„ Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm! Bismillâhirrahmânirrahîm! “.
„ Sığınırım Allâh’a, şeytanın ‘şerrinden’ ki, taşlanmıştır (merhametinden uzaklaştırılmıştır)!*
>7:200, 15:34, 16:98<
Allâh adına… Ki, sonsuz şefkatle merhamet edendir; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir! “.
8:1 Yes’elûneke anil enfâl (enfâli), kulil enfâlu lillâhi ver resûl (resûli), fettekullâhe ve aslihû zâte beynikum ve etîûllâhe ve resûlehû in kuntum mu’minîn (mu’minîne).
‘Yâ Muhammed!’, Sual ederler sana, ganimetlerden. De ki: „ Ganimetler ‘hususunda hüküm’, Allâh’ın ve elçisinindir! “.* O hâlde korunun Allâh’a ‘karşı gelmekten’! Ve aranızdaki hâli düzeltin! Ve itaat edin Allâh’a ve elçisine eğer ‘samimi’ inananlarsanız!*
>8:41<
>3:179, 4:13, 4:14, 4:69, 8:13, 8:29, 9:63, 24:47, 33:36, 58:5, 58:20<
8:2 İnnemel mu´minûnellezîne izâ zukirallâhu vecilet kulûbuhum ve izâ tuliyet aleyhim âyâtuhu zâdethum îmânen ve alâ rabbihim yetevekkelûn (yetevekkelûne).
Ancak ‘samimi’ inananlar o kimselerdir ki, yâd edildiği zaman Allâh, tedirgin olur yürekleri. Ve kıraat edilirken onlara, O’nun âyetleri, ziyade etti onlara, îmânını. Ve ‘onlar’ Rablerine itimat edenlerdir.
8:3 Ellezîne yukîmûnes salâte ve mimmâ razaknâhum yunfikûn (yunfikûne).
O kimselerdir, uygulayanlar takdisi (Allâhû Teâlâ’yı kutsamak, hürmet ve hamd etmek için namaz)!* Ve onları rızıklandırdığımız şeylerden, ‘Allâhû Teâlâ’nın rızası için’ bağış yaparlar!
>2:43, 2:238, 4:103, 11:114, 14:40, 17:78, 17:110, 19:31, 19:55, 20:130, 20:132, 21:73, 22:78, 25:64, 30:17, 30:18, 39:9, 50:39, 51:17, 51:18, 52:49, 73:2, 73:3, 73:4, 76:16<
8:4 Ulâike humul mu’minûne hakkâ (hakkan), lehum derecâtun inde rabbihim ve magfiretun ve rızkun kerîm (kerîmun).
İşte onlar… Onlar, gerçek ‘samimi’ inananlardır! Onlaradır mertebeler, Rableri katında! Ve bağışlanma ve karşılıksız kıymetli rızık.*
>2:25, 8:4, 20:15, 22:50, 24:26, 32:17, 33:31, 34:4, 96:3<
8:5 Kemâ ahreceke rabbuke min beytike bil hakkı ve inne ferîkan minel mu’minîne le kârihûn (kârihûne).
‘Yâ Muhammed!’, Nasıl ki, Rabbin çıkardı seni evinden hak ile ‘bir gayeyle’! Ve doğrusu, inançlılardan bir kısmı hoşlanmayanlardır.
8:6 Yucadilûneke fîl hakkı ba´de mâ tebeyyene ke ennemâ yusâkûne ilel mevti ve hum yanzurûn (yanzurûne).
‘Yâ Muhammed!’, Cebelleşiyorlar seninle ‘savaşın gerekliği’ hakkında ki, o şeyin belli olmasının ardından! Sanki ve onlar ‘göz’ göre göre ölüme sürülüyorlarmış gibi.*
>2:216, 4:77, 4:78, 8:6, 33:16, 62:8<
8:7 Ve iz yaıdukumullâhu ihdet tâifeteyni ennehâ lekum, ve teveddûne enne gayre zâtiş şevketi tekûnu lekum, ve yurîdullâhu en yuhıkkal hakka bi kelimâtihî ve yaktaa dâbirel kâfirîn (kâfirîne).
Ve Allâh, sizlere vadettiği zaman iki tayfadan ‘silahsız kervan veya Kureyş ordusundan’ birinin sizlerin olmasını. Ve ‘sizler de’ arzuluyordunuz ki, silahsız olanın ‘kervanın’ sizlerin olmasını. Ve Allâh’ın muradı, kelimeleriyle ‘hükümleriyle’ hakkın ‘İslâm’ın’ (Allâhû Teâlâ’ya teslimiyet) gerçekleşmesi ve kesmek ‘hakikat’ inkârcılarının ‘ardı’ arkasını.*
>8:8, 9:32, 9:33, 10:82, 17:81, 40:14, 61:8, 61:9<
8:8 Li yuhıkkal hakka ve yubtılel bâtıle ve lev kerihel mucrimûn (mucrimûne).
Ki, hakkın ‘İslâm’ın’ (Allâhû Teâlâ’ya teslimiyet) gerçekleşmesi için ve asılsızlığın geçersizleştirilmesi.* Ve ‘günah’ suçluları ‘bundan’ hoşlanmasalar da.
>8:8, 9:32, 9:33, 10:82, 17:81, 40:14, 61:8, 61:9<
8:9 İz testegîsûne rabbekum festecâbe lekum ennî mumiddukum bi elfin minel melâiketi murdifîn (murdifîne).
Medet umduğunuzda Rabbinizden,* bunun üzerine icabet etti sizlere: „ Muhakkak ki, iane edenim sizlere ki, peş peşe gelen meleklerden bini ile! “.*
>1:4, 2:186, 3:195, 8:9, 21:112<
>3:151, 8:10, 8:11, 8:12, 8:44, 8:48, 8:66, 36:28<
8:10 Ve mâ cealehullâhu illâ buşrâ ve li tatmainne bihî kulûbukum ve men nasru illâ min indillâh (indillâhi), innallâhe azîzun hakîm (hakîmun).
Ve belirlemedi onu ‘bu vaadi’ Allâh, müjde dışında; ve ‘fiilen görüp’ kanaati için onunla kalplerinizin. Ve yardım olmaz ki, olmasın Allâh’ın katından! Şüphesiz ki Allâh, mutlak yüce, eşsiz, benzersizdir; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!
