„ Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm! “.
„ Sığınırım Allâh’a, şeytanın ‘şerrinden’ ki, taşlanmıştır (merhametinden uzaklaştırılmıştır)! “.*
>7:200, 15:34, 16:98<
9:1 Berâetun minallâhi ve resûlihî ilellezîne âhedtum minel muşrikîn (muşrikîne).
‘Bu son çağrı’ hükümsüzlüktür; Allâh’tan ve elçisinden taahhütleştiğiniz, ‘Allâhû Teâlâ’ya’ ortak yakıştıran o kimselere!
9:2 Fesîhû fil ardı erbeate eşhurin va´lemû ennekum gayru mu´cizîllâhi ve ennallâhe muhzîl kâfirîn (kâfirîne).
‘Ey Allâh’a ortak yakıştıranlar!’, Böylelikle ‘taahhütlerinizin bozulduğu şu andan başlayarak’ yeryüzünde dört ay dolaşın!* Ve bilin ki, ‘hükmün yerine getirilmesinde’ Allâh’ı âciz bırakamaz olduğunuzu! Ve Allâh’ın, rezil eden olduğunu, ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışları!
>9:36<
9:3 Ve ezanun minallâhi ve resûlihî ilen nâsi yevmel haccıl ekberi ennallâhe berîun minel muşrikîne ve resûluh (resûluhu), fe in tubtum fe huve hayrun lekum, ve in tevelleytum fa´lemû ennekum gayru mu´cizîllâh (mu´cizîllâhi), ve beşşirillezîne keferû bi azâbin elîm (elîmin).
Ve ‘bu bir’ ilândır, Allâh’tan ve elçisinden insanlara, büyük hac günü! Ki, Allâh’ın, ortak yakıştıranlardan alâkasız olduğunu ve elçisinin de!* Buna rağmen eğer tövbe ederseniz, o hâlde o, en hayırlısıdır sizlere! Ve eğer ‘sonradan geçmişe’ dönerseniz, o hâlde bilin ki, ‘hükmün yerine getirilmesinde’ Allâh’ı âciz bırakamaz olduğunuzu! ‘Yâ Muhammed!’, Ve müjdele, o kimseler ki, ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlardır; elem azap ile!*
>6:79, 6:121, 6:137, 9:6, 30:31, 60:4<
>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 36:63, 39:8, 40:6<
9:4 İllellezîne âhedtum minel muşrikîne summe lem yankusûkum şey´en ve lem yuzâhirû aleykum ehaden fe etimmû ileyhim ahdehum ilâ muddetihim, innallâhe yuhıbbul muttekîn (muttekîne).
Müstesnadır taahhütleştiğiniz kimseler ‘Allâhû Teâlâ’ya’ ortak yakıştıranlardan ki, sonradan sizlerden ‘taahhütlerinden’ bir şey eksiltmeyenler ve dayanışmayanlar sizlerden biri aleyhine. Öyle ki, tamamlayın onlara, taahhütlerini müddetlerine kadar! Muhakkak ki Allâh, sever ‘günahlardan’ korunanları!
9:5 Fe izenselehal eşhurul hurumu faktulûl muşrikîne haysu vecedtumûhum ve huzûhum vahsurûhum vak´udû lehum kulle marsad (marsadin), fe in tâbû ve ekâmûs salâte ve âtûz zekâte fe hallû sebîlehum, innallâhe gafûrun rahîm (rahîmun).
Nihayet haram aylar (saldırmanın yasak olduğu hürmetli aylar; Recep, Zul-kade, Zul-hicce ve Muharrem) soyutlandığı zaman, artık öldürün ‘taahhütlerini bozan, Allâhû Teâlâ’ya’ ortak yakıştıranları! Ve bulduğunuz yerde alın ‘yakalayın’ onları ve ablukaya alın onları! Ve oturun onları ‘bulundukları yerden çıkartmamak için’ geçitlerin hepsine!* Ne var ki, eğer tövbe ederler ve uygularlar takdisi (Allâhû Teâlâ’yı kutsamak, hürmet ve hamd etmek için namaz)* ve verirlerse zekâtı, o hâlde serbest bırakın yollarına ‘gitsinler’! Şüphesiz ki Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır;* inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!
>2:190, 2:193, 4:76, 8:39, 9:12, 9:29, 9:123, 60:8, 60:9<
>2:43, 2:238, 4:103, 11:114, 14:40, 17:78, 17:110, 19:31, 19:55, 20:130, 20:132, 21:73, 22:78, 25:64, 30:17, 30:18, 39:9, 50:39, 51:17, 51:18, 52:49, 73:2, 73:3, 73:4, 76:16<
>4:48, 5:39, 15:49, 17:25, 20:82, 25:71, 28:16, 39:53<
9:6 Ve in ehadun minel muşrikînestecâreke fe ecirhu hattâ yesmea kelâmallâhi summe eblighu me´meneh (me´menehu), zâlike bi ennehum kavmun lâ ya´lemûn (ya´lemûne).
Ve eğer ‘Allâhû Teâlâ’ya’ ortak yakıştıranlardan biri senden sığınma isterse, o hâlde sığındır onu ki, işitinceye kadar Allâh’ın kelâmını ‘hakikat bilgisini’! Sonra ulaştır onu emniyette olduğu yere! İşte bu, onların bilmeyen toplum olmalarındandır.*
>4:153, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 10:97, 14:11, 14:47, 23:71, 29:51<
9:7 Keyfe yekûnu lil muşrikîne ahdun ındallâhi ve ınde resûlihî illellezîne âhedtum ındel mescidil harâm (harâmi), fe mestekâmû lekum festekîmû lehum, innallâhe yuhıbbul muttekîn (muttekîne).
Nasıl bir ‘saldırmazlık’ taahhüdü ola ki, ‘sözlerinde durmayan, Allâhû Teâlâ’ya’ ortak yakıştıranlar için, Allâh’ın katında ve yanında elçisinin? Müstesnadır (Hudeybiye Barış antlaşması günü) taahhütleştiğiniz kimseler hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethane (Kâbe) yanında. Ancak ki, istikametteyseler ‘dürüstseler’ sizlere, öyleyse istikamette ‘dürüst olun’ onlara! Muhakkak ki Allâh, sever ‘günahlardan’ korunanları!
9:8 Keyfe ve in yazherû aleykum lâ yerkubû fîkum illen ve lâ zimmeh (zimmeten), yurdûnekum bi efvâhihim ve te´bâ kulûbuhum, ve ekseruhum fâsikûn (fâsikûne).
Nasıl ‘bir saldırmazlık taahhüdü ki’? Ve eğer ortaya çıksalar aleyhinize, gözetmezler içinizde ‘verilen’ söze ve ne de zimmete. Razı ederler sizleri ağızlarıyla ve direnir kalpleri.* Ve onların birçoğu, fesatlardır.
>3:75<
9:9 İşterev bi âyâtillâhi semenen kalîlen fe saddû an sebîlih (sebîlihî),innehum sâe mâ kânû ya´melûn (ya´melûne).
Pazarlarlar Allâh’ın âyetlerini, az bir bedele. Öyle ki, ‘insanları’ O’nun yolundan alıkoydular.* Muhakkak ki onların, gayret ediyor oldukları kötü bir şeydir.
>2:75, 2:159, 5:13, 9:9, 9:10, 14:28, 41:40<
9:10 Lâ yerkubûne fî mu´minin illen ve lâ zimmeh (zimmeten), ve ulâike humul mu´tedûn (mu´tedûne).
Gözetmezler inançlılar içinde ‘verilen’ söze ve ne de zimmete.* Ve işte onlar… Onlar, aşırılık edenlerdir!
>3:75<
9:11 Fe in tâbû ve ekâmus salâte ve âtuz zekâte fe ıhvânukum fîd dîn (dîni), ve nufassılul âyâti li kavmin ya´lemûn (ya´lemûne).
Ne var ki, eğer tövbe ederler ve uygularlar takdisi (Allâhû Teâlâ’yı kutsamak, hürmet ve hamd etmek için namaz)* ve verirlerse zekâtı, o hâlde ‘onlar’, dîn kardeşlerinizdir! Ve detaylandırırız âyetleri ‘hakikat bilgisini, anlaya’ bilen bir toplum için!
>2:43, 2:238, 4:103, 11:114, 14:40, 17:78, 17:110, 19:31, 19:55, 20:130, 20:132, 21:73, 22:78, 25:64, 30:17, 30:18, 39:9, 50:39, 51:17, 51:18, 52:49, 73:2, 73:3, 73:4, 76:16<
9:12 Ve in nekesû eymânehum min ba´di ahdihim ve ta´anû fî dînikum fe kâtilû eimmetel kufri innehum lâ eymâne lehum leallehum yentehûn (yentehûne).
‘Ey samimi inanan kimseler!’, Ve eğer bozarlarsa yeminlerini, taahhütlerinin ardından ve dil uzatırlarsa dîninize ‘dîni algılarınıza’, o hâlde savaşın inkârcıların elebaşlarıyla!* Doğrusu onların, yoktur yeminlerine ‘bağlılıkları’. Ki, belki sonlandırırlar!
>2:190, 2:193, 4:76, 8:39, 9:12, 9:29, 9:123, 60:8, 60:9<
9:13 E lâ tukâtilûne kavmen nekesû eymânehum ve hemmû bi ihrâcir resûli ve hum bedeûkum evvele merreh (merretin), e tahşevnehum, fallâhu ehakku en tahşevhu in kuntum mu´minîn (mu´minîne).
‘Ey samimi inanan kimseler!’, Savaşmayacak mısınız yeminlerini bozan bir toplumla? Ve yeltendikleri ‘hâlde’ elçiyi ‘Mekke’den’ çıkarmaya; ve onlar başlattılar sizlere ‘saldırıyı’ ilk defasında. Onlardan ürperiyor musunuz? Oysa ki ‘asıl’ Allâh, müstahaktır Kendisinden ürperilmeye; eğer ‘samimi’ inananlarsanız!
9:14 Kâtilûhum yuazzibhumullâhu bi eydîkum ve yuhzihim ve yansurkum aleyhim ve yeşfi sudûre kavmin mu´minîn (mu´minîne).
Savaşın onlarla!* Ki, Allâh, azaplandırsın onları sizlerin ellerinizle ve rezil etsin onları. Ve ‘Allâhû Teâlâ’ yardım eder sizlere, onlara karşı. Ve inançlı toplumun göğüslerine ‘gönüllerine’ şifa verir.*
>2:190, 2:193, 4:76, 8:39, 9:12, 9:29, 9:123, 60:8, 60:9<
>2:2, 7:52, 10:38, 10:57, 16:102, 17:82, 17:106, 26:192, 26:193, 26:194, 26:195<
9:15 Ve yuzhib gayza kulûbihim, ve yetûbullâhu alâ men yeşâ´u, vallâhu alîmun hakîm (hakîmun).
Ve giderir öfkeyi kalplerinden. Ve tövbeyi kabul eyler Allâh, üzerinden dilediği ‘rızasına uyan’ kişinin.* Ve Allâh, en iyi bilendir; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!
>4:48, 5:39, 15:49, 17:25, 20:82, 25:71, 28:16, 39:53<
9:16 Em hasibtum en tutrekû ve lemmâ ya´lemillâhullezîne câhedû minkum ve lem yettehızû min dûnillâhi ve lâ resûlihî ve lel mu´minîne ve lîceh (lîceten), vallâhu habîrun bi mâ ta´melûn (ta´melûne).
Yoksa hesapladınız ‘sandınız’ mı ki, bırakılırsınız ve olmadıkça Allâh’ın bilip ‘belli etmesi’, sizlerden cihâd (kararlılıkla İslâm’ı yaşama mücâdelesi) eden kimseleri ve sırdaş edinmeyenleri* Allâh’tan ziyade ve ne de elçisinden ve ne de inançlılardan ‘başkasını’?!* Ve Allâh, haberdar, üstün bilgi sahibidir gayret ettiğiniz şeylerden!
>3:142, 4:95, 9:20, 22:78, 29:69, 47:31<
>3:118, 4:89, 4:144, 5:51, 5:57, 9:16, 9:23, 58:22, 60:1, 60:8, 60:9<
9:17 Mâ kâne lil muşrikîne en ya´murû mesâcidallâhi şâhidîne alâ enfusihim bil kufr (kufri), ulâike habitat a´mâluhum ve fîn nâri hum hâlidûn (hâlidûne).
