61. SAFF:

 

„ Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm! Bismillâhirrahmânirrahîm! “.

 

„ Sığınırım Allâh’a, şeytanın (âsilerin) ‘şerrinden’ ki, recmedilmiş (merhametinden uzaklaştırılmıştır)!*

 

>7:200, 15:34, 16:98<

 

Allâh adına… Ki, sonsuz şefkatle merhamet edendir; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir! “.*

 

>33:43<

 

 

61:1    Sebbeha lillâhi mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard (ardı), ve huvel azîzul hakîm (hakîmu).

 

Noksanlık, kusur, âcizlikten öte saydılar ki, Allâh’ındır, göklerdeki şeyler ve yerdeki!** Ve O’dur, mutlak yüce, eşsiz, benzersiz; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmeden!

 

>3:83, 13:15, 16:48, 16:49, 17:44, 17:107, 22:18, 32:15, 41:37, 53:62<

 

(Allâh’ın yarattığı tüm ne varsa, Zât’ının koyduğu doğa yasalarına uyup, yaratılış amaçları gereği işlevlerine devam ederler; dolayısıyla, istekli veya isteksiz O’nun buyruğuna riayet etmiş ve kendi usullerince yüceliğini övüp, ibadet etmiş olurlar. Hür iradeyle kulluğunun bilincini yaşayan Allâh’ın rızasını kazanan kulları ise, O’nun yüceliğini, hamd, minnet ile överek bilinçli ibadet ederler!)

 

61:2    Yâ eyyuhellezîne âmenû lime tekûlûne mâ lâ tef’alûn (tef’alûne).

 

Ey îmân etmiş kimseler… Yapmayacağınız şeyleri (boş vaatler) neden söylüyorsunuz?

 

61:3    Kebure makten indallâhi en tekûlû mâ lâ tef’alûn (tef’alûne).

 

Ki, büyük kızgınlıktır Allâh’ın nezdinde, yapmayacağınız şeyleri (boş vaatler) söylemeniz!

 

61:4    İnnallâhe yuhıbbullezîne yukâtilûne fî sebîlihî saffen ke ennehum bunyânun mersûs (mersûsun).

 

Muhakkak ki Allâh, sever saf tutup dizilerek savaşan kimseleri, O’nun yolunda. Ki, sanki onlar, sağlam kurulu ‘yapıt’ gibi olurlar.

 

61:5    Ve iz kâle mûsâ li kavmihî yâ kavmi lime tû’zûnenî ve kad ta’lemûne ennî resûlullâhi ileykum, fe lemmâ zâgû ezâgallâhu kulûbehum, vallâhu lâ yehdîl kavmel fâsikîn (fâsikîne).

 

Ve dediği zaman Mûsâ halkına, ki: „ Ey halkım… Neden beni incitiyorsunuz? Ve bildiğiniz hâlde, muhakkak ki ben, Allâh’ın elçisiyim sizlere! “.* Derken ‘ayakları’ kaydığında,* kaydırdı Allâh, yüreklerini. Ve Allâh, (hakikati örtmeye şartlandıkları için, razı olduğu yola) yönlendirmez fesatlar toplumunu!*

 

>2:38, 3:179, 4:13, 4:14, 6:130, 6:131, 14:4, 16:36, 24:47, 28:46, 33:36, 58:5<

 

>2:250, 3:8, 3:146, 3:147, 8:11, 14:27, 16:94, 47:7<

 

>3:19, 3:83, 3:84, 3:85, 6:153, 6:161, 10:105, 12:108, 15:41, 16:9, 16:123, 21:25, 30:30<

 

61:6    Ve iz kâle îsebnu meryeme yâ benî isrâîle innî resûlullâhi ileykum musaddikan limâ beyne yedeyye minet tevrâti ve mubeşşiren bi resûlin ye’tî min ba’dîsmuhû ahmed (ahmedu), fe lemmâ câehum bil beyyinâti kâlû hâzâ sihrun mubîn (mubînun).