8:11 İz yugaşşîkumun nuâse emeneten minhu ve yunezzilu aleykum mines semâi mâen li yutahhirekum bihî ve yuzhibe ankum riczeş şeytâni ve li yerbıta alâ kulûbikum ve yusebbite bihil akdâm (akdâme).
Bürümüştü sizleri uyuklama ki, O’ndan ‘Allâhû Teâlâ’dan’, emniyet ‘güvencesiyle’ ve indirdi üzerlerinize gökten su; ki, temizlenmeniz için onunla ve giderilsin sizlerden ‘susuzluk ile’ şeytanın murdarlığı (umutsuzluk vesvesesi).* Ve bağlanması için kalpleriniz ve sabit kılsın ‘yolunda’ onunla ayaklarınızı.*
>2:208, 2:268, 4:120, 5:91, 6:121, 8:48, 14:22, 16:99, 17:62, 17:63, 17:64, 17:65, 24:21, 35:6<
>2:250, 3:146, 3:147, 8:11, 16:94, 47:7<
8:12 İz yûhî rabbuke ilel melâiketi ennî meakum fe sebbitûllezîne âmenû, seulkî fî kulûbillezîne keferûr ru´be fadribû fevkal a´nâkı vadribû minhum kulle benân (benânin).
Vahyetmişti Rabbin meleklere, ‘samimi inananlara iletmelerini ki’: „ Muhakkak ki Ben, sizlerle beraberim! “. Haydi, sabit kılın inançlı kimseleri! Bırakacağım kalplerine irkilme, o kimselerin ki, ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlardır. Haydi vurun boyunlarını ve vurun ‘savunan’ parmak uçlarının her birini!*
>3:151, 8:10, 8:11, 8:12, 8:44, 8:48, 8:66, 36:28<
8:13 Zâlike bi ennehum şâkkullâhe ve resûluh (resûlehu), ve men yuşâkıkıllâhe ve resûlehu fe innallâhe şedîdul ikâb (ikâbi).
İşte bu, şâkî olmalarındandır Allâh’a ve elçisine. Ve kim, şâkî olursa Allâh’a ve elçisine,* o hâlde şüphesiz ki Allâh’ın, eziyeti şiddetlidir!
>3:179, 4:13, 4:14, 4:69, 8:13, 8:29, 9:63, 24:47, 33:36, 58:5, 58:20<
8:14 Zâlikum fe zûkûhu ve enne lil kâfirîne azâben nâr (nâri).
‘Ey hakikati örtmeye şartlanmışlar!’, İşte bu, ‘buradaki cezanızdır’ artık tadın onu! Ve muhakkak ki, ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlar içindir, ateş azabı.*
>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 36:63, 39:8, 40:6<
8:15 Yâ eyyuhellezîne âmenû izâ lekîtumullezîne keferû zahfen fe lâ tuvellûhumul edbâr (edbâre).
Ey inançlı kimseler! Karşılaştığınız zaman o kimselerle ki, ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlar sürüsü; hemen dönmeyin onlara arkanızı (savaştan kaçmayın)!
8:16 Ve men yuvellihim yevmeizin duburehû illâ muteharrifen li kıtâlin ev mutehayyizen ilâ fietin fe kad bâe bi gadabin minallâhi ve me’vâhu cehennem (cehennemu), ve bi’sel masîr (masîru).
Ve kim, dönerse onlara arkasını, izin günü (Allâhû Teâlâ’nın izniyle gerçekleşen gün) ki müstesnadır, savaş icabı çekilip veya bir birliğe katılmak ‘için çekilme’; artık uğrar Allâh’tan gazaba! Ve onun vardığı yer cehennemdir.* Ve ne kötü varış!
>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 36:63, 39:8, 40:6<
8:17 Fe lem taktulûhum ve lâkinnallâhe katelehum, ve mâ remeyte iz remeyte ve lâkinnallâhe remâ, ve li yubliyel mu’minîne minhu belâen hasenâ (hasenen), innallâhe semîun alîm (alîmun).
Ne var ki, sizler öldürmediniz onları ve lâkin ‘kaderleri gereği’ Allâh katletti onları.* Ve ‘Hendek muharebesinde de, cesetlerini hendeğe’ sen atmadın attığında ve lâkin Allâh attı.* Ve denemek için inançlıları ‘zafer ve ganimetle’ Kendisinden, iyi bir sınavla.* Şüphesiz ki Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir; en iyi bilendir!
>3:145, 6:2, 7:34, 11:104, 15:4, 15:5, 30:8<
>8:19<
>8:25, 9:126, 21:35, 29:2<
8:18 Zâlikum ve ennallâhe mûhinu keydil kâfirîn (kâfirîne).
İşte böyle ve ‘bilin’ Allâh’ın, alçaltıcı olduğunu, inkârcıların tuzağını!*
>8:18, 8:19, 12:52, 16:107<
8:19 İn testeftihû fe kad câekumul feth (fethu), ve in tentehû fe huve hayrun lekum, ve in teûdû naud, ve len tugniye ankum fietukum şey´en ve lev kesuret ve ennallâhe meal mu´minîn (mu´minîne).
‘Ey hakikati örtmeye şartlanmışlar!’, Eğer zafer istiyorsanız nihayet gelmiştir sizlere ‘kurtuluşunuza vesile, gerçek’ zafer!* Ve eğer ‘önceki yaşamınızı’ sonlandırırsanız, o hâlde o, en hayırlısıdır sizlere! Ve eğer ‘savaşa, inkâra’ geri dönersiniz, Bizde geri döneriz!* Ve asla yarar sağlamaz birliğiniz ‘Allâhû Teâlâ’dan gelecek azaba karşı’ bir şeye ve ‘sayıca’ çok olsa da! Ve ‘bilin’ Allâh’ın, beraber olduğunu, inançlılarla!*
>8:19, 14:15, 26:118, 32:28, 32:29, 40:84, 40:85, 48:1, 110:1, 110:2<
>8:18, 8:19, 12:52, 16:107<
8:20 Yâ eyyuhellezîne âmenû etîullâhe ve resûlehu ve lâ tevellev anhu ve entum tesmeûn (tesmeûne).