Olmaz ‘Allâhû Teâlâ’ya’ ortak yakıştıranlar için Allâh’ın ibadethanelerini ziyaret ki, benlikleri üzerine, inkâra ‘şahsen kendileri’ şahitlerken.* İşte onların, heba oldu gayretleri.* Ve ateş içinde kalıcılardır onlar.
>8:34, 9:17, 9:18, 9:19, 48:25<
>2:264, 3:117, 14:18, 18:103, 18:104, 18:105, 24:39, 25:23, 33,19, 47:1<
9:18 İnnemâ ya´muru mesâcidallâhi men âmene billâhi vel yevmil âhıri ve ekâmes salâte ve âtez zekâte ve lem yahşe illâllâhe fe asâ ulâike en yekûnû minel muhtedîn (muhtedîne).
Ancak ki, Allâh’ın ibadethanelerini ziyaret, inançlı kişiyedir Allâh’a ve âhir ‘son’ güne! Ve uygulayan takdisi (Allâhû Teâlâ’yı kutsamak, hürmet ve hamd etmek için namaz)* ve veren zekâtı! Ve ürpermez Allâh dışında ‘kimseden’. O hâlde ola ki, işte onlar, olurlar ‘Allâhû Teâlâ’nın razı olduğu yola’ yönlendirilmişler.
>2:43, 2:238, 4:103, 11:114, 14:40, 17:78, 17:110, 19:31, 19:55, 20:130, 20:132, 21:73, 22:78, 25:64, 30:17, 30:18, 39:9, 50:39, 51:17, 51:18, 52:49, 73:2, 73:3, 73:4, 76:16<
9:19 E cealtum sikâyetel hâcci ve ımâretel mescidil harâmi ke men âmene billâhi vel yevmil âhıri ve câhede fî sebilillâh (sebilillâhi), lâ yestevûne ındallâh (ındallâhi), vallâhu lâ yehdîl kavmez zâlimîn (zâlimîne).
‘Ey Allâh’a ortak yakıştıranlar!’, Kıldınız mı ki, hacılara sakalık, hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethaneyi (Kâbe) imar etmek; ‘hiç’ o kimse gibi midir ki, Allâh’a ‘samimi’ inanan ve âhir ‘son’ güne?! Ve cihâd (kararlılıkla İslâm’ı yaşama mücâdelesi) eden, Allâh’ın yolunda? Ki, eşit olmazlar Allâh’ın katında.* Ve Allâh, ‘hakikati örtmeye şartlandıkları için, razı olduğu yola’ yönlendirmez zalimler toplumunu!*
>8:34, 9:17, 9:18, 9:19, 48:25<
>2:171, 3:108, 6:104, 7:101, 7:179, 8:22, 8:23, 10:100, 13:19, 17:72, 17:97, 21:45, 22:46, 25:44, 40:35, 64:11, 67:10<
9:20 Ellezîne amenû ve hâcerû ve câhedû fî sebîlillâhi bi emvâlihim ve enfusihim a´zamu dereceten ındallâh (ındallâhi) ve ulâike humul fâizûn (fâizûne).
İnançlı kimseler ve hicret ‘göç’ edenler ve cihâd (kararlılıkla İslâm’ı yaşama mücâdelesi) edenler, Allâh’ın yolunda, mallarıyla ve canlarıyla ki ‘onlaradır’, büyük mertebeler, Allâh’ın katında.* Ve işte onlar… Onlar, kazananlardır!
>3:142, 4:95, 9:20, 22:78, 29:69, 47:31<
9:21 Yubeşşiruhum rabbuhum bi rahmetin minhu ve rıdvânin ve cennâtin lehum fîhâ naîmun mukîm (mukîmun).
Onları müjdeliyor Rableri, bahşedilme, bağışlanma, merhametle esirgenme ile Kendisinden; ve razı olunuşla ve has bahçeler ‘cennetlerle’. Onlaradır, orada ‘cennetlerde’ kalıcı lütuflar.
9:22 Hâlidîne fîhâ ebedâ (ebeden), innallâhe indehû ecrun azîm (azîmun).
Ki, kalıcılardır orada ebedîyen. Muhakkak ki, Allâh’ın katındadır, büyük ecir.*
>2:25, 8:4, 20:15, 22:50, 24:26, 32:17, 33:31, 34:4, 96:3<
9:23 Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tettehızû âbâekum ve ihvânekum evliyâe inistehabbûl kufre alel îmâni, ve men yetevellehum minkum fe ulâike humuz zâlimûn (zâlimûne).
Ey inançlı kimseler! Atalarınızı ve kardeşlerinizi ‘dahi’ himayeciler edinmeyin, ki, eğer ‘tercih edip’ severlerse inkârı, îmândan üstün ‘tutup’.* Ve kim de sizlerden dönerse onlara, o hâlde işte onlar… Onlar, zalimlerdir.
>3:118, 4:89, 4:144, 5:51, 5:57, 9:16, 9:23, 58:22, 60:1, 60:8, 60:9<
9:24 Kul in kâne âbâukum ve ebnâukum ve ıhvânukum ve ezvâcukum ve aşîretukum ve emvâlunıktereftumûhâ ve ticâretun tahşevne kesâdehâ ve mesâkinu terdavnehâ ehabbe ileykum minallâhi ve resûlihî ve cihâdin fî sebîlihî fe terabbesû hattâ ye´ tiyallâhu bi emrih (emrihî), vallâhu lâ yehdîl kavmel fasikîn (fasikîne).
‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Eğer olur da, atalarınız ve oğullarınız ve kardeşleriniz ve eşleriniz ve aşiretiniz ve biriktirdiğiniz mallar ve durgun gitmesinden endişelendiğiniz ticaret ve hoşlandığınız meskenler, daha sevecen ise sizlere, Allâh’tan ve elçisinden ve O’nun yolunda cihâd (kararlılıkla İslâm’ı yaşama mücâdelesi) etmekten, o hâlde gözetleyin getirinceye kadar Allâh, emrini ‘hükmünü’! “.* Ve Allâh, ‘hakikati örtmeye şartlandıkları için, razı olduğu yola’ yönlendirmez fesatlar toplumunu!*
>3:142, 4:95, 9:20, 22:78, 29:69, 47:31<
>2:171, 3:108, 6:104, 7:101, 7:179, 8:22, 8:23, 10:100, 13:19, 17:72, 17:97, 21:45, 22:46, 25:44, 40:35, 64:11, 67:10<
9:25 Lekad nasarakumullâhu fî mevâtıne kesîretin ve yevme huneynin iz a´cebetkum kesretukum fe lem tugni ankum şey´en ve dâkat aleykumul ardu bi mâ rehubet summe velleytum mudbirîne.
Andolsun ki, yardım etti sizlere Allâh, birçok yerde ve Huneyn ‘savaşı’ günü. İmrenseniz de, çokluğunuzun yararı olmadı, sizlerden ‘hiçbir’ şeye. Ve dar geldi üzerlerinize yeryüzü, genişliğine rağmen. Sonra ‘düşmana’ arkanızı dönüp ‘kaçtınız’!*
>3:173, 8:65<
9:26 Summe enzelallâhu sekînetehu alâ resûli-hî ve alel mu´minîne ve enzele cunûden lem terev-hâ ve azzebellezîne keferû ve zâlike cezâul kâfirîn (kâfirîne).
Sonra indirdi Allâh, sükûnetini elçisinin üzerine ve inançlıların üzerlerine. Ve indirdi onu göremediğiniz ‘meleklerden’ ordular.* Ve azaplandırdı, o kimseleri ki, ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlardır. Ve işte bu, cezasıdır inkârcıların!
>3:151, 8:10, 8:11, 8:12, 8:44, 8:48, 8:66, 36:28<
9:27 Summe yetûbullâhu min ba´di zâlike alâ men yeşâ´u, vallâhu gafûrun rahîm (rahîmun).
Sonra tövbeyi kabul eyler Allâh, işte bunun ardından, üzerinden dilediği ‘rızasına uyan’ kişinin.* Ve Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır;* inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!
>4:48, 5:39, 15:49, 17:25, 20:82, 25:71, 28:16, 39:53<
9:28 Yâ eyyuhellezîne âmenû innemâl muşrikûne necesun fe lâ yakrebul mescidel harâme ba’de âmihim hâzâ ve in hıftum ayleten fe sevfe yugnîkumullâhu min fadlihî in şâe, innallâhe alîmun hakîm (hakîmun).
Ey ‘samimi’ inanan kimseler! Ancak ki, ‘Allâhû Teâlâ’ya’ ortak yakıştıranlar, murdardır! Artık yakınlaşmasınlar hürmetli, yasakların uygulandığı ibadethaneye (Kâbe) bu yıllarından sonra! Ve eğer korkarsanız, ‘ilerde olabilecek’ yoksuzluktan, artık kesinlikle gani edecek sizleri Allâh, liyakatinden, eğer dilerse. Şüphesiz ki Allâh, en iyi bilendir; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!
9:29 Kâtilûllezîne lâ yu’minûne billâhi ve lâ bil yevmil âhıri ve lâ yuharrimûne mâ harremallâhu ve resûluhu ve lâ yedînûne dînel hakkı minellezîne ûtûl kitâbe hattâ yu’tûl cizyete an yedin ve hum sâgirûn (sâgirûne).
Savaşın o kimselerle ki, inanmazlar Allâh’a!* Ve ne de âhir ‘son’ güne ve haram ‘caiz olmaz’ saymayanlarla, haram kıldığı şeyi Allâh’ın ve elçisinin de; ve dîn edinmeyenlerle, gerçek dîni ‘İslâm’ı’!* O kimselerden ki, kitap ‘hakikat bilgisi’ verilen ‘Yahudiler ve Hristiyanlardan bazılarıyla’. Ki, cizye verinceye kadar ‘kendi’ elleriyle ve küçümseyerek onları.
>2:190, 2:193, 4:76, 8:39, 9:12, 9:29, 9:123, 60:8, 60:9<
>3:19, 3:83, 3:84, 3:85, 5:3, 6:161, 10:105, 16:123, 21:25, 30:30<
9:30 Ve kâletil yahûdu uzeyrunibnullâhi ve kâletin nasârel mesîhubnullâh (mesîhubnullâhi) zâlike kavluhum bi efvâhihim yudâhiûne kavlellezîne keferû min kabl (kablu) kâtelehumullâh (kâtelehumullâhu) ennâ yu´fekûn (yu´fekûne).
Ve dediler ki, Yahudiler: „ Üzeyir, oğludur Allâh’ın! “. Ve dediler ki, Nasranîler ‘Hristiyanlar’: „ Mesih ‘Îsâ aleyhisselâm’, oğludur Allâh’ın! “.* İşte bunlar, ağızlarıyla ‘geveledikleri’ sözleridir ki, öncesinden inkâr eden kimselerin sözlerine benzetiyorlar. Allâh katletsin (kahretsin) onları, nasıl da çevriliyorlar?
>4:172, 5:72, 6:101, 6:102, 19:30, 43:59, 66:12<
9:31 İttehazû ahbârehum ve ruhbânehum erbâben min dûnillâhi vel mesîhabne meryem (meryeme), ve mâ umirû illâ li ya´budû ilâhen vâhidâ (vâhiden),lâ ilâhe illâ huve, subhânehu ammâ yuşrikûn (yuşrikûne).
Edindiler ‘Yahudiler’, ahbârlarını (Yahudi hahamları, dîn hocalarını) ve ‘Hristiyanlar da’, ruhbânlarını (Hristiyan rahiplerini) ‘dîni kurallar koyan’ erbaplar ki, Allâh’tan ziyade. Ve Mesih, Meryem oğlu (Îsâ aleyhisselâm) ki, ‘onlar da’ emrolunmadılar, tek İlâha ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk etmelerinden başka ‘bir şeye’.* Ki, ilâh olamaz O’nun dışında!* Noksanlık, kusur, âcizlikten ötedir O! Ortak yakıştırdıkları şeylerden de!*
>2:41, 2:89, 2:91, 2:101, 4:47, 5:48, 6:91, 9:30, 9:31, 35:31, 46:12, 98:94, 98:5<
>17:44, 26:23, 26:24, 42:11, 59:22, 59:23, 59:24, 112:4<
>2:116, 10:68, 18:4, 19:88, 19:89, 19:90, 19:91, 19:92<
9:32 Yurîdûne en yutfîû nûrallâhi bi efvâhihim ve ye´ballâhu illâ en yutimme nûrehu ve lev kerihel kâfirûn (kâfirûne).