 

Ve dediği zaman Meryem oğlu Îsâ, ki: „ Ey İsrâîloğulları… Muhakkak ki ben, Allâh’ın elçisiyim sizlere! Ki tasdikleyen ellerimdeki şeyi, Tevrât’tan; ve müjdeleyici ki, ardımdan gelen Ahmed isimli elçiyi!* Ne var ki geldiğinde onlara, ayan beyan ‘delillerle’,* dediler (hakikati örtmeye şartlanmış kimseler), ki: „ Bu elbette apaçık bir sihir ‘dalaveredir’! “.*

 

Kur’ân ve Hz. Muhammed aleyhisselâm’ın, Tevrât ve İncîl’de bildirildiği bilgisi: – https://ikra.vision

 

>2:38, 3:179, 4:13, 4:14, 6:130, 6:131, 14:4, 16:36, 24:47, 28:46, 33:36, 58:5<

 

>2:6, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 10:96, 10:97, 14:11, 14:47, 23:71, 29:51, 45:32, 50:5<

 

61:7    Ve men azlemu mimmenifterâ alallâhil kezibe ve huve yud’â ilel islâm, vallâhu lâ yehdîl kavmez zâlimîn (zâlimîne).

 

Ve kimdir daha zalim kişi ki, uydurur Allâh ‘adına’ yalanı?!* Ve o, davet edildiği hâlde İslâm’a (Allâh’a teslimiyete). Ve Allâh, (hakikati örtmeye şartlandıkları için, razı olduğu yola) yönlendirmez zalimler toplumunu!*

 

>18:49, 22:76, 23:105, 29:3, 29:68, 41:20, 43:80, 50:16, 50:17, 50:18, 69:49<

 

>3:19, 3:83, 3:84, 3:85, 6:153, 6:161, 10:105, 12:108, 15:41, 16:9, 16:123, 21:25, 30:30<

 

61:8    Yurîdûne li utfiû nûrallâhi bi efvâhihim vallâhu mutimmu nûrihî ve lev kerihel kâfirûn (kâfirûne).

 

Murad ederler ki (Yahudiler ve Hristiyanlar), Allâh’ın (İlâhî esaslarının) aydınlığını ağızlarıyla söndürmeyi.* Ve tamamlar Allâh, (İlâhî esaslarının) aydınlığını.* Ve şayet inkâr edenler, ‘bundan’ hoşlanmasalar da.*

 

>3:67, 3:68, 3:69, 3:70, 3:71, 8:8, 9:31, 9:32, 9:33, 10:82, 17:81, 40:14, 61:8, 61:9<

 

>2:257, 4:174, 5:15, 5:16, 6:104, 6:122, 6:157, 14:5, 33:43, 44:13, 57:9, 65:11<

 

>2:6, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 10:96, 10:97, 14:11, 14:47, 23:71, 29:51, 45:32, 50:5<

 

61:9    Huvellezî ersele resûlehu bil hudâ ve dînil hakkı li yuzhirehu aled dîni kullihî ve lev kerihel muşrikûn (muşrikûne).

 

O’dur Zât’ı ki, gönderdi elçisini yönlendirilmeye ‘vesile’ ile ve hakiki dîni (İslâm), onu açığa çıkarması için tüm dînlerin üzerine!* Ve şayet ‘Allâh’a’ ortak yakıştıranlar ‘bundan’ hoşlanmasalar da.

 

>3:19, 3:83, 3:84, 3:85, 6:153, 6:161, 10:105, 12:108, 15:41, 16:9, 16:123, 21:25, 30:30<

 

61:10  Yâ eyyuhellezîne âmenû hel edullukum alâ ticâretin tuncîkum min azâbin elîm (elîmin).