Ey inançlı kimseler! İtaat edin Allâh’a, ve elçisine!* Ve dönmeyin ondan ‘hakikat bilgisi hükümlerinden’! Ve sizler, ‘hakikati, Kur’ân-ı Kerîm’den’ duyuyorken!
>3:179, 4:13, 4:14, 4:69, 8:13, 8:29, 9:63, 24:47, 33:36, 58:5, 58:20<
8:21 Ve lâ tekûnû kellezîne kâlû semi’nâ ve hum lâ yesmeûn (yesmeûne).
Ve olmayın o kimseler gibi ki, ‘istemedikleri hâlde’ derler ki: „ İşittik! “. Ve onlar (anlamak istemedikleri için) duymazlar.*
>2:171, 3:108, 6:104, 7:101, 7:179, 8:22, 8:23, 10:100, 13:19, 17:72, 17:97, 21:45, 22:46, 25:44, 40:35, 64:11, 67:10<
8:22 İnne şerred devâbbi indallâhis summul bukmullezîne lâ ya’kılûn (ya’kılûne).
Muhakkak ki, Allâh’ın katında, canlıların en şerlisi ‘idrak etmek istemeyen’, sağır, dilsiz, akıl yürütmeyen kimselerdir.*
>2:171, 3:108, 6:104, 7:101, 7:179, 8:22, 8:23, 10:100, 13:19, 17:72, 17:97, 21:45, 22:46, 25:44, 40:35, 64:11, 67:10<
8:23 Ve lev alimallâhu fî him hayren le esmeahum, ve lev esmeahum le tevellev ve hum mu´ridûne (mu´ridûn).
Ve eğer bilse Allâh, onlarda hayır olduğunu, elbette işittirirdi ‘idrak ettirirdi’ onlara. Ve eğer işittirse de onlara, mutlaka ‘geçmişe’ dönerler. Ve onlar, ‘hakikat bilgisine’ aldırış etmeyenlerdir.
8:24 Yâ eyyuhellezîne âmenûstecîbû lillâhi ve lir resûli izâ deâkum limâ yuhyîkûm, va´lemû ennallâhe yehûlu beynel mer´i ve kalbihî ve ennehû ileyhi tuhşerûn (tuhşerûne).
Ey inançlı kimseler! İcabet edin Allâh’a ve elçiye ki, davet ettiğinde sizleri, yaşatan şeye sizleri! Ve bilin ki Allâh’ın, kişi ve onun kalbi arasına sokulur olduğunu! Ve muhakkak ki O’na, Zât’ı ‘huzuruna’ bir araya getirilirsiniz!*
>11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 14:49, 21:103, 22:56, 24:24, 25:26, 28:66, 30:14<
8:25 Vettekû fitneten lâ tusîbennellezîne zalemû minkum hâssah (hâssaten), va´lemû ennallâhe şedîdul ikâb (ikâbi).
Ve korunun ‘öyle bir’ sınanma ‘vesilesinden’ ki, sadece sizlerden zalim kimselere isabet etmez!* Ve bilin ki Allâh’ın, eziyeti şiddetli olduğunu!
>8:25, 9:126, 21:35, 29:2<
8:26 Vezkurû iz entum kalîlun mustad´afûne fîl ardı tehâfûne en yetehattafekumun nâsu fe âvâkum ve eyyedekum bi nasrihî ve rezekakum minet tayyibâtî leallekum teşkurûn (teşkurûne).
Ve hatırlayın ki, sizler, yeryüzünde az, zayıf ‘âcizdiniz’; korkuyordunuz kaçırtılmanızdan insanlarca. Bu yüzden ‘Allâhû Teâlâ’ kucak açtı sizlere ve destekledi sizleri yardımıyla! Ve rızıklandırdı sizleri, temizinden!* Ki, belki şükredersiniz!
>2:126, 2:127, 3:96, 3:97, 8:26, 27:91, 28:57, 29:67<
8:27 Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tehûnûllâhe ver resûle ve tehûnû emânâtikum ve entum ta´lemûn (ta´lemûne).
Ey inançlı kimseler! İhanet etmeyin, Allâh’a ve elçiye! Ve ‘sonra’ ihanet edersiniz emanetlerinize ‘üstlendiğiniz dîni değerlerinize’ ve bildiğiniz ‘hâlde’.
8:28 Va´lemû ennemâ emvâlukum ve evlâdukum fitnetun ve ennallâhe indehû ecrun azîm (azîmun).
Ve bilin ki, mallarınız ve evlâtlarınız ancak bir sınanma ‘vesilesidir’!* Ve Allâh’ın katında olduğunu, büyük ecrin!*
>8:25, 9:126, 21:35, 29:2<
>9:24, 9:85, 18:46, 23:55, 23:56, 34:37, 57:20, 63:9, 64:15<
8:29 Yâ eyyuhellezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm (azîmi).
Ey inançlı kimseler! Eğer ‘günahlardan’ korunursanız, ‘Allâhû Teâlâ’, var eder sizlerde, gerçeği itibarsızdan ayıran ‘yeti’! Ve örter sizlerden kötülüklerinizi ve bağışlar sizleri! Ve Allâh, büyük liyakat sahibidir!
8:30 Ve iz yemkuru bikellezîne keferû li yusbitûke ev yaktulûke ev yuhricûk (yuhricûke) ve yemkurûne ve yemkurullâh (yemkurullâhu), vallâhu hayrul mâkirîn (mâkirîne).
‘Yâ Muhammed!’, Ve düzen kuruyorlardı sana o kimseler ki, ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlardır; bağlamak seni için veya öldürmek seni veya ‘Mekke’den’ sürgün etmek ‘için’ seni! Ve ‘onlar’ düzen kurarlarken ve Allâh’ta ‘onlara’ düzen kurar. Ve Allâh, düzen kuranların en hayırlısıdır (yaptıklarının devamına müsaadesiyle, aleyhlerine oluşturur)!
8:31 Ve iza tutlâ aleyhim âyâtunâ kâlû kad semi´nâ lev neşâu le kulnâ misle hâzâ in hâzâ illâ esâtîrul evvelîn (evvelîne).