Muratları ‘Yahudiler ve Hristiyanların’, söndürmek aydınlığını ‘İlâhî esaslarını’ Allâh’ın, ağızlarıyla. Ve vazgeçmez Allâh ki, tamamlamak dışında, aydınlığını ‘İlâhî esaslarını’.* Ve inkâr edenler, ‘bundan’ hoşlanmasalar da.
>8:8, 9:32, 9:33, 10:82, 17:81, 40:14, 61:8, 61:9<
9:33 Huvellezî ersele resûlehu bil hudâ ve dînil hakkı li yuzhirehu aled dîni kullihî ve lev kerihel muşrikûn (muşrikûne).
O’dur ki Zât’ı, gönderdi elçisini yönlendirilmeye ‘vesile’ ile ve gerçek dînini ‘İslâm’ı’ açığa çıkarması için tüm dînlerin üzerine!* Ve ‘Allâhû Teâlâ’ya’ ortak yakıştıranlar ‘bundan’ hoşlanmasalar da.
>3:19, 3:83, 3:84, 3:85, 5:3, 6:161, 10:105, 16:123, 21:25, 30:30<
9:34 Yâ eyyuhellezîne âmenû inne kesîren minel ahbâri ver ruhbâni le ye´kulûne emvâlen nâsi bil bâtıli ve yasuddûne an sebîlillâh (sebîlillâhi), vellezîne yeknizûnez zehebe vel fıddate ve lâ yunfikûnehâ fî sebîlillâhi fe beşşirhum bi azâbin elîm (elîmin).
Ey inançlı kimseler! Doğrusu ahbârlardan (Yahudi hahamlar, dîn hocaları) ve ruhbânlardan (Hristiyan rahipler) birçoğu, yerler insanların mallarını asılsız ‘sebeplerle’* ve alıkoyarlar Allâh’ın yolundan.* Ve o kimseler ki, biriktirirler altın ve gümüş ve onu bağış yapmazlar Allâh’ın yolunda. ‘Yâ Muhammed!’, Bu yüzden müjdele onları, elem azap ile!*
>2:188, 9:34<
>6:123, 7:86, 8:36, 11:19, 14:3, 16:88, 17:16, 34:34, 43:23<
>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 36:63, 39:8, 40:6<
9:35 Yevme yuhmâ aleyhâ fî nâri cehenneme fe tukvâ bihâ cibâhuhum ve cunûbuhum ve zuhûruhum, hâzâ mâ keneztum li enfusikum fe zûkû mâ kuntum teknizûn (teknizûne).
O gün* kızdırılır ‘altın ve gümüş’ üzerlerinde cehennem ateşinde, öylece dağlanır onunla alınları ve yanları ve sırtları. ‘Denir ki’: „ Bu şey, benlikleriniz için biriktirdiklerinizdir. Haydi tadın biriktirmiş olduğunuz şeyleri! “.
>11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 14:49, 21:103, 22:56, 24:24, 25:26, 28:66, 30:14<
9:36 İnne iddeteş şuhûri indallâhisnâ aşere şehren fî kitâbillâhi yevme halakas semâvâti vel arda minhâ erbeatun huruma (hurumun) zâliked dînul kayyimu fe lâ tazlimû fîhinne enfusekum ve kâtilûl muşrikîne kâffeten kemâ yukâtilûnekum kâffeh (kâffeten), va´lemû ennallâhe meal muttekîn (muttekîne).
Muhakkak ki adedi ayların, Allâh’ın katında, on iki aydır. Allâh’ın kitabında, (Levh-i Mahfûz; Allâh’ın ilminin, saklanmış ve korunmuş kayıt levhası).* Ki ‘o’ gün, yarattığında gökleri ve yeri. Onlardan dördü haramdır (saldırmanın yasak olduğu hürmetli aylar; Recep, Zul-kade, Zul-hicce ve Muharrem). İşte bu, kaynak ve dayanak ‘İslâm’ dînidir.* Artık zulmetmeyin onlarda ‘o aylar hakkında’ benliklerinize. Ve savaşın ‘Allâhû Teâlâ’ya’ ortak yakıştıranlarla topyekûn! Ki, nasıl savaşıyorlarsa sizlerle topyekûn.* Ve bilin ki Allâh’ın, ‘günahlardan’ korunanlarla beraber olduğunu!
>6:59, 13:39, 36:12, 57:22, 85:21, 85:22<
>3:19, 3:83, 3:84, 3:85, 5:3, 6:161, 10:105, 16:123, 21:25, 30:30<
>9:29, 9:123, 60:7, 60:8, 60:9<
9:37 İnnemen nesîu ziyâdetun fîl kufri yudallu bihillezîne keferû yuhillûnehu âmen ve yuharrimûnehu âmen li yuvâtiû iddete mâ harremallâhu fe yuhillû mâ harremallâh (harremallâhu), zuyyine lehum sûu a´mâlihim, vallâhu lâ yehdîl kavmel kâfirîn (kâfirîne).
‘Haram; hürmetli ayları, hileyle’ geciktirmek ancak inkârda ziyadedir ki, şaşırtılır onunla o kimseler ki, ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlardır. Helâl ‘caiz’ sayarlar onu verimli ‘bir süre’ ve haram ‘caiz olmaz’ sayarlar onu verimli ‘bir süre’* ki, uyması için adedi, Allâh’ın haram kıldığı şeyi (saldırmanın yasak olduğu hürmetli ayların). Böylelikle helâl ‘caiz’ sayıyorlar Allâh’ın haram kıldığı şeyi. Süslendi ‘cazip gösterildi’ onlara kötü gayretleri. Ve Allâh, ‘razı olduğu yola’ yönlendirmez inkârcılar toplumunu!*
>9:37, 12:49, 29:14, 31:14< (Âmin kelimesinin, Arapça da kullanıldığı âyetler.)
>8:18, 8:19, 12:52, 16:107<
9:38 Yâ eyyuhellezîne âmenû mâ lekum izâ kîle lekumunfirû fî sebîlillâhissâkaltum ilel ard (ardi), e radîtum bil hayâtid dunyâ minel âhireh (âhireti), fe mâ metâul hayâtid dunyâ fîl âhireti illâ kalîl (kalîlun).
Ey inançlı kimseler! Ne oldu sizlere ki, denildiği zaman sizlere: „ Seferber olun, Allâh’ın yolunda! “; ‘olduğunuz’ yere ağırlaştınız! Razı mı oldunuz dünya hayatından, âhiretten ‘vazgeçip’? Ne var ki, dünya hayatının menfaati, âhirete ‘göre’ illâki azdır.*
>3:185, 10:58, 17:18, 17:19, 17:20, 25:15, 57:20<
9:39 İllâ tenfirû yuazzibkum azâben elîmen ve yestebdil kavmen gayrekum ve lâ tedurrûhu şey´â (şeyen), vallâhu alâ kulli şey´in kadîr (kadîrun).
İstisnasız seferber olmazsanız azap edilir sizlere, elem azap ile!* Ve yerine koyar sizlerden başka bir toplumu ve zarar veremezsiniz O’na ‘hiçbir’ şeyle!* Ve Allâh, her şey üzerinde irade ettiğini, icraya kudretlidir!
>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 36:63, 39:8, 40:6<
>10:14, 44:28, 44:29, 91:15<
9:40 İlla tensurûhu fe kad nasarahullâhu iz ahrecehullezîne keferû sâniyesneyni iz humâ fîl gâri iz yekûlu li sâhibihî lâ tahzen innallâhe meanâ, fe enzelallâhu sekînetehu aleyhi ve eyyedehu bicunûdin lem terevhâ ve ceale kelimetellezîne keferûs suflâ, ve kelimetullâhi hiyel ulyâ vallâhu azîzun hakîm (hakîmun).
İstisnasız yardım etmezseniz ona ‘Muhammed aleyhisselâm’a’, öyle ki yardım etmişti ona, Allâh. Onu ‘Mekke’den’ çıkardığında, o kimseler ki, ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlardır; iki ‘kişinin’ ikincisiydi. İkisi mağaradayken yoldaşına (Ebû Bekir’e) diyordu ki: „ Hüzünlenme, muhakkak ki Allâh, bizimle beraber! “. Böylelikle indirdi Allâh, üzerine sükûnetini ve destekledi onu, göremediğiniz bir orduyla.* Ve kıldı, o kimselerin ki, ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlardır; kelâmını sefil. Ve Allâh’ın kelâmı ‘hükmü’… Ki o, kudretli, yücedir! Ve Allâh, mutlak yüce, eşsiz, benzersizdir; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!
>9:40, 33:9<
9:41 İnfirû hıfâfen ve sikâlen ve câhidû bi emvâlikum ve enfusikum fî sebîlillâh (sebîlillâhi), zâlikum hayrun lekum in kuntum ta´lemûn (ta´lemûne).
‘Ey samimi inanan kimseler!’, Seferber olun, hafif (süvari) ve ağır (piyade). Ve cihâd (kararlılıkla İslâm’ı yaşama mücâdelesi) edin mallarınızla ve canlarınızla, Allâh’ın yolunda!* İşte bu en hayırlısıdır sizlere ki, bir bilmiş olsanız!
>3:142, 4:95, 9:20, 22:78, 29:69, 47:31<
9:42 Lev kâne aradan karîben ve seferen kâsıden lettebeûke ve lâkin beudet aleyhimuş şukkah (şukkatu), ve seyahlifûne billâhi levisteta´nâ leharecnâ meakum, yuhlikûne enfusehum, vallâhu ya´lemu innehum le kâzibûn (kâzibûne).
‘Yâ Muhammed!’, Eğer olsaydı yakın ‘dünyevî bir’ menfaat ve rahat sefer, elbette uyarlardı sana ve lâkin uzak geldi üzerlerine meşakkatli (Tebük seferinde)! Ve ‘yalandan’ yemin edecekler Allâh’a: „ Eğer mecal edebilseydik elbette çıkardık sizlerle beraber! “. ‘Bu ikiyüzlülükle’ benliklerini mahvediyorlar. Ve Allâh biliyor ki, muhakkak ki onlar, elbette yalancılardır!*
>18:49, 22:76, 23:105, 29:3, 29:68, 41:20, 43:80, 50:16, 50:17, 50:18, 69:49<
9:43 Afallâhu ank (anke), lime ezinte lehum hattâ yetebeyyene lekellezîne sadakû ve ta´lemel kâzibîn (kâzibîne).
‘Yâ Muhammed! Andolsun ki’, affetti Allâh seni!* Neden izin verdin ki onlara, belli oluncaya kadar sana, samimi kimseleri ve yalancıları bilmeden?
>9:43, 47:19, 48:2, 80:9, 80:10, 93:3, 93:10, 110:3<
9:44 Lâ yeste´zinukellezîne yu´minûne billâhi vel yevmil âhiri en yucâhidû bi emvâlihim ve enfusihim, vallâhu alîmun bil muttekîn (muttekîne).
‘Yâ Muhammed!’, İzin istemezler senden, o kimseler ki, ‘samimi’ inananlardır Allâh’a ve âhir ‘son’ güne; ki, cihâd (kararlılıkla İslâm’ı yaşama mücâdelesi) etmekten malları ve canlarıyla! Ve Allâh, en iyi bilendir; ‘günahlardan’ korunanları!
9:45 İnnemâ yeste´zinulkellezîne lâ yu´minûne billâhi vel yevmil âhiri vertâbet kulûbuhum fe hum fî reybihim yetereddedûn (yetereddedûne).
‘Yâ Muhammed!’, Ancak ‘sefer için’ izin isteyenler senden, inanmayan kimselerdir Allâh’a ve âhir ‘son’ güne! Ve vehimlidir kalpleri ki, bu yüzden onlar, kuşku içinde tereddüt ederler.
9:46 Ve lev erâdûl hurûce le eaddû lehû uddeten ve lâkin kerihallâhunbiâsehum fe sebbetahum ve kîlak´udû meal kâidîn (kâidîne).
