14:18, 18:103, 18:104, 18:105, 24:39, 25:23, 27:4, 45:23, 47:1<

 

47:29  Em hasibellezîne fî kulûbihim maradun en len yuhricallâhu adgânehum.

 

Yoksa hesapladılar ‘sandılar’ mı ki, yürekleri ‘şüphe, inkâr’ hastalıklı kimseler ki, asla ‘açığa’ çıkarmaz Allâh, hınçlarını?*

 

>5:53, 6:53, 7:49, 9:94, 47:20, 47:31, 58:8, 58:9<

 

47:30  Ve lev neşâu le ereynâkehum fe le areftehum bi sîmâhum ve le ta’rifennehum fî lahnil kavl (kavli), vallâhu ya’lemu a’mâlekum.

 

Ve şayet dileseydik elbette, sana gösteririz onları da, böylelikle elbette (mizaçlarının oluşturduğu) görünümlerinden tanırdın onları. Ve elbette ‘zaten’ tanırsın ya, sözdeki imalı ifadelerin onlar olduklarını. Ve Allâh bilir, gayretlerinizi!

 

47:31  Ve le nebluvennekum hattâ na’lemel mucâhidîne minkum ves sâbirîne ve nebluve ahbârekum.

 

Ve elbette deniyor olacağız sizleri ‘dünyada’, ta ki bilelim, sizlerden Mücâhitleri (Allâh uğrunda savaşanları) ve sabredenleri. Ve durumunuzu da deneriz!*

 

>9:126, 21:35, 23:55, 23:56, 29:2, 57:20, 64:15, 70:19, 70:20, 70:21<

 

47:32  İnnellezîne keferû ve saddû an sebîlillâhi ve şâkkûr resûle min ba’di mâ tebeyyene lehumul hudâ len yedurrûllâhe şey’â (şey’en), ve seyuhbitu a’mâlehum.

 

Muhakkak ki, ‘hakikat bilgisini’ inkâr eden kimseler ve alıkoyanlar Allâh’ın yolundan,* ve elçiden kopuklaşanlar ki, belli olmasının ardından onlara yönlendirilmeye ‘vesile’;* ‘bu’, asla mağdur etmez Allâh’ı ‘hiçbir’ şeyle.* Ve heba edecek ‘Allâh’, gayretlerini.*

 

>6:123, 7:86, 8:36, 11:19, 14:3, 16:88, 17:16, 34:34, 43:23<

 

>3:179, 4:13, 4:14, 4:69, 8:13, 8:29, 9:63, 24:47, 33:36, 58:5, 58:20<

 

>3:144, 3:176, 3:177, 9:39, 11:57, 47:32, 91:15<

 

47:33  Yâ eyyuhellezîne âmenû atîûllâhe ve atîûr resûle ve lâ tubtılû a’mâlekum.

 

Ey îmân etmiş kimseler… İtaat edin Allâh’a ve itaat edin elçiye!* Ve geçersizleştirmeyin gayretlerinizi!

 

>3:179, 4:13, 4:14, 4:69, 8:13, 8:29, 9:63, 24:47, 33:36, 58:5, 58:20<

 

47:34  İnnellezîne keferû ve saddû an sebîlillâhi summe mâtû ve hum kuffârun fe len yagfirallâhu lehum.

 

Muhakkak ki, ‘hakikat bilgisini’ inkâr eden kimseler ve alıkoyanlar Allâh’ın yolundan;*     sonra ‘bu günahla’ ölenler; ve onlar, (Allâh’ın nazarında daima) inkârcılardır.* Artık asla bağışlamaz Allâh, onları!

 

>6:123, 7:86, 8:36, 11:19, 14:3, 16:88, 17:16, 34:34, 43:23<

 

>2:161, 3:90, 9:84, 9:113, 47:34<

 

47:35  Fe lâ tehinû ve ted’û iles selmi ve entumul a’levne vallâhu meakum ve len yetirekum a’mâlekum.

 

‘Ey îmân etmiş kimseler…’ Öyleyse yılmayın, davet edin barışa!* Ve sizler üstün olanlarsınız. Ve Allâh beraberinizde! Ve asla heder etmez gayretlerinizi!

 

>3:139, 4:104, 8:61, 47:55<

 

47:36  İnnemel hayâtud dunyâ laibun ve lehv (lehvun), ve in tu’minû ve tettekû yu’tikum ucûrekum ve lâ yes’elkum emvâlekum.

 

Dünya hayatı, sadece ‘geçici’ oyun ve eğlencedir.* Ve eğer ‘samimi’ inanır ve ‘günahlardan’ korunursanız, verir sizlere ecirlerinizi.* Ve sual etmez (karşılığında) mallarınızı!*

 

>3:185, 10:23, 10:58, 13:26, 17:18, 17:19, 17:20, 25:15, 28:61, 57:20<

 

>2:25, 8:4, 16:30, 16:41, 16:96, 16:97, 18:88, 20:15, 22:50, 32:17, 33:31, 34:4, 39:10<

 

>17:29, 25:67, 47:36, 47:37, 47:38, 51:56, 51:57, 51:58<

 

47:37  İn yes’elkumûhâ fe yuhfikum tebhalû ve yuhric adgânekum.

 

Eğer sual etseydi sizlerden onu ‘mallarınızı’, öyle ki sıkıştırsaydı sizleri, cimrilik edersiniz! Ve ‘açığa’ çıkardı hınçlarınız!*

 

>5:53, 6:53, 7:49, 9:94, 47:20, 47:31, 58:8, 58:9<

 

47:38  Hâ entum hâulâi tud’avne li tunfikû fî sebîlillâh (sebîlillâhi), fe minkum men yebhal (yebhalu), ve men yebhal fe innemâ yebhalu an nefsih (nefsihî), vallâhul ganiyyu ve entumul fukarâu, ve in tetevellev yestebdil kavmen gayrekum summe lâ yekûnû emsâlekum.

 

İşte sizler busunuz! Çağrıldığınızda bağış yapmaya ki, Allâh’ın yolunda, artık sizlerden kimileri cimrilik ederler. Ve kim cimrilik ederse, artık sadece kendi nefsine cimrilik eder!* Ve Allâh, hiçbir şeye muhtaç olmayan, müstağnidir! Ve sizlersiniz fakirler ‘muhtaç’! Ve eğer ‘geçmişe’ dönerseniz, yerine koyar sizlerden gayrı bir toplumu. Sonra emsaliniz olmazlar!

 

>17:29, 25:67, 47:36, 47:37, 47:38, 51:56, 51:57, 51:58<