Ve kıraat edildiği zaman onlara âyetlerimiz, ‘hakikati örtmeye şartlanmışlar’ derler ki: „ Bizler ‘bunları önceden de’ duymuştuk.* Eğer dileseydik, bunun benzerini elbette bizler de söylerdik. Bu ise, evvelkilerin masallarından başka ‘bir şey’ değildir! “.*
>2:170, 6:148, 7:173, 14:10, 16:35, 36:6, 98:5<
>3:151, 4:117, 6:100, 10:18, 23:117, 39:3, 42:21, 46:5<
8:32 Ve iz kâlûllâhumme in kâne hâzâ huvel hakka min indike fe emtir aleynâ hıcâreten mines semâi evi´tinâ bi azâbin elîm (elîmin).
Ve demişlerdi ki: „ Allâh’ım… Eğer bu (Kur’ân-ı Kerîm), o, gerçekte Senin katından ise, haydi üzerimize gökten taş yağdır veya getir bizlere elem azabı! “.*
>2:170, 6:148, 7:173, 14:10, 16:35, 36:6, 98:5<
8:33 Ve mâ kânallâhu li yuazzibehum ve ente fîhim, ve mâ kânallâhu muazzibehum ve hum yestagfirûn (yestagfirûne).
Ve olmadı Allâh’ın, azaplandırması onları ve sen içindeyken onların. Ve olmadı Allâh’ın, azaplandırması onları ve onlar istiğfar ederlerken.
8:34 Ve mâ lehum ellâ yuazzibehumullâhu ve hum yasuddûne anil mescidil harâmi ve mâ kânû evliyâehu, in evliyâuhû illel muttekûne ve lâkinne ekserehum lâ ya´lemûn (ya´lemûne).
Ve neden olmasın ki azaplandırması onları, Allâh’ın! (8:33 toplumsal azap, buradaki bireysel) Ve onlar, alıkoyarlarken hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethaneden (Kâbe) ve olmadıkları hâlde onun ‘oranın’ himayecileri. Onun ‘oranın’ himayecileri ancak ‘günahlardan’ korunanlardır.* Ve lâkin onların birçoğu, bilmezler.
>8:34, 9:17, 9:18, 9:19, 48:25<
8:35 Ve mâ kâne salâtuhum indel beyti illâ mukâen ve tasdiyeh (tasdiyeten), fe zûkûl azâbe bimâ kuntum tekfurûn (tekfurûne).
Ve olmadı takdisleri (Allâhû Teâlâ’yı kutsamak, hürmet ve hamd etmek için namaz), Ev’in (Kâbe) yanında ıslık çalmak ve el çırpmaktan başka.* ‘Âhirette denir ki’: „ O hâlde tadın azabı!* İnkâr etmekte olduğunuz şeylerden! “.
>7:28, 7:38, 7:39, 8:35<
>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 36:63, 39:8, 40:6<
8:36 İnnellezîne keferû yunfikûne emvâlehum li yesuddû an sebîlillâh (sebîlillâhi), fe seyunfikûnehâ summe tekûnu aleyhim hasreten summe yuglebûn (yuglebûne), vellezîne keferû ilâ cehenneme yuhşerûn (yuhşerûne).
Muhakkak o kimseler ki, ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlardır; bağış yaparlar mallarını alıkoymak için, Allâh’ın yolundan.* Öyle ki, bağış yaparlar onu ‘bundan sonra da’. Sonra da olur onlara iç sızıntısı.* Sonra mağlup olurlar. Ve o kimseler ki, ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlardır; cehenneme bir araya getirilirler.
>6:123, 7:86, 8:36, 11:19, 14:3, 16:88, 17:16, 34:34, 43:23<
>6:27, 25:26, 25:27, 32:12, 33:66, 33:67, 34:52, 34:53, 89:23<
8:37 Li yemîzallâhul habîse minet tayyibi ve yec´alel habîse ba´dahu alâ ba´dın fe yerkumehu cemîan fe yec´alehu fî cehennem (cehenneme), ulâike humul hâsirûn (hâsirûne).
Ki ayıklaması içindir Allâh’ın, kötüyü ‘inkârcıyı’ temizden ‘samimi inanandan’.* Ve kılar kötülerin bazılarını bazıları üzerine öylece yığarak onu ‘yığını’ ki, böylelikle var eder onun tamamını cehennemde. İşte onlar… Onlar, hüsrandalardır!*
>10:28, 30:14, 36:59<
>4:48, 6:88, 7:146, 8:23, 8:51, 9:80, 16:107, 16:108, 40:12, 47:28<
8:38 Kul lillezîne keferû in yentehû yugfer lehum mâ kad selef (selefe), ve in yeûdû fe kad madat sunnetul evvelîn (evvelîne).
‘Yâ Muhammed!’, De ki ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmış kimselere: „ Eğer ‘inkâr ve düşmanlığı’ sonlandırırlarsa, geçmişte olan şeyler bağışlanır! “. Ve eğer geri dönerlerse, artık evvelkilere ‘uygulanan’ usul (İlâhî hüküm) süregelir.*
>3:137, 8:38, 15:13, 17:77, 18:55, 33:38, 33:62, 35:43, 40:85, 48:23<
8:39 Ve kâtilûhum hattâ lâ tekûne fitnetun ve yekûned dînu kulluhu lillâhi, fe inintehev fe innallâhe bimâ ya´melûne basîr (basîrun).
Ve savaşın onlarla ta ki, fitne ‘sapkınlık’ olmasın ve olsun dîn ‘dîni algılar’ Allâh için!* Artık eğer ‘savaşı ve inkârı’ sonlandırırlarsa, o hâlde şüphesiz ki Allâh, gayret ettikleri şeyleri her hâliyle görendir!
>2:190, 2:193, 4:76, 8:39, 9:12, 9:29, 9:123, 60:8, 60:9<
8:40 Ve in tevellev fa´lemû ennallâhe mevlâkum, ni´mel mevlâ ve ni´men nasîr (nasîru).