Ve eğer murad etselerdi ‘sefere’ çıkmayı, elbette hazırlanırlardı ona ‘sefere’, bir hazırlıkla. Ve lâkin Allâh hoşlanmadı tutumlarından ki, bu yüzden onların ‘isteksizliklerini’ sabitledi. Ve denildi ki: „ ‘Özür sahibi olup’ oturanlarla (seferden geride kalanlarla) oturun! “.
9:47 Lev harecû fîkum mâ zâdûkum illâ habâlen ve lâ evdaû hılâlekum yebgûnekumul fitneh (fitnete), ve fîkum semmâûne lehum, vallâhu alîmun biz zâlimîn (zâlimîne).
‘Yâ Muhammed!’, Eğer ‘sefere’ çıksalardı aranızda, ziyade etmez sizlere kargaşadan başka ‘bir şey’. Ve mutlaka sokulurlardı ortanıza, içinizde fitne ‘isyan’ çıkarmak amaçlı. Ve sizlerden onları can kulağıyla dinleyenler de ‘var’. Ve Allâh, en iyi bilendir; zalimleri!
9:48 Lekadibtegûl fîtnete min kablu ve kallebû lekel umûre hattâ câel hakku ve zahere emrullâhi ve hum kârihûn (kârihûne).
‘Yâ Muhammed!’, Andolsun ki, fitne ‘isyan’ amaçladılar öncesinden ve evirip, çevirdiler ‘birtakım’ işler sana ki, hak ‘İslâm’ (Allâhû Teâlâ’ya teslimiyet) gelinceye kadar! Ve göründü Allâh’ın emri ‘hükmü’. Ve onlar, ‘bundan’ hoşlanmayanlardır.
9:49 Ve minhum men yekûlu´zen lî ve lâ teftinnî, e lâ fîl fitneti sekatû, ve inne cehenneme le muhîtatun bil kâfîrin (kâfîrine).
‘Yâ Muhammed!’, Ve onlardan ‘ikiyüzlülük yapanlardan’ kimileri der ki: „ Bana ‘seferden kalmam için’ izin ver ve beni fitneye ‘isyana’ itme! “. Değiller mi de ‘zaten, bu istekte’ fitneye ‘isyana’ düşmüşler? Ve muhakkak ki cehennem, elbette kuşatıcıdır inkârcıları.
9:50 İn tusıbke hasenetun tesu´hum, ve in tusıbke musîbetun yekûlû kad ehaznâ emrenâ min kablu ve yetevellev ve hum ferihûn (ferihûne).
‘Yâ Muhammed!’, Eğer isabet ederse sana bir iyilik ‘bu’, onları hüzünlendirir! Ve eğer isabet ederse sana bir musibet, derler ki: „ Bizler almıştık işimizi ‘sağlama’, öncesinden! “. Ve döner ‘giderler’ ve ‘kendileriyle’ iftihar ederler.
9:51 Kul len yusîbenâ illâ mâ keteballâhu lenâ, huve mevlânâ, ve alâllâhi fel yetevekkelil mu’minûn (mu’minûne).
‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Asla isabet etmez bizlere, yazdığı şey dışında Allâh’ın! O’dur, sahibimiz, koruyucumuz! “. Ve artık Allâh’a itimat etsinler, ‘samimi’ inananlar!
9:52 Kul hel terabbesûne binâ illâ ıhdel husneyeyn (husneyeyni) ve nahnu neterabbesu bikum en yusîbekumullâhu bi azâbin min indihî ev bi eydînâ, fe terabbasû innâ meakum muterabbisûn (muterabbisûne).
‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Gözetliyor musunuz ki, bizlere iki güzellikten birisi ‘şehadet veya zaferden’ başkasını?!* Ve bizler de gözetliyoruz ki, ‘bir musibet’ isabet ettirmesini sizlere Allâh’ın; bir azabı ki, katından veya bizim ellerimizle. Haydi gözetleyin ‘bakalım’, ki doğrusu, bizler de sizlerle beraber gözetleyenleriz! “.
>2:154, 3:169, 3:195, 9:111, 22:58, 47:4<
9:53 Kul enfikû tav’an ev kerhen len yutekabbele minkum, innekum kuntum kavmen fâsikîn (fâsikîne).
‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Bağış yapsanız da gönüllü veya zorla, sizlerden asla kabul edilmez! Doğrusu sizler, fesat bir toplumsunuz! “.
9:54 Ve mâ meneahum en tukbele minhum nefekâtuhum illâ ennehum keferû billâhi ve bi resûlihî ve lâ ye’tûnes salâte illâ ve humkusâlâ ve lâ yunfikûne illâ ve hum kârihûn (kârihûne).
Ve mâni olan şey, kabul edilmesine onlardan bağış yapmalarının, ancak inkâr ediyor olmalarıdır Allâh’ı ve elçisini.* Ve gelemezler takdise (Allâhû Teâlâ’yı kutsamak, hürmet ve hamd etmek için namaz) ve üşeniyor olmaksızın. Ve ne de bağış yaparlar ve hoşlanmıyor olmaksızın.
>3:179, 4:13, 4:14, 4:69, 8:13, 8:29, 9:63, 24:47, 33:36, 58:5, 58:20<
9:55 Fe lâ tu’cibke emvâluhum ve lâ evlâduhum, innemâ yurîdullâhu li yuazzibehum bihâ fîl hayâtid dunyâ ve tezheka enfusuhum ve hum kâfirûn (kâfirûne).
‘Yâ Muhammed!’, Artık imrendirmesin seni, onların malları ve ne de evlâtları! Zaten Allâh’ın muradı, azap etmek onlara, onunla ‘malları ve evlâtlarıyla’, dünya hayatında.* Ve çıksın canları ve onlar inkârcılarken.*
>9:24, 9:85, 18:46, 23:55, 23:56, 34:37, 57:20, 63:9, 64:15<
>2:161, 3:90, 9:84, 9:113, 47:34<
9:56 Ve yahlifûne billâhi innehum le minkum, ve mâ hum minkum ve lâkinnehum kavmun yefrekûn (yefrekûne).
Ve ‘ikiyüzlülük yapanlar, yalandan’ yemin ederler Allâh’a ki, mutlaka sizlerden olduklarına ve değildir onlar sizlerden! Ve lâkin onlar, korktuklarından ‘sizlerden görünen’ bir toplumdur.*
>3:110, 3:111, 9:56, 9:57, 33:13, 33:14, 63:7<
9:57 Lev yecidûne melce’en ev magârâtin ev muddehalen le vellev ileyhi ve hum yecmehûn (yecmehûne).
Eğer bulsalardı bir sığınak veya mağaralar veya girilecek bir yer, mutlaka dönerlerdi ona ve koşar adım kaçarlardı.
9:58 Ve minhum men yelmizuke fis sadakât (sadakâti), fe in u’tû minhâ radû ve in lem yu’tav minhâ îzâ hum yeshatûn (yeshatûne).
‘Yâ Muhammed!’, Ve onlardan kimileri, ayıplarlar seni sadakalar ‘paylaşımı’ hakkında! Öyle ki, eğer ondan verilirse razılardır ve eğer ondan verilmezse, o zaman hışımlanırlar.
9:59 Ve lev ennehum radû mâ âtâhumullâhu ve resûluhu ve kâlû hasbunâllâhu se yu’tinâllâhu min fadlihî ve resûluhû innâ ilâllâhi râgıbûn (râgıbûne).
Ve keşke razı olsaydılar, Allâh’ın onlara verdiği şeylere ‘ganimete’ ve elçisinin ‘dağıttığı paya’; ve deselerdi ki: „ Allâh yeter bizlere! Allâh, bizlere liyakatinden ‘yine’ verecektir ve elçisi de ‘dağıtacaktır’! Doğrusu bizler, Allâh’a ‘ümit bağlayan, rızasına’ rağbet edenleriz! “.
9:60 İnnemas sadakâtu lil fukarâi vel mesakîni vel âmilîne aleyhâ vel muellefeti kulûbuhum ve fîr rikâbi vel gârimîne ve fî sebîlillâhi vebnissebîl (vebnissebîli), farîdaten minallâh (minallâhi), vallâhu alîmun hakîm (hakîmun).
Ancak ki, sadakalar, fakirler içindir ve meskensizlere ‘yoksullara’ ve ‘bağış payı toplama’ üzerine gayret edenlere ve kalpleri ‘Allâhû Teâlâ’ya teslimiyete’ kaynaştırıcılara ve kölelerde ‘hürriyete kavuşturmada’ ve borçlulara ve Allâh’ın yolundakilere ve (yolda mahsur kalana çaresiz, imkânsız veya mekânsız kişi ve çocuklara mecazen) yol oğluna, Allâh’tan zorunlu kılındı!* Ve Allâh, en iyi bilendir; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!
>2:219, 17:26, 17:27, 17:28, 17:29, 25:67, 30:38, 51:19, 70:24, 70:25<
9:61 Ve minhumullezîne yu’zûnen nebiyye ve yekûlûne huve uzun (uzunun), kul uzunu hayrin lekum yu’minu billâhi ve yu’minu lil mu’minîne ve rahmetun lillezîne âmenû minkum, vellezîne yu’zûne resûlallâhi lehum azâbun elîm (elîmun).
Ve onlardan ‘ikiyüzlülük yapanlardan, sözleriyle’ bildiriciyi (peygamber) eza eden kimseler ve diyorlar ki: „ O ‘her söyleneni dinleyen’ bir kulaktır. “. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ O, sizlere hayrın kulağıdır! İnanır Allâh’a; ve ‘güvenip’ inanır ‘samimi’ inananlara. Ve ‘Allâhû Teâlâ’dan’ bahşedilme, bağışlanma, esirgenme ‘vesilesidir’ o kimselere ki, sizlerden ‘samimi’ inananlardır. “. Ve ‘yakışıksız sözleriyle, ayıplamalarıyla’ eza eden kimseler, elçisine Allâh’ın, ki onlaradır, elem azap.*
>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 36:63, 39:8, 40:6<
9:62 Yahlifûne billâhi lekum li yurdûkum, vallâhu ve resûluhû ehakku en yurdûhu in kânû mu’minîn (mu’minîne).
‘İkiyüzlülük yapanlar, yalandan’ yemin ederler Allâh’a ki, sizleri hoşnut etmek için. Ve ‘asıl’ Allâh ve elçisi müstahaktır hoşnut edilmeye, eğer ‘samimi’ inananlarsa!
9:63 E lem ya’lemû ennehu men yuhâdidillâhe ve resûlehu fe enne lehu nâre cehenneme hâliden fîhâ, zâlikel hızyul azîm (azîmu).
Bilmezler mi ki, kim olursa o, karşı gelen Allâh’a ve elçisine,* artık olduğunu ona, cehennem ateşi; ki, kalaklardır orada?!* İşte bu, büyük rüsva’lıktır.
>3:179, 4:13, 4:14, 4:69, 8:13, 8:29, 9:63, 24:47, 33:36, 58:5, 58:20<
9:64 Yahzerul munâfikûne en tunezzele aleyhim sûretun tunebbiuhum bi mâ fî kulûbihim, kulistehziu, innallâhe muhricun mâ tahzerûn (tahzerûne).
Sakınırlar ikiyüzlülük yapanlar, indirilmesinden aleyhlerine bir sûrenin ki, bildirir onlara kalplerindeki şeyi.* ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Alay edin; Şüphesiz ki Allâh, ‘ortaya’ çıkarandır sakındığınız şeyi! “.*
>58:8, 58:9<
>2:15, 6:5, 6:10, 7:101, 10:11, 13:32, 14:42<
9:65 Ve lein se’eltehum le yekûlunne innemâ kunnâ nahûdu ve nel’ab (nel’abu), kul e billâhi ve âyâtihî ve resûlihî kuntum testehziûn (testehziûne).
Ve mutlaka eğer sorarsan onlara, elbet derler ki: „ Bizler, sadece ‘lâfa’ dalıyor ve ‘oyalanıp’ oynuyorduk! “. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Allâh ile mi? Ve âyetleriyle ve elçisiyle alay ediyordunuz! “.*
>2:15, 6:5, 6:10, 7:101, 10:11, 13:32, 14:42<
9:66 Lâ ta’tezirû kad kefertum ba’de îmânikum, in na’fu an tâifetin minkum nuazzib tâifeten bi ennehum kânû mucrimîn (mucrimîne).
