„ Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm! Bismillâhirrahmânirrahîm! “.
„ Allâh’a sığınırım şeytandan (âsilerin şerrinden) ki, recmedilmiştir!* Allâh adına… Ki, sonsuz şefkatle merhamet eden; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir! “.*
>6:130, 7:14, 7:15, 7:18, 7:179, 15:33, 15:34, 16:98, 17:63, 17:64, 17:65, 38:77, 41:29<
>33:43<
67:1 Tebârekellezî bi yedihil mulku ve huve alâ kulli şey’in kadîr (kadîrun).
Mübârek’tir Zât’ı ki, elinde olandır, (emre âmâde, uyumlu işleyişin) hükümranlığı!* Ve O, her şey üzerinde ‘irade ettiğini, icraya’ kudretlidir!*
>2:255, 6:59, 7:185, 11:123, 13:9, 15:24, 16:19, 21:4, 23:88, 36:83, 41:22, 67:13, 67:14<
>2:163, 13:2, 16:60, 17:44, 20:98, 24:35, 26:23, 26:24, 27:26, 42:11, 57:3, 59:22, 59:23, 59:24, 112:4<
67:2 Ellezî halakal mevte vel hayâte li yebluvekum eyyukum ahsenu amelâ (amelen), ve huvel azîzul gafûr (gafûru).
Zât’ı, yarattı ölümü ve hayatı.* Ki ‘verdiği şeylerle’ denemek için sizleri ‘dünyada’ ki, hanginiz en iyi gayret eder!* Ve O, mutlak yüce, eşsiz, benzersiz; fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır!*
>2:28, 2:56, 6:60, 6:61, 22:66, 39:42, 40:11<
>9:126, 21:35, 23:55, 23:56, 29:2, 57:20, 64:15, 70:19, 70:20, 70:21<
>4:48, 5:39, 15:49, 17:25, 20:82, 25:71, 28:16, 39:53<
67:3 Ellezî halaka seb’a semâvâtin tibâkâ (tibâkan), mâ terâ fî halkır rahmâni min tefâvut (tefâvutin), ferciıl basara hel terâ min futûr (futûrin).
Zât’ı* (oluşumu yapılandırılarak) yarattı yedi katmanlı gökleri.** Ki, göremezsin sonsuz şefkatle merhamet edenin yaratışında bir farklılık! Haydi rücu et bakışını! Görüyor musun bir çatlak, bozulma?*
>2:163, 13:2, 16:60, 17:44, 20:98, 24:35, 26:23, 26:24, 27:26, 42:11, 57:3, 59:22, 59:23, 59:24, 112:4<
>2:29, 17:44, 23:17, 23:86, 41:12, 65:12, 71:15<
Göklerin 7 katmandan oluşumu: – https://ikra.vision
>3:191, 30:8, 38:27, 44:38, 44:39, 45:22, 51:56, 75:36<
>50:6, 67:3<
67:4 Summerciıl basara kerreteyni yenkalib ileykel basaru hâsien ve huve hasîr (hasîrun).
Sonra rücu et bakışını, ikinci kere! Ki, geri döner mecalsiz bakışın sana; ve o, yorgundur.
67:5 Ve lekad zeyyennes semâed dunyâ bi mesâbîha ve cealnâhâ rucûmen liş şeyâtîni ve a’tednâ lehum azâbes saîr (saîri).
Ve andolsun ki, süsledik ‘ihtişamlı kıldık’,** Dünyanın gökyüzünü kandillerle (Asteroitlerle 17:50).* Ve kıldık onu şeytanlar (âsiler) için recim (taşa tutulmak).* Ve hazırladık onlara ‘cehennemde’ karıştırılan, kızgınlaştırılan çılgın ateş azabını.*
(Kozmos, Yunanca kökenli bir kelimedir. Kaos’un karşıtı olup “düzenlemek”, ve “güzelleştirmek, süslemek” anlamlarına gelir. Ve günümüzde “kozmetik” gibi türevleri de buradan gelir. Bu anlamda sadece altı kez geçiyor)*
>15:16, 37:6, 37:6, 41:12, 50:6, 67:5<
>7:84, 11:82, 11:83, 15:74, 17:50, 26:173, 27:58, 51:34, 67:5, 105:103, 105:104, 105:105<
>11:91, 18:20, 18:22, 19:46, 26:116, 36:18, 44:20, 67:5<
>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 18:105, 21:39, 21:98, 39:8, 40:6, 40:17, 43:39<
6 defa „OL!“ : – https://ikra.vision
67:6 Ve lillezîne keferû bi rabbihim azâbu cehennem (cehenneme), ve bi’sel masîr (masîru).