Ve eğer ki, ‘geçmişe’ geri dönerlerse, o hâlde bilin ki Allâh’ın, sahibiniz, koruyucunuz olduğunu! Ne güzel sahip, koruyucudur; ve ne güzel yardımcı!*
>2:195, 7:128, 8:40, 11:49, 13:22, 13:23, 13:24, 13:35, 18:44, 25:15, 28:77, 28:83<
8:41 Va´lemû ennemâ ganimtum min şey´in fe enne lillâhi humusehu ve lir resûli ve li zîl kurbâ vel yetâmâ vel mesâkîni vebnis sebîli in kuntum âmentum billâhi ve mâ enzelnâ alâ abdinâ yevmel furkâni yevmettekal cem´ân (cem´âni), vallâhu alâ kulli şey´in kadîr (kadîrun).
Ve bilin ki, ele geçen ganimetten ‘her’ bir şeyin, artık beşte birinin Allâh’ın olduğunu! Ve elçiye ve akrabalara ve yetimlere ve meskensizlere ‘yoksullara’ ve (yolda mahsur kalana mecazen) yol oğlunadır! Eğer ki, inandıysanız Allâh’a ve kulumuza indirdiğimiz şeye, gerçeği itibarsızdan ayıran gün (Bedir savaşında, meleklerin yardımına); ki, o gün, iki toplum karşılaştı. Ve Allâh, her şey üzerinde irade ettiğini, icraya kudretlidir!
8:42 İz entum bil udvetid dunyâ ve hum bil udvetil kusvâ verrekbu esfele minkum, ve lev tevâadtum lahteleftum fîl mîâdi ve lâkin li yakdiyallâhu emren kâne mef´ûlen li yehlike men heleke an beyyinetin ve yahyâ men hayye an beyyineh (beyyinetin), ve innallâhe le semî´un alîm (alîmun).
(Bedir savaşında), Sizler, vadinin yakın kenarında (Medîne tarafında, susuz, kumluk alanda, savaşa elverişsiz konumda) ve onlar, (Mekke tarafında, daha elverişli bir konumda) vadinin uzak kenarındaydılar. Ve kervan (Kureyşlilerin süvarileri, aleyhinize olan sahil tarafında) sizlerden aşağıdaydı. Ve eğer ‘onlarla savaşmak için’ vaatleşseydiniz, mutlaka ihtilâf ederdiniz miada. Ve lâkin ‘sizleri onlarla bu ortamda karşılaştırdı’ ki, gerekli olan Allâh’ın emrinin ‘hükmünün’, kaza edilmesi için.* Ki, yıkıma uğraması için mahvolan kişinin ayan beyan (daha uygun koşullarda, kalabalık olmalarına rağmen mağlup olarak). Ve yaşayan kişinin de ayan beyan (delille, daha zorlu şartlara rağmen, Allâh’ın yardımı ile galip geldiklerini görerek) yaşaması ‘için’. Ve şüphesiz ki Allâh, elbette işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir; en iyi bilendir!
>3:13, 8:42, 8:44<
8:43 İz yurîkehumullâhu fî menâmike kalîlen, ve lev erâkehum kesîren le feşiltum ve le tenâza´tum fîl emri ve lâkinnallâhe sellem (selleme), innehu alîmun bi zâtis sudûr (sudûri).
‘Yâ Muhammed!’, Göstermişti sana onları Allâh uykunda az! Ve eğer gösterseydi sana onları çok, mutlaka yılgınlığa kapılırdınız ve elbette anlaşmazlığa düşerdiniz emir ‘hüküm’ hakkında! Ve lâkin Allâh, esenliğe çıkardı. Muhakkak ki O, en iyi bilendir; göğüslerin sahip olduğunu (gönüllerde barındırılan niyetleri)!*
>18:49, 22:76, 23:105, 29:3, 29:68, 41:20, 43:80, 50:16, 50:17, 50:18, 69:49<
8:44 Ve iz yurîkumûhum iziltekaytum fî a´yunikum kalîlen ve yukallilukum fî a´yunihim li yakdıyallâhu emren kâne mef´ûlâ (mef´ûlen), ve ilallâhi turceul umûr (umûru).
Ve göstermişti sizlere onları gözlerinizde az, karşılaştığınızda! Ve azaltıyordu sizleri de onların gözlerinde ki, gerekli olan Allâh’ın emrinin ‘hükmünün’, kaza edilmesi için.* Ve Allâh’adır ‘kalmıştır’ ki, rücu edilir emirleriyle ‘oluşan her şey’!
>3:13, 8:42, 8:44<
8:45 Yâ eyyuhellezîne âmenû izâ lekîtum fieten fesbutû vezkurullâhe kesîren leallekum tuflihûn (tuflihûne).
Ey inançlı kimseler! Karşılaştığınız zaman ‘düşman’ birlikle, artık sabit ‘sağlam’ durun! Ve Allâh’ı çokça yâd edin!* Ki, belki felâha erersiniz!
>2:152, 2:239, 3:135, 3:191, 4:103, 6:118, 13:28, 20:14, 33:41<
8:46 Ve etîullâhe ve resûlehu ve lâ tenâzeû fe tefşelû ve tezhebe rîhukum vasbirû, innallâhe meas sâbirîn (sâbirîne).
Ve itaat edin Allâh’a ve elçisine!* Ve kapışmayın, yoksa yılgınlığa kapılırsınız ve esintiniz gider! Ve sabredin! Muhakkak ki Allâh, sabredenlerle beraberdir!
>3:179, 4:13, 4:14, 4:69, 8:13, 8:29, 9:63, 24:47, 33:36, 58:5, 58:20<
8:47 Ve lâ tekûnû kellezîne harecû min diyârihim bataran ve riâen nâsi ve yasuddûne an sebîlillâh (sebîlillâhi), vallâhu bimâ ya´melûne muhît (muhîtun).
Ve olmayın ‘saldırı için’ diyarlarından çıkan ‘Kureyşli’ kimseler gibi! Ki, çalımla ve gösteriş yaparak insanlara; ve alıkoyarlar Allâh’ın yolundan.* Ve Allâh, gayret ettikleri şeyleri kuşatan, kavrayandır!
>6:123, 7:86, 8:36, 11:19, 14:3, 16:88, 17:16, 34:34, 43:23<
8:48 Ve iz zeyyene lehumuş şeytânu a´mâlehum ve kâle lâ gâlibe lekumul yevme minen nâsi ve innî cârun lekum, fe lemmâ terâetil fietâni nekesa alâ akıbeyhi ve kâle innî berîun minkum innî erâ mâ lâ terevne innî ehâfullâh (ehâfullâhe), vallâhu şedîdul ıkâb (ıkâbi).