‘Ey ikiyüzlülük yapanlar! Boşuna’ mazeret beyan etmeyin! ‘Hakikat bilgisini’ örtmeye şartlananlar oldunuz ki, îmânınızdan sonra. Eğer affedersek te sizlerden ‘tövbe eden’ bir tayfayı, azaplandırırız ‘diğer’ bir tayfayı ki, ‘suçu savunan, günah’ suçluları olmaları sebebiyledir.
9:67 El munâfikûne vel munâfikâtu ba’duhum min ba’d (ba’din), ye’murûne bil munkeri ve yenhevne anil ma’rûfi ve yakbidûne eydiyehum nesûllâhe fe nesiyehum innel munâfıkîne humul fâsikûn (fâsikûne).
İkiyüzlülük yapan erkekler ve ikiyüzlülük yapan kadınlar, onlar ‘sizlerden değil’, birbirlerindendir. Tembihlerler fenalığı ve men ederler meşru olandan ve elleri dardır ‘sıkıdır’. Allâh’ı ‘önemsemeyip’ unuttular, bu yüzden ‘Zât’ı da’ onları ‘önemsemeyip’ unuttu.* Doğrusu ikiyüzlülük yapanlar, onlar fesatlardır.
>7:51, 9:67, 20:126, 32:14, 38:26, 45:34, 58:19, 59:19<
9:68 Vaadallâhul munâfikîne vel munâfikâti vel kuffâre nâre cehenneme hâlidîne fîhâ hiye hasbuhum, ve leanehumullâh (leanehumullâhu) ve lehum azâbun mukîm (mukîmun).
Allâh vadetti, ikiyüzlülük yapan erkeklere ve ikiyüzlülük yapan kadınlara ve ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlara cehennem ateşini; ki kalıcılardır orada. O, yeter onlara.* Ve lânetledi onları Allâh. Ve onlaradır, kalıcı azap!*
>9:68, 19:70, 19:71, 21:98, 21:101, 27:89, 39:60, 39:61, 92:14, 92:15, 92:16, 92:17<
>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 36:63, 39:8, 40:6<
9:69 Kellezîne min kablikum kânû eşedde minkum kuvveten ve eksere emvâlen ve evlâdâ (evlâden), festemteû bi halâkihim, festemta’tum bi halâkikum kemastemteallezîne min kablikum bi halâkihim ve hudtum kellezî hâdû, ulâike habitat a’mâluhum fid dunyâ vel âhıreh (âhıreti), ve ulâike humul hâsirûn (hâsirûne).
‘Ey ikiyüzlülük yapanlar!’, Sizlerden önceki kimseler gibisiniz. Ki, daha şiddetliydiler sizlerden, kuvvetçe ve mal çokluğunca ve evlâtlarca. Ne var ki, ‘sadece’ hisselerine düşenden istifade ettiler. Sizler de, hisselerine düşenden istifade ettiniz, sizlerden önceki kimselerin, hisselerine düşenden istifade ettikleri gibi. Ve daldınız ‘dünya kazancına’ dalan, ‘bununla yetinen’ kimseler gibi!* İşte onların, heba oldu gayretleri dünyada ve âhirette de. Ve işte onlar… Onlar, hüsrandalardır!*
>2:200, 10:7, 10:8, 11:15, 11:16, 17:18, 17:19, 17:20, 42:20<
>2:264, 3:117, 14:18, 18:103, 18:104, 18:105, 24:39, 25:23, 33,19, 47:1<
9:70 E lem ye’tihim nebeullezîne min kablihim kavmi nuhin ve âdn ve semûde ve kavmi ibrâhîme ve ashâbi medyene vel mu’tefikât (mu’tefikâti), etethum rusuluhum bil beyyinat (beyyinati), fe mâ kânallâhu li yazlimehum ve lâkin kânû enfusehum yazlimûn (yazlimûne).
Gelmedi mi onlara havadisi, onlardan önceki kimselerin? Nûh’un halkı ve Âd (Hûd aleyhisselâm’ın halkı) ve Semûd (Sâlih aleyhisselâm’ın halkı) ve İbrâhîm’in halkı ve Medyen sahabelerinin (Şuayb aleyhisselâm’ın halkı) ve altüst olan şehirlerin (Sodom ve Gomorra)* ki, getirdi onlara elçileri, ayan beyan ‘deliller’. Oysa ki olmadı Allâh’ın onlara zulmetmesi; ve lâkin ‘günaha sebebiyet vererek’, benliklerine zulmediyorlardı.
>6:42, 6:43, 6:44, 6:45, 7:95, 7:96, 7:97, 7:98, 11:117, 15:4, 19:74, 19:75, 21:6, 23:64, 23:76<
9:71 Vel mu’minûne vel mu’minâtu ba’duhum evlîyâu ba’d (ba’din), ye’murûne bil ma’rûfi ve yenhevne anil munkeri ve yukîmûnas salâte ve yu’tûnez zekâte ve yutîûnallâhe ve resûleh (resûlehu), ulâike se yerhamuhumullâh (yerhamuhumullâhu), innallâhe azîzun hakîm (hakîmun).
Ve inançlı erkekler ve inançlı kadınlar, onlar birbirlerinin himayecileridir. Tembihlerler meşru olanla ve men ederler fenalıktan. Ve uygularlar takdisi (Allâhû Teâlâ’yı kutsamak, hürmet ve hamd etmek için namaz)* ve verirler zekâtı! Ve Allâh’a itaat ederler ve elçisine!* İşte onlar ki, Allâh, onları ‘âhirette’ bahşedip, bağışlayıp, merhametle esirgeyecektir.* Şüphesiz ki Allâh, mutlak yüce, eşsiz, benzersizdir; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!
>2:43, 2:238, 4:103, 11:114, 14:40, 17:78, 17:110, 19:31, 19:55, 20:130, 20:132, 21:73, 22:78, 25:64, 30:17, 30:18, 39:9, 50:39, 51:17, 51:18, 52:49, 73:2, 73:3, 73:4, 76:16<
>3:179, 4:13, 4:14, 4:69, 8:13, 8:29, 9:63, 24:47, 33:36, 58:5, 58:20<
>11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 14:49, 21:103, 22:56, 24:24, 25:26, 28:66, 30:14<
9:72 Vaadallâhul mu’minîne vel mu’minâti cennâtin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ ve mesâkine tayyibeten fî cennâti adn (adnin), ve rıdvânun minallâhi ekber (ekberu), zâlike huvel fevzul azîm (azîmu).
Vadetti Allâh, inançlı erkekler ve inançlı kadınlara has bahçeler ‘cennetler’ ki, akar onun altından nehirler; ki kalıcılardır orada. Ve meskenler ki, temiz ‘hoş’ Adn has bahçeleri ‘cennetleri’ içinde. Ve Allâh’tan razı olunuş daha büyüktür!*. İşte budur o, büyük başarı.
>9:72, 29:45, 40:10<
9:73 Yâ eyyuhen nebiyyu câhidil kuffâre vel munâfikîne vagluz aleyhim, ve me’vâhum cehennem (cehennemu), ve bi’sel masîr (masîru).
Yâ bildirici ‘Muhammed aleyhisselâm’! Cihâd (kararlılıkla İslâm’ı yaşama mücâdelesi) et ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlarla ve ikiyüzlülük yapanlarla! Ve katı davran onlara! Ve varış yerleri cehennemdir.* Ve ne kötü varış!
>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 36:63, 39:8, 40:6<
9:74 Yahlifûne billâhi mâ kâlû, ve lekad kâlû kelimetel kufri ve keferû ba’de islâmihim ve hemmû bi mâ lem yenâlû, ve mâ nekamû illâ en egnâhumullâhu ve resûluhu min fadlih (fadlihi), fe in yetûbû yeku hayren lehum, ve in yetevellev yuazzibhumullâhu azâben elîmen fid dunyâ vel âhıreh (âhıreti), ve mâ lehum fîl ardı min veliyyin ve lâ nasîr (nasîrin).
‘İkiyüzlülük yapanlar, yalandan’ yemin ederler Allâh’a ki, söylemediklerine ve andolsun ki, „ inkâr “ kelimesini söylediler ve ‘hakikat bilgisini’ inkâr ettiler İslâmiyetlerinden (Allâhû Teâlâ’ya teslimiyet) sonra. Ve yeltendiler erişemeyecekleri şeye (Peygambere suikasta). Ve intikam almak istedikleri şey, ancak onları zenginleştirmesi ‘ihtiyaç sahiplerini’ Allâh’ın, liyakatinden ve elçisinin de ‘payları dağıtması sebebiyledir’.* Buna rağmen tövbe ederlerse ‘daha’ hayırlı olur onlara. Ve eğer ki, ‘geçmişe’ dönerlerse, azaplandırır onları Allâh, elem azap ile dünyada* ve âhirette de.* Ve yoktur onlara, yeryüzünde, Allâh’tan ‘gelecek azaba karşı’ himayeci ve ne de yardımcı!
>9:58, 9:59, 9:60<
>6:42, 6:43, 6:44, 6:45, 7:95, 7:96, 7:97, 7:98, 11:117, 15:4, 19:74, 19:75, 21:6, 23:64, 23:76<
>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 36:63, 39:8, 40:6<
9:75 Ve minhum men âhedallâhe le in âtânâ min fadlihî Le nessaddekanne ve le nekûnenne mines sâlihîn (sâlihîne).
Ve onlardan Allâh’a taahhüt eden kişiler, ‘derler ki’: „ Eğer verirse bizlere, ‘Allâhû Teâlâ’, liyakatinden, mutlaka sadaka veririz ve mutlaka oluruz erdemlilerden! “.
9:76 Fe lemmâ âtâhum min fadlihî bahılû bihî ve tevellev ve hum mu’ridûn (mu’ridûne).
Ne var ki, verdiğinde onlara ‘Allâhû Teâlâ’, liyakatinden, onunla cimrilik ettiler ve ‘geçmişe’ döndüler. Ve onlar, ‘hakikat bilgisine’ aldırış etmeyenlerdir.
9:77 Fe a’kabehum nifâkan fî kulûbihim ilâ yevmi yelkavnehu bi mâ ahlefullâhe mâ vaadûhu ve bi mâ kânû yekzibûn (yekzibûne).
Bu yüzden âkıbetleri, kalplerinde nifaktır ‘ikiyüzlülüktür’, O’nunla karşılaştıkları gün; caydıkları sebebiyle Allâh’a ki, O’na vadettikleri şeyden ve yalanlıyor olmaları sebebiyle.
9:78 E lem ya’lemû ennallâhe ya’lemu sırrehum ve necvâhum ve ennallâhe allamul guyûb (guyûbi).
Bilmezler mi ki, Allâh’ın biliyor olduğunu, sırlarını ve baş başa gizli konuşmalarını?!* Ve şüphesiz ki Allâh, en iyi bilendir; algılanamayanı!
>2:77, 9:78, 11:103, 17:47, 21:3, 43:80, 58:7, 58:8<
9:79 Ellezîne yelmizûnel muttavviîne minel mu’minîne fîs sadakâti vellezîne lâ yecidûne illâ cuhdehum fe yesharûne minhum sehirallâhu minhum, ve lehum azâbun elîm (elîmun).
O kimseler ki, ‘ikiyüzlülük yapanlar’, ayıplıyorlar inançlılardan, gönüllü fazla bağış yapanları sadakalarda ve ‘el’ emeklerinden başka ‘bir şey’ bulamayan kimseleri. Bu yüzden eğleniyorlar onlarla. ‘Asıl’ Allâh onlarla eğlendi (yaptıklarının devamına müsaadesiyle, aleyhlerine oluşturur)! Ve onlaradır, elem azap.*
>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 36:63, 39:8, 40:6<
9:80 İstagfir lehum ev lâ testagfir lehum, in testagfir lehum seb’îne merreten fe len yagfirallâhu lehum, zâlike bi ennehum keferû billâhi ve resûlih (resûlihi), vallâhu lâ yehdîl kavmel fâsikîn (fâsikîne).