Ve Rablerini inkâr eden kimseleredir, cehennem azabı.* Ve ne kötü bir varış ‘yeri’!
>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 18:105, 21:39, 21:98, 39:8, 40:6, 40:17, 43:39<
67:7 İzâ ulkû fîhâ semiû lehâ şehîkan ve hiye tefûr (tefûru).
Atıldıkları zaman oraya, duydular onun gürlemesini ve o, horuldarken.*
>11:106, 21:100, 21:102, 25:12, 67:7<
67:8 Tekâdu temeyyezu minel gayz (gayzi), kullemâ ulkıye fîhâ fevcun seelehum hazenetuhâ e lem ye’tikum nezîr (nezîrun).
Ki, neredeyse parçalanacak öfkeden. Her defasında atıldığında oraya bir güruh;* sordu onlara, onun ‘cehennemin’ bekçileri: „ Gelmedi mi sizlere, ‘kıyâmetle’ uyaran? “.*
>19:90, 27:83, 38:59, 42:5, 67:8<
>2:38, 3:179, 4:13, 4:14, 6:130, 6:131, 14:4, 16:36, 24:47, 28:46, 33:36, 58:5<
67:9 Kâlû belâ kad câenâ nezîrun fe kezzebnâ ve kulnâ mâ nezzelallâhu min şey’in entum illâ fî dalâlin kebîr (kebîrin).
Derler ki: „ Yok… Gelmişlerdi bizlere ‘kıyâmetle’ uyaran! “. Ne var ki, yalanladık ve dedik ki: „ Allâh, indirmedi ‘hiçbir’ şey! Sizler ise, ancak koca ‘bir’ şaşkınlık içindesiniz! “.*
>7:189, 10:12, 10:22, 10:23, 13:14, 16:53, 16:54, 30:33, 40:50, 41:49, 41:50, 41:51 67:9<
67:10 Ve kâlû lev kunnâ nesmeu ev na’kılu mâ kunnâ fî ashâbis seîr (seîri).
Ve (dünyada inkâr edenler), dediler ki: „ Şayet olsaydık ‘kıyâmetle uyaranları’ işitenler veya akıl edenler, harlı ateş sahabesi içinde olmazdık! “.**
>10:53, 10:54, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 16:111, 18:47, 20:15, 21:104, 24:24, 29:55, 30:14, 40:16, 40:18, 40:59, 44:10, 44:11, 51:22, 52:9, 53:57, 70:8, 73:14, 73:18, 101:105<
>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 18:105, 21:39, 21:98, 39:8, 40:6, 40:17, 43:39<
67:11 Fa’terefû bi zenbihim, fe suhkan li ashâbis seîr (seîri).
Nihayet itiraf ettiler suçlarını.* Artık defolmak harlı ateş sahabeleri içindir!*
>7:94, 7:95, 11:117, 12:109, 14:4, 15:4, 17:58, 23:76, 26:208, 65:8, 65:9, 65:10<
>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 18:105, 21:39, 21:98, 39:8, 40:6, 40:17, 43:39<
67:12 İnnellezîne yahşevne rabbehum bil gaybi lehum magfiretun ve ecrun kebîr (kebîrun).
Muhakkak ki ‘o’ kimseler, haşyet duyanlardır Rablerine gıyaben ki, onlaradır bağışlanma ve koca ecir.*
>2:25, 8:4, 16:30, 16:41, 16:96, 16:97, 18:88, 20:15, 22:50, 32:17, 33:31, 34:4, 39:10<
67:13 Ve esirrû kavlekum evicherû bih (bihî), innehu alîmun bi zâtis sudûr (sudûri).