Ve süslediği ‘cazip gösterdiği’ zaman şeytan, onlara gayretlerini ve dedi ki: „ Yoktur galip gelen sizlere bugün insanlardan! Ve muhakkak ki ben, sizlere yandaşım! “. Artık ‘birbirlerini’ gördüklerinde iki birlik, topukları üzerinde gerisingeriye döndüler ve ‘şeytan’ dedi ki: „ Muhakkak ki, alâkasızım sizlerden! Muhakkak ki görüyorum, görmediğiniz şeyleri! Doğrusu ben, korkarım Allâh’tan! “.* Ve Allâh’ın, eziyeti şiddetlidir!
>2:208, 2:268, 4:120, 5:91, 6:121, 8:48, 14:22, 16:99, 17:62, 17:63, 17:64, 17:65, 24:21, 35:6<
8:49 İz yekûlul munâfikûne vellezîne fî kulûbihim maradun garrehâulâi dînuhum, ve men yetevekkel alallâhi fe innallâhe azîzun hakîm (hakîmun).
Diyorlardı ki (Bedir savaşında), ‘üstün bir orduya karşı savaşa gidenler için’ ikiyüzlülük yapanlar ve kalpleri ‘şüphe, inkâr’ hastalıklı kimseler: „ Şunları dînleri aldattı! “.* Ve ‘hâlbuki’ kim, Allâh’a itimat ederse, o hâlde şüphesiz ki Allâh, mutlak yüce, eşsiz, benzersizdir; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!
>8:49, 33:12<
8:50 Ve lev terâ iz yeteveffellezîne keferûl melâiketu yadrıbûne vucûhehum ve edbârehum, ve zûkû azâbel harîk (harîkı).
‘Yâ Muhammed!’, Ve bir görseydin, vefat ‘bilinçsiz’ ettirirken melekler,* o kimseleri ki, ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlardır! Vururlar yüzlerine ve arkalarına: „ Ve tadın yakıcı azabı ‘denir’! “.*
>4:97, 6:60, 6:61, 6:93, 7:37, 8:50, 16:28, 16:32, 47:27<
>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 36:63, 39:8, 40:6<
8:51 Zâlike bimâ kaddemet eydîkum ve ennallâhe leyse bi zallâmin lil abîd (abîdi).
İşte bu ‘azap’, ellerinizle sunduğunuz ‘günahlar’ sebebiyledir! Ve değildir Allâh’ın, kullara zulmedici olduğundan!
8:52 Ke de´bi âli fir´avne vellezîne min kablihim, keferû bi âyâtillâhi fe ehazehumullâhu bi zunûbihim, innallâhe kaviyyun şedîdul ıkâb (ıkâbi).
‘İnkârcıların’ durumları, Firavun hanedanı gibidir. Ve onlardan önceki kimseler de inkâr ettiler Allâh’ın âyetlerini. Bunun üzerine aldı ‘yakaladı’ onları Allâh, suçları ‘sebebiyle’.* Şüphesiz ki Allâh, gücüne, iktidarına güç yetirilemeyen, sağlam, kuvvetlidir; eziyeti şiddetlidir!
>6:42, 6:43, 6:44, 6:45, 7:95, 7:96, 7:97, 7:98, 11:117, 15:4, 19:74, 19:75, 21:6, 23:64, 23:76<
8:53 Zâlike biennallâhe lem yeku mugayyiren ni´meten en´amehâ alâ kavmin hattâ yugayyirû mâ bi enfusihim ve ennallâhe semîun alîm (alîmun).
İşte bu Allâh’tır!… Ki değildir değiştiren, bir topluma bağışladığı lütfunu ta ki ‘onlar’, değiştirmedikçe nefslerinde olan şeyi ‘gidişatı’!* Ve Allâh’ın, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet eden; en iyi bilen olduğundandır!
>8:53, 13:11<
8:54 Ke de´bi âli fir´avne vellezîne min kablihim, kezzebû biâyâti rabbihim, fe ehleknâhum bi zunûbihim ve agraknâ âle fîr´avn (fîr´avne), ve kullun kânû zâlimîn (zâlimîne).
‘İnkârcıların’ durumları, Firavun hanedanı gibidir. Ve onlardan önceki kimseler de yalanladılar Rablerinin âyetlerini. Böylelikle yok ettik onları ‘uyarılan inkârcıları’, suçları ‘sebebiyle’.* Ve ‘suda’ boğduk Firavun hanedanını. Ve hepsinin zalimler olmalarındandır.
>6:42, 6:43, 6:44, 6:45, 7:95, 7:96, 7:97, 7:98, 11:117, 15:4, 19:74, 19:75, 21:6, 23:64, 23:76<
8:55 İnne şerred devâbbi indallâhillezîne keferû fe hum lâ yu´minûn (yu´minûne).
Muhakkak ki, Allâh’ın katında, canlıların en şerlisi ‘idrak etmek istemeyen’, o kimselerdir ki, ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlardır!* Artık onlar, (Kur’ân-ı Kerîm’in bildirdiği neticesine) inanmazlar!*
>2:171, 3:108, 6:104, 7:101, 7:179, 8:22, 8:23, 10:100, 13:19, 17:72, 17:97, 21:45, 22:46, 25:44, 40:35, 64:11, 67:10<
>2:6, 6:12, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 8:55, 10:39, 10:40, 10:96, 10:97, 17:10, 26:201<
8:56 Ellezîne âhedte minhum summe yenkudûne ahdehum fî kulli merretin ve hum lâ yettekûn (yettekûne).
‘Yâ Muhammed! Allâh’a ortak yakıştıran’, o kimseler ki, onlardan taahhüt aldın, sonradan taahhütlerini her defasında bozarlar! Ve onlar, ‘günahlardan’ korunmazlar.*
>9:2, 9:3, 9:4, 9:12<
8:57 Fe immâ teskafennehum fîl harbi feşerrid bihim men halfehum leallehum yezzekkerûn (yezzekkerûne).
‘Yâ Muhammed!’, Bu yüzden şayet eğitirsen onları harpte, artık öyle dağıt ki onları, arkalarından ‘gelecek olan’ kişiler, belki hatırda tutarlar!