‘Yâ Muhammed! İster’ istiğfar et onlar için veya istiğfar etme onlar için! Eğer istiğfar etsen de onlara yetmiş defa, asla bağışlamaz Allâh onları! İşte bu, onların inkâr ediyor olmalarındandır Allâh’ı ve elçisini. Ve Allâh, ‘hakikati örtmeye şartlandıkları için, razı olduğu yola’ yönlendirmez fesatlar toplumunu!*
>2:171, 3:108, 6:104, 7:101, 7:179, 8:22, 8:23, 10:100, 13:19, 17:72, 17:97, 21:45, 22:46, 25:44, 40:35, 64:11, 67:10<
9:81 Ferihal muhallefûne bi mak’adihim hılâfe resûlillâhi ve kerihûen yucâhidû bi emvâlihim ve enfusihim fî sebîlillâhi ve kâlû lâ tenfirû fîl harr (harri), kul nâru cehennemeeşeddu harrâ (harren), lev kânû yefkahûn (yefkahûne).
Mutluydular ‘özür sahibi olmayıp’, (Tebük seferinde) geride kalanlar, kalıp oturmaları ile Allâh’ın elçisinin gerisinde. Ve hoşlanmadılar cihâd (kararlılıkla İslâm’ı yaşama mücâdelesi) etmekten malları ve canlarıyla, Allâh’ın yolunda.* Ve dediler ki: „ Bu hararette sefere çıkmayın! “. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Cehennem ateşi daha şiddetli hararetlidir! “. Keşke derinden kavramış olsalardı!
>3:142, 4:95, 9:20, 22:78, 29:69, 47:31<
9:82 Fel yadhakû kalîlen vel yebkû kesîrâ (kesîren), cezâen bi mâ kânû yeksibûn (yeksibûne).
Artık gülsünler biraz ‘dünya yaşamı boyunca’ ki, ve ağlasınlar çokça, kazanmış oldukları ceza sebebiyle.*
>9:82, 23:110, 53:59, 53:60, 53:61, 83:29<
9:83 Fe in receakallâhu ilâ tâifetin minhum feste’zenûke lil hurûci fe kul len tahrucû maiye ebeden ve len tukâtilû maiye aduvv (aduvven), innekumradîtum bil ku’ûdi evvele merretin fak’udû meal hâlifîn (hâlifîne).
‘Yâ Muhammed!’, Nihayet eğer ‘seferden’ rücu ettirir de seni Allâh onlardan bir tayfaya, o zaman da izin isterlerse senden ‘bir başka sefere’ çıkmak için, artık onlara de ki: „ Asla çıkamazsınız benimle beraber, ebedîyen ve asla savaşamazsınız benimle beraber düşmanla! Doğrusu sizler, razı oldunuz oturmaya (Tebük seferinde), evvelki defasında. Artık ‘özür sahibi olup, seferden’ geride kalanlarla beraber oturun! “.
9:84 Ve lâ tusalli alâ ehadin minhum mâte ebeden ve lâ tekum alâ kabrih (kabrihi), innehum keferû billâhi ve resûlihî ve mâtû ve hum fâsikûn (fâsikûne).
‘Yâ Muhammed!’, Ve takdis (kutsayıp, hürmet) etme onlardan ölen birinin üzerine ebedîyen ve durma kabrinin başında (cenaze namazı kılma)! Muhakkak ki onlar, inkâr ettiler Allâh’ı ve elçisini ve ‘bu günahla’ ölenler… Ve onlar fesatlardır ‘öldüklerinde de’.*
>2:161, 3:90, 9:84, 9:113, 47:34<
9:85 Ve Lâ tu’cibke emvâluhum ve evlâduhum, innemâ yurîdullâhu en yuazzibehum bihâ fîd dunyâ ve tezheka enfusuhum ve hum kâfirûn (kâfirûne).
‘Yâ Muhammed!’, Artık imrendirmesin seni, onların malları ve evlâtları! Zaten Allâh’ın muradı, azap etmek onlara, onunla ‘malları ve evlâtlarıyla’, dünyada.* Ve çıksın canları ve onlar inkârcılarken.*
>9:24, 9:85, 18:46, 23:55, 23:56, 34:37, 57:20, 63:9, 64:15<
>2:161, 3:90, 9:84, 9:113, 47:34<
9:86 Ve izâ unzilet sûretun en âminû billâhi ve câhidû mearesûlihiste’zeneke ulût tavli minhum ve kâlûzernâ nekun meal kâ’ıdîn (kâ’ıdîne).
Ve indirildiğinde bir sûre ki: „ Allâh’a ‘samimi’ inanın ve cihâd (kararlılıkla İslâm’ı yaşama mücâdelesi) edin, elçisi ile beraber! “. ‘Yâ Muhammed!’, Senden izin istediler, onlardan varlıklılar. Ve dediler ki: „ Bırak bizleri, ‘özür sahibi olup’ oturanlarla (seferden geride kalanlarla) beraber olalım! “.*
>3:179, 4:13, 4:14, 4:69, 8:13, 8:29, 9:63, 24:47, 33:36, 58:5, 58:20<
9:87 Radû bi en yekûnû meal havâlifi ve tubia alâ kulûbihim fe hum lâ yefkahûn (yefkahûne).
Razı oldular, ‘özür sahibi olup’ geride kalanlarla beraber olmaya. Ve mühürlendi kalplerinin üzeri de,* artık onlar derinden kavramazlar (anlamak istemedikleri için, idrak kuvveleri kilitlidir).*
>4:48, 6:88, 7:146, 8:23, 8:51, 9:80, 16:107, 16:108, 40:12, 47:28<
>2:171, 3:108, 6:104, 7:101, 7:179, 8:22, 8:23, 10:100, 13:19, 17:72, 17:97, 21:45, 22:46, 25:44, 40:35, 64:11, 67:10<
9:88 Lâkinir resûlu vellezîne âmenû meahu câhedû bi emvâlihim ve enfusihim, ve ulâike lehumul hayrâtu ve ulâike humul muflihûn (muflihûne).
Lâkin elçi ve beraberindeki inançlı kimseler ki, cihâd (kararlılıkla İslâm’ı yaşama mücâdelesi) ettiler malları ve canlarıyla. Ve işte onlar ki, onlaradır, ‘tüm’ hayırlar!* Ve işte onlar… Onlar, felâha erenlerdir!
>3:142, 4:95, 9:20, 22:78, 29:69, 47:31<
9:89 Eaddallâhu lehum cennâtin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ, zâlikel fevzul azîm (azîmu).
Hazırladı Allâh onlara has bahçeler ‘cennetler’ ki, akar onun altından nehirler; ki kalıcılardır orada. İşte budur büyük başarı.
9:90 Ve câel muazzirûne minel a’râbi lî yu’zene lehum ve ka’adellezîne kezebûllâhe ve resûleh (resûlehu), se yusîbullezîne keferû minhum azâbun elîm (elîmun).
Ve geldiler göçebe Araplardan mazeret beyan edenler, onlara izin verilmesi için. ‘Diğerleri de’ kalıp oturdular, Allâh’a ‘bağlılık sözleriyle’ yalan söyleyen kimseler ve elçisine ‘mazeret bile belirtmeden’. Ki, isabet edecek onlardan o kimselere ki, ‘ısrarla, hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlardır; elem azap.*
>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 36:63, 39:8, 40:6<
9:91 Leyse alâd duafâi ve lâ alel merdâ ve lâ alellezîne lâ yecidûne mâ yunfikûne haracun izâ nasahû lillâhi ve resûlih (resûlihî), mâ alel muhsinîne min sebîl (sebîlin), vallâhu gafûrun rahîm (rahîmun).
Olmaz zayıflar ‘âcizler’ üzerine ve ne de hastalar üzerine (sefere katılamadıkları sebebiyle bir vebal)! Ve ne de ‘sefer için’ bağış yapacak bir şey bulamayan kimseler üzerine güçlük ‘vebal’. Nasihat ettikleri sürece Allâh için ve elçisi ‘için insanlara’, yoktur ‘kendisini’ koruyan, iyiler üzerine de bir yol ‘vebal’! Ve Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır;* inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!
>4:48, 5:39, 15:49, 17:25, 20:82, 25:71, 28:16, 39:53<
9:92 Ve lâ alellezîne izâ mâ etevke li tahmilehum kulte lâ ecidu mâahmilukum aleyhi tevellev ve a´yunuhum tefîdu mined dem´i hazenen ellâ yecidû mâ yunfikûn (yunfikûne).
‘Yâ Muhammed!’, Ve olmaz o kimselerin üzerlerine de ‘vebal’; ki, vardıkları zaman sana, ‘sefere’ yüklendirmen için onları, dediğinde ki: „ Bulamıyorum, sizleri üzerine ‘bindirip’ yüklenecek bir şey! “. Dönüp ‘gittiler’ ve gözleri yaşla dolup taşarak, üzüntülü ki, bulamadıklarından bağış yapacak bir şey.
9:93 İnnemes sebîlu alellezîne yeste´zinûneke ve hum agniyâ’ (agniyâu), radû bi en yekûnû meal havalifi ve tabeallâhu alâ kulûbihim fe hum lâ ya´lemûn (ya´lemûne).
‘Yâ Muhammed!’, Fakat yol ‘vebal, o’ kimselerin üzerlerinedir ki, izin isteyen senden. Ve onlar, zengin oldukları ‘hâlde sefer için bağış yapmayanlardır’! Razı oldular, ‘özür sahibi olup’ geride kalanlarla beraber olmaya. Ve mühürledi Allâh, kalplerinin üzerini de,* artık onlar bilmezler (anlamak istemedikleri için, idrak kuvveleri kilitlidir).*
>4:48, 6:88, 7:146, 8:23, 8:51, 9:80, 16:107, 16:108, 40:12, 47:28<
>2:171, 3:108, 6:104, 7:101, 7:179, 8:22, 8:23, 10:100, 13:19, 17:72, 17:97, 21:45, 22:46, 25:44, 40:35, 64:11, 67:10<
9:94 Ya´tezirûne ileykum izâ reca´tum ileyhim, kul lâ ta´tezirû len nu´mine lekum kad nebbe enallâhu min ahbârikum, ve se yerallâhu amelekum ve resûluhu summe tureddûne ilâ âlimil gaybi veş şehâdetî fe yunebbiukum bi mâ kuntum ta´melûn (ta´melûne).
Mazeret beyan ederler sizlere, ‘seferden’ geri geldiğinizde onlara. ‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ ‘Boşuna’ mazeret beyan etmeyin! Sizlere asla inanmayız! Ki, bildirmişti bana Allâh, haberlerinizden! “.* Ve görecek ‘değerlendirecektir’ Allâh gayretlerinizi ve elçisi de. Sonra geri döndürülürsünüz bilene, algılanamayanı ve şahit olunanı ‘görüneni’!* Artık bildirir sizlere, gayret ediyor olduğunuz şeyleri!*
>9:94, 47:31<
>11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 14:49, 21:103, 22:56, 24:24, 25:26, 28:66, 30:14<
>6:60, 9:109, 9:110, 10:19, 24:64, 27:83, 27:84, 27:85<
9:95 Se yahlifûne billâhi lekum izenkalebtum ileyhim li tu´ridû anhum, fe a´rıdû anhum, innehum ricsun ve me’vâhum cehennem (cehennemu), cezâen bi mâ kânû yeksibûn (yeksibûne).
‘İkiyüzlülük yapanlar, yalandan’ yemin edecekler Allâh’a, sizleri ‘razı etmek için’ ki, onlara geri döndüğünüz zaman onlara aldırış etmezsiniz ‘diye’. Artık aldırış etmeyin onlara! Muhakkak ki onlar, murdardır ve varış yerleri cehennemdir, kazanmış oldukları ceza sebebiyle!*
>2:39, 2:81, 2:257, 4:56, 10:27, 13:5, 21:39, 36:63, 39:8, 40:6<
9:96 Yahlifûne lekum li terdav anhum, fe in terdav anhum fe innallâhe lâ yerdâ anil kavmil fâsikîn (fâsikîne).
‘İkiyüzlülük yapanlar, yalandan’ yemin ederler sizlere ki, hoşnut olmanız için onlardan. Öyle ki, eğer, hoşnut olursanız onlardan o hâlde muhakkak ki Allâh, hoşnut olmaz, fesatlar toplumundan!