Ve gizleseniz de sözünüzü, onu açıkça söyleseniz de! Muhakkak ki O, en iyi bilendir; göğüslerin sahip olduğunu (gönüllerde barındırılan niyetleri)!*
>2:255, 6:59, 7:185, 11:123, 13:9, 15:24, 16:19, 21:4, 23:88, 36:83, 41:22, 67:13, 67:14<
67:14 Elâ ya’lemu men halak (halaka), ve huvel latîful habîr (habîru).
Bilmez mi (oluşumu yapılandırılarak) yaratan Zât? Ve O, hoş, nazik, tüm inceliklere, ayrıntılara nüfuz ederek bilen, lütufkâr; haberdar, üstün bilgi sahibidir!
67:15 Huvellezî ceale lekumul arda zelûlen femşû fî menâkibihâ ve kulû min rızkıh (rızkıhî), ve ileyhin nuşûr (nuşûru).
O Zât, yeryüzünü zelil ‘uysal’ kılandır sizlere. Artık yürüyün omuzlarında ve yiyin rızkından! Ve Zât’ı ‘huzurunadır, yeniden dirilerek’ bir araya toplanma!*
>2:281, 6:36, 20:55, 22:6, 23:115, 29:20, 30:19, 35:9, 43:11, 50:11, 50:42, 53:47<
67:16 E emintum men fîs semâi en yahsife bikumul arda fe izâ hiye temûr (temûru).
Emin misiniz ‘olmayacağından’ ki, gökteki Kimsenin (Allâh’ın) çökertmesinden sizleri, yere.* Öyle ki o zaman o, çalkalanırken (depremle)?**
>7:94, 7:95, 11:117, 12:109, 14:4, 15:4, 17:58, 23:76, 26:208, 65:8, 65:9, 65:10<
>18:42, 18:43, 18:44, 28:78, 28:81<
>10:53, 10:54, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 16:111, 18:47, 20:15, 21:104, 24:24, 29:55, 30:14, 40:16, 40:18, 40:59, 44:10, 44:11, 51:22, 52:9, 53:57, 70:8, 73:14, 73:18, 101:105<
67:17 Em emintum men fîs semâi en yursile aleykum hâsıbâ (hâsiben) fe se ta’lemûne keyfe nezîr (nezîri).
Emin mi oldunuz ki, gökteki Kimsenin (Allâh’ın) göndermeyeceğinden taş fırtınası?**** O hâlde ‘âhirette’ bileceksiniz,* nasılmış uyarım?!*
>17:68, 29:40, 54:34, 67:17<
Dünyanın karşı karşıya kalacağı felaket: – https://ikra.vision
Dünyanın sonunun muhtemelen bir Meteorit felaketiyle olacağı: – https://ikra.vision
Dünya yaşamının nasıl sona ereceği, ardından yaşam savaşı verileceği: – https://ikra.vision
>10:53, 10:54, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 16:111, 18:47, 20:15, 21:104, 24:24, 29:55, 30:14, 40:16, 40:18, 40:59, 44:10, 44:11, 51:22, 52:9, 53:57, 70:8, 73:14, 73:18, 101:105<
>2:38, 3:179, 4:13, 4:14, 6:130, 6:131, 14:4, 16:36, 24:47, 28:46, 33:36, 58:5<
67:18 Ve lekad kezzebellezîne min kablihim fe keyfe kâne nekîr (nekîri).
Ve andolsun ki, yalanladı ‘peygamberlerini’, onlardan önceki kimselerden de ‘bazıları’ (ilk çağdaki putlara tapanlardan sonraki ataları).** Artık ‘bakın’, nasıl oldu ‘Allâh’ı’ tanımazdan gelmek?!*
>7:94, 7:95, 11:117, 12:109, 14:4, 15:4, 17:58, 23:76, 26:208, 65:8, 65:9, 65:10<
>2:38, 3:179, 4:13, 4:14, 6:130, 6:131, 14:4, 16:36, 24:47, 28:46, 33:36, 58:5<
>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 18:105, 21:39, 21:98, 39:8, 40:6, 40:17, 43:39<
67:19 E ve lem yerev ilet tayri fevkahum sâffâtin ve yakbıdn (yakbıdne), mâ yumsikuhunne iller rahmân (rahmânu), innehu bi kulli şey’in basîr (basîrun).