8:58 Ve immâ tehâfenne min kavmin hiyâneten fenbiz ileyhim alâ sevâin, innallâhe lâ yuhıbbul hâinîn (hâinîne).
‘Yâ Muhammed!’, Ve şayet korkarsan bir toplumun ‘sözleşmelerine’ hıyanetinden, öyleyse tanıma, reddet ‘şartları’ onlara, eşitlik üzere! Muhakkak ki Allâh, sevmez hainleri!
8:59 Ve lâ yahsebennellezîne keferû sebekû, innehum lâ yu´cizûn (yu´cizûne).
Ve olduğunu sanmasınlar ki, o kimseler ki, ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlardır; geçip ‘kurtuldular’. Muhakkak ki onlar, ‘hükmün yerine getirilmesinde, Allâhû Teâlâ’yı’ âciz bırakamazlar.
8:60 Ve eıddû lehum mesteta´tum min kuvvetin ve min rıbâtil hayli turhibûne bihî aduvvallâhi ve aduvvekum ve âharîne min dûnihim, lâ ta´lemûnehum, allâhu ya´lemuhum, ve mâ tunfikû min şey´in fî sebîlillâhi yuveffe ileykum ve entum lâ tuzlemûn (tuzlemûne).
Ve hazırlayın onlara ‘karşı’ mecal edebildiğiniz ‘her’ kuvvetten ve bağlanan ‘savaş için beslenen’ atlardan! Ki, gözdağı verin onunla, Allâh’ın düşmanlarına ve sizlerin de düşmanlarınıza! Ve onlardan da ziyade diğer düşmanlara ki, siz bilmezsiniz onları, Allâh bilir onları! Ve ‘rızası için’ ne bağış yaparsanız bir şeylerden ki, Allâh’ın yolunda, ‘olanca’ vefa edilir sizlere! Ve sizler zulmedilmezsiniz!*
>7:8, 7:9, 23:102, 23:103, 99:7, 99:8, 101:6, 101:7, 101:8, 101:9<
8:61 Ve in cenehû lis selmi fecnah lehâ ve tevekkel alallâh (alallâhi), innehu huves semîul alîm (alîmu).
‘Yâ Muhammed!’, Ve eğer uzlaşmaya meylederlerse hemen ‘sen de’ meylet ona! Ve itimat et Allâh’a! Şüphesiz ki O… O’dur ki, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet eden; en iyi bilen!
8:62 Ve in yurîdû en yahdeûke feinne hasbekallâh (hasbekallâhu), huvellezî eyyedeke bi nasrihî ve bilmu´minîn (mu´minîne).
‘Yâ Muhammed!’, Ve eğer muratları, ‘barış yanlısı gözükerek’ seni kandırmaksa, o hâlde muhakkak ki, yeter sana Allâh! O’dur ki Zât’ı, destekledi seni yardımıyla ve inançlıları!
8:63 Ve ellefe beyne kulûbihim, lev enfakte mâ fîl ardı cemîan mâ ellefte beyne kulûbihim ve lâkinnallâhe ellefe beynehum, innehu azîzun hakîm (hakîmun).
Ve ‘Allâhû Teâlâ’, sevgiyle’ kaynaştırdı ‘inançlıların’ kalplerinin arasını. ‘Yâ Muhammed!’, Bağışlasaydın yeryüzündeki şeyleri topluca, ‘yine de’ kaynaştıramazdın kalplerinin arasını. Ve lâkin Allâh, kaynaştırdı onların aralarını. Şüphesiz ki O, mutlak yüce, eşsiz, benzersizdir; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!
8:64 Yâ eyyuhennebiyyu hasbukallâhu ve menittebeake minel mu´minîn (mu´minîne).
Yâ bildirici ‘Muhammed aleyhisselâm’! Yeter sana Allâh ve sana uyan kimseler ki, inançlılardan!*
>3:153, 3:172, 3:173, 4:95, 9:25<
8:65 Yâ eyyuhen nebiyyu harridıl mu´minîne alel kıtâl (kıtâli), in yekun minkum işrûne sâbirûne yaglibû mieteyn (mieteyni), ve in yekûn minkum mietun yaglibû elfen minellezîne keferû bi ennehum kavmun lâ yefkahûn (yefkahûne).
Yâ bildirici ‘Muhammed aleyhisselâm’! İnançlıları savaşa teşvik et! Eğer olursa sizlerden sabreden yirmi ‘kişi’, galip gelir iki yüz ‘kişiye’. Ve eğer olursa sizlerden yüz ‘kişi’, galip gelir o kimselerden ki, ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlardır; bin kişiye. ‘Bu’, onların derinden kavramayan toplum olmalarındandır.*
>4:153, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 10:97, 14:11, 14:47, 23:71, 29:51<
8:66 El´âne haffefallâhu ankum ve alime enne fîkum da´fâ (da´fen), fe in yekun minkum mietun sâbiretun yaglibû mieteyn (mieteyni), ve in yekun minkum elfun yaglibû elfeyni bi iznillâh (iznillâhi), vallâhu meas sâbirîn (sâbirîne).
Şimdi Allâh hafifletti sizlerden ‘yükünüzü’ ve bildi sizlerde zaaf olduğunu. O hâlde eğer olursa sizlerden sabreden yüz ‘kişi’, galip gelir iki yüz ‘kişiye’ ve eğer olursa sizlerden bin ‘kişi’, galip gelir iki bin ‘kişiye’ Allâh’ın izniyle. Ve Allâh, sabredenlerle beraberdir!
8:67 Mâ kâne li nebiyyin en yekûne lehû esrâ hattâ yushıne fîl ard (ardı), turîdûne aradad dunyâ, vallâhu yurîdul ahıreh (ahırete), vallâhu azîzun hakîm (hakîmun).
Olamaz bir bildirici (tüm peygamberler) için, olması onun ‘fidye hesabı yaparak’ esirleri ‘sağ bırakması’ ki, yeryüzünde ağır basıp ‘inkâr, yok oluncaya’ kadar! Muradınız, yeryüzünde dünyevî menfaat; ve Allâh, murad eder ‘sizlere’ âhiret ‘mükâfatı’!* Ve Allâh, mutlak yüce, eşsiz, benzersizdir; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!