9:97 El a´râbu eşeddu kufren ve nifâkan ve ecderu ellâ ya´lemû hudûdemâ enzelallâhu alâ resûlih (resûlihî), vallâhu alîmun hakîm (hakîmun).
Göçebe Araplar, daha şiddetlidir inkârda ve nifakta ‘ikiyüzlülükte’. Ve daha yatkındırlar bilmemeye ‘tanımamaya’ sınırlarını, Allâh’ın indirdiği şeyi ‘âyetlerindeki hükümlerini’, elçisine. Ve Allâh, en iyi bilendir; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!
9:98 Ve minel a´râbi men yettehızu mâ yunfiku magremen ve yeterabbesu bi kumud devâir (devâire), aleyhim dâiretussev’ (dâiretussev’i), vallâhu semîun alîm (alîmun).
Ve göçebe Araplardan kimileri, bağış yaptığı şeyi ziyan sayar. Ve gözetlerler ki, sizlere kötü devirlerin gelmesini. ‘Ki, bekledikleri’ kötü devran aleyhlerinedir.* Ve Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir; en iyi bilendir!
>5:52, 9:98, 24:50, 48:6<
9:99 Ve minel a´râbî men yu´minu billâhi vel yevmil âhıri ve yettehızu mâ yunfiku kurubâtin indallâhi ve salavâtir resûl (resûli), e lâ innehâ kurbetunlehum, se yudhıluhumullâhu fî rahmetih (rahmetihî), innallâhe gafûrun rahîm (rahîmun).
Ve göçebe Araplardan kimileri, ‘samimi’ inanırlar Allâh’a ve âhir ‘son’ güne! Ve bağış yaptığı şeyi, Allâh’ın katında, yakınlıklara sayar * ve elçinin takdisini de (Allâhû Teâlâ’yı kutsamak, hürmet ve hamd etmek için namaz).* Değil mi ki, muhakkak ki o ‘yaptığı bağış’, onlara ‘Allâhû Teâlâ’nın rızasına’ bir yakınlık ‘vesilesidir’?! Allâh, dâhil edecek onları bahşedilme, bağışlanma, merhametle esirgenmenin içine. Şüphesiz ki Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır;* inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!
>2:157, 8:62<
>9:103, 33:43, 33:56<
>4:48, 5:39, 15:49, 17:25, 20:82, 25:71, 28:16, 39:53<
9:100 Ves sâbikûnel evvelûne minel muhâcirîne vel ensâri vellezînettebeûhum bi ıhsânin radıyallâhu anhum ve radû anhu ve eadde lehum cennâtin tecrî tahtehel enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ (ebeden), zâlikel fevzul azîm (azîmu).
Ve ‘Allâhû Teâlâ’ya teslimiyeti benimsemede’ öne geçenlerin evvelkilerinden, ‘Mekke’den Medine’ye’ hicret ‘göç’ edenlerden ve ‘Medine yerlilerinin’ yardımcılarından ve onlara uyan kimselerden ki, iyilikle; razıdır Allâh onlardan ve razılardır onlar da Kendisinden. Ve ‘Allâhû Teâlâ’, hazırlar onlara has bahçeler ‘cennetler’ ki, akar onun altından nehirler; ki kalıcılardır orada ebedîyen. İşte budur büyük başarı.
9:101 Ve mimmen havlekum minel a’râbi munâfikûn (munâfikûne), ve min ehlil medîneti meredû alen nifâkı lâ ta’lemuhum, nahnu na’lemuhum, se nuazzibuhum merreteyni summe yureddûne ilâ azâbin azîm (azîmin).
Ve çevrenizdeki kimselerden ki, ikiyüzlü ve göçebe Araplardan ve Medine ahalisinden nifak ‘ikiyüzlülük’ üzerine inatlaşan. Ki, bilmezsin onları, Biz iyi biliyoruz onları! Azaplandıracağız ‘onları’ iki defa (dünyada ve âhirette),* sonra geri döndürülürler büyük azaba.*
İki defa ölüm, iki defa diriltilme: – https://ikra.vision
>2:28, 2:56, 22:66, 39:42, 40:11<
9:102 Ve âharûna’terefû bi zunûbihim haletû amelen sâlihan ve âhare seyyiâ (seyyien), asâllâhu en yetûbe aleyhim, innallâhe gafûrun rahîm (rahîmun).
Ve (Tebük seferine) ‘katılmayan’ diğerleri, itiraf ettiler suçlarını. Ki, karıştırdılar gayretleri erdemliyken ve diğer kötü ‘gayretle’. Ola ki, tövbeyi kabul eyler üzerlerinden.* Şüphesiz ki Allâh, fazlalığına bakmaksızın günahları örten, bağışlayandır;* inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!
>4:48, 5:39, 15:49, 17:25, 20:82, 25:71, 28:16, 39:53<
9:103 Huz min emvâlihim sadakaten tutahhiruhum ve tuzekkîhim bihâ ve salli aleyhim, inne salâteke sekenun lehum, vallâhu semîun alîm (alîmun).
‘Yâ Muhammed!’, Al mallarından sadaka ve onları ‘cehaletten, günahlardan’ arındırmaya ‘vesile ol’ onunla! Ve takdis (kutsa, hürmet) et üzerlerine!* Mutlaka ki, senin takdisin sükûnettir onlara. Ve Allâh, işitmesi devamlı ve her şeyi kapsayan, işittiğine icabet edendir; en iyi bilendir!
>2:129, 9:99, 9:103, 28:59<
9:104 E lem ya’lemû ennallâhe huve yakbelut tevbete an ibâdihî ve ye’huzus sadakâti ve ennallâhe huvet tevvâbur rahîm (rahîmu).
Bilmezler mi ki, Allâh’ın… Ki O’nun, olduğunu kabul eyleyen tövbeyi kullarından ve alan sadakaları?!* Ve Allâh’ın… Ki O’nun, olduğunu itaate dönenin tövbesini kabul eyleyen, cezadan vazgeçen;* inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşeden!
>39:53, 57:18, 64:17<
>4:48, 5:39, 15:49, 17:25, 20:82, 25:71, 28:16, 39:53<
9:105 Ve kuli’melû fe se yerallâhu amelekum ve resûluhu vel mu’minûn (mu’minûne), ve se tureddûne ilâ âlimil gaybi veş şehâdeti fe yunebbiukum bi mâ kuntum ta’melûn (ta’melûne).
‘Yâ Muhammed!’, De ki: „ Ve ‘yararlı işlere’ gayret edin! Nihayet görecek ‘değerlendirecektir’ Allâh gayretlerinizi ve elçisi ve inançlılar da! “. Ve geri döndürülürsünüz bilene; algılanamayanı ve şahit olunanı ‘görüneni’!* Artık bildirir sizlere, gayret ediyor olduğunuz şeyleri!*
>11:103, 11:104, 11:105, 14:48, 14:49, 21:103, 22:56, 24:24, 25:26, 28:66, 30:14<
>6:60, 9:109, 9:110, 10:19, 24:64, 27:83, 27:84, 27:85<
9:106 Ve âharûne murcevne li emrillâhi immâ yuazzibuhum ve immâ yetûbu aleyhim, vallâhu alîmun hakîm (hakîmun).
Ve (Tebük seferine) ‘katılmayan’ diğerleri ki, Allâh’ın emri için, ertelenmişlerdir. Ya azaplandırır onları, ya da tövbeleri kabul eyler üzerlerinden.* Ve Allâh, en iyi bilendir; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!
>9:106, 9:117, 9:118<
9:107 Vellezînettehazû mesciden dırâren ve kufren ve tefrîkan beynel mu’minîne ve irsâden li men hâreballâhe ve resûlehu min kabl (kablu), ve le yahlifunne in erednâ illelhusnâ, vallâhu yeşhedu innehum le kâzibûn (kâzibûne).
Ve ‘ikiyüzlülük yapanlardan bazı’ kimseler, edindiler bir mâbed ki, ‘İslâm’a’ zarar vermek ve inkârı ‘pekiştirmek için’. Ve inançlıların arasını fırkalara ayırmak ve gözetlemek için harp eden kişiyi ki, öncesinden Allâh ve elçisiyle. Ve mutlaka ‘yalandan’ yemin ederek ‘derler ki’: „ İsteğimiz ancak ki, güzelliklerden başka değildir! “. Ve Allâh şahittir; muhakkak ki onlar, elbette yalancılardır!*
>18:49, 22:76, 23:105, 29:3, 29:68, 41:20, 43:80, 50:16, 50:17, 50:18, 69:49<
9:108 Lâ tekum fîhi ebedâ (ebeden), le mescidun ussise alet takvâ min evveli yevmin ehakku en tekûme fîh (fîhi), fîhi ricâlun yuhıbbûne en yetetahherû, vallâhu yuhıbbul muttahhirîn (muttahhirîne).
‘Yâ Muhammed! Namaza’ durma orada ebedîyen! Elbette ki, ‘daha’ evvelki günden, ‘günahlardan’ korunmak üzere tesis edilen ibadethane (Kubâ Mescidi), ‘daha’ müstahaktır orada ‘namaza’ durmana. Orada ‘şartlanmalardan’ arınmayı seven adamlar vardır. Ve Allâh, sever arınmışları!
9:109 E fe men essese bunyânehu alâ takvâ minallâhi ve rıdvânin hayrun em men essese bunyânehu alâ şefâ curufin hârin fenhâre bihî fî nâri cehennem (cehenneme), vallâhu lâ yehdîl kavmez zâlimîn (zâlimîne).
O hâlde, o kimse ‘gibi’ midir ki, binasını kurdu, Allâh’tan ‘ürpererek, günahlardan’ korunma üzerine ve razı olunuşa ki, en hayırlısıdır; yoksa o kimse mi ki, binasını kurdu, kayan bir uçurumun kenarına? Ki, bu yüzden yuvarlandı onunla cehennem ateşine. Ve Allâh, ‘hakikati örtmeye şartlandıkları için, razı olduğu yola’ yönlendirmez zalimler toplumunu!*
>2:171, 3:108, 6:104, 7:101, 7:179, 8:22, 8:23, 10:100, 13:19, 17:72, 17:97, 21:45, 22:46, 25:44, 40:35, 64:11, 67:10<
9:110 Lâ yezâlu bunyânuhumullezî benev rîbeten fî kulûbihim illâ en tekattaa kulûbuhum, vallâhu alîmun hakîm (hakîmun).
Zail olmaz kurdukları ‘tutarlı bir inanç temelinden yoksun’ binaları ki, onunla kalplerinde bir kurgu olarak kalplerinden kesilmedikçe (hatırdan, gönülden çıkarmadıkça). Ve Allâh, en iyi bilendir; âdil, hakkı yerine getiren, adaletle hükmedendir!
9:111 İnnallâheşterâ minel mu’minîne enfusehum ve emvâlehum bi enne lehumul cenneh (cennete), yukâtilûne fî sebîlillâhi fe yaktulûne ve yuktelûne va’den aleyhi hakkan fît tevrâti vel incîli vel kur’ân (kur’âni), ve men evfâ bi ahdihî minallâhi, festebşirû bi bey’ıkumullezî bâya’tum bih (bihî), ve zâlike huvel fevzul azîm (azîmu).
Muhakkak ki Allâh, satın almıştır inançlılardan, canlarını ve mallarını; ‘müjdeler’ ki, olduğunu onlara, has bahçe ‘cennet’! ‘Onlar’ savaşırlar Allâh’ın yolunda, ‘bazen’ bu yüzden öldürürler ve ‘bazen de’ öldürülürler. ‘Ki bu’ vaat, üstlendiği gerçektir, Tevrât’ta ve İncîl’de ve Kur’ân’da!* Ve kimdir ki, Allâh’tan daha çok taahhüdüne vefa eden? O hâlde ‘sevinip’ müjdeleşin alış-verişinize ki o, ‘O’nunla’ yaptığınız alış-verişe! Ve işte budur o, büyük başarı.
>2:154, 3:169, 3:195, 9:111, 22:58, 47:4<
9:112 Ettâibûnel âbidûnel hâmidûnes sâihûner râkiûnes sâcidûnel âmirûne bil ma’rûfi ven nâhûne anil munkeri vel hâfizûne li hudûdillâh (hudûdillâhi), ve beşşiril mu’minîn (mu’minîne).