Ve görmüyorlar mı ki, üstlerindeki saf tutup dizilen kuşları ve katlanan ‘kanatlarını’! Ki onları, sonsuz şefkatle merhamet eden dışında ‘kimse, orada’ tutamaz. Şüphesiz ki O, her şeyi her hâliyle görendir!*
>2:255, 6:59, 7:185, 11:123, 13:9, 15:24, 16:19, 21:4, 23:88, 36:83, 41:22, 67:13, 67:14<
67:20 Emmen hâzellezî huve cundun lekum yensurukum min dûnir rahmân (rahmâni), inil kâfirûne illâ fî gurûr (gurûrın).
Pekâlâ kim şu ordu ki, o sizlere yardım edecek; sonsuz şefkatle merhamet edenden ziyade?!* İllâki inkâr edenlerinki, aldanmaktan başka ‘bir şey’ değildir.*
>2:166, 3:151, 4:117, 6:100, 10:18, 18:52, 23:117, 35:14, 39:3, 42:21, 46:5<
>2:6, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 10:96, 10:97, 14:11, 14:47, 23:71, 29:51, 45:32, 50:5<
67:21 Emmen hâzellezî yerzukukum in emseke rızkah (rızkahu), bel leccû fî utuvvin ve nufûr (nufûrın).
Ya da kim şu ki o, rızıklandırır sizleri,* eğer tutacak ‘olsa’ onun rızkını?!* Yok… Israrla devam ederler, kibire ve nefrete.
>2:264, 2:267, 2:268, 3:116, 3:117, 3:180, 4:38, 8:36, 9:34, 9:54, 9:98, 36:47, 47:38, 64:16<
>10:24, 11:6, 15:19, 15:20, 16:5, 20:54, 20:132, 25:49, 29:60, 34:24, 35:15, 47:38, 51:58<
67:22 E fe men yemşî mukibben alâ vechihî ehdâ emmen yemşî seviyyen alâ sırâtın mustekîm (mustekîmin).
O hâlde ‘o’ kimse mi daha yönlendirilmiştir ki, öne eğilmiş yürürken yüzüstü tökezler; ya da ‘o’ kimse mi ki, yürür yol istikâmeti üzerinde.
>6:157, 14:21, 28:49, 32:12, 34:31, 34:32, 34:33, 43:24<
>3:19, 3:83, 3:84, 3:85, 6:153, 6:161, 10:105, 12:108, 15:41, 16:9, 16:123, 21:25, 30:30<
67:23 Kul huvellezî enşeekum ve ceale lekumus sem’a vel ebsâra vel ef’ideh (ef’idete), kalîlen mâ teşkurûn (teşkurûne).
‘Yâ Muhammed!’ De ki: „ O Zât, inşa etti sizleri! Ve kıldı sizlere duyma ve görme duyuları ve gönül ‘idrak kuvveleri’! “. Ne de az şükredersiniz!
67:24 Kul huvellezî zereekum fîl ardı ve ileyhi tuhşerûn (tuhşerûne).
‘Yâ Muhammed!’ De ki: „ O Zât, türetip saçtı sizleri, yeryüzünde! Ve Zât’ı ‘huzuruna, yeniden dirilerek’ bir araya toplanırsınız! “.*
>2:281, 6:36, 20:55, 22:6, 23:115, 29:20, 30:19, 35:9, 43:11, 50:11, 50:42, 53:47<
67:25 Ve yekûlûne metâ hâzel va’du in kuntum sâdikîn (sâdikîne).