>3:185, 10:58, 17:18, 17:19, 17:20, 25:15, 57:20<
8:68 Lev lâ kitâbun minallâhi sebeka le messekum fîmâ ehaztum azâbun azîm (azîmun).
Olmasaydı yazılmış (Levh-i Mahfûz; Allâh’ın ilminin, saklanmış ve korunmuş kayıt levhası),* Allâh tarafından geçmişte, mutlaka dokunurdu sizlere almış olduğunuz şeylerden ‘esirlere alınan fidyeden’ büyük azap!
>6:59, 13:39, 36:12, 57:22, 85:21, 85:22<
8:69 Fe kulû mimmâ ganimtum halâlen tayyiben vettekullâh (vettekullâhe), innallâhe gafûrun rahîm (rahîmun).
O hâlde yiyin, ‘gönül rahatlığıyla’ ele geçen ganimetten ‘her’ şeyden, ki ‘sadece’ helâl ‘caiz’, temizinden! Ve korunun Allâh’a ‘karşı gelmekten’! Şüphesiz ki Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır;* inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!
>4:48, 5:39, 15:49, 17:25, 20:82, 25:71, 28:16, 39:53<
8:70 Yâ eyyuhen nebiyyu kul li men fî eydîkum minel esrâ in ya´lemillâhu fî kulûbikum hayren yu´tikum hayren mimmâ uhıze minkum ve yagfirlekum, vallâhu gafûrun rahîm (rahîmun).
Yâ bildirici ‘Muhammed aleyhisselâm’! Söyle o kişilere ki, yeminlerinizle ‘güvencenize aldığınız’ esirlere: „ Ki, bilirse Allâh, kalplerinizde hayır olduğunu, verilir sizlere ‘daha’ hayırlısı sizlerden alınan şeylerden ve bağışlar sizleri! “. Ve Allâh fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır;* inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!
>4:48, 5:39, 15:49, 17:25, 20:82, 25:71, 28:16, 39:53<
8:71 Ve in yurîdû hıyâneteke fe kad hânullâhe min kablu fe emkene minhum, vallâhu alîmun hakîm (hakîmun).
‘Yâ Muhammed!’, Ve eğer ‘esirlerin’ muratları, sana hıyanet etmekse; ne var ki, hıyanet etmişlerdi Allâh’a, öncesinden ki, bu yüzden onlardan ‘gelene karşı, sana’ imkân verdi! Ve Allâh, en iyi bilendir; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!
8:72 İnnellezîne âmenû ve hâcerû ve câhedû bi emvâlihim ve enfusihim fî sebîlillâhi vellezîne âvev ve nasarû ulâike ba´duhum evliyâu ba´d (ba´dın), vellezîne âmenû ve lem yuhâcirû mâ lekum min velâyetihim min şey´in hattâ yuhâcirû, ve inistensarûkum fîd dîni fe aleykumun nasru illâ alâ kavmin beynekum ve beynehum mîsâk (mîsâkun), vallâhu bimâ ta´melûne basîr (basîrun).
Muhakkak o kimseler ki, ‘samimi’ inananlardır ve hicret ‘göç’ edenler ve cihâd (kararlılıkla İslâm’ı yaşama mücâdelesi) edenler mallarıyla ve canlarıyla, Allâh’ın yolunda ve o kimseler ki, kucak açtılar ve yardım ettiler. İşte onlar, birbirlerinin himayecileridir.* Ve inançlı kimselerden ve hicret ‘göç’ etmeyenler de, onlar, hicret ‘göç’ edinceye kadar onların himayesi ‘ile ilgili’ yoktur sizlere bir şey ‘sorumluluk’! Ve eğer sizlerden medet isterlerse dînde ki, o hâlde yardım ‘etmek’ üzerlerinizedir ‘yükümlülüktür’! Ki müstesnadır, bir toplumdan, sizin ve onların aralarında kesin söz ‘anlaşmalı olanlar’. Ve Allâh, gayret ettiğiniz şeyleri her hâliyle görendir!
>3:142, 4:95, 9:20, 22:78, 29:69, 47:31<
8:73 Vellezîne keferû ba´duhum evliyâu ba´d (ba´dın), illâ tef´alûhu tekun fitnetun fîl ardı ve fesâdun kebîr (kebîrun).
Ve o kimseler ki, ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlardır; birbirlerinin himayecileridir.* İllaki yapmazsanız onu (birbirinize sahip çıkıp, yardımlaşmayı), olur yeryüzünde fitne ‘kargaşa’ ve büyük bozgun!
>3:118, 4:89, 4:144, 5:51, 5:57, 9:16, 9:23, 58:22, 60:1, 60:8, 60:9<
8:74 Vellezîne âmenû ve hâcerû ve câhedû fî sebîlillâhi vellezîne âvev ve nasarû ulâike humul mu´minûne hakkâ (hakkân), lehum magfiretun ve rizkun kerîm (kerîmun).
Ve inançlı kimseler ve hicret ‘göç’ edenler ve cihâd (kararlılıkla İslâm’ı yaşama mücâdelesi) edenler, Allâh’ın yolunda ve o kimseler ki, kucak açtılar ve yardım ettiler. İşte onlar… Onlar, gerçek ‘samimi’ inananlardır!* Onlaradır, bağışlanma ve karşılıksız kıymetli rızık.*
>3:142, 4:95, 9:20, 22:78, 29:69, 47:31<
>2:25, 8:4, 20:15, 22:50, 24:26, 32:17, 33:31, 34:4, 96:3<
8:75 Vellezîne âmenû min ba´du ve hâcerû ve câhedû meakum fe ulâike minkum, ve ûlûl erhâmi ba´duhum evlâ biba´dın fî kitâbillâh (kitâbillâhi), innallâhe bi kulli şey´in alîm (alîmun).
Ve sonradan inançlı kimseler ve hicret ‘göç’ edenler ve sizlerle beraber cihâd (kararlılıkla İslâm’ı yaşama mücâdelesi) edenler, artık onlar sizlerdendir! Kan bağı sahipleri, onlar birbirlerine ‘vâris olmaya’ daha yeğdir, Allâh’ın kitabında ‘İlâhî esaslarında’. Şüphesiz ki Allâh, her şeyi en iyi bilendir!