‘Bunlar, yalnızca Allâhû Teâlâ’ya’ tövbe edenler, ‘hizmetle, ibadetle’ kulluk edenler, yücelterek övenler, zevkten el etek çekenler, ‘huzuruna’ eğilenler ve yere kapananlardır; ki, tembihlerler meşru olanla ve men ederler fenalıktan ve Allâh’ın sınırlarını, muhafaza edenlerdir! ‘Yâ Muhammed!’, Ve ‘cennetle’ müjdele ‘samimi’ inananları!
9:113 Mâ kâne lin nebiyyi vellezîne âmenû en yestagfirû lil muşrikîne ve lev kânû ulî kurbâ min ba’di mâ tebeyyene lehum ennehum ashâbul cahîm (cahîmi).
Olmaz bildiricinin (peygamber) ve ‘samimi’ inanan kimselerin, ‘Allâhû Teâlâ’ya’ istiğfar etmeleri ortak yakıştıranlar için! Ve eğer olsalar da yakınları ki, onlara belli olmasının ardından ‘cehennemin’ alevli ateşi sahabeleri oldukları.*
>2:161, 3:90, 9:84, 9:113, 47:34<
9:114 Ve mâ kânestigfâru ibrâhîme li ebîhi illâ an mev’ıdetin vaadehâ iyyâh (iyyâhu), fe lemmâ tebeyyene lehû ennehuaduvvun lillâhi teberre’e minh (minhu), inne ibrâhîme le evvâhun halîm (halîmun).
Ve olmadı istiğfar etmesi İbrâhîm’in babası için ki, istisna ‘olarak’ ona, vadettiği vaattendir!* Yalnız ona, belli olunca onun, Allâh’a düşman olduğu, ondan alâkasızlaştı. Doğrusu İbrâhîm, mutlaka ‘çok’ hayıflanan, ılımlıdır.
>19:47, 26:86, 60:4<
9:115 Ve mâ kânallâhu lî yudılle kavmen ba’de iz hedâhum hattâ yubeyyine lehum mâ yettekûn (yettekûne), innallâhe bi kulli şey’in alîm (alîmun).
Ve olmadı Allâh’ın, bir toplumu şaşırtması, yönlendirildiklerinin ardından ki, ‘günahlardan’ korunmaları onlara belli oluncaya kadar.* Şüphesiz ki Allâh, her şeyi en iyi bilendir!
>9:115, 17:15, 26:209, 28:59<
9:116 İnnallâhe lehu mulkus semâvâti vel ard (ardı), yuhyî ve yumît (yumîtu), ve mâ lekum min dûnillâhi min veliyyin ve lâ nasîr (nasîrin).
Şüphesiz ki Allâh’ın, Zât’ının dır saltanat, hükümranlık, göklerde ve yerde! ‘Allâhû Teâlâ’ yaşatır ve öldürür! Ve yoktur sizlere, Allâh’tan ziyade himayeci ve ne de yardımcı!
9:117 Lekad tâballâhu alen nebiyyi vel muhâcirîne vel ensârillezînet tebeûhu fî sâatil usreti min ba’di mâ kâde yezîgu kulûbu ferîkın minhum summe tâbe aleyhim, innehu bihim raûfun rahîm (rahîmun).
Andolsun ki, Allâh, tövbelerini kabul eyledi, (Tebük seferine) ‘katılmayanlara izin vermesiyle’ bildiriciye (peygamber) ve ‘Mekke’den Medine’ye’ hicret ‘göç’ edenlere ve o zor saatte ona ‘peygambere’, uyan ‘Medine yerlilerinden’ yardımcılarına ki, onlardan bir kısmının kalpleri neredeyse kayıyor olmasının ardından. Sonradan ‘Allâhû Teâlâ’, tövbelerini kabul eyledi. Şüphesiz ki O, onlara insaf edendir; inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşedendir!
9:118 Ve ales selâsetillezîne hullifû, hattâ izâ dâkat aleyhimul ardu bimâ rehubet ve dâkat aleyhim enfusuhum ve zannû en lâ melcee minallâhi illâ ileyh (ileyhi), summe tâbe aleyhim li yetûbû, innallâhe huvet tevvâbur rahîm (rahîmu).
Ve üçünün de üzerlerine… O kimselerin ki, geri bırakılmışlardı.* Hatta dar gelmişti onlara yeryüzü, genişliğine rağmen ve içleri daraldı. Ve fark ettiler ki, sığınak olmadığını Allâh’ın dışında ‘kimse’, kendilerine. Sonra ‘Allâhû Teâlâ’, tövbelerini kabul eyledi üzerlerinden ki, ‘pişman olup’ tövbe ettikleri için. Şüphesiz ki Allâh, O’dur ki, itaate dönenin tövbesini kabul eyleyen, cezadan vazgeçen;* inançlıları esirgeyen, acıyan, bahşeden!
>9:106, 9:117, 9:118<
>4:48, 5:39, 15:49, 17:25, 20:82, 25:71, 28:16, 39:53<
9:119 Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe ve kûnû meas sâdikîn (sâdikîne).
Ey inançlı kimseler! Korunun, Allâh’a ‘karşı gelmekten’! Ve samimilerle beraber olun!
9:120 Mâ kâne li ehlil medîneti ve men havlehum minel a’râbi en yetehallefû an resûlillâhi ve lâ yergabû bi enfusihim an nefsih (nefsihî), zâlike bi ennehum lâ yusîbuhum zameun ve lâ nasabun ve lâ mahmesatun fî sebîlillâhi ve lâ yetaûne mevtıan yagîzul kuffâre ve lâ yenâlûne min aduvvin neylen illâ kutibe lehum bihî amelun sâlih (sâlihun), innallâhe lâ yudîu ecrel muhsinîn (muhsinîne).
Olmadı ‘olmaz’ Medine ahalisi için ve çevresindeki kimselere ki, göçebe Araplardan, Allâh’ın elçisinden geri konuşlanmaları ve ne de rağbet etmeleri benliklerine, onun canından ‘üstün tutup’! İşte bununla, onlara isabet etmesi olmaz ki, bir susuzluk ve ne bir yorgunluk ve ne açlık, Allâh’ın yolunda; ve ne de ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışları öfkelendiren ayak basılan yeri işgal edip ezip geçmeleri ve bir zafere ermeleri düşmana karşı ki, onunla, gayretleri erdemliler ‘sevabı’ yazılmış olmasın onlara. Muhakkak ki Allâh, zayi etmez ecrini, ‘kendisini’ koruyan, iyilere!
9:121 Ve lâ yunfikûne nefakaten sagîreten ve lâ kebîreten ve lâ yaktaûne vâdien illâ kutibe lehum lî yeczîyehumullâhu ahsene mâ kânû ya’melûn (ya’melûne).
Ve bağış yapmazlar bir nafaka, küçük ve ne de büyük ve kesmezler bir vadi ‘yolu’* ki, yazılmış olmasın onlara. Ki, Allâh’ın ödüllendirmesi için onları, daha iyiyle, gayret ediyor oldukları şeylerden.
>8:42, 9:5, 9:120<
9:122 Ve mâ kânel mu’minûne li yenfirû kâffeh (kâffeten), fe lev lâ nefere min kulli firkatin minhum tâifetun li yetefekkahû fîd dîni ve li yunzirû kavmehum izâ receû ileyhim leallehum yahzerûn (yahzerûne).
Ve olmadı ‘olmaz’, inançlıların topyekûn seferberliği! Ancak oysa ki, seferber olmayıp ta, onlardan her bir birlikten bir tayfa, dîni ‘İlâhî esasları’ derin kavrasalar ya ve ‘kıyâmetle’ uyarmaları için halkını, onlara rücu ettikleri zaman?!* Ki, belki onlar ‘seferden dönenler’ sakınırlar!
>3:104<
9:123 Yâ eyyuhellezîne âmenû kâtilûllezîne yelûnekum minel kuffâri vel yecidû fîkum gilzah (gilzaten), va’lemû ennallâhe meal muttekîn (muttekîne).
Ey ‘samimi’ inanan kimseler! Savaşın o kimselerle ki, ‘öncelikle’ yakınınızdaki ‘hakikat bilgisini’ örtmeye şartlanmışlardan!* Ve bulsunlar sizlerde bir kabalık. Ve bilin ki Allâh’ın, ‘günahlardan’ korunanlarla beraber olduğunu!
>9:29, 9:36, 60:7, 60:8, 60:9<
9:124 Ve îzâ mâ unzilet sûretun fe minhum men yekûlu eyyukum zâdethu hâzihî îmânâ (îmânen), fe emmellezîne âmenû fe zâdethum îmânen ve hum yestebşirûn (yestebşirûne).
Ve ne zaman bir sûre indirilse, hemen onlardan ‘ikiyüzlülük yapanlardan’ kimileri derler ki: „ Bu hanginizin îmânını ziyade etti? “. Fakat ‘samimi’ inanan kimselere ise, böylelikle îmânını ziyade etti ve onlar, müjdeleşirler.
9:125 Ve emmellezîne fî kulûbihim maradun fe zâdethum ricsen ilâ ricsihim ve mâtû ve hum kâfirûn (kâfirûne).
Ve kalpleri ‘şüphe, inkâr hastalıklı’ kimselere ise, ancak murdarlıklarına murdarlık ziyade etti. Ve ‘bu günahla’ ölenler… Ve inkâr edenlerdir ‘öldüklerinde de’.*
>2:161, 3:90, 9:84, 9:113, 47:34<
9:126 E ve lâ yerevne ennehum yuftenûne fî kulli âmin merreten ev merreteyni summe lâ yetûbûne ve lâ hum yezzekkerûn (yezzekkerûne).
Ve görmüyorlar mı ki, sınandıklarını her yıl bir defa veya iki defa?* Sonra ‘buna rağmen’ tövbe etmezler ve ‘Allâhû Teâlâ’yı’ yâd etmezler.*
>8:25, 9:126, 21:35, 29:2<
>2:152, 2:239, 3:135, 3:191, 4:103, 6:118, 13:28, 20:14, 33:41<
9:127 Ve îzâ mâ unzilet sûretun nazara ba’duhum ilâ ba’d (ba’din), hel yerâkum min ehadin summensarafû, sarafallâhu kulûbehum bi ennehum kavmun lâ yefkahûn (yefkahûne).
Ve ne zaman bir sûre indirilse, ‘dinlemeye katılan ikiyüzlülük yapanlar’, birbirlerine ‘kaşla gözle sorar gibi’ bakarlar: „ Sizleri gören bir ‘kimse’ var mı? “. Sonra da çekip giderler; ki savuşturdu Allâh kalplerinden. ‘Bu’ onların derinden kavramayan toplum olmalarındandır.*
>4:153, 6:109, 6:110, 6:111, 7:146, 10:97, 14:11, 14:47, 23:71, 29:51<
9:128 Lekad câekum resûlun min enfusikum azîz (azîzun), aleyhi mâ anittum harîsun aleykum bil mu’minîne raûfun rahîm (rahîmun).
Andolsun ki, geldi sizlere hemcinslerinizden bir elçi ki,* ‘pek’ muhteremdir!* Ona da, ‘ağır gelir’ sizlere sıkıntı veren şeyler. Sizlere çok düşkün, ‘samimi’ inananlara insaf edendir; esirgeyen, acıyan, bahşedendir!
>2:151, 3:164, 3:184, 4:41, 4:166, 6:42, 14:44, 16:44, 16:89, 17:77, 28:47<
>9:128, 18:110, 41:6<
9:129 Fe in tevellev fe kul hasbîyallâh (hasbîyallâhu), lâ ilâhe illâ hûv (hûve), aleyhi tevekkeltu ve huve rabbul arşil azîm (azîmi).
‘Yâ Muhammed!’, Buna rağmen eğer ki, ‘geçmişe’ dönerlerse, o hâlde de ki: „ Yeter bana Allâh ki, ilâh olamaz O’nun dışında! Zât’ına itimat ettim! “. Ve O’dur, Rabbi, yüce Arş’ın (cennet ve cehennemi de içinde barındıran, zamansız, mekânsız, evrenin yönetmeliğinin)!*
>17:44, 26:23, 26:24, 42:11, 59:22, 59:23, 59:24, 112:4<