Ve ‘hakikati örtmeye şartlanmışlar’ diyorlar ki: „ Ne zamanmış bu vaat (kıyâmet), eğer samimilerseniz?! “.**
>10:48, 17:51, 21:38, 27:71, 32:28, 34:29, 67:25, 67:27<
>10:53, 10:54, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 16:111, 18:47, 20:15, 21:104, 24:24, 29:55, 30:14, 40:16, 40:18, 40:59, 44:10, 44:11, 51:22, 52:9, 53:57, 70:8, 73:14, 73:18, 101:105<
67:26 Kul innemel ilmu indallâhi ve innemâ ene nezîrun mubîn (mubînun).
‘Yâ Muhammed!’ De ki: „ (Kıyâmet) İlmi, ancak Allâh’ın nezdindedir!* Ve ben, sadece sizleri apaçık ‘kıyâmetle’ uyaranım! “.*
>10:53, 10:54, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 16:111, 18:47, 20:15, 21:104, 24:24, 29:55, 30:14, 40:16, 40:18, 40:59, 44:10, 44:11, 51:22, 52:9, 53:57, 70:8, 73:14, 73:18, 101:105<
>2:119, 2:151, 3:184, 4:41, 4:166, 7:158, 7:184, 11:17, 14:1, 16:44, 16:89, 17:77, 21:107, 34:28, 34:46, 35:24, 63:1<
67:27 Fe lemmâ reevhu zulfeten sîet vucûhullezîne keferû ve kîle hâzellezî kuntum bihî teddeûn (teddeûne).
Ne var ki gördüklerinde onu yakınlarında, fenalaşır yüzleri inkâr eden kimselerin.* Ve denildi ki: „ Budur ki o, onun olmasını iddia ettiğiniz! “.**
>3:106, 7:48, 10:27, 39:60, 67:27, 75:24, 80:40, 88:2<
>10:48, 17:51, 21:38, 27:71, 32:28, 34:29, 67:25, 67:27<
>10:11, 10:50, 10:51, 16:1, 18:58, 21:37, 29:53, 29:54, 37:176, 38:16, 51:14<
67:28 Kul ereeytum in ehlekeniyallâhu ve men maıye ev rahımenâ fe men yucîrul kâfirîne min azâbin elîm (elîmin).
‘Yâ Muhammed!’ De ki: „ Eğer yok etse Allâh beni ve benimle beraber ‘olan’ kişileri veya bağışlayıp, acıyıp merhametle esirgese bizleri!** Artık kim korur hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışları, ‘hesap günü’ elem azaptan! “.*
>6:16, 11:43, 11:119, 12:53, 67:28<
>2:207, 9:111, 10:103, 21:88, 30:47, 40:51, 61:10<
>6:128, 6:130, 7:34, 10:47, 16:36, 16:89, 22:67, 45:28<
67:29 Kul huver rahmânu âmennâ bihî ve aleyhi tevekkelnâ, fe se ta’lemûne men huve fî dalâlin mubîn (mubînin).
‘Yâ Muhammed!’ De ki: „ Rabbim O… Sonsuz şefkatle merhamet eden! Ki, îmân ettik O’na! Ve Kendisine itimat ettik!* O hâlde ‘âhirette’ bileceksiniz* kim, apaçık şaşkınlık içindedirler! “.
>3:191, 30:8, 38:27, 44:38, 44:39, 45:22, 51:56, 75:36<
>10:53, 10:54, 11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 16:111, 18:47, 20:15, 21:104, 24:24, 29:55, 30:14, 40:16, 40:18, 40:59, 44:10, 44:11, 51:22, 52:9, 53:57, 70:8, 73:14, 73:18, 101:105<
>2:170, 6:148, 14:10, 16:35, 19:38, 36:6, 37:69, 37:70, 37:71, 37:175, 43:22, 43:23, 98:5<
67:30 Kul e re’eytum in asbaha mâukum gavren fe men ye’tîkum bi maîn maîn (maînin).
‘Yâ Muhammed!’ De ki: „ Bakar mısınız, olur da, suyunuz yerin dibine çekilirse, artık kim ‘geri’ getirir sizlere suyu sulaktan?! “.