 

Ey îmân etmiş kimseler… Delalet edeyim mi size üstün bir ticaret ki, kurtaracak sizi ‘hesap günü’ elem azaptan?!**

 

>6:128, 6:130, 7:34, 10:47, 16:36, 16:89, 22:67, 45:28<

 

>2:207, 9:111, 10:103, 21:88, 30:47, 40:51, 61:10<

 

61:11  Tû’minûne billâhi ve resûlihî ve tucâhidûne fî sebîlillâhi bi emvâlikum ve enfusikum, zâlikum hayrun lekum in kuntum ta’lemûn (ta’lemûne).

 

Îmân ettiğinizde Allâh’a ve O’nun elçisine* ve cihâd (kararlılıkla İslâm’ı yaşama mücâdelesi) ederseniz Allâh’ın yolunda, mallarınızla ve nefslerinizle! “.** İşte bu en hayırlısıdır sizlere ki, bir bilmiş olsanız!*

 

>2:38, 3:179, 4:13, 4:14, 6:130, 6:131, 14:4, 16:36, 24:47, 28:46, 33:36, 58:5<

 

>32:18, 38:28, 45:21, 57:10, 59:20<

 

>3:142, 4:95, 9:20, 22:78, 29:69, 47:31<

 

>4:57, 7:43, 17:19, 18:31, 52:20, 76:13, 76:14, 76:15, 76:19, 76:20, 76:21, 76:22<

 

61:12  Yagfir lekum zunûbekum ve yudhılkum cennâtin tecrî min tahtihel enhâru ve mesâkine tayyibeten fî cennâti adn (adnin), zâlikel fevzul azîm (azîmu).

 

Ki ‘Allâh’ bağışlar sizlere suçlarınızı!* Ve dâhil eder sizleri has bahçelere (cennetlere) ki, akar ‘ayaklarının’ altından nehirler. Ve meskenler ki, temiz ‘hoş’ Adn has bahçeleri (cennetleri) içinde. İşte budur büyük başarı.*

 

>4:48, 5:39, 15:49, 17:25, 20:82, 25:71, 28:16, 39:53<

 

>4:57, 7:43, 17:19, 18:31, 52:20, 76:13, 76:14, 76:15, 76:19, 76:20, 76:21, 76:22<

 

>2:25, 8:4, 16:30, 16:41, 16:96, 16:97, 18:88, 20:15, 22:50, 32:17, 33:31, 34:4, 39:10<

 

61:13  Ve uhrâ tuhıbbûnehâ, nasrun minallâhi ve fethun karîb (karîbun), ve beşşiril mû’minîn (mû’minîne).

 

Ve diğer onu seveceğiniz ‘bir şey de’, Allâh’tan yardım ve yakın bir zafer.* ‘Yâ Muhammed!’ Ve ‘cennetle’ müjdele ‘samimi’ inananları!

 

>8:19, 14:15, 26:118, 32:28, 32:29, 40:84, 40:85, 48:1, 110:1, 110:2<

 

61:14  Yâ eyyuhellezîne âmenû kûnû ensârallâhi kemâ kâle îsebnu meryeme lil havâriyyîne men ensârî ilâllâh (ilâllâhi), kâlel havâriyûne nahnu ensârullâh (ensârullâhi), fe âmenet tâifetun min benî isrâîle ve keferet tâifeh (tâifetun), fe eyyednellezîne âmenû alâ aduvvihim fe asbehû zâhirîn (zâhirîne).

 

Ey îmân etmiş kimseler… Allâh yardımcıları olun! Nasıl ki dediği gibi Meryem oğlu Îsâ Havarilere (Îsâ’nın İlâhî esasları yaymakla görevli yardımcıları) ki: „ Kimdir yardımcılarım, Allâh uğrunda? “. Havariler, dediler ki: „ Bizler, Allâh yardımcılarıyız! “. Hemen îmân ettiler, İsrâîloğullarından bir tayfa ve nankörlük ettiler ‘diğer’ bir tayfa. Artık destekledik îmân etmiş kimseleri, düşmanlarına karşı. Öyle ki, bariz